health

Diyabetin Sınıflandırılması
00:01:36
Sağlık Tiwi
19 Views · 7 months ago

Diyabetin Sınıflandırılması
Prof. Dr. Birsel Kavaklı SağlıkTiwi
Şeker Hastalığı (Diyabet) Nedir? Şeker Hastalığı Belirtileri Nelerdir?

Diyabet (şeker hastalığı) vücudun kan şekerini uygun şekilde kullanamaması olarak tanımlanmaktadır. Yanlış beslenme ve hareketsizliğin yaygınlaşmasıyla birlikte halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen diyabetin görülme sıklığı hızla artmaktadır. Şeker hastalığı her yaş grubundan insanı tehdit ederken, dünyada her altı saniyede bir kişi şeker hastalığına bağlı sorunlar nedeniyle yaşamını yitirmektedir. Yapılan çalışmalar 2035 yılında diyabet olacak kişilerin sayısının dünya çapında 600 milyona yaklaşacağını gösteriyor. Dünyada ayrıca 316 milyon pre-diyabet (şeker hastalığı öncesi dönem) hastası bulunuyor. Türkiye’de de diyabet ve diyabete bağlı gelişen sağlık problemleri önemli bir yer tutmaktadır. Diyabetten korunmak için kan şekerini kontrol altında tutmak büyük önem taşıyor. Rakamlar ürkütücü olsa da diyabet hastalığından korunmak hareketsiz yaşam tarzından kurtulmak ve doğru beslenme alışkanlıklarıyla mümkün olabiliyor.
ŞEKER HASTALIĞI (DİYABET) NEDİR?
Halk arasında şeker hastalığı olarak adlandırılan diyabet, pankreastan salgılanan insülin eksikliği veya etkisizliği sonucu ortaya çıkan kan şekeri yüksekliğinin söz konusu olduğu yaygın görülen bir hastalıktır. Vücudun ihtiyaç duyduğu enerji temel besin öğeleri protein, yağlar ve karbonhidratlardan sağlanır. Bu besin öğelerinin en önemlisi parçası ‘glikoz’ yani basit şekerdir. Glikozun önemi, en başta beyin olmak üzere vücudun en önemli enerji kaynağı olmasından kaynaklanır. Hücreler ihtiyaç duydukları glikozu pankreastan salgılanan insülin hormonu yardımıyla kullanır. İnsülin hormonu vücutta yapılamaz ise glikoz enerji olarak kullanılamayacak ve kan şekeri yükselecektirDiyabet hastalığının yaygınlaşmasında değişen yaşam koşulları ve beslenme alışkanlıkları etki göstermektedir. Düzenli ve dengeli beslenme prensiplerine uyarak hareketsiz yaşam tarzını terk etmek diyabet hastalığından korunmak mümkün hale gelebiliyor. Diyabet tanısı konulan hastalar uygun şekilde tedavi edilmediğinde beklenen yaşam süresi 8 yıl kısalmaktadır.

ŞEKER HASTALIĞI (DİYABET) KİMLERDE GÖRÜLÜR?
Diyabet hastalarının kanında şeker miktarı artmakta ve böbreklerden dışarı atılmaktadır. Pankreasın yeterli miktarda insülin hormonu üretmemesi veya ürettiği insülin hormonunun etkili bir şekilde kullanılamaması durumunda ortaya çıkan diyabet yeni doğmuş bir bebekte de 80 yaşında bir bireyde de görülebiliyor.

Kentleşme ile birlikte gelen hareketsiz yaşam tarzı, yanlış beslenme alışkanlığıyla birlikte tüm dünyada gittikçe yaygınlaşan diyabete çoğunlukla obezite eşlik etmektedir.En sık orta yaş ve üzerindeki kişilerde görülmektedir.

Beslenme alışkanlığındaki yanlışlıklar neticesinde son yıllarda çocuklarda, genç erişkinlerde obezite görülme sıklığının artış göstermesi diyabetin başlama yaşını öne çekebiliyor.

ŞEKER HASTALIĞI (DİYABET) ÇEŞİTLERİ NELERDİR?
Diyabetin birden fazla tipi vardır. Diyabet hastalığı sınıflaması en son kabul edilen şekle göre;

Tip 1 diyabet,
Tip 2 diyabet,
Gebelik (Gestasyonel) diyabeti,
Diğer sebepler (ilaç kullanımına dayalı, hormonal bozukluklara dayalı v.b) olarak belirlenmiştir.
Toplumda en sık rastlanan diyabet türleri Tip 1 ve Tip 2’dir.

Tip 1 Diyabet

Tip 1 diyabet insülin hormonunun mutlak eksikliğinde meydana gelir. Tip 1 diyabet, bağışık sisteminin virüs, ilaç, aşılanma, fizik veya psişik stres v.b bir nedenle normalden sapması sonucu insülin yapımını üstlenen pankreas beta hücrelerinin tahribi sonucu gelişir. Bu tahribat %80’in üzerine ulaştığında şeker hastalığı belirtileri ortaya çıkmaya başlarBu hastaların mutlaka ömür boyu insülin tedavisi almaları gereklidir.

Tip 2 Diyabet

Bu şeker hastalığı türünün başlangıç döneminde pankreas yeterli miktarda insülin salgıladığı halde salgılanan insülin hücreler tarafından kullanılamaz. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde ise pankreastan insülin salgılanması yetersiz hale gelir. Tip 2 türündeki şeker hastalığında uzun yıllar klinik olarak bir belirti görülmeyebilir. Enfeksiyon, ameliyat, gebelik, stres veya fazla kilo alınması diyabeti klinik olarak ortaya çıkarabilir. Tip 2 diyabet genellikle 40 yaşın üzerindeki kişilerde görülür. Aile fertlerinde şeker hastalığı olanlar, aşırı kilolu kişiler, 4 kg’dan daha ağır bebek doğuran kadınlarda bu tür şeker hastalığının görülme riski daha fazladır


https://www.tivu.co/@sagliktiwi

-~-~~-~~~-~~-~-
Please watch: "Kalori hesabı yapmak doğrumu dur ?"
https://www.youtube.com/watch?v=NugkrHCPiDM
-~-~~-~~~-~~-~- .

FaceBook : https://facebook.com/tivuuCom
Twitter : https://twitter.com/tivuco
Instagram : https://instagram.com/tivuucom
Linkedin : https://linkedin.com/company/tivu
Pinterest : https://tr.pinterest.com/tivu_co
Tumblr : https://tumblr.com/blog/tivuco
YouTube : https://bit.ly/3uz9Efb
WhatsApp : https://bit.ly/3uyiAS8
web : https://tivu.co

Grip Asışı ne zaman yapılır.
00:00:16
Sağlık Tiwi
523 Views · 8 months ago

Grip Asışı ne zaman yaptırılır
Prof. Dr. Birsel Kavaklı SağlıkTiwi

Hava sıcaklık değerlerinin gün boyunca değiştiği mevsim geçişlerinin en sık karşılaşılan hastalığı grip, doğru tedavi edilmezse sinüzit, orta kulak iltihabı gibi önemli sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Özellikle 65 yaş üstü kişiler, kronik kalp, akciğer, böbrek ve şeker hastaları, kanser hastaları ve sağlık çalışanları gibi risk grubunda bulunan kişilerin daha dikkatli olmasının gerektiği, bu dönemde öncelikle gripten korunma yollarını bilmek büyük önem taşıyor.

Grip hastalarıyla temastan kaçının
Yüksek ateş, baş ağrısı, yaygın vücut ağrısı ile seyreden gribe, influenza virüsleri neden olur. Hastalığın bulaşıcılığı, belirtilerin görülmesinden 1 gün önce başlar ve 7 gün süresince devam edebilir. Enfeksiyon; öksürme, hapşırma, konuşma ve solunum yolu salgılarının ağız, burun mukozası ve göze teması ile yayılır. Öksürük ya da hapşırık sırasında ağız ellerle kapatıldığında virüs ellere, oradan da dokunulan çeşitli yüzeylere bulaşır. Hasta olmayan insanlar bu yüzeylere elle temas eder, ellerini ağızlarına, burunlarına ve gözlerine temas ettirir ve hastalık etkenini alırlar. Bir metrelik mesafe bulaşma için riskli alandır. Virüs 0-4 °C arasında haftalarca canlılığını sürdürebildiği için kış aylarında daha sık enfeksiyon oluşturur.

Uzman kontrolünde tedavi olun
Gribal enfeksiyon tedavisinde burnun açık tutulması büyük önem taşır. Burun kapalı olduğunda sinüsler boşalmadığından grip tedavisi daha zor olan sinüzit enfeksiyonuna neden olabilir. Grip ayrıca östaki borusu tıkanıklığına da yol açarak orta kulak enfeksiyonlarına da dönüşebilir. Bu nedenle grip mutlaka uzman doktor gözetiminde tedavi edilmelidir. Grip tedavisinde istirahat etmek oldukça önemlidir. İstirahat süresinin bulaşmayı önlemek için hastalık belirtilerinin geçmesinden bir gün sonrasına kadar sürmesi gerekir. Bol sıvı alınmalı, beslenmeye dikkat edilmeli ve sigara içmemelidir.

Gripten aşıyla korunun
Aşı olmak, gripten korunmada en etkili yollardan biridir. Aşı yapıldıktan 2-3 hafta sonra vücut influenza virüsünü tanıyarak mücadele edip hastalık oluşumunu önleyebilir. Aşı canlı virüs içermediği için gribe sebep olmaz. Yaş ve kronik hastalıklar nedeniyle risk grubunda bulunan kişilerin, kalabalık ortamlarda çalışanların ve gribe yakalanmak istemeyen herkesin grip aşısı olması gerekir. Grip aşısıyla gripten % 100 korunma sağlandığı söylenemez. Ancak grip aşısı, binlerce grip mikrobu içerisinden sadece bir yıl önceki en sık karşılaşılan grip mikrobuna karşı koruyucudur. Aşı olunduktan sonra farklı bir virüse maruz kalınırsa gribe yakalanılması mümkündür.

Gribe yakalanmamak için şu önerilere dikkat edin;
Mevsim geçişlerinde hava sıcaklığına aldanmayın, tedbirli giyinin.
Gribal enfeksiyonu olan kişilerle yakın temas halinde bulunmayın
Eğer gripseniz avuç içinize hapşırmayın. Tek kullanımlık kağıt mendil ya da peçeteyle ağzınızı kapatın.
El hijyenine özen gösterin. Ellerinizi şüpheli yüzeylere temastan hemen sonra ve kış aylarında normal zamana göre daha sık yıkayın.

https://www.tivu.co/@sagliktiwi



-~-~~-~~~-~~-~-
Please watch: "Kalori hesabı yapmak doğrumu dur ?"
https://www.youtube.com/watch?v=NugkrHCPiDM
-~-~~-~~~-~~-~-

Pre-Diyabet nedir
00:01:09
Sağlık Tiwi
1,484 Views · 8 months ago

Pre-Diyabet nedir
Prof. Dr. Birsel Kavaklı SağlıkTiwi


https://www.tivu.co/@sagliktiwi

-~-~~-~~~-~~-~-
Please watch: "Kalori hesabı yapmak doğrumu dur ?"
https://www.youtube.com/watch?v=NugkrHCPiDM
-~-~~-~~~-~~-~-

Diyabet Riski
00:01:03
Sağlık Tiwi
4,151 Views · 8 months ago

Diyabet Riski
Prof. Dr. Birsel Kavaklı SağlıkTiwi https://www.tivu.co/@sagliktiwi

-~-~~-~~~-~~-~-
Please watch: "Kalori hesabı yapmak doğrumu dur ?"
https://www.youtube.com/watch?v=NugkrHCPiDM
-~-~~-~~~-~~-~-

Grip ve Antibiyotik
00:00:28
Sağlık Tiwi
4,341 Views · 8 months ago

Grip ve Antibiyotik
Prof. Dr. Birsel Kavaklı SağlıkTiwi https://www.tivu.co/@sagliktiwi

-~-~~-~~~-~~-~-
Please watch: "Kalori hesabı yapmak doğrumu dur ?"
https://www.youtube.com/watch?v=NugkrHCPiDM
-~-~~-~~~-~~-~-

Grip nasıl bir hastalıktır
00:00:17
Sağlık Tiwi
2,369 Views · 8 months ago

Grip nasıl bir hastalıktır

Prof. Dr. Birsel Kavaklı SağlıkTiwi https://www.tivu.co/@sagliktiwi

-~-~~-~~~-~~-~-
Please watch: "Kalori hesabı yapmak doğrumu dur ?"
https://www.youtube.com/watch?v=NugkrHCPiDM
-~-~~-~~~-~~-~-

Gripten korunmak
00:01:07
Sağlık Tiwi
2,714 Views · 8 months ago

Gripten korunmak
Prof. Dr. Birsel Kavaklı SağlıkTiwi
Hava sıcaklık değerlerinin gün boyunca değiştiği mevsim geçişlerinin en sık karşılaşılan hastalığı grip, doğru tedavi edilmezse sinüzit, orta kulak iltihabı gibi önemli sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Özellikle 65 yaş üstü kişiler, kronik kalp, akciğer, böbrek ve şeker hastaları, kanser hastaları ve sağlık çalışanları gibi risk grubunda bulunan kişilerin daha dikkatli olmasının gerektiği, bu dönemde öncelikle gripten korunma yollarını bilmek büyük önem taşıyor.

Grip hastalarıyla temastan kaçının
Yüksek ateş, baş ağrısı, yaygın vücut ağrısı ile seyreden gribe, influenza virüsleri neden olur. Hastalığın bulaşıcılığı, belirtilerin görülmesinden 1 gün önce başlar ve 7 gün süresince devam edebilir. Enfeksiyon; öksürme, hapşırma, konuşma ve solunum yolu salgılarının ağız, burun mukozası ve göze teması ile yayılır. Öksürük ya da hapşırık sırasında ağız ellerle kapatıldığında virüs ellere, oradan da dokunulan çeşitli yüzeylere bulaşır. Hasta olmayan insanlar bu yüzeylere elle temas eder, ellerini ağızlarına, burunlarına ve gözlerine temas ettirir ve hastalık etkenini alırlar. Bir metrelik mesafe bulaşma için riskli alandır. Virüs 0-4 °C arasında haftalarca canlılığını sürdürebildiği için kış aylarında daha sık enfeksiyon oluşturur.

Uzman kontrolünde tedavi olun
Gribal enfeksiyon tedavisinde burnun açık tutulması büyük önem taşır. Burun kapalı olduğunda sinüsler boşalmadığından grip tedavisi daha zor olan sinüzit enfeksiyonuna neden olabilir. Grip ayrıca östaki borusu tıkanıklığına da yol açarak orta kulak enfeksiyonlarına da dönüşebilir. Bu nedenle grip mutlaka uzman doktor gözetiminde tedavi edilmelidir. Grip tedavisinde istirahat etmek oldukça önemlidir. İstirahat süresinin bulaşmayı önlemek için hastalık belirtilerinin geçmesinden bir gün sonrasına kadar sürmesi gerekir. Bol sıvı alınmalı, beslenmeye dikkat edilmeli ve sigara içmemelidir.

Gripten aşıyla korunun
Aşı olmak, gripten korunmada en etkili yollardan biridir. Aşı yapıldıktan 2-3 hafta sonra vücut influenza virüsünü tanıyarak mücadele edip hastalık oluşumunu önleyebilir. Aşı canlı virüs içermediği için gribe sebep olmaz. Yaş ve kronik hastalıklar nedeniyle risk grubunda bulunan kişilerin, kalabalık ortamlarda çalışanların ve gribe yakalanmak istemeyen herkesin grip aşısı olması gerekir. Grip aşısıyla gripten % 100 korunma sağlandığı söylenemez. Ancak grip aşısı, binlerce grip mikrobu içerisinden sadece bir yıl önceki en sık karşılaşılan grip mikrobuna karşı koruyucudur. Aşı olunduktan sonra farklı bir virüse maruz kalınırsa gribe yakalanılması mümkündür.

Gribe yakalanmamak için şu önerilere dikkat edin;
Mevsim geçişlerinde hava sıcaklığına aldanmayın, tedbirli giyinin.
Gribal enfeksiyonu olan kişilerle yakın temas halinde bulunmayın
Eğer gripseniz avuç içinize hapşırmayın. Tek kullanımlık kağıt mendil ya da peçeteyle ağzınızı kapatın.
El hijyenine özen gösterin. Ellerinizi şüpheli yüzeylere temastan hemen sonra ve kış aylarında normal zamana göre daha sık yıkayın.

https://www.tivu.co/@sagliktiwi

-~-~~-~~~-~~-~-
Please watch: "Kalori hesabı yapmak doğrumu dur ?"
https://www.youtube.com/watch?v=NugkrHCPiDM
-~-~~-~~~-~~-~-

Diyabet nedir ?
00:00:37
Sağlık Tiwi
4,703 Views · 8 months ago

Diyabet nedir ?
Prof. Dr. Birsel Kavaklı SağlıkTiwi
Son yıllarda hızla yaygınlaşan yanlış beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşam tazrı diyabet yani şeker hastalığına neden oluyor. Toplumda her 10 kişiden 1’inde görülen diyabetten korunmak için bilinçlenerek kan şekerini kontrol altında tutmak büyük önem taşıyor.
Diyabet kader değil önlenebilir bir hastalıktır
Ülkemizde yaklaşık 8 milyon diyabet hastası bulunmaktadır ve bu hastaların pek çoğunun bu rahatsızlıktan haberdar olmadığı bilinmektedir. Diyabetin birden fazla tipi mevcuttur. Toplumda en sık rastlanan tip 1 ve tip 2, insülin kullanımı gerektirdiği için en çok bilinen türleridir. Tip 2 diyabette temel tedavi kilo kontrolü ile başlamaktadır. Bu hastalığın genetik olduğuna işaret eden birçok çalışma olmakla birlikte, günümüzde bu oran %30 civarındadır. Yani Tip 2 diyabet doğru yöntemler ve yaşam tarzı değişiklikleri ile önlenebilir bir hastalıktır.

Belirtileri erken farkedin
Çok su içme, sık idrara çıkma, ağızda kuruluk ve cilt yaralarında geç iyileşme gibi belirtiler diyabet hastalığına işaret edebilir. Bu belirtilerin erken dönemde fark edilmesi ve vakit kaybetmedenönlm alınması önemlidir.

İdeail kiloda kalmak diyabetten uzaklaştırır
Diyabet hastalığında, doğru beslenme ve günlük egzersiz ile kilo kontrolü hedeflenmelidir. Katkı maddeli gıdalardan uzak kalınması gerekir. Toplumda Tip 2 diyabet riski olan kişilerin erken dönemde saptanması ve doğru bir şekilde yönlendirilmesi, diyabetin önlenmesi için önemlidir. Tip 2 diyabet de önemli ölçüde önlenebilir durumdadır. Tip 2 diyebet riski taşıyan kişilere bu dönemde vücut ağırlıklarından %5-7 kilo kaybı sağlanmalıdır. Ancak bu takdirde %56 oranında önleme sağlanabilir. Kilolu diyabet hastalarının ilk 3 ayda %7 oranında kilo vermesi iyi bir başlangıç olacaktır. Diyabetten korunmak için düzenli egzersiz yapmak ve günlük fiziksel aktiviteleri artırmak önemlidir.

Sağlıklı kişilerde de insulin direnci olabilir
Muayene ve tetkikler ile sağlıklı kabul edilebilecek kişilerde de insulin direnci olabilmektedir. Bu oran toplumda yüzde 25’lerdedir. Diyabetin genç ya da yaşlı kişilerde saptanması hastalığın adını ya da tedavi yaklaşımın değiştirmemektedir. Sadece yaşlı kişilerde, diyabet tedavisi daha özen gösterilmesi gereken bir durum olabilir.



İlaçsız tedavi hastanın durumuna göre belirlenir
İlaçsız tedavi diyabetin erken tanı döneminde özellikle yüzde 10’ları bulan bir kilo kontrolü sağlandığı takdirde Tip 2 diyabetli hastaların başarılı bir şekilde tedavi edilmesine yardımcı olabilir. Ancak bu diyabet hastalığı için tam bir iyileşme sağlamaz. İlaç tedavisi diyabet hastalarının durumuna göre belirlenebilmektedir.

Tarçın tüketimi faydalı olabiliyor
Diyabeti tedavi edici doğal bir ilaç henüz bulunmamaktadır. Ancak karbonhidratlı gıdaların emilimini yavaşlatan tarçın gibi bazı gıdalar etkili olabilmektedir.

Diyabet kalp ve böbrekleri de etkileyebilir
Diyabet; kan şekerinin yükselmesi ile tanı konulmasına rağmen beraberinde yüksek tansiyon, karaciğer yağlanması, kan yağlarında yükseklik, koroner kalp hastalığı, inme, böbrek yetmezliği, körlük, nöropatiler, erkeklerde ve kadınlarda üreme fonksiyon bozuklukları ve kanser gelişimi gibi sağlığı tehdit eden çok geniş bir hastalık listesi ile birliktedir. Bu nedenle diyabet sadece kan şekeri yüksekliğinin düzeltilmesi gereken bir hastalık olarak düşünülmemelidir. Kan şekeri yüksekliği vücudumuzdaki tüm hücreler gibi damar duvarlarını döşeyen hücreler için de bir zehirdir. Bu hücrelerin fonksiyonlarının bozulmasına ve damar sertliğine neden olabilmektedir. Tüm damarlarda ve özellikle koroner damarlarda daralmalara da sebep olarak iskemik kalp hastalıklarının oluşmasını sağlayabilmektedir.



Tümör gelişimine yol açabilir
Özellikle tip 2 diyabet hastalığının başlangıcından itibaren vücutta mevcut olan “hiperinsulinemi”, vücutta bulunan tümör hücrelerinin daha hızlı büyümesine neden olarak hem yeni kanser oluşmasına hem de mevcut tümörlerin büyümesine yol açabilmektedir. Bunun yanı sıra kanserli diyabetik hastalarında uygulanan kanser tedavilerinden daha iyi sonuçlar almak için mutlaka doğru bir şekilde kan şekeri kontrolü sağlanmalıdır.



Sindirim sistemindeki bakteriler diyabet gelişiminde etkili
İnsan vücudu yaklaşık 100 trilyon mikroorganizmayı içermekte ve bu mikroorganizmalar vücutta birçok fonksiyonu kolaylaştırmaktadır. Bu mikroorganizmaların bir kısmı olumsuz; yani hastalık yapan bakterilerken önemli bir kısmı da olumlu, metabolizmada etkin roller üstlenen bakterilerdir. Son yıllarda yapılan çalışmalar olumlu-olumsuz bakteriler arası oranlarda yaşanan değişikliklerin başta kilo fazlalığı olmak üzere diyabet gibi hastalıklara yol açtığını göstermektedir.

https://www.tivu.co/@sagliktiwi

-~-~~-~~~-~~-~-
Please watch: "Kalori hesabı yapmak doğrumu dur ?"
https://www.youtube.com/watch?v=NugkrHCPiDM
-~-~~-~~~-~~-~-

DİYABET ŞEKER HASTALIĞI  BELİRTİLERİ
00:01:22
Sağlık Tiwi
6,574 Views · 8 months ago

DİYABET ŞEKER HASTALIĞI BELİRTİLERİ
Prof. Dr. Birsel Kavaklı SağlıkTiwi
Diyabet (şeker hastalığı) vücudun kan şekerini uygun şekilde kullanamaması olarak tanımlanmaktadır. Yanlış beslenme ve hareketsizliğin yaygınlaşmasıyla birlikte halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen diyabetin görülme sıklığı hızla artmaktadır. Şeker hastalığı her yaş grubundan insanı tehdit ederken, dünyada her altı saniyede bir kişi şeker hastalığına bağlı sorunlar nedeniyle yaşamını yitirmektedir. Yapılan çalışmalar 2035 yılında diyabet olacak kişilerin sayısının dünya çapında 600 milyona yaklaşacağını gösteriyor. Dünyada ayrıca 316 milyon pre-diyabet (şeker hastalığı öncesi dönem) hastası bulunuyor. Türkiye’de de diyabet ve diyabete bağlı gelişen sağlık problemleri önemli bir yer tutmaktadır. Diyabetten korunmak için kan şekerini kontrol altında tutmak büyük önem taşıyor. Rakamlar ürkütücü olsa da diyabet hastalığından korunmak hareketsiz yaşam tarzından kurtulmak ve doğru beslenme alışkanlıklarıyla mümkün olabiliyor
ŞEKER HASTALIĞI (DİYABET) NEDİR?
Halk arasında şeker hastalığı olarak adlandırılan diyabet, pankreastan salgılanan insülin eksikliği veya etkisizliği sonucu ortaya çıkan kan şekeri yüksekliğinin söz konusu olduğu yaygın görülen bir hastalıktır. Vücudun ihtiyaç duyduğu enerji temel besin öğeleri protein, yağlar ve karbonhidratlardan sağlanır. Bu besin öğelerinin en önemlisi parçası ‘glikoz’ yani basit şekerdir. Glikozun önemi, en başta beyin olmak üzere vücudun en önemli enerji kaynağı olmasından kaynaklanır. Hücreler ihtiyaç duydukları glikozu pankreastan salgılanan insülin hormonu yardımıyla kullanır. İnsülin hormonu vücutta yapılamaz ise glikoz enerji olarak kullanılamayacak ve kan şekeri yükselecektirDiyabet hastalığının yaygınlaşmasında değişen yaşam koşulları ve beslenme alışkanlıkları etki göstermektedir. Düzenli ve dengeli beslenme prensiplerine uyarak hareketsiz yaşam tarzını terk etmek diyabet hastalığından korunmak mümkün hale gelebiliyor. Diyabet tanısı konulan hastalar uygun şekilde tedavi edilmediğinde beklenen yaşam süresi 8 yıl kısalmaktadır.

ŞEKER HASTALIĞI (DİYABET) KİMLERDE GÖRÜLÜR?
Diyabet hastalarının kanında şeker miktarı artmakta ve böbreklerden dışarı atılmaktadır. Pankreasın yeterli miktarda insülin hormonu üretmemesi veya ürettiği insülin hormonunun etkili bir şekilde kullanılamaması durumunda ortaya çıkan diyabet yeni doğmuş bir bebekte de 80 yaşında bir bireyde de görülebiliyor.

Beslenme alışkanlığındaki yanlışlıklar neticesinde son yıllarda çocuklarda, genç erişkinlerde obezite görülme sıklığının artış göstermesi diyabetin başlama yaşını öne çekebiliyor.

ŞEKER HASTALIĞI (DİYABET) ÇEŞİTLERİ NELERDİR?
Diyabetin birden fazla tipi vardır. Diyabet hastalığı sınıflaması en son kabul edilen şekle göre;

Tip 1 diyabet,
Tip 2 diyabet,
Gebelik (Gestasyonel) diyabeti,
Diğer sebepler (ilaç kullanımına dayalı, hormonal bozukluklara dayalı v.b) olarak belirlenmiştir.
Toplumda en sık rastlanan diyabet türleri Tip 1 ve Tip 2’dir.

Tip 1 Diyabet

Tip 1 diyabet insülin hormonunun mutlak eksikliğinde meydana gelir. Tip 1 diyabet, bağışık sisteminin virüs, ilaç, aşılanma, fizik veya psişik stres v.b bir nedenle normalden sapması sonucu insülin yapımını üstlenen pankreas beta hücrelerinin tahribi sonucu gelişir.

Tip 2 Diyabet

Bu şeker hastalığı türünün başlangıç döneminde pankreas yeterli miktarda insülin salgıladığı halde salgılanan insülin hücreler tarafından kullanılamaz. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde ise pankreastan insülin salgılanması yetersiz hale gelir. Tip 2 türündeki şeker hastalığında uzun yıllar klinik olarak bir belirti görülmeyebilir.

ŞEKER HASTALIĞI (DİYABET) BELİRTİLERİ NELERDİR?
Tüm hücrelerin ve dokuların etkilendiği diyabet hastalığında, düzenli tıbbi bakım gerekmektedir. Hastaların en tipik şikayetleri; çok su içme, sık idrara çıkma (özellikle geceleri) ve anormal biçimde iştah artışı olarak bilinmektedir. Hastalığın belirtileri ise; kilo kaybı, bulanık görme, idrar yolu enfeksiyonları, mantar enfeksiyonları gibi çok geniş bir yelpazede yer almaktadır.

Tip 1 şeker hastalığı belirtileri nelerdir?
. Diyabetin belirtileri şu şekilde sıralanabilir;

Bulantı-kusma
Halsizlik, yorgunluk
Karın ağrısı
Derin solunum
Nefeste aseton kokusu
Dalgınlık
Özellikle geceleri sık idrara gitme
Ağız kuruluğu
Çok su içme
Ciltte kuruluk
Tip 2 şeker hastalığı belirtileri nelerdir?
İştah iyi olmasına rağmen kilo kaybı
Kimi durumlarda görme bozuklukları
Cilt yaralarının geç iyileşmesi
Kaşıntı
Sık sık enfeksiyon gelişmesi (özellikle idrar yolu enfeksiyonu)
Ellerle ve ayaklarda uyuşma-karıncalanma
Kadınlarda vajinal akıntı, kaşınma yakınmaları
Derin solunum, soluğun aseton (ekşimiş elma gibi)kokması, dilde kuruluk, uyku hali Tip 2 diyabette komanın belirtileri olup hemen hastaneye başvurmayı gerektirir.


https://www.tivu.co/@sagliktiwi

-~-~~-~~~-~~-~-
Please watch: "Kalori hesabı yapmak doğrumu dur ?"
https://www.youtube.com/watch?v=NugkrHCPiDM
-~-~~-~~~-~~-~-

Diyabet Kontrolü
00:01:16
Sağlık Tiwi
278 Views · 8 months ago

Diyabet Kontrolü
Prof. Dr. Birsel Kavaklı SağlıkTiwi
Kan şekeri kontrolü şeker hastaları için büyük önem taşımaktadır. Ağızdan alınan ilaçlar veya insülin tedavisi tedavinin %50’sini oluştururken tedavinin %50’si de beslenme tedavisiyle sağlanmaktadır. Şeker hastaları sağlıklı bir beslenme programı izleyerek kan şekeri kontrolünü sağlamalıdır. Bu nedenle kandaki şeker seviyesinin yüksekliğine bağlı olarak ortaya çıkan birçok kronik hastalıktan korunmaları ve yaşam kalitelerini artırmaları mümkündür.

Kan şekeri kontrol altına alınmalı
Kan şekerinin yükselmesinin temel nedeni, vücuttaki insülin hormonunun yokluğu, eksikliği veya var olan insülinin etkisizliğidir. Sağlıklı bireylerde kan şekeri, insülin hormonu tarafından dengelenir. Ancak diyabetlilerde vücut yeterli insülin hormonu salgılayamadığı veya salgılanan insülin hormonu kandaki şekerin vücut tarafından kullanılmasında yeterli etkiyi göstermediği için kan şekeri yükselir.


Hangi besinden ne kadar tüketileceğini bilmek önemli
Şeker hastalığının öncelikli tedavisi, şeker düzeyini kontrol altına alacak uygun beslenme programıdır. Diyabetin beslenme ile tedavisinde, hangi besinin tercih edileceği değil hangi besinden ne kadar tüketileceği önemlidir. Bu noktada, şeker hastalarının porsiyon kontrolü yapması ve bu konuda gerekli beslenme eğitimi alması çok önemlidir. Örneğin; bir şeker

Hastası; ekmek, makarna, pilav, börek, meyve, şeker, bal gibi karbonhidrat içeren besinleri gereğinden fazla tüketirse kandaki şeker düzeyini dengelemekte zorluk çeker. Bu nedenle diyabetli bir birey, gereksinimi olan karbonhidrat miktarını ve bu miktarı hangi besinlerden sağlayabileceğini çok iyi bilmelidir. Ancak kan şekeri kontrolünde karbonhidrat tüketimi dışında, yağ ve protein içeren besin tüketimi ile öğün saatlerine de dikkat edilmelidir.

Obez diyabetlilerde öncelikle yağ dokusu azaltılmalı
Hem Tip 1 hem de Tip 2 diyabetli bireylerin beslenmesi programlanırken öncelikle kişinin medikal tedavisiyle ilgili bilgi alınmalıdır. Hastanın kullandığı insülinin vücuttaki etki mekanizmasına, besin gereksinimine, diyabete eşlik eden hastalıkların bulunmasına; yaşam alışkanlıklarına göre öğün saatleri ve öğün içeriği belirlenmelidir. İnsülin tedavisi alan ya da almayan Tip 2 diyabetli bireylerin büyük çoğunluğunun fazla kilolu veya obezdir. Bu nedenle bu hastaların öncelikle fazla kilolarından kurtulmasına yönelik bir program belirlemeleri zorunludur. Obez diyabetlilerde beslenme tedavisinden olumlu sonuç alabilmek amacıyla hastada aşırı kilonun nedenlerinin araştırılması ve buna göre çözümler üretilmesi önemlidir.



Beslenme programına diyetisyen karar vermeli
Diyabette özellikle ara öğünler çok önemlidir. Ara öğün sayısı ve içeriği; bireyin beslenme tarzına, yaşam biçimine, kan bulgularına, uygulanan tedaviye göre belirlenmelidir. Bunun yanında ara öğünde tüketilecek besinin kan şekerini hızla yükselten glisemik indeksi yüksek olmamasına dikkat edilmelidir. Çünkü bu besin grupları kısa sürede kan şekerini yükseltme özelliğine sahiptir. Glisemik indeksi yüksek olan besinler tokluk kan şekerini yükseltir.


Kan şekerini yükseltmeyen besinler tercih edilmeli
Glisemik indeksi düşük başlıca besinler ve özellikleri şöyle sıralanır:

Tam tahıl ekmeği, beyaz ekmeğe göre kan şekerini daha geç ve yavaş yükseltir. Kepekli bisküvilerin glisemik indeksi normal şekerli bisküvilere göre daha düşüktür. Greyfurtun ve elmanın glisemik indeksi diğer meyvelere kıyasla daha düşüktür. Tam tahıllı makarna, bulgur pilavı, beyaz unlu makarna ve pilavına göre daha sağlıklı bir seçimdir. Olgunlaşmamış bir meyve, olgunlaşmış bir meyveye göre kan şekerinin daha geç ve daha yavaş yükselmesine neden olur. Glisemik indeksi kavramı ile anlatılmak istenen sürekli glisemik indeksi düşük besin tercihinin yapılması değil; yüksek olana kıyasla düşük olanın tercih edilmesidir. Glisemik indeksi en düşük olan seçenek sürekli olarak tercih edilemeyebilir veya uygulaması sağlıklı olmayabilir.

https://www.tivu.co/@sagliktiwi

-~-~~-~~~-~~-~-
Please watch: "Kalori hesabı yapmak doğrumu dur ?"
https://www.youtube.com/watch?v=NugkrHCPiDM
-~-~~-~~~-~~-~-

Grip
00:00:28
Sağlık Tiwi
5,037 Views · 8 months ago

Prof. Dr. Birsel Kavaklı SağlıkTiwi
Çoğunlukla 1-2 hafta içinde doğru tedavi planlaması ile atlatılan bir sağlık sorunu olan grip; çocuklar, yaşlılar ve bağışıklık sistemi düşük olan bireylerde dikkat edilmezse hayati tehlikelere yol açabiliyor. Gripten korunmak için bazı kişisel önlemler ve uzman yardımı alınması önem taşıyor
GRİP NEDİR?
Öksürük, halsizlik, yüksek ateş şikayetleriyle özellikle soğuk havalarda ve mevsim geçişlerinde görülen grip, influenza A ve B virüslerinin yol açtığı bir enfeksiyondur. Salgın halinde pek çok insanı etkileyebilen gripten korunmak için mevsimine uygun giyinmek, dengeli ve sağlıklı beslenmek, hasta kişilerle temasta bulunmaktan kaçınmak önemlidir. Grip halk arasında soğuk algınlığı (nezle) ile de karıştırılabilmektedir. Grip de nezle gibi bulaşıcı bir virüs enfeksiyonu olmakla birlikte soğuk algınlığına göre çok daha ağır seyreden bir hastalıktır. 0-4 °C arasında haftalarca canlılığını sürdürebildiği için kış aylarında daha sık enfeksiyon oluşturan grip virüsünün buluşması son derece kolaydır. Virüs en çok öksürme, hapşırma, konuşma temas yoluyla geçer.

Grip virüsü hasta kişilerin temas ettiği tüm nesneler bulaş açısından önem taşımaktadır. Özellikle çocuklar, yaşlılar, kronik hastalığı olanlar, sağlık çalışanları ve öğretmenler gibi risk grubu içerisinde bulunanlar gribi daha ağır geçirmektedir. Erken dönemde önlem alınmadığında birçok sağlık sorununa yol açabilen gripten korunmak için ellerin gün içinde sabun ve suyla yıkanması çok önemlidir. Grip enfeksiyonuna yakalanan kişilerin bilinçsizce grip ilaçlarına başlamak yerine doktora başvurarak tedavi olması gerekmektedir. Memorial Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü Uzmanları, grip ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

GRİPTE RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?
Grip veya komplikasyonlarını geliştirme riskinizi artırabilecek risk faktörleri şunları içerir:

Yaş: Mevsimsel grip; 6 aydan 5 yaşına kadar çocukları ve 65 yaş ve üstü yetişkinleri hedefleme eğilimindedir.

Yaşam veya çalışma koşulları: Huzurevi, bakımevi vb. ortamlarda yaşayanlar toplu ortamlarda yaşayan veya çalışan kişilerin gribe yakalanma olasılığı daha yüksektir. Hastanede kalan kişiler de daha yüksek risk altındadır.



Kronik hastalık:Astım, diyabet, kalp hastalığı, sinir sistemi hastalıkları, metabolik bozukluklar, böbrek, karaciğer veya kan hastalıkları, akciğer hastalıkları gibi kronik durumlar, grip komplikasyonları riskini artırabilir.

Gebelik: Hamile kadınların özellikle ikinci ve üçüncü trimesterde influenza komplikasyonları geliştirme olasılığı daha yüksektir. Kadınların bebeklerini doğurduktan iki hafta sonrasına kadar da griple ilişkili komplikasyonlar geliştirme olasılığı daha yüksektir.

Morbid Obezite: Vücut kitle indeksi (BMI) 40 veya daha fazla olan kişilerde grip komplikasyonları riski artabilir.

GRİP BELİRTİLERİ NELERDİR?
İki-iç günlük kuluçka döneminden sonra ortaya çıkan grip hastalığının belirtileri, soğuk algınlığı ve diğer solunum yolu enfeksiyonlarıyla karıştırılabilmektedir. Soğuk algınlığı (nezle), yavaş yavaş gelişen halsizlik, boğaz ağrısı, kesik kesik öksürme gibi belirtiler gösterir. Ayakta ve hafif olarak atlatılır.

Grip olan bir kişide şu belirtiler görülebilir.

Ateş yükselmesi
Tıkalı burun veya burun akıntısı
Soğuk terleme, titreme
Bazı kişilerde şiddetli olabilen ağrılar
Yorgunluk hissi
Baş ağrısı
Grip olan herkeste bu semptomların tümü görülmeyebilir. Örneğin ateş yükselmesi şikayeti olmayan bir kişinin de grip olması mümkündür.

GRİBİN NEDENLERİ NELERDİR?
Grip; temel olarak burun, boğaz, bronşları ve daha ender olarak akciğerleri etkileyen influenza virüsüne bağlı solunum yolu enfeksiyonudur. Öksürük, hapşırma, yakın temas, öpüşme, tokalaşma ile çok çabuk bulaşabilen influenza virüsü ellerin gün içinde sık sık yıkanmaması sonucu yayılmaktadır.

GRİP NASIL GEÇER? TEDAVİ YÖNTEMLERİ NELERDİR?
“İlaçla 7 gün, ilaçsız 1 hafta” denilerek kontrol altına alınmayan grip enfeksiyonu, zatürre ve menenjit gibi ciddi hastalıklara da zemin hazırlayabiliyor. Dolayısıyla grip tedavisi ihmal edilmemeli, tedavi için bir uzmana başvurulmalıdır.

GRİP İNATÇI ÖKSÜRÜK BIRAKABİLİR
Grip enfeksiyonuna yakalananlar ısı değişikliklerinden, tozlardan ve hava kuruluğundan çabuk etkilenip öksürür. Grip uzun süre tedavisiz kaldıktan sonra geçse bile arkasında inatçı öksürük bırakabilir.


GRİP HAKKINDA SIK SORULAN SORULAR
Grip enfeksiyonu- soğuk algınlığı (nezle) farkları nelerdir?

Grip, influenza A ve B virüstlerinin yol açtığı bir enfeksiyondur. Soğuk algınlığına ise 200’den fazla virüs yol açar. Soğuk algınlığı şikayetinde bulunan kişilerde ya ateş yoktur ya da hafif şekilde seyreder. Grip hastalarında ise aniden ateş yükselmesi görülür. Gripte baş ağrısı her zaman görülürken, soğuk algınlığı olan kişilerde baş ağrısı bazen ortaya çıkar.
https://www.tivu.co/@sagliktiwi

-~-~~-~~~-~~-~-
Please watch: "Kalori hesabı yapmak doğrumu dur ?"
https://www.youtube.com/watch?v=NugkrHCPiDM
-~-~~-~~~-~~-~-

Gebelik ve Diyabet
00:01:20
Sağlık Tiwi
3,889 Views · 8 months ago

Gebelik ve Diyabet
Prof. Dr. Birsel Kavaklı SağlıkTiwi
Yaklaşık 40 haftalık heyecanlı bekleyişte ortaya çıkabilen gestasyonel diyabet yani gebelik diyabeti, pek çok anne adayını endişelendiriyor. Daha önce kan şekeri hiç yükselmemiş kadınlarda da gebelik diyabeti görülebiliyor. Ancak düzenli beslenme ve egzersizin yanı sıra gerekli hallerde ilaç desteğiyle kontrol altına alınabilen bu tabloyla hem anne hem de bebekte herhangi bir sorun ortaya çıkmıyor.
Açlık kan şekerine göre yapılıyor
Sıklıkla doğumun ardından normale dönse de, gebelik diyabeti yaşayan kadınların yüzde 40’ında 20 yıl içinde diyabet gelişebilmektedir. Bu nedenle düzenli egzersiz yapmaya, sağlıklı beslenmeye ve pankreası idareli kullanmaya özen gösterilmelidir. Gebelik diyabeti kontrolü, bebek bekleyen her kadına uygulanan rutin bir testle yapılmaktadır. Şeker yükleme testi olarak adlandırılan taramanın öncesinde açlık kan şekeri kontrol edilmektedir. Açlık kan şekeri 125’in üzerinde olan kişiler diyabetiktir. Ölçüm sonucu 95-125 arası olanların da önemli bölümü diyabet hastası olabilmektedir. Bu gruba yükleme testi uygulanmaz ancak günlük kan şekeri takibine alınarak, kontrol edilir. Kan şekeri seviyesi 95’in altında olan kadınlarda ise diyabet olmaz ve 75 gram glikoz içirilerek genel durumu kontrol edilir. Verilen içecek bağırsaktan emilerek karaciğere gider, orada işlenerek de kana geçer. Kan şekeri seviyesi 95’in altında olan ve şeker yükleme testi yapılan anne adaylarında seviye artsa da, bu düzey asla 200-300’e çıkmaz. Öte yandan toplumda yanlış bilinenin aksine glikoz yüklemesinin bebeğe hiçbir zararı yoktur. Çünkü vücuda giren glikoz, gündelik yaşamda tüketilen şekerden hayli farklı bir yapıdır. Daha önce iri bebek dünyaya getiren, ailesinde diyabet hastalığı ya da gebelik diyabeti olan kişiler ile 35 yaşın üzerindeki obez kadınlarda gebelik diyabeti görülme oranı daha yüksektir.

Amaç, şeker düzeyini dengelemek
Hamile kadınların, şekeri işleme mekanizması iyi çalışmayabilir. Bu sürecin bozulması ve şekerin hücre içine sokulamaması ise hücrenin bunu kullanamaması anlamına gelir. Sonuçta da kan şekeri yükselerek, diyabet hastalığı ortaya çıkar. Diyabet tedavisinde kullanılan ilacın görevi, glikozun hücre içine girmesini sağlamaktır. Tedavinin öncelikli amacı, kandaki şeker düzeyini normale döndürmek; ikincisi de iyi çalışması için hücrenin içinde kullandırılmasıdır. Bu durum hamilelik dışında bir sorun yaratmaz. Ancak plasentanın büyümesine bağlı olarak gebelik hormonları çok yükselir. Bu hormonlar da glikozun hücre içine girmesini zorlaştırmaktadır.

Test bebeğe zarar vermiyor
Enerji için hem anne, hem de onun vücudunda hızla büyüyen bebek şekere ihtiyaç duyar. Dolayısıyla glikoz, plasentadan öncelikli geçer. Ancak gebelik öncesi sınırda olan bu sistem, özellikle önceden diyabete eğilimi olan kadınlarda üst sınıra çıkabilmektedir. Bu durumda glikoz anneye zarar verebilir ama fetüsün organlarında herhangi bir sorun yaratmaz. Çünkü plasentadan ne kadar şeker geçerse geçsin, fetüsün sonsuz ayarlama kapasitesine sahip pankreasında insülin yapımı o kadar çok olur. Ancak insülin aynı zamanda büyüme hormonu da olduğundan bebeklerin iri ve kilolu doğmasına yol açabilir. Buradaki bir diğer önemli nokta da glikoz alımına alışkın olan bu bebekler, dünyaya geldikten sonra buna uygun beslenmese de insülin salgılanmaya devam eder. Dolayısıyla diğer bebeklere göre daha çok şeker vermek gerekebilir. Aksi takdirde kan şekeri oranları hızla düşer. Yenidoğanda bebek hipoglisemisi büyük önem taşımaktadır. Çünkü bu gruptaki bebeklerin 30-40 yaşına geldiğinde diyabet hastası olma ihtimali yüzde 20 seviyesindeyken, annesi ya da kardeşlerinde diyabet varlığı halinde bu oran daha da artmaktadır. Bu bebeklerin sağlığını koruyabilmesi için yaşam boyu egzersiz ve diyet yapması gerekmektedir.

Günlük kalori alımını 250-300 kalori artırmak yetiyor
Gebeliğin belli döneminde doyma çıtası yukarı çıkar ve bu da anne adayının aç kalmamasını sağlar. Öğün aralarının altı saatten çok olması kan şekerinin düşmesine yol açar ki düşük kan şekeri, bebeğe şekerin yükselmesinden daha çok zarar verir.

Gebelik diyabetinden korunmak için bu önerilere kulak verin
Bebek bekleyen anne adaylarına gebelik diyabetine karşı beslenme önerileri şöyle sıralanmaktadır:

Tatlı, tadımlık olmak kaydıyla yasak değildir.
Kahvaltıda birkaç ince dilim ekmek tüketilebilir.
Kalori normal sınırlardaysa, diğer öğünlerde ekmek kaldırılmalıdır.
Gebelik öncesindeki porsiyon oranları artırmadan devam etmelidir.
Bir öğünde ekmek tüketildiyse beraberinde pilav, börek, makarna veya tatlı tüketilmemelidir.
Bir öğünde börek tüketip, aynı gün başka bir öğünde makarna tüketildiyse o gün pilav veya ekmek tüketilmemelidir.
Günde 15-20 dakikayı aşmayan yürüyüş ya da egzersizler atlanmamalıdır.




https://www.tivu.co/@sagliktiwi

-~-~~-~~~-~~-~-
Please watch: "Kalori hesabı yapmak doğrumu dur ?"
https://www.youtube.com/watch?v=NugkrHCPiDM
-~-~~-~~~-~~-~-

Çocuk ve Diyabet
00:01:31
Sağlık Tiwi
16,439 Views · 8 months ago

Çocuklarda Diyabet
Prof. Dr. Birsel Kavaklı SağlıkTiwi
Diyabet (şeker hastalığı) vücudun kan şekerini uygun şekilde kullanamaması olarak tanımlanmaktadır. Yanlış beslenme ve hareketsizliğin yaygınlaşmasıyla birlikte halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen diyabetin görülme sıklığı hızla artmaktadır. Şeker hastalığı her yaş grubundan insanı tehdit ederken, dünyada her altı saniyede bir kişi şeker hastalığına bağlı sorunlar nedeniyle yaşamını yitirmektedir. Yapılan çalışmalar 2035 yılında diyabet olacak kişilerin sayısının dünya çapında 600 milyona yaklaşacağını gösteriyor.

ŞEKER HASTALIĞI (DİYABET) NEDİR?
Halk arasında şeker hastalığı olarak adlandırılan diyabet, pankreastan salgılanan insülin eksikliği veya etkisizliği sonucu ortaya çıkan kan şekeri yüksekliğinin söz konusu olduğu yaygın görülen bir hastalıktır. Vücudun ihtiyaç duyduğu enerji temel besin öğeleri protein, yağlar ve karbonhidratlardan sağlanır. Bu besin öğelerinin en önemlisi parçası ‘glikoz’ yani basit şekerdir. Glikozun önemi, en başta beyin olmak üzere vücudun en önemli enerji kaynağı olmasından kaynaklanır.

ŞEKER HASTALIĞI (DİYABET) KİMLERDE GÖRÜLÜR?
Diyabet hastalarının kanında şeker miktarı artmakta ve böbreklerden dışarı atılmaktadır. Pankreasın yeterli miktarda insülin hormonu üretmemesi veya ürettiği insülin hormonunun etkili bir şekilde kullanılamaması durumunda ortaya çıkan diyabet yeni doğmuş bir bebekte de 80 yaşında bir bireyde de görülebiliyor.

Kentleşme ile birlikte gelen hareketsiz yaşam tarzı, yanlış beslenme alışkanlığıyla birlikte tüm dünyada gittikçe yaygınlaşan diyabete çoğunlukla obezite eşlik etmektedir.En sık orta yaş ve üzerindeki kişilerde görülmektedir.

Beslenme alışkanlığındaki yanlışlıklar neticesinde son yıllarda çocuklarda, genç erişkinlerde obezite görülme sıklığının artış göstermesi diyabetin başlama yaşını öne çekebiliyor.

ŞEKER HASTALIĞI (DİYABET) ÇEŞİTLERİ NELERDİR?
Diyabetin birden fazla tipi vardır. Diyabet hastalığı sınıflaması en son kabul edilen şekle göre;

Tip 1 diyabet,
Tip 2 diyabet,
Gebelik (Gestasyonel) diyabeti,
Diğer sebepler (ilaç kullanımına dayalı, hormonal bozukluklara dayalı v.b) olarak belirlenmiştir.
Toplumda en sık rastlanan diyabet türleri Tip 1 ve Tip 2’dir.

Tip 1 Diyabet

Tip 1 diyabet insülin hormonunun mutlak eksikliğinde meydana gelir. Tip 1 diyabet, bağışık sisteminin virüs, ilaç, aşılanma, fizik veya psişik stres v.b bir nedenle normalden sapması sonucu insülin yapımını üstlenen pankreas beta hücrelerinin tahribi sonucu gelişir. Bu tahribat %80’in üzerine ulaştığında şeker hastalığı belirtileri ortaya çıkmaya başlarBu hastaların mutlaka ömür boyu insülin tedavisi almaları gereklidir.

Tip 2 Diyabet

Bu şeker hastalığı türünün başlangıç döneminde pankreas yeterli miktarda insülin salgıladığı halde salgılanan insülin hücreler tarafından kullanılamaz. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde ise pankreastan insülin salgılanması yetersiz hale gelir. Tip 2 türündeki şeker hastalığında uzun yıllar klinik olarak bir belirti görülmeyebilir. Enfeksiyon, ameliyat, gebelik, stres veya fazla kilo alınması diyabeti klinik olarak ortaya çıkarabilir. Tip 2 diyabet genellikle 40 yaşın üzerindeki kişilerde görülür. Aile fertlerinde şeker hastalığı olanlar, aşırı kilolu kişiler, 4 kg’dan daha ağır bebek doğuran kadınlarda bu tür şeker hastalığının görülme riski daha fazladır

ŞEKER HASTALIĞI (DİYABET) BELİRTİLERİ NELERDİR?
Tüm hücrelerin ve dokuların etkilendiği diyabet hastalığında, düzenli tıbbi bakım gerekmektedir. Hastaların en tipik şikayetleri; çok su içme, sık idrara çıkma (özellikle geceleri) ve anormal biçimde iştah artışı olarak bilinmektedir. Hastalığın belirtileri ise; kilo kaybı, bulanık görme, idrar yolu enfeksiyonları, mantar enfeksiyonları gibi çok geniş bir yelpazede yer almaktadır.

Tip 1 şeker hastalığı belirtileri nelerdir?
. Diyabetin belirtileri şu şekilde sıralanabilir;

Bulantı-kusma
Halsizlik, yorgunluk
Karın ağrısı
Derin solunum
Nefeste aseton kokusu
Dalgınlık
Özellikle geceleri sık idrara gitme
Ağız kuruluğu
Çok su içme
Ciltte kuruluk
Tip 2 şeker hastalığı belirtileri nelerdir?
İştah iyi olmasına rağmen kilo kaybı
Kimi durumlarda görme bozuklukları
Cilt yaralarının geç iyileşmesi
Kaşıntı
Sık sık enfeksiyon gelişmesi (özellikle idrar yolu enfeksiyonu)
Ellerle ve ayaklarda uyuşma-karıncalanma
Kadınlarda vajinal akıntı, kaşınma yakınmaları
Derin solunum, soluğun aseton (ekşimiş elma gibi)kokması, dilde kuruluk, uyku hali Tip 2 diyabette komanın belirtileri olup hemen hastaneye başvurmayı gerektirir.




https://www.tivu.co/@sagliktiwi

-~-~~-~~~-~~-~-
Please watch: "Kalori hesabı yapmak doğrumu dur ?"
https://www.youtube.com/watch?v=NugkrHCPiDM
-~-~~-~~~-~~-~-

Uzman olmayan kişiler beslenme programı yazabilir mi?
00:00:57
Sağlık Tiwi
13 Views · 9 months ago

Uzman olmayan kişiler beslenme programı yazabilir mi?
Diyetisyen Özge Bezirci SağlıkTiwi

Alanında uzman olmayan kişlerin size sunduğu diyet programlarından uzak durun.

Diyetisyenlerinizin uzmanlık sertifikalarına mutlaka dikkat edin.
Bir spor eğitmeninin beslenme programı yazma yetkisinin olmadığı gibi, bir diyetisyenin de egzersiz programı oluşturma yetkisi yoktur. Lütfen bu konuda da, konunun uzmanlarından yani spor eğitmenlerinden bilgi alın.



https://www.tivu.co/@sagliktiwi

Please watch: "Nasıl, neden ve ne kadar su içemeliyiz ? "
https://www.youtube.com/watch?v=nOWjDHizlls --~--

Gün içerisinde kaç öğün beslenmeliyiz?
00:01:03
Sağlık Tiwi
12,432 Views · 9 months ago

Gün içerisinde kaç öğün beslenmeliyiz?
Diyetisyen Özge Bezirci SağlıkTiwi

Öğün Sayısı ve İçeriğinin Önemi
Vücuda alınan besinlerin sindirilmesi ve vücut tarafından kullanılması besinlerin bileşimlerine ve öğünler arasında geçen süreye bağlı olarak farklılık gösterir. Besinlerin miktarı ve tüketilme zamanlarına göre, vücutta hormonal ve enzimatik birtakım değişimler olmaktadır. Vücut, yaşamını bu koşullara uydurarak sürdürmeye çalışır. Ancak tek yönlü beslenme, aç kalma veya aşırı beslenme gibi durumlarda organizmanın bu sistemlerde oluşturduğu değişimler sağlığı da olumsuz yönde etkileyecektir.

Öğünlerin uzun aralıklarla tüketilmesi sonucu vücut daha az protein ve su tutup idrarla fazla azot (protein yapısında bulunur) atar. Organizmanın protein sentezi için protein kullanımı belirli zamanla sınırlıdır. Vücuda fazla miktarda protein alındığında idrarla azot atımı artar. Çünkü organizma kendisinin kullanmadığı azotu atacak bir uyum mekanizması geliştirir. Yemek kısa aralıklarla yendiğinde ise vücutta pozitif bir azot dengesi oluşmakta ve vücut proteinleri artmaktadır. Uzun aralıklarla beslenmede ise bunun aksine, vücutta yağ birikimi artar, bu durum kan yağları (kolesterol ve lipit) düzeyini arttırarak kalp hastalıkları ve diyabet riskini arttırır.

Yeterli ve dengeli beslenmede öğün sayısı kadar içeriği de önemlidir. Öğünlerde besin ögelerinin dağılımı ne kadar dengeli olursa metabolizmanın da o kadar düzenli çalıştığı bilinmektedir. Yalnız tahıllardan oluşan bir diyetle beslenildiğinde vücut canlılığını kaybetmektedir. Bu durum protein sentezi ile ilgilidir. Vücudun büyüme ve gelişmesinde önemli rolü olan proteinlerin vücutta sentezlenebilmeleri için yeterli düzeylerde bulunmaları gerekir. Bir öğünde, yetersiz alınan protein sonraki öğünle sağlanamamaktadır. Proteini iki öğüne dağılmış olarak alanlarda azot dengede kalırken, üç öğün yiyenlerde pozitif bir denge sağlanmaktadır.

Diyette karbonhidrat düşük olduğunda da, karbonhidrat metabolizmasının bozulduğu, buna bağlı olarak plazma serbest yağ asitlerinin yükseldiği görülmüştür. Diyette karbonhidrat azaltılınca diyet proteinlerinin büyük kısmı glikoza çevrilmektedir. Bu nedenle öğünlerin içeriğinde karbonhidrat, protein ve yağdan gelen enerji sırasıyla % 55-60, % 10-15 ve % 25-30 olmalıdır. Protein, yağ ve karbonhidratların kullanılmasında pek çok mineral ve vitamin de görev yapmaktadır. Öğünlerde bu besin ögelerinin de dengeli dağılımı gereklidir.
Metabolizmanın düzenli çalışması için, günde en az üç öğün tüketilmesi ve öğünler arasında geçen sürenin 4-5 saat olması önerilmektedir
Vücudun uygun ve yeterli enerji üretimi kan şeker düzeyi ile ilişkilidir. Hücreler şekeri kullandıkça şekerin kandaki düzeyinde ve enerji üretiminde azalma görülür. Bu durum kişide yorgunluk, dikkatte azalma, kuvvetsizlik, açlık hissi, bazen baş ağrısı şeklinde kendini gösterir. Kan şeker düzeyi normalin altına düşmüş kişi daha huysuz ve uyumsuz olur. Buna karşın kan şekeri, alınan yiyeceklerle açlık düzeyinin üzerinde tutulursa enerji kolay üretilir, kişi kendini daha iyi hisseder, daha çabuk ve açık düşünür, davranışları uyumlu ve neşeli olur. Ancak fazla besin alımı ile şekerin aşırı yükselmesi uyku hali yaratır, verimi düşürür. Bu durum şeker hastaları için tehlikelidir.

Akşam yemeği ile sabah kahvaltısı arasında yaklaşık 11 – 12 saatlik bir süre geçmektedir. Kahvaltı yapılmadığında bu süre 16 –17 saate çıkar. Uygun aralıklı öğün alınmasının yararları dikkate alınırsa bu kadar uzun süre vücudu besinsiz bırakmanın zararı açıktır.
Türkiye'ye Özgü Beslenme Rehberi, 2004

https://www.tivu.co/@sagliktiwi

Please watch: "Nasıl, neden ve ne kadar su içemeliyiz ? "
https://www.youtube.com/watch?v=nOWjDHizlls --~--

Light ürünler tavsiye edilir mi ?
00:01:28
Sağlık Tiwi
8,543 Views · 9 months ago

Please watch: "Nasıl, neden ve ne kadar su içemeliyiz ? "
https://www.youtube.com/watch?v=nOWjDHizlls --~--
Light ürünler tavsiye edilir mi ?
Diyetisyen Özge Bezirci SağlıkTiwi
Ramazan ayında formunu korumak ve kilo vermek isteyenlere önerilerim şu şekilde;

İftarda tüm besinler aynı anda ve hızlı bir şekilde tüketilmemeli, az ve sık beslenme prensibi ramazan ayında da sürdürülmeli.
Tüketmek istediğiniz yüksek kalorili besinleri yani ‘’kaçamakları’’ haftanın 1-2 günü ile sınırlandırıp diğer günler dengelerseniz asla kilo almazsınız.
Tatlı tüketimi haftada 1-2 günü geçmeyecek şekilde ve iftardan 1-1,5 saat sonra olmalı.. Şerbetli tatlılar yerine sütlü ve meyveli tatlılar tercih edilmeli; örneğin güllaç hem düşük kalorili hem hafif harika bir ramazan klasiğidir.
Ramazan ayında beslenmenin en önemli kurallarından biri günlük su tüketimidir. Sıcak havaların da etkisiyle vücutta oluşan sıvı ve mineral kaybını önlemek için 2-2,5 litre su mutlaka tüketilmelidir. Buna ek olarak günde 1 şişe doğal maden suyu , mineral kayıplarımızı dengelemeye yardımcı olur. Su dışında sıvı ihtiyacımızı şekerli ve asitli içecekler yerine ev yapımı az şekerli limonata, ayran, şekersiz komposto gibi içeceklerle karşılayabiliriz.
Sahur kesinlikle atlanmamalıdır. Sahur öğününü atlamak gün içinde kan şekerimizin düşmesine neden olur. Sahur öğününü kahvaltı gibi düşünüp protein ağırlıklı ve tok tutan düşük kalorili besinler tercih etmeliyiz.
Pide tüketimine dikkat etmeli, iftarda bir tost ekmeği boyutunda tüketmeliyiz.

https://www.tivu.co/@sagliktiwi

Kalori hesabı yapmak doğrumu dur ?
00:01:28
Sağlık Tiwi
2,121 Views · 9 months ago

Kalori hesabı yapmak doğrumudur?
Diyetisyen Özge Bezirci SağlıkTiwi

- PAKETLİ ÜRÜNLER YASAK!(EVET,BITTER ÇIKOLATA BİLE :)
- MEYVE, KURUMEYVE, DOĞAL PEKMEZ VE BAL SERBEST! (TABİ Kİ MİKTARA DIKKAT EDEREK!)
- SU, EN AZ 2 LİTRE!
- DİĞER BESINLERDE KISITLAMA YOK!
- ET,SEBZE,SÜT ÜRÜNLERİ,TAHILLAR,KURUYEMIŞLER SERBEST!

---------------------------------

İnsanları teşvik etmek istedim ve şunu yazdım ;

Hadi birlikte başlayalım. Benim amacım vücudumu arındırmak, son 1 aydır üzerimde bir yorgunluk var. Amacım bundan kurtulmak, arınmak, capcanlı olmak. Amaç farklı da olabilir, örneğin kilo vermek. Her gün, yaşadıklarımı yazmaya çalışacağım. Şimdiden 2 kişi olduk, bir söz aldım, siz de katılın! Hadi bakalım, yapabiliriz :)

Bu yazıya gelen tepkiler çok güzeldi. Hep beraber başladık ve gün gün paylaşımlar yaptık.

21 gün bittiğinde, kilo verenler bile oldu. Ben kendimi çok sağlıklı ve enerjik hissetmeye başladım. Şekersiz bir hayatta da mutlu olabileceğimizi anladım.


Please watch: "Nasıl, neden ve ne kadar su içemeliyiz ? "
https://www.youtube.com/watch?v=nOWjDHizlls --~--
https://www.tivu.co/@sagliktiwi

Nasıl, neden ve ne kadar su içemeliyiz ?
00:01:05
Sağlık Tiwi
15,265 Views · 9 months ago

Nasıl, neden ve ne kadar su içemeliyiz ?
Diyetisyen Özge Bezirci SağlıkTiwi
BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRMEK İÇİN NELER YAPILABİLİR?

Beklediğimiz kış geç de olsa kapımızı çaldı. Haliyle grip gibi salgın hastalıklar daha da artmaya başladı.Bu dönemlerde bağışıklık sistemimize destek sağlamak bizi hastalıklara karşı koruyabilir.

Bağışıklık sistemimiz vücudumuzu hastalıklara karşı koruyan bir savunma kalkanıdır.Bağışıklık sistemi birçok etmenden etkilenmektedir, kompleks bir yapıya sahiptir ve bağışıklık üstünde etki eden birçok etmen vardır (beslenme/yaş/stres durumu/çevresel faktörler vb.) Bazı durumlarda yardımımıza ihtiyaç duyabilir. Beslenme yönünden destek sağlamak için neler yapabiliriz bir göz atalım.

Su Tüketimi
Su bağışıklık sisteminin önemli bir parçasıdır, su metabolik reaksiyonlar sonucu oluşan atık ürünler ve toksinleri vücudumuzdan uzaklaştırarak sağlığımızın korunmasına yardımcı olur.

Bol Meyve ve Sebze Tüketin
Yılın her ayında önem taşıyan meyve sebze tüketimine kışın da dikkat etmek önemli. Özellikle güçlü antioksidan olan C ve E vitamininden zengin vücudumuzun enfeksiyonlara karşı savaşmasını sağlayan mevsim meyveleri (portakal, mandalina, greyfurt ,kivi, nar vb.), mevsim sebzelerini (ıspanak, brüksel lahanası, brokoli vb.) ek olarak E vitamininden zengin olan yağlı tohumları da (fındık, badem, ay çekirdeği, ceviz vb.) beslenmemizde yer almasına özen gösterelim.

Peki bağışıklık sistemimizi güçlendirmek için neler yapabiliriz?

Soğan ve Sarımsağa Sofranızda Yer Açın
Antimikrobiyel etkisi yüksek olan soğan ve sarımsak kükürtlü bileşikler ve flavanoidler sayesinde bağışıklığı destekler. Yüksek miktarda C vitamini içerirler.

Yapılan araştırmalar sonucu soğandaki fisetin ve kuersetin, sarımsaktaki allisin gibi fitokimyasalların immün sağlığı desteklemekte ve DNA, hücre hasarı ve inflamasyonu önleyerek kanser gelişim riskini azalttığı görülmüştür.

Salata ve Çorbalarınıza Baharatları Ekleyin
Karabiber, zencefil, zerdeçal, pul biber, karanfil gibi baharatları yoğurdunuza, çorbalarınıza, sularınıza ekleyerek bağışıklığınıza destek olabilirsiniz.

Kötü Alışkanlıklarınızdan Kurtulun
Alkol, sigara ,paketli ve işlenmiş ürünlerin fazla tüketimi bağışıklık sisteminizi zayıflatan başlıca etmenlerdir.

Sigara ve alkol hücrelerin ölmesine sebep olarak hastalıklara, erken yaşlanmaya ve vücudun savunmasız kalmasına sebep olabilir.

Paketli ve işlenmiş ürünlerin içindeki raf ömrünü uzatan, aroma ve kıvam verici katkı maddeleri birçok hastalığa davetiye çıkarabilir.
Doğal Takviyeler

Probiyotik: Vücut için fayda sağlayan mikroorganizmalar olarak adlandırılan probiyotiklerin ruhsal sağlığı koruma, bağırsak düzenini sağlama, bağışıklığı güçlendirme gibi birçok etkisi bulunmaktadır. Besinlerden aldığımız probiyotik her zaman yeterli gelmeyebilir(kefir,yoğurt,turşu gibi besinler probiyotik açısından zengindir) böyle durumlarda doktor ve diyetisyeninize danışarak takviye almak bağışıklığınıza katkı sağlar.

Çörekotu-Çörekotu Yağı (Soğuk sıkım):Çörekotu yağı, çörekotundan soğuk sıkım yöntemiyle elde edilir.Bu şekilde elde edilen yağlar daha yüksek antioksidan,fenolik bileşikler gibi bazı maddeleri içerdiğinden sağlık açısından faydaları ön plana çıkmaktadır.İçerdiği antioksidan sayesinde vücut direncini arttırmada yardımcı olur.



Propolis:Arıların; bitkilerin yaprak, sap ve tomurcuklarından topladıkları güçlü antibakteriyel,antifungal,antiviral ve antioksidan etkilere sahip doğal bir üründür. Bu etkisi sayesinde vücudu enfeksiyonlara karşı koruyarak vücut direncini arttırmaya yardımcı olur.

Bitki Çayları
Zencefil: Öksürük, boğaz ağrısı, mide bulantısı ve gribal enfeksiyonlarda kullanılır.

Ekinezya: Soğuk algınlığının şiddetini azaltmada ve süresini kısaltmada yardımcı olur.

Ihlamur:Vücuttan toksinlerin atılmasında, boğaz ağrısını hafifletmede etkili olabilir. İçine limon ve doğal bal ekleyerek etkisini arttırabilirsiniz.



Hibiskus Çayı:İçerisinde yüksek oranda C vitamini barındırdığından bağışıklığı güçlendirme de yardımcı olur.

Nane-Limon:Mide bulantısı ve solunum yolu enfeksiyonlarında kullanılabilir.

Ada Çayı :Öksürüğü hafifleten ve soğuk algınlığından koruyan ada çayı, zararlı toksinlerin vücuttan atılmasını sağlayarak enfeksiyon riskini azaltmaktadır.Ayrıca ada çayı gargarası boğaz ağrısına da iyi gelir. Doğal gargarayı çocuklar da uygulayabilir.

https://www.tivu.co/@sagliktiwi
-~-~~-~~~-~~-~-
Please watch: "Kilo verme de metobolizma nasıl hızlandırılabilir?"
https://www.youtube.com/watch?v=_nw1zbasaMg
-~-~~-~~~-~~-~-

Kilo verme de metobolizma nasıl hızlandırılabilir?
00:01:21
Sağlık Tiwi
4,053 Views · 9 months ago

Kilo verme de metobolizma nasıl hızlandırılabilir?
Diyetisyen Özge Bezirci SağlıkTiwi
Danışanlarımın beslenme alışkanlıklarını dinlerken onları daha yakından tanıma fırsatım oluyor. Yaşam biçimlerinden, hayata bakış açılarına kadar az çok her konuda bir fikrim oluyor. Ancak öyle bir konu var ki; ilk görüşmede kendini belli ediyor ve süreci belirliyor; ve ben bu aşamada danışanlarımı 2 gruba ayırıyorum;

Herkes kilo vermek istiyor, ama kaç kişi gerçekten inanarak başlıyor?

Yapılan araştırmalar, insanların diyet boyunca inançlarının azalan bir ivmede olduğunu gösterse de, gözlemlerimden yola çıkarak söyleyebilirim ki; ”kilo vereceğine inanmak” değiştirilebilir bir olgu.

Öncelikle kendinize inanmalısınız! ”Ben 10 kiloyu bir şekilde vereceğime inanıyorum” diyen danışanlarımı çok severim, benim istediğim kararlılık budur! Gözlerde o ışığı görmeliyim! Yavaş ya da hızlı verdiği kilolara ve etrafındaki insanların olumsuz sözlerine asla dikkat etmez ve sonunda gerçekten başarılı olurlar.

Ama, ”Biliyorum ben zaten, daha önce çok diyetisyene gittim, olmuyor hiç. Zaten artık inancım kalmadı” diyorsanız, işte orada daha yolun başındayken bir durup düşünmek gerekiyor. Düşüncelerimizi tamamen değiştirmek gerekiyor.”Önce bir kaç kilo vereyim, o şekilde inanabilirim” demek yok! Önce inanacaksınız ki, kilolar sizi bırakıp gitsin.

Daha önce kilo verememiş olmanız ya da çok yavaş kilo veriyor olmanız şuanki durumu etkilemez. Bugün yeni bir gün ve yeni şeyler söylemek lazım! Öncelikle gerekli tahlilleri yaptırıp herhangi bir sağlık probleminiz olmadığından emin olmalıyız. İçimiz rahatladıktan sonra da sorunun esas kaynağını çözmek gerekiyor!

Kendinize inandıktan sonra; bana ve önerilerime, benim sözlerime inanmalısınız! (ya da birlikte çalıştığınız diyetisyeninize).

İşte tam bu noktada ‘placebo’ etkisinden bahsetmek istiyorum.

Zayıflama diyetlerinde tavsiye edilen bir çok ”bitki çayı karışımlarının” zayıflamada ”PLACEBO ETKİSİ” yarattığı kanıtlanmıştır. Bitki çaylarının metabolizmaya katkısı inkar edilemez, ben de programlarımda çok kullanırım; ancak tek başına bitki çayları zayıflatmaz; diyetle ve egzersizle birlikte kilo kaybını destekler ve hızlandırır!

Diyet yapan 2 grup düşünün, her iki grupta da benzer özelliklerde ve yaş aralıklarında, benzer aktivite seviyesine sahip 100 kişi var. Bu gruplardan A grubundakilere ödem atmaları için tıbbi bir ilaç veriliyor, ve deniyor ki; ‘Bu ilaç ödeminizi atıyor”. B grubuna da aynı şekilde ödem atmaları için bir ilaç veriliyor ve aynı şekilde ilacın ödem atacağı söyleniyor. A grubundaki ilaç gerçekten ödem atma özelliğine sahip ancak B grubuna verilen; ilaç görünümünde ‘bonibon’ benzeri etkisiz bir ürün. İlaçları düzenli kullanan deneklerde, her iki grupta da çok benzer sonuçlara rastlanıyor çünkü her iki grupta da katılımcılar ilacın etkisine İNANIYOR!
Placebo Etkisi ile ilgili daha geniş bilgiye buradan ulaşabilirsiniz!

KİLO VERME DÖNEMİNDE RUH-BEDEN-ZİHİN İNANILMAZ BİR ÜÇLÜDÜR! ASLA AYRI DÜŞÜNÜLEMEZ. BU NE DEMEK?
Bir örnekle açıklamak gerekirse; bazı danışanlarım yediği maydanozdan, çörekotundan zevk alarak ve onun faydalı olacağını düşünerek tüketiyorlar. Yani tamamen odaklanarak! Diğer yandan, ”şunu da yiyelim hemen bitsin kurtulalım, zaten çok kötü tadı var” şeklinde bir işkenceye dönüşürse, bu iş olmaz! Çünkü her zaman söylüyorum ki; zayıflama programlarında diyet ve spor kadar psikolojik durum ve motivasyon çok çok önemli!

Danışanlarımda, kilo vereceklerine dair inancı gördüğüm anda ”işte bu” diyorum. Sonrasında zaten işimiz çok kolaylaşıyor.

Lütfen inanın! Yapabileceğine, başarabileceğine inanan gruptan olun.

Eğer, siz bile kendinize inanmazsanız, bu nasıl mümkün olabilir ki? Nasıl gerçek olabilir?

Rahat olun ve beslenmeyi bir takıntı haline getirmeyin.

Kendi kendinize tekrarlayın;

”Ben, profesyonel yardım alıyorum, diyetimi ve sporumu yapıyorum, elimden gelenin en iyisini yapıyorum ve bundan sonrasını tamamen akışına bırakıyorum”

Bir bakmışsınız ki, siz keyif almaya başlayınca, 5 kilo gitmiş bile.

Artık sizi kimse tutamaz!

Tebrikler! İnandınız
https://www.ozgebezirci.com/

https://www.tivu.co/@sagliktiwi

Diyet sırasında motivasyonun önemi
00:01:11
Sağlık Tiwi
7,944 Views · 9 months ago

Diyet sırasında motivasyonun önemi nedir?
Diyetisyen Özge Bezirci SağlıkTiwi

Diyet yapmak istiyorsunuz ama motive olamıyor musunuz ?
Diyette motivasyonunuzu sürdürmek için size bazı fikirler vermek istedim.

Tavsiyelerim ;

1-) Hedef Belirlemek
2-) Ödüllendirme
3-) Diyet Arkadaşı
4-) Not Alma
5-) Odak

---------------------------------

Sağlık Yaşam, Beslenme ve Diyet konularında fikir alışverişinde bulunmak, soru sormak veya randevu almak isterseniz, web sitemden veya youtube kanalımdan bana ulaşabilirsiniz.
Zayıflama programlarının kişinin (yaş, cinsiyet, boy uzunluğu, vücut ağırlığı, fiziksel aktivite düzeyi, beslenme alışkanlıkları vb.) özelliklerine göre enerji ve besin öğeleri içermesi; yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırılabilmesi ve yavaş (haftada 0,5 - 1 kg) ağırlık kaybı ile bireyin yeni beslenme programını yaşam tarzı haline getirmesini sağlayabilmesi gerekir. Yaşam tarzı haline getirilemeyen hiçbir yönteme başlamamak gerekir. Unutulmamalıdır ki; ayda 6 kg üzerinde ağırlık kaybı metabolik olarak başka sağlık problemlerine zemin hazırlamaktadır. Kimse 10 senede aldığı kiloları 10 günde vermeye kalkmamalıdır. Sabırlı olmak tüm diyetlerde en önemli koşullardan birisidir.

Kilo vermeye karar vermiş bir kişi normal bir bireye göre çok farklı düşünüyor. Bunlardan en kötüsü ise hızlı kilo vermenin sağlıklı olduğu düşüncesi.

Çünkü hedefe hızlı ulaşmak birçok kişinin istediği tek şey ve bu durumu olumlu hale getirmek motivasyon artışı demek.

Hızlı kilo vermenin zararları
Her şeyden önce hızlı kilo vermenin ne kadar yanlış bir hareket olduğunu bilmenizi istiyorum. Bu sebeple hızlı kilo veren bireylerde sık gördüğüm problemleri sizlerle paylaşacağım.

İşte hızlı kilo vermenin zararları.

Hormon dengeniz bozulur
Hızlı kilo vermek için çok az kalori almanız gerekiyor. Az kalori almak ise her zaman bedeninizin enerji üretim ve tüketim mekanizmalarını sekteye uğratır. Ayrıca çok az kalori alırsanız hayati organların tamamı yeterli enerjiyi alamaz ve bazı organlar kısıtlamaya gitmek zorunda kalır.

Kısıtlama yapılan organ ve ilgili hormonlar ise bu süreçte ciddi şekilde zarar görür.

Hormon bozukluğu riski düşük kalori ile beraber yetersiz yağ alımı yapan kişilerde daha fazla. Çünkü yağ, birçok hormon ve beden yapısında kilit rol oynar.

8,5-24,9 kg/m2 aralığındaki bireyler normal kilolu

*25-29,9 kg/m2 aralığındaki bireyler hafif kilolu

*30-34,9 kg/m2 aralığındaki bireyler kilolu

*35-39,9 kg/m2 aralığındaki bireyler fazla kilolu/obez

*40 kg/m2 ve üzeri morbid obez olarak nitelendirilir.

Örneğin; 75 kg, 1,60 m boyundaki bir kadın için BKİ = 75/1,6*1,6 olarak hesaplanır, yani 29,2’dir.

İdeal kilo aralığındaki bir bireyin kilo verimi morbid obez birine göre daha zordur çünkü vücut direnci yüksektir. Bu yüzden hedeflerimiz, referanslarımız her zaman bir başkası değil öncelikle kendimiz olmalıdır.

Sadece BKİ de yeterli bir sonuç değildir. Yine WHO yayınlarında bel çevresinin riskinden de bahsetmiştir. Türkiye için kadınlarda 88 cm ve üzeri, erkeklerde ise 94 cm üzeri risk altında olduğunuzu gösterir.

KİLO YÖNETİMİ
Kilo kaybetmek, kilo almak veya kilosunu korumak isteyenler içindir.
Hedef kilonuza ulaşacaksınız.
Sağlıklı beslenmeyi ve bunu sürdürmeyi öğreneceksiniz.
Yaptığınız egzersizden maksimum seviyede verim alabileceksiniz.
Genel sağlık durumunuz (kan değerleri, fiziksel performans, uyku düzeni…) optimum seviyeye ulaşacak.​​​​
PERFORMANS PROGRAMI


Yoğun egzersiz yapan bireyler veya sporcular içindir.

Vücut yağını hedef seviyeye getirmek ve egzersizden optimum verimi alabilirsiniz.

Egzersiz sonrası en kısa sürede toparlanıp sonraki antrenmana hazır olacaksınız.

Kas kaybının önüne geçip, yağ kaybını maksimum seviyeye çıkaracaksınız.

Genel sağlık durumunuz (kan değerleri, fiziksel performans, uyku düzeni…) optimum seviyeye ulaşacak.


“Sağlıklı bir beden için spor eşliğinde yeterli ve dengeli beslenmelisiniz. Her bireyin vücut kompozisyonu,fiziksel aktivitesi ve yaşam tarzı birbirinden farklıdır; bu yüzden beslenme programınız da size özel olmalıdır. Sevdiğiniz besinlerden vazgeçmeden, porsiyon kontrolü ve doğru beslenmeyi öğrenerek sağlığınıza kavuşmanın zamanı geldi. Gelin birlikte başaralım; önemli olan sizin diyete değil, diyetin size uygun olmasıdır!
http://www.ozgebezirci.com

https://www.tivu.co/@sagliktiwi

Vegan, Vejeteryen beslenmesi nasıl olmalı ?
00:02:47
Sağlık Tiwi
41,657 Views · 9 months ago

Vegan, Vejeteryen beslenmesi nasıl olmalı ?
Diyetisyen Özge Bezirci SağlıkTiwi
Vejetaryenlik, bitkisel kaynaklı besinlerin ağırlıklı olarak tüketilmesini içeren bir beslenme tarzıdır. Vejetaryen ise; bitkisel besinleri tüketen, hayvansal besinleri (kırmızı et, tavuk, balık, süt ve sütten yapılan ürünler, yumurta gibi) sınırlı miktarda veya hiç tüketmeyen kişilere verilen isimdir.

Vejetaryenliğin seçilmesinin birçok farklı nedeni olabilir. Sağlık nedeniyle, dinsel sebeplerden, hayvan sevgisinden ve hayvan haklarını korumak için, karbon ayak izini azaltma isteği ve et yemeyi sevmemekten dolayı kişi vejetaryen olabilir.

Vejetaryen tipi beslenme sınıflara ayrılır:

1) Lakto vejetaryen: Et, balık, kümes hayvanları ve yumurta tüketmezler, diyetlerinde sadece hayvansal kaynak olarak süt ve süt ürünleri vardır.

2) Lakto-ovo-vejetaryen: Lakto sütü, ovo ise yumurtayı anlatır ve bu kişiler bitkisel kaynaklı beslenmelerine yumurta ve süt ürünlerini ekleyerek beslenirler ama diyetlerinde et, balık ve kümes hayvanları yoktur. Genel olarak vejetaryenlerin çoğunluğu bu grupta yer almaktadır.

3) Semi vejetaryenlik: Genel bir vejetaryen yeme modelidir. Et, balık ve kümes hayvanlarını bazen tüketirler.

4)Pesketaryen: Deniz mahsülleri tüketen ve başka et ürünü tüketmeyen beslenme modelidir. Aynı zamanda bu kişiler süt ve süt ürünleri ve yumurta da tüketirler.

5) Vegan:Et, balık, kümes hayvanları, yumurta, süt, yoğurt, peynir,bal, kemiğin kayna-tılmasıyla elde edilen jelatini, hiçbir hayvansal ürünü tüketmezler. Veganlar, hayvansal besinleri yemedikleri gibi hayvandan elde edildiği için yün, ipek, deri gibi giysileri giymez, hayvansal yağ içeren sabunları kullanmazlar, hayvanların üzerlerinde deney yapan markaları da tercih etmezler.

Vejetaryen Beslenmenin Sağlık Üzerine Etkileri

Vejetaryen bir diyet sağlıklı beslenme önerilerini takip ettiğinde sağlık için yararlıdır ve uygulaması kolaydır. Tahıl ürünleri, kurubaklagiller, sebzeler ve meyveler üzerinde odaklanan vejetaryen diyetleri, düşük yağlı ve yüksek posalıdır. Vejetaryen bireyler diyetlerini dikkatli planladıklarında sağlıkları üzerinde olumlu etkiler görülmüştür. Hayvansal kaynaklı besinlerin toplam yağ, doymuş yağ ve kolesterol içeriği yüksektir, bundan dolayı vejetaryen beslenme şekli kalp ve damar hastalıkları riskini azaltmaktadır. Koroner kalp hastalığının, et yiyenlerde yemeyenlere göre %30 daha sık görüldüğü bildirilmektedir.


Vejetaryen beslenen kişilerde hayvansal kaynaklı beslenen kişilere göre hipertansiyon riski daha düşüktür bunun nedeni de yine hayvansal kaynaklı besinlerin doymuş yağ ve kolesterol içeriğinin yüksek olmasının yanı sıra sebze-meyve, kuruyemiş, baklagil tüketiminin fazla olmasından dolayı kan basıncının düzenlenmesinde katkısı olan magnezyum, potasyum ve kalsiyum açısından zengin ve sodyum açısından düşük beslenmedir.


Vejetaryen beslenen kişiler sebze-meyve, baklagil, kuruyemiş ağırlıklı beslendikleri için kansere karşı koruyucu olarak bilinen antioksidanlardan ( A,C,E vitaminleri gibi) zengin beslenmiş olurlar, bu da kansere yakalanma risklerini düşürmektedir. Aynı zamanda posa içeriği yüksek beslendikleri için bağırsak sağlığı açısından da faydaları vardır.

Sebze ve meyveler kalori bakımından düşüktürler ancak midede hacimsel olarak yer kapladıkları için midenizi doldururlar ve fazla yemenize engel olurlar. Dolayısıyla bitki temelli diyetler obezite riski bakımından daha düşük riske sahiptirler.
Unutulmamalıdır ki vejetaryen beslenme her zaman sağlıklı ve dengeli beslenmenin karşılığı değildir. Vejetaryen bireyler besin çeşitliliklerini iyi ayarlayamazlarsa demir mineralini ve B12 vitaminini yetersiz alabilirler. Bunun sonucunda ise kansızlık (anemi) görülebilir. Kan tahlili yaptırmak bu tür durumlarda önem taşır. Eksiklik varsa beslenmenizi diyetisyen kontrolünde düzenlemeli ve doktorunuz ihtiyaç görürse vitamin-mineral takviyesine başlanılmalıdır.


Besin çeşitliliği sağlanamadığı ve B12 vitamini gereksinimini karşılayamayacak kadar yumurta ve süt gibi hayvansal kaynaklı besinler tüketilmediğinde homosistein yükselir. Homosistein seviyesinin yükselmesi ise kalp- damar hastalıkları için bir risk faktörüdür.

Bazı tahıllarda, baklagillerde ve bitkisel ürünlerde fitik asit oranı yüksektir ve bu da sindirimi zorlaştırır. Örneğin tahıllardaki fitik asit; kalsiyum, magnezyum, demir ve çinko emilimine engel olur.

Ayrıca et ve et ürünlerinden alınan vitamin ile minerallerin kesilmesi, vücudun yorgun ve zayıf hissetmesine sebep olabilir. Bu durum kasların çalışma fonksiyonlarının da değişmesine sebep olabilir.


Vejetaryenlerda sık karşılaşılan bir durum da aşırı karbonhidrat tüketimidir. Vejetaryen ve veganların şekerli besinleri ve karbonhidratları yüksek oranda tükettikleri görülmektedir. Bundan dolayı kişilerde hızlı kilo artışı görülebilir. Buna engel olmak için beslenmede iyi bir planlama yapmak gerekir.


https://www.tivu.co/@sagliktiwi

İdeal kilo kaybı ne kadar olmalıdır?
00:01:05
Sağlık Tiwi
20,114 Views · 9 months ago

Diyetisyen Özge Bezirci SağlıkTiwi
İdeal kilo kaybı ne kadar olmalıdır?

Zayıflama programlarının kişinin (yaş, cinsiyet, boy uzunluğu, vücut ağırlığı, fiziksel aktivite düzeyi, beslenme alışkanlıkları vb.) özelliklerine göre enerji ve besin öğeleri içermesi; yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırılabilmesi ve yavaş (haftada 0,5 - 1 kg) ağırlık kaybı ile bireyin yeni beslenme programını yaşam tarzı haline getirmesini sağlayabilmesi gerekir. Yaşam tarzı haline getirilemeyen hiçbir yönteme başlamamak gerekir. Unutulmamalıdır ki; ayda 6 kg üzerinde ağırlık kaybı metabolik olarak başka sağlık problemlerine zemin hazırlamaktadır. Kimse 10 senede aldığı kiloları 10 günde vermeye kalkmamalıdır. Sabırlı olmak tüm diyetlerde en önemli koşullardan birisidir.

Kilo vermeye karar vermiş bir kişi normal bir bireye göre çok farklı düşünüyor. Bunlardan en kötüsü ise hızlı kilo vermenin sağlıklı olduğu düşüncesi.

Çünkü hedefe hızlı ulaşmak birçok kişinin istediği tek şey ve bu durumu olumlu hale getirmek motivasyon artışı demek.

Hızlı kilo vermenin zararları
Her şeyden önce hızlı kilo vermenin ne kadar yanlış bir hareket olduğunu bilmenizi istiyorum. Bu sebeple hızlı kilo veren bireylerde sık gördüğüm problemleri sizlerle paylaşacağım.

İşte hızlı kilo vermenin zararları.

Hormon dengeniz bozulur
Hızlı kilo vermek için çok az kalori almanız gerekiyor. Az kalori almak ise her zaman bedeninizin enerji üretim ve tüketim mekanizmalarını sekteye uğratır. Ayrıca çok az kalori alırsanız hayati organların tamamı yeterli enerjiyi alamaz ve bazı organlar kısıtlamaya gitmek zorunda kalır.

Kısıtlama yapılan organ ve ilgili hormonlar ise bu süreçte ciddi şekilde zarar görür.

Hormon bozukluğu riski düşük kalori ile beraber yetersiz yağ alımı yapan kişilerde daha fazla. Çünkü yağ, birçok hormon ve beden yapısında kilit rol oynar.

8,5-24,9 kg/m2 aralığındaki bireyler normal kilolu

*25-29,9 kg/m2 aralığındaki bireyler hafif kilolu

*30-34,9 kg/m2 aralığındaki bireyler kilolu

*35-39,9 kg/m2 aralığındaki bireyler fazla kilolu/obez

*40 kg/m2 ve üzeri morbid obez olarak nitelendirilir.

Örneğin; 75 kg, 1,60 m boyundaki bir kadın için BKİ = 75/1,6*1,6 olarak hesaplanır, yani 29,2’dir.

İdeal kilo aralığındaki bir bireyin kilo verimi morbid obez birine göre daha zordur çünkü vücut direnci yüksektir. Bu yüzden hedeflerimiz, referanslarımız her zaman bir başkası değil öncelikle kendimiz olmalıdır.

Sadece BKİ de yeterli bir sonuç değildir. Yine WHO yayınlarında bel çevresinin riskinden de bahsetmiştir. Türkiye için kadınlarda 88 cm ve üzeri, erkeklerde ise 94 cm üzeri risk altında olduğunuzu gösterir.

KİLO YÖNETİMİ


Kilo kaybetmek, kilo almak veya kilosunu korumak isteyenler içindir.

Hedef kilonuza ulaşacaksınız.

Sağlıklı beslenmeyi ve bunu sürdürmeyi öğreneceksiniz.

Yaptığınız egzersizden maksimum seviyede verim alabileceksiniz.

Genel sağlık durumunuz (kan değerleri, fiziksel performans, uyku düzeni…) optimum seviyeye ulaşacak.​​​​

PERFORMANS PROGRAMI


Yoğun egzersiz yapan bireyler veya sporcular içindir.

Vücut yağını hedef seviyeye getirmek ve egzersizden optimum verimi alabilirsiniz.

Egzersiz sonrası en kısa sürede toparlanıp sonraki antrenmana hazır olacaksınız.

Kas kaybının önüne geçip, yağ kaybını maksimum seviyeye çıkaracaksınız.

Genel sağlık durumunuz (kan değerleri, fiziksel performans, uyku düzeni…) optimum seviyeye ulaşacak.


“Sağlıklı bir beden için spor eşliğinde yeterli ve dengeli beslenmelisiniz. Her bireyin vücut kompozisyonu,fiziksel aktivitesi ve yaşam tarzı birbirinden farklıdır; bu yüzden beslenme programınız da size özel olmalıdır. Sevdiğiniz besinlerden vazgeçmeden, porsiyon kontrolü ve doğru beslenmeyi öğrenerek sağlığınıza kavuşmanın zamanı geldi. Gelin birlikte başaralım; önemli olan sizin diyete değil, diyetin size uygun olmasıdır! Vücut kompozisyonu analizleri ve kan tahlilleri yardımıyla oluşturacağımız programlar sayesinde ideal yağ ve kas oranına kısa sürede kavuşacaksınız. Sağlıklı beslenmenin ne kadar keyifli olduğunu göreceğiniz bu süreçte; sadece beslenme planı değil, beslenme eğitimi de almış olacaksınız.”



https://www.tivu.co/@sagliktiwi

Sporcu beslenmesi nasıl olmalıdır ?
00:01:08
Sağlık Tiwi
38,661 Views · 9 months ago

Sporcu beslenmesi nasıl olmalıdır ?
Diyetisyen Özge Bezirci SağlıkTiwi
Spora Başladım, Peki Nasıl Beslenmeliyim?

Spora başlama kararınız çok güzel ama size bir haberim var.

”Zaten spora başladım, haftanın 5 günü sporumu yaparım, istediğimi de yerim; 3 ay sonra fit olurum” diyorsanız; hedefinize çok uzakta olduğunuzu söylemek zorundayım 🙂

Tabi ki spor olmadan olmaz ancak, beslenme tarzınızı değiştirmeden hızlı sonuç almayı beklemeyin.

Özellikle yağ oranınızı düşürüp, kas oranınızı arttırmak istiyorsanız; sporun %30, beslenmenin ise %70 etkili olduğunu unutmayın!

Spor ve beslenme kadar, su tüketimi de çok çok önemli! Gün içinde 1,5-2 litre su mutlaka tüketilmeli. Spor yaptığınız günlerde 500 ml daha eklemelisiniz. Mutlaka! Su olmadan olmaz!

Haftada 3-4 kez düzenli egzersiz yapanların enerji ve protein ihtiyacı otomatik olarak artar. Bu yüzden düzenli spor yapanlar nasıl beslenmeleri gerektiği konusunda çoğunlukla merak içinde olurlar; internet ya da spor dergilerinden araştırma yaparlar. Üzülerek belirtmeliyim ki; internette ya da dergilerde gördüğümüz bilgilerin çoğu dikkat çekmek için yazılan yalan yanlış bilgilerle doludur. Öncelikle tavsiyem her okuduğunuza inanmayın ve yazan kişinin manken, şarkıcı, yazar değil gerçek bir diyetisyen olduğundan ve aldığı eğitimden emin olun.

Spor yapanlara verilen ortak tavsiye ‘’protein ağırlıklı’’ beslenmeleri gerektiğidir. Ancak unutulmaması gerekir ki ihtiyacımızdan fazla alınan protein de yağ olarak depo edilir. Peki ihtiyacımız kadar protein ne demek? Bir spor eğitmeni düşünün 90 kg ağırlığında ve kas ağırlığı oldukça yüksek, haftanın 4-5 günü ağır antrenman yapıyor; bu kişinin günlük protein ihtiyacı 180-200 gram arasındadır. Diğer yandan 60 kg ağırlığında haftanın 3 günü kardiyo ve ek olarak yeterli fitness egzersizleri yapan bir bayanın protein ihtiyacı yaklaşık 75-85 gram aralığındadır. Yani protein ihtiyacı kişiye özgüdür, her spor yapan aynı miktarlarla beslenmemelidir. Haftanın 3-4 günü ortalama bir şekilde spor yapıyorsanız kilogram başına 1,6 gram protein başlangıç aşaması için yeterli olur. Örneğin 50 kg ağırlığında iseniz; 50 x 1,6 = 80 gram günlük protein ihtiyacınızdır.

Spor yapan bireylerde protein kadar karbonhidrat tüketimi de çok önemlidir. Zayıflama diyetlerinde yapılan bir hata karbonhidrat yani ekmek/ pilav/ makarna/ meyve türünü tamamen kesmektir, bu çok yanlıştır. Özellikle yağ yakımını ve aynı zamanda kas kitlesini arttırmayı hedefleyenlerde günlük beslenmenin en az yüzde %30-40’ını karbonhidrat oluşturmalıdır. 60 kg ağırlığında bir bayan için günlük 4-5 porsiyon karbonhidrat grubu yeterli olurken, 80 kg bir erkekte günlük 7-8 porsiyona kadar çıkılmalıdır.
Peki 1 porsiyon karbonhidrat ne demek?

Örneğin 1 dilim ekmek ya da 3-4 yemek kaşığı yağsız bulgur pilavı/ kepekli pirinç/ beyaz pirinç/ makarna/ karabuğday/ kinoa / yulaf ezmesi/ 1 meyve ya da 1 kase çorba = 1 porsiyon karbonhidrat olarak kabul edilebilir.

PEKİ SPOR ÖNCESİ VE SONRASI NE YİYELİM?
Öncelikle açken spor yapmak yapılan hataların en büyüğüdür. Eğer sabah spor yapanlardansanız ve kahvaltı için zamanınız yoksa 2 dilim tam tahıllı ekmek ile yapılmış bol beyaz peynirli ve yeşillikli bir sandviç spor öncesi hem karbonhidrat hem de protein ihtiyacınızı karşılar. Karbonhidrat size spor süresince enerji sağlarken, protein kas yıkımınızı engeller. Kahvaltı için zamanınız varsa mutlaka yumurtalı, peynirli, ekmekli ve cevizli bir kahvaltı yapmalısınız. En doğru zaman kahvaltıdan 1 saat sonra spor yapmaktır. (Sindirim hızınıza göre 30-45 dakika sonrası da olabilir.)

Gün içinde ya da iş çıkışında spor yapanların ise en büyük hatası, öğle yemeğini yedikten 4-5 saat sonra aç bir şekilde spor yapmak ve spor çıkışında saat çok geç olduğu için akşam hiçbir şey yemeden öğünleri geçiştirmektir! Eğer sizde bu şekilde vücudunuzu çok az besleyip, süper sonuçlar bekleyenlerdenseniz, yaptığınız sporun boşa gittiğini bilmelisiniz.
Spor öncesi için kural ; spordan 1 saat önce karbonhidrat ve protein içeren bir öğün (ana öğün ya da kuvvetli bir ara öğün) olmalı.

Örneğin;

1 sandviç (tavuklu/ ton balıklı/ peynirli/ yumurtalı) + Ayran ya da

1 kase yoğurt+ 1 adet meyve+ 10-15 adet fındık/badem ya da

200 ml yarım yağlı süt/ yoğurt + 4 yemek kaşığı yulaf ezmesi + 1 taze meyve+ 5-6 çiğ fındık/badem ya da

1 adet tam yumurta+ 2 yumurta beyazı+ 1 dilim peynir + 1 dilim tam buğday ekmeği ya da

1-2 dilim tam tahıllı ekmek (ya da tahıllı lavaş) üzerine 2 tatlı kaşığı light yer fıstığı ezmesi + 1 muz + 1 tatlı kaşığı bal + 2 tam ceviz gibi.



Essporto Fitness & Health Club
https://www.tivu.co/@sagliktiwi

Kimler Beyin Tümörü ve Kanser riski taşır ?
00:00:32
Sağlık Tiwi
9,562 Views · 9 months ago

Kimler Beyin Tümörü riski taşır ?

Prof. Dr. Murat İmer SağlıkTiwi

Kimler Daha Fazla Beyin Tümörü Riski Taşır?
• Radyasyon ve Radyoaktif ışınlara maruz kalan kişiler.
• vinil klorid gibi bazı toksik kimyasal maddelere maruz kalanlar Pvc yapısında da olan hammadeye maruz kalan insanlar.
• Erkekler( bu tarz tümör erkeklerde kadınlara oranla çok daha sık görülür).
• 70 yaş üzeri insanlar(beyin tümörleri 70 yaş üzeri insanlarda çok daha fazla görülür).
• Ailesinde bu tarz bir hastalık olanlar.
• Çalışma ortamında radyasyona maruz kalanlar.
• Formaldehit ile çalışan patologlar.
• Vinil kloride maruz kalanlar(plastik işçileri).
• Akrilonitrite maruz kalanlar(dokuma ve plastik sektöründe çalışanlar).

https://www.tivu.co/@sagliktiwi

Cep Telefonları Beyin Tümörüne Neden Olur mu ?
00:00:50
Sağlık Tiwi
7,668 Views · 9 months ago

Cep Telefonları Beyin Tümörüne Neden Olur mu ?
Prof. Dr. Murat İmer SağlıkTiwi

Bu güne kadar yapılan hiç bir bilimsel çalışma Cep Telefonu ile doğrudan bir bağlantı olduğunu göstermiyor.

20 yaş altında mümkün olduğunca az Cep telefonu kullanımını öneriyoruz.

Kulaklık vasıtası ile kullanıp Cep Telefonunun kendisini baş boyun bölgesinden uzak tutulması önemlidir.

"Yoğun bir şekilde cep telefonu kullanımının beyin tümörü oluşumu üzerindeki etkisi uzun yıllardır tartışılıyor ve bilim adamları tarafından araştırılıyor. Beyin tümörlerinin oluşumunda cep telefonundan çok genetik faktörlerin etkili olduğuna dikkat çeken uzmanlar, tedavide cerrahi müdahalenin gerekliliğine vurgu yapıyor. Uzmanlara göre beyin tümörü belirtileri, yerine ve büyüme hızına göre farklılık gösteriyor. Baş ağrısı, bulantı, kusma, görme – konuşma - duyu ve yürüme bozuklukları, kuvvetsizlik, epilepsi nöbetleri beyin tümörü açısından uyarıcı olabilir.

"1992'den bu yana Amerika ve dünyanın finans kalbi Wall Street'in saatlerce cep telefonuyla konuşan çalışanlarında beyin tümörü patlaması yaşanıyor."

Cep telefonunun da en az sigara kadar zararlı olduğunu ortaya koyan onlarca araştırma bulunduğunu, ancak cep telefonu firmalarının milyonlarca dolar harcayarak bu araştırmaların 'hasıraltı' edilebiliyor.

Washington Üniversitesi'nden Henry Lai adlı bilim adamı 1990 yılında cep telefonunun kullandığı frekanstaki elektromanyetik dalgaların DNA'ların yapısını değiştirdiğini, DNA sarmallarında kopmalara sebep olduğunu gösteren bir araştırma yayınladığını belirtti.

Dünya Sağlık Örgütü'nde kablosuz iletişim konusunda sağlık araştırmaları yapan kişilerin de cep telefonu endüstrisi tarafından yüzbinlerce dolarlık fonlarla ödüllendirildikleri dokümanlar Microwave News adlı dergi tarafından ortaya çıkarıldı.

Belirtiler tümörün yerine ve büyüme hızına göre değişiyor

Beyin fonksiyonlarının çok çeşitli olması nedeniyle klinik tablonun çok zengindir. Tümörün nerede yerleştiğine ve ne hızla büyüdüğüne bağlı olarak belirtiler de çok büyük farklılıklar gösterebilir. Baş ağrısı, bulantı, kusma, görme – konuşma - duyu ve yürüme bozuklukları, kuvvetsizlik, epilepsi yani sara nöbetleri beyin tümörü açısından uyarıcı olabilir.

Hastalar hekimleri ile iletişimi koparmamalı

Her hastanın hastalığı, ameliyatı ve ameliyat sonrası tablosu farklı ama her hasta için ortak olan bir tavsiyede bulunmak gerekirse hekimleri ile hastane ile bağlantılarını koparmamaları gerekir. Çünkü tedavi edilen bu hastalıklar ciddi, ağır ve tekrarlayabilecek hastalıklardır. Hastanın durumuna göre bazı kısıtlamalar getirip bazı uyarılarda bulunulabiliyor.

https://www.tivu.co/@sagliktiwi

Beyin Tümörü iyi mi yoksa kötü huylu mu ?
00:00:33
Sağlık Tiwi
7,907 Views · 9 months ago

Beyin Tümörü iyi mi yoksa kötü huylumu nasıl anlaşılır ?
Prof. Dr. Murat İmer SağlıkTiwi

BEYİN TÜMÖRÜ ÇEŞİTLERİ
Beyin tümörleri birincil (primer) ve ikincil yani seconder olmak üzere ikiye ayrılır. Beynin kendi hücrelerinden oluşan birincil beyin tümörleri iyi huylu (benign) ya da kötü huylu (maling) olabilir. İkincil beyin tümörleri ise, vücudun başka bir noktasında beliren kanserli hücrelerin beyne sıçramasıyla oluşur.

İyi huylu beyin tümörleri: İyi huylu beyin tümörleri beyin hücresi kaynaklı değildir. Oldukça yavaş üreme hızına sahip olan iyi huylu beyin tümörleri beyin dokusundan kolaylıkla ayrılabilir özelliktedir. Böylece iyi huylu tümörlerin tümü veya tümüne yakın kısmı çıkarılabilir. Ameliyat sonrası sonuçları çok iyidir. Cerrahi müdahale sayesinde alınan iyi huylu beyin tümörü nadiren tekrar oluşur ve vücudun diğer bölgelerine yayılma ihtimalleri olmamaktadır. Kanserli olmasa da iyi huylu beyin tümörü belli bir büyüklüğe ulaştığında beynin hassas bölgelerine baskı yaparak ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. İyi huylu beyin tümörünün zaman içerisinde kanserli beyin tümörüne dönüşme riski olabilir.

Kötü huylu beyin tümörleri: Kanseri hücrelerle oluşan kötü huylu beyin tümörleri iyi huylu tümörlere göre daha hızlı büyüme gerçekleştirir ve yakınında bulunan beyin dokusuna zarar verebilir. Bu nedenle de ameliyatla tamamen alınmaları çok zordur. Çünkü kötü huylu beyin tümörlerinde tümörleşen doku beyin fonksiyonlarını gerçekleştiren dokulardır ve cerrahi olarak alınan her doku fonksiyon kaybı demektir. Kötü huylu beyin tümörlerinde ameliyat sonrası tümörde yeniden büyüme söz konusu olabilir. Aynı zamanda vücudumuzun farklı bir bölgesinden beyin dokusuna yayılan merastatik tümörler de kötü huylu tümörler olarak kabul edilir.

BEYİN TÜMÖRÜ NASIL ANLAŞILIR? TANISI NASIL KONULUR?
Beyin tümörlerinin nasıl anlaşıldığı konusu oldukça önemlidir. Tam donanımlı bir hastane tercihi hem tanı hem de tedavide başarıyı etkiler. Beyin tümörü tanısında altın standart olan MR ile beyin tümörünün türü hakkında kabaca bir fikir elde edilir ve sonrasında patoloji laboratuvar incelemesi ile beyin tümörü olup olmadığı net olarak anlaşılır. İleri radyolojik görüntüleme yöntemleriyle beyin tümörlerinin detaylı bir şekilde gösterilmesi ve tanımlanması tedaviyi planlama açısından son derece önemlidir. Teknolojik gelişmeler tanı konulması ve patolojilerin tanımlanmasında büyük kolaylıklar sağlamaktadır. Hastaya kontrast madde verilerek gerçekleştirilen “BT anjiyo”, beyin damar hastalıklarının tanısında önemli yer tutmaktadır. Bu sayede damarların yapısı rahatlıkla görüntülenebilmektedir. Beyin dokusunun ve hastalıklarının değerlendirilmesinde ise ön plana çıkan görüntüleme yöntemi MR yani “Manyetik Rezonans”tır. Standart MR görüntüleme ile beynin sadece anatomik ve yapısal durumu hakkında bilgi elde etmek mümkün iken, yeni teknolojiler ile beynin metabolik, biyokimyasal ve hemodinamik yapısı hakkında da bilgi sahibi olunabilmektedir. Beyinde bulunan lezyonlar hakkında bilgi sahibi olmak için bilinen yöntemlerle biyopsi yapmak zor, riskli ve zaman alıcı olabilmektedir. İleri MR görüntüleme yöntemleri ile beyinde şüphelenilen lezyonun tümör olup olmadığı belirlenebilir. Difüzyon MR, DTI MR, Fonksiyonel MR, Perfüzyon MR ve MR spektroskopi gibi ileri MR görüntüleme yöntemleriyle tümörün yaygınlığı, türü, metabolik- biyokimyasal yapısı, konuşma, görme ve hareket etmeyi sağlayan alanlar ve yolaklar ile olan ilişkisi değerlendirilebilir. İleri MR görüntüleme yöntemleriyle elde edilen veriler, tedavi yaklaşımlarının belirlemesini sağlamaktadır.


https://www.tivu.co/@sagliktiwi

Beyin Tümörü için kesin tanı nasıl konur ?
00:00:28
Sağlık Tiwi
6,554 Views · 9 months ago

Beyin Tümörü için kesin tanı nasıl konur ?
Prof. Dr. Murat İmer SağlıkTiwi

BEYİN TÜMÖRÜ NASIL ANLAŞILIR? TANISI NASIL KONULUR?
Beyin tümörlerinin nasıl anlaşıldığı konusu oldukça önemlidir. Tam donanımlı bir hastane tercihi hem tanı hem de tedavide başarıyı etkiler. Beyin tümörü tanısında altın standart olan MR ile beyin tümörünün türü hakkında kabaca bir fikir elde edilir ve sonrasında patoloji laboratuvar incelemesi ile beyin tümörü olup olmadığı net olarak anlaşılır. İleri radyolojik görüntüleme yöntemleriyle beyin tümörlerinin detaylı bir şekilde gösterilmesi ve tanımlanması tedaviyi planlama açısından son derece önemlidir. Teknolojik gelişmeler tanı konulması ve patolojilerin tanımlanmasında büyük kolaylıklar sağlamaktadır. Hastaya kontrast madde verilerek gerçekleştirilen “BT anjiyo”, beyin damar hastalıklarının tanısında önemli yer tutmaktadır. Bu sayede damarların yapısı rahatlıkla görüntülenebilmektedir. Beyin dokusunun ve hastalıklarının değerlendirilmesinde ise ön plana çıkan görüntüleme yöntemi MR yani “Manyetik Rezonans”tır. Standart MR görüntüleme ile beynin sadece anatomik ve yapısal durumu hakkında bilgi elde etmek mümkün iken, yeni teknolojiler ile beynin metabolik, biyokimyasal ve hemodinamik yapısı hakkında da bilgi sahibi olunabilmektedir. Beyinde bulunan lezyonlar hakkında bilgi sahibi olmak için bilinen yöntemlerle biyopsi yapmak zor, riskli ve zaman alıcı olabilmektedir. İleri MR görüntüleme yöntemleri ile beyinde şüphelenilen lezyonun tümör olup olmadığı belirlenebilir. Difüzyon MR, DTI MR, Fonksiyonel MR, Perfüzyon MR ve MR spektroskopi gibi ileri MR görüntüleme yöntemleriyle tümörün yaygınlığı, türü, metabolik- biyokimyasal yapısı, konuşma, görme ve hareket etmeyi sağlayan alanlar ve yolaklar ile olan ilişkisi değerlendirilebilir. İleri MR görüntüleme yöntemleriyle elde edilen veriler, tedavi yaklaşımlarının belirlemesini sağlamaktadır.


BEYİN TÜMÖRÜ BELİRTİLERİ NELERDİR?
Beyin tümörü belirtileri, beyin tümörünün teşhisinde çok önemli role sahiptir. İyi ya da kötü huylu beyin tümörleri belli bir büyüklüğe ulaştıkları zaman kafa içinde basınç artışına neden olur. Buna bağlı olarak da beyni bir tarafa doğru itebilir ya da beynin dokusu ya da sinirlerini işgal edip fonksiyonlarını bozabilirler. Beyin tümörü belirtileri nasıl anlaşılır sorusu pek çok kişinin merak ettiği bir konudur. Beyin tümörü belirtileri kafa içi basıncının artması ile seyreder. Kafa basıncının artması da bazı belirtiler ile anlaşılabilir. Eğer baş ağrısı, apati (haraket ve mimiklerde yavaşlama) bulantı, kusma, epilepsi nöbetleri, tümörün beyinde yerleştiği yere göre vücudunuzun bazı bölgelerinde güçsüzlük, kişilik bozuklukları ve bazı yeteneklerinizde (hesap yapma, yazı yazma gibi) bozulma beyin tümörünün belirtileri sayılır. Beyin tümörünün belirtilerinden biri de hormonal bozukluklar ve buna bağlı klinik semptomlardır. Örneğin erken puberte, el ve ayaklarda büyüme, menstrual siklus bozuklukları, hipertiroidi, kortizol yetmezliği veya fazlalığı gibi değişimlere dikkat etmek gerekir. Beyin tümörü belirtilerinden birini bile fark ettiğinizde mutlaka uzman bir doktora görünmelisiniz.

BEYİN TÜMÖRÜ NEDEN VE NASIL OLUŞUR?
Beyin tümörlerinin nasıl oluştuğu ile ilgili iki önemli cevap verilebilir. İlki beynin kendi hücrelerinden gelişmesi diğeri ise başka bir bölgeden tümörün beyne sıçramasıdır. Eğer beyin tümörü kendi hücrelerinden gelişiyorsa benign (selim, iyi huylu)ve malign (habis, kötü huylu) olarak ikiye ayrılır. Beyin tümörünün toplumda görülme sıklığı 100 bin kişide 3-5 arasındadır. Sarı ırkta ve kadınlara oranla erkeklerde görüme oranı daha çoktur. Kadınlarda ise iyi huylu olan menenjiom daha çok görülür. Beyin tümörü hemen hemen her yaş aralığında görülür. Aynı zamanda beyin tümörleri yaşa göre farklılık gösterir. Örneğin; kötü huylu beyin tümörü daha çok çocuklarda ve 60 yaş üzerinde görülür. İyi huylu beyin tümörü ise geri kalan yaş aralıklarında daha sık karşılaşılır.

tümörünün nedenleri tam olarak bilinmese de aile öyküsünde beyaz ırk, erkek cinsiyet ve radyasyona maruz kalmak önemli risk faktörleri sayılmaktadır. Ayrıca cep telefonu kullanımının da henüz kanıtlanmasa da beyin tümörü riskini etkilediği düşünülmektedir.
https://www.tivu.co/@sagliktiwi

Beyin Tümörü türleri nelerdir ?
00:00:30
Sağlık Tiwi
9,885 Views · 9 months ago

Beyin Tümörü türleri nelerdir ?
Prof. Dr. Murat İmer SağlıkTiwi
BEYİN TÜMÖRÜ ÇEŞİTLERİ
Beyin tümörleri birincil (primer) ve ikincil yani seconder olmak üzere ikiye ayrılır. Beynin kendi hücrelerinden oluşan birincil beyin tümörleri iyi huylu (benign) ya da kötü huylu (maling) olabilir. İkincil beyin tümörleri ise, vücudun başka bir noktasında beliren kanserli hücrelerin beyne sıçramasıyla oluşur.

İyi huylu beyin tümörleri: İyi huylu beyin tümörleri beyin hücresi kaynaklı değildir. Oldukça yavaş üreme hızına sahip olan iyi huylu beyin tümörleri beyin dokusundan kolaylıkla ayrılabilir özelliktedir. Böylece iyi huylu tümörlerin tümü veya tümüne yakın kısmı çıkarılabilir. Ameliyat sonrası sonuçları çok iyidir. Cerrahi müdahale sayesinde alınan iyi huylu beyin tümörü nadiren tekrar oluşur ve vücudun diğer bölgelerine yayılma ihtimalleri olmamaktadır. Kanserli olmasa da iyi huylu beyin tümörü belli bir büyüklüğe ulaştığında beynin hassas bölgelerine baskı yaparak ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. İyi huylu beyin tümörünün zaman içerisinde kanserli beyin tümörüne dönüşme riski olabilir.

Kötü huylu beyin tümörleri: Kanseri hücrelerle oluşan kötü huylu beyin tümörleri iyi huylu tümörlere göre daha hızlı büyüme gerçekleştirir ve yakınında bulunan beyin dokusuna zarar verebilir. Bu nedenle de ameliyatla tamamen alınmaları çok zordur. Çünkü kötü huylu beyin tümörlerinde tümörleşen doku beyin fonksiyonlarını gerçekleştiren dokulardır ve cerrahi olarak alınan her doku fonksiyon kaybı demektir. Kötü huylu beyin tümörlerinde ameliyat sonrası tümörde yeniden büyüme söz konusu olabilir. Aynı zamanda vücudumuzun farklı bir bölgesinden beyin dokusuna yayılan merastatik tümörler de kötü huylu tümörler olarak kabul edilir.

BEYİN TÜMÖRÜ NASIL ANLAŞILIR? TANISI NASIL KONULUR?
Beyin tümörlerinin nasıl anlaşıldığı konusu oldukça önemlidir. Tam donanımlı bir hastane tercihi hem tanı hem de tedavide başarıyı etkiler. Beyin tümörü tanısında altın standart olan MR ile beyin tümörünün türü hakkında kabaca bir fikir elde edilir ve sonrasında patoloji laboratuvar incelemesi ile beyin tümörü olup olmadığı net olarak anlaşılır. İleri radyolojik görüntüleme yöntemleriyle beyin tümörlerinin detaylı bir şekilde gösterilmesi ve tanımlanması tedaviyi planlama açısından son derece önemlidir. Teknolojik gelişmeler tanı konulması ve patolojilerin tanımlanmasında büyük kolaylıklar sağlamaktadır. Hastaya kontrast madde verilerek gerçekleştirilen “BT anjiyo”, beyin damar hastalıklarının tanısında önemli yer tutmaktadır. Bu sayede damarların yapısı rahatlıkla görüntülenebilmektedir. Beyin dokusunun ve hastalıklarının değerlendirilmesinde ise ön plana çıkan görüntüleme yöntemi MR yani “Manyetik Rezonans”tır. Standart MR görüntüleme ile beynin sadece anatomik ve yapısal durumu hakkında bilgi elde etmek mümkün iken, yeni teknolojiler ile beynin metabolik, biyokimyasal ve hemodinamik yapısı hakkında da bilgi sahibi olunabilmektedir. Beyinde bulunan lezyonlar hakkında bilgi sahibi olmak için bilinen yöntemlerle biyopsi yapmak zor, riskli ve zaman alıcı olabilmektedir. İleri MR görüntüleme yöntemleri ile beyinde şüphelenilen lezyonun tümör olup olmadığı belirlenebilir. Difüzyon MR, DTI MR, Fonksiyonel MR, Perfüzyon MR ve MR spektroskopi gibi ileri MR görüntüleme yöntemleriyle tümörün yaygınlığı, türü, metabolik- biyokimyasal yapısı, konuşma, görme ve hareket etmeyi sağlayan alanlar ve yolaklar ile olan ilişkisi değerlendirilebilir. İleri MR görüntüleme yöntemleriyle elde edilen veriler, tedavi yaklaşımlarının belirlemesini sağlamaktadır.
https://www.tivu.co/@sagliktiwi

Beyin Tümörü nedir ve neden oluşur ?
00:00:40
Sağlık Tiwi
7,668 Views · 9 months ago

Beyin Tümörü nedir ve neden oluşur ?
Prof. Dr. Murat İmer SağlıkTiwi
BEYİN TÜMÖRÜ NEDİR?
Tümör, vücudumuzda olmaması gereken bir yerde oluşan bir doku ya da herhangi bir dokunun olması gereken yerde kontrolsüz büyümesi anlamına gelir. Bu tanıma göre vücudumuzda çok da fazla önemsemediğimiz yağ bezeleri ve et benleri de tümör kavramına girebilir. Ancak her tümör öldürücü olmasa da beyin tümörlerinde beyin dokusunun istisnai bir durumu vardır. İyi huylu tümörler de beyin kafatası içinde kapalı bir odada yer aldığından öldürücü olabiliyor. Bu nedenle beyin tümörlerinin tümü öldürücü olmasa da, mutlaka kontrol altında tutulmalı ve doğru müdahale edilmedir.

BEYİN TÜMÖRÜ BELİRTİLERİ NELERDİR?
Beyin tümörü belirtileri, beyin tümörünün teşhisinde çok önemli role sahiptir. İyi ya da kötü huylu beyin tümörleri belli bir büyüklüğe ulaştıkları zaman kafa içinde basınç artışına neden olur. Buna bağlı olarak da beyni bir tarafa doğru itebilir ya da beynin dokusu ya da sinirlerini işgal edip fonksiyonlarını bozabilirler. Beyin tümörü belirtileri nasıl anlaşılır sorusu pek çok kişinin merak ettiği bir konudur. Beyin tümörü belirtileri kafa içi basıncının artması ile seyreder. Kafa basıncının artması da bazı belirtiler ile anlaşılabilir. Eğer baş ağrısı, apati (haraket ve mimiklerde yavaşlama) bulantı, kusma, epilepsi nöbetleri, tümörün beyinde yerleştiği yere göre vücudunuzun bazı bölgelerinde güçsüzlük, kişilik bozuklukları ve bazı yeteneklerinizde (hesap yapma, yazı yazma gibi) bozulma beyin tümörünün belirtileri sayılır. Beyin tümörünün belirtilerinden biri de hormonal bozukluklar ve buna bağlı klinik semptomlardır. Örneğin erken puberte, el ve ayaklarda büyüme, menstrual siklus bozuklukları, hipertiroidi, kortizol yetmezliği veya fazlalığı gibi değişimlere dikkat etmek gerekir. Beyin tümörü belirtilerinden birini bile fark ettiğinizde mutlaka uzman bir doktora görünmelisiniz.

BEYİN TÜMÖRÜ NEDEN VE NASIL OLUŞUR?
Beyin tümörlerinin nasıl oluştuğu ile ilgili iki önemli cevap verilebilir. İlki beynin kendi hücrelerinden gelişmesi diğeri ise başka bir bölgeden tümörün beyne sıçramasıdır. Eğer beyin tümörü kendi hücrelerinden gelişiyorsa benign (selim, iyi huylu)ve malign (habis, kötü huylu) olarak ikiye ayrılır. Beyin tümörünün toplumda görülme sıklığı 100 bin kişide 3-5 arasındadır. Sarı ırkta ve kadınlara oranla erkeklerde görüme oranı daha çoktur. Kadınlarda ise iyi huylu olan menenjiom daha çok görülür. Beyin tümörü hemen hemen her yaş aralığında görülür. Aynı zamanda beyin tümörleri yaşa göre farklılık gösterir. Örneğin; kötü huylu beyin tümörü daha çok çocuklarda ve 60 yaş üzerinde görülür. İyi huylu beyin tümörü ise geri kalan yaş aralıklarında daha sık karşılaşılır.
tümörünün nedenleri tam olarak bilinmese de aile öyküsünde beyaz ırk, erkek cinsiyet ve radyasyona maruz kalmak önemli risk faktörleri sayılmaktadır. Ayrıca cep telefonu kullanımının da henüz kanıtlanmasa da beyin tümörü riskini etkilediği düşünülmektedir.

BEYİN TÜMÖRÜ ÇEŞİTLERİ
Beyin tümörleri birincil (primer) ve ikincil yani seconder olmak üzere ikiye ayrılır. Beynin kendi hücrelerinden oluşan birincil beyin tümörleri iyi huylu (benign) ya da kötü huylu (maling) olabilir. İkincil beyin tümörleri ise, vücudun başka bir noktasında beliren kanserli hücrelerin beyne sıçramasıyla oluşur.

İyi huylu beyin tümörleri: İyi huylu beyin tümörleri beyin hücresi kaynaklı değildir. Oldukça yavaş üreme hızına sahip olan iyi huylu beyin tümörleri beyin dokusundan kolaylıkla ayrılabilir özelliktedir. Böylece iyi huylu tümörlerin tümü veya tümüne yakın kısmı çıkarılabilir. Ameliyat sonrası sonuçları çok iyidir. Cerrahi müdahale sayesinde alınan iyi huylu beyin tümörü nadiren tekrar oluşur ve vücudun diğer bölgelerine yayılma ihtimalleri olmamaktadır. Kanserli olmasa da iyi huylu beyin tümörü belli bir büyüklüğe ulaştığında beynin hassas bölgelerine baskı yaparak ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. İyi huylu beyin tümörünün zaman içerisinde kanserli beyin tümörüne dönüşme riski olabilir.

Kötü huylu beyin tümörleri: Kanseri hücrelerle oluşan kötü huylu beyin tümörleri iyi huylu tümörlere göre daha hızlı büyüme gerçekleştirir ve yakınında bulunan beyin dokusuna zarar verebilir. Bu nedenle de ameliyatla tamamen alınmaları çok zordur. Çünkü kötü huylu beyin tümörlerinde tümörleşen doku beyin fonksiyonlarını gerçekleştiren dokulardır ve cerrahi olarak alınan her doku fonksiyon kaybı demektir. Kötü huylu beyin tümörlerinde ameliyat sonrası tümörde yeniden büyüme söz konusu olabilir. Aynı zamanda vücudumuzun farklı bir bölgesinden beyin dokusuna yayılan merastatik tümörler de kötü huylu tümörler olarak kabul edilir.



https://www.tivu.co/@sagliktiwi

Çocuklarda ciltte döküntü görülmesi akla bulaşıcı hastalıkları getirmeli midir?
00:01:01
Sağlık Tiwi
5,659 Views · 9 months ago

Çocuklarda ciltte döküntü görülmesi akla bulaşıcı hastalıkları getirmeli midir?
Uzm. Dr. Özlen Kaya ÇARDAK SağlıkTiwi

Cilt üzerindeki döküntüler bazen tek başına sorun oluştururken bazen de farklı bir hastalığın ilk belirtisi olabiliyor. Özellikle çocuklardaki leke ya da döküntüler ailelerin de paniğe kapılmasına neden olabiliyor. Bazıları son derece masum olmakla birlikte bazılarında biraz daha hızlı hareket etmek gerekebiliyor.

Viral Döküntüler; Tek Bir Hastalığa Bağlı Değil
Çocuklarda çok sık rastlanan viral döküntüler, genellikle 2-3 gün ateşle beraber ya da sonrasında ortaya çıkıyor. Gövdede daha belirgin hale gelen bu küçük kırmızı kabartılar tek bir hastalığa özgü olmadığı için belli bir tanımı da bulunmuyor. Hastalıktan hastalığa da değişkenlik gösteriyor. Örneğin, kızamık, kızamıkçık, suçiçeği, 6. Hastalık gibi hastalıklara ait döküntüler çok rahat tanınabiliyor. Her geçen gün yenileri eklenen viral döküntülere karşı yaklaşımlar benzerlik gösteriyor.
“Viral hastalıkların özel bir ilacı yoktur. Öncesinde sağlıklı olduğu bilinen birçok çocuk kendiliğinden atlatır ve iyileşir. Bazı durumlarda ailelerin endişelerini rahatlatmak adına kaşıntı ilaçları, ateş düşürücüler gibi ilaçlar başlanabilir. Ama bunların tedaviye bir etkinlikleri yoktur. Antibiyotiklerin ise hiç yeri yoktur. Yapılması gereken özellikle ateşinin yüksek olduğu dönemde ve sonrasında döküntü gerileyene kadar belirli aralıklarla hekim kontrolüdür. Viral döküntülere neden olan hastalıkların çoğu bulaşıcı olduğundan diğer çocuklardan uzak tutmak gerekir.”
Cilt Enfeksiyonları; Başka Çocukları Bulaş Riski Var
Bazı mikropların direkt cilt üzerinde enfeksiyona neden olduğunu anlatan

En tipik özelliği altın sarısı kabuğu olan bu lezyonlar başka çocuklara bulaşabileceği için dikkatli olmak gerekiyor. Mantar enfeksiyonlarını ise genelde en çok yoğun pişikleri takiben görülen ve mantar kremleri kullanmak gerektiren döküntülerdir. Fakat her pişiğe de hemen mantar kremi sürmek daha çok zarar verebilir. Pişiğiniz iyileşmiyor ve minik minik kabartılar şeklinde yayılıyorsa bir çocuk hekimi kontrolünde krem başlamak gerekebilir.

Ürtiker; 6 Haftadan Uzun Sürüyorsa Dikkat!
Alerjik bir reaksiyon türü olan ürtiker çocuklarda sık görülen yaygın bir döküntü türü. Bozuk para büyüklüğünde birleşme eğiliminde olan bu çok kaşıntılı döküntüler 24 saat içerisinde soluyor ve yerine başkaları çıkıyor. Bu döküntülerin bazen bir günde gerilemesine karşın bazen de günlerce devam edebilirler.

“Genellikle ilaçlara, yiyeceklere, böcek ısırıklarına ya da bazı enfeksiyonlar sırasında görülebilir “6 haftayı geçmediği sürece alerjik ya da başka bir araştırma gerektirmez. Yapılması gereken bir çocuk hekiminin önerisi ile alerji ilaçları ve kremlerle ile kontrol altına almaktır. Çok sık tekrarlar ya da 6 haftadan uzun sürerse ayrıntılı araştırmayı hak eder”
Hangi Durumlar Aciliyet Gerektirir?

Çocukta hastalıklar sırasında gözlemlenebilen ve tüm vücuda yayılan alacalı mermerimsi görüntü varsa. Bu durum çocuğun dolaşım sisteminde bir sorun olduğunu gösterdiği için acil hareket edilmeli.
Üzerine basıldığında solmayan ve genelde tek tek başlayıp yayılan morumsu birleşme eğilimindeki döküntüler de ciddi bir sorun olduğuna işaret edebildiği için önem taşır.
Yine anne babaları uyaracak bir döküntü de koşturup düşen kalkan her çocukta görülen ve önemsenmeyen cilt çürümesi denilen morluklar. Çocukta vurmadan düşmeden ve kol-bacakların yanı sıra gövde gibi travmaya çok da açık olmayan yerlerde sıkça görülen morluklara da dikkat etmek gerekiyor.

https://www.tivu.co/@sagliktiwi

Kaliteli Maske nasıl anlaşılır?
00:01:11
Sağlık Tiwi
5,465 Views · 9 months ago

Kaliteli Maske nasıl anlaşılır?Dağıtılan maskeler işle ilgili Ailemizin Eczacısı yorumlarını paylaşıyor

Sık duş alma çocuklarda cilt problemlerine neden olur mu?
00:00:46
Sağlık Tiwi
6,450 Views · 9 months ago

Sık duş alma çocuklarda cilt problemlerine neden olur mu?
Uzm. Dr. Özlen Kaya ÇARDAK SağlıkTiwi
Hassas yapıları nedeniyle soğuktan çok çabuk etkilenen bebeklerin cildi, özellikle kış aylarında hastalıklara daha da açık hale geliyor. Dikkat edilmediği takdirde bebeklerin vücudunda kuruma, çatlama, pullanma hatta bazı cilt hastaları gelişebiliyor.

İlk 4 sene bebeklerin cildine dikkat edilmeli
Yeni doğmuş bebeklerin cildinde bulunan elastin lifler, doğumdan sonra gelişmeye başlar ve ortalama 4 yaşına kadar ancak bir erişkinin cilt yapısına ulaşır. Bu yüzden daha hassas ve ince olan cilt yapıları nedeniyle özellikle ilk 4 yıl bebeklerin cilt yapısına daha da özen gösterilmelidir. Özellikle kış aylarında bebeklerin cildi soğuk havaya maruz kalarak çatlaklara ve pullanmalara neden olabilir. Soğuk hava nedeniyle terleme durumu da gerçekleşmeyince, zaten hassas olan bebek cildi kurumaya başlar. Bu duruma alerjik bebekler daha çok maruz kalır. Anneler bu durumu yakından takip etmeli ve gerektiğinde, uzman destek alınmalıdır. Bebeklerin cilt sağlığı için ise bazı önlemler alınabilir.

1.Haftada bir kez banyo
Bebeklere, haftada bir kez banyo yaptırmak yeterli olacaktır. Ayrıca saç derisi 1 kereden fazla yıkanmamalıdır. Çünkü bebeklerin saç derisi yetişkinlerdeki gibi kısa sürede yağlanmaz ve kirlenmez.

2.Banyo 15 dakikayı aşmamalıdır
Özellikle kış aylarında bebeklere banyo yaptırırken 15 dakikadan fazla banyoda kalmamalarına özen göstermek gerekir. Çünkü soğuk hava bebeğin cildini korutucu bir etkiye sahiptir ve sık yıkamak özellikle de banyo süresini uzun tutmak, cildinin daha da kurumasına neden olabilir.



Kullanılan şampuan ve sabunların içeriğine dikkat edilmeli
Bebeğin banyosunda aşırı kurutucu ve tahriş edici sabunlar ile çözücüler kullanılmamalıdır. Cildin tahrişini önleyen bebek sabunu ve şampuanları tercih edilmelidir. Banyodan hemen sonra kullanılacak vücut losyonları, bebeğin cildinin normale dönmesine yarar sağlayabilir. Kullanılan losyonlar organik, kokusuz ve renksiz olmalıdır.



Sık banyo yaptırmak gerekiyorsa sabun veya şampuan kullanılmamalı
Bebeğin uyku düzeni için, her gün veya iki günde bir banyo yaptırılması gerekiyorsa, şampuan ve sabun kullanılmamalıdır. Bebek, ılık suyla yıkanıp hemen ardından hızlıca kurulanmalıdır. Bu durumda banyodan sonra yine losyonlardan faydalanılabilir.



Bebeğin bulunduğu ortam ısısı 21-23 derece olmalı
Bebeğin yaşadığı ortam ısısı, cilt sağlığı için de çok önemlidir. Klima, elektrikli soba ve kalorifer ile ısıtılan, nemsiz kalarak kuru bir hava oluşturan ortam, bebeğin cildinde de kuruma ve çatlamaya yol açar. Bu durum, bebeklerde bazı egzama türlerinin oluşmasına zemin hazırlar. Kapalı ortamlarda oda nemlendiricileri kullanmak, kalorifer ve ısıtıcıların üzerine ıslak havlu ya da kap içerisinde su koymak yararlı olabilir. Ortam ısısının 21-23 derece ve ideal nem oranının %45-55 arasında tutulması, solunum sistemi ve cilt sağlığı açısından önemlidir.



Bebeğin yaşadığı ortam sık sık havalandırılmalı
Kış mevsiminde soğuk havada da bulunulan ortamın düzenli olarak havalandırılması ve bunun, özellikle sabah ve akşam saatlerinde 10-15 dakika süre ile yapılması önemlidir. Böylelikle evdeki nem oranı dengede tutulabilir. Ancak nem oranının çok az olduğu bölgelerde kısa süreli oda nemlendiricileri kullanılabilir.



Bebeğin giysileri açık renkli ve pamuklu olmalı
Kış aylarında bebeklere, yünlü ve kalın kıyafetler giydirilmesi, cilt sağlığını olumsuz etkileyen faktördür. Kat kat kalın giysiler içinde terleyen bebeğin cildinde kaşıntı ve tahriş oluşur. Ayrıca çok kalın giydirmek, bebeği hastalıklara karşı koruyucu bir etken değildir. Bebeği rahatlatacak yumuşak ve pamuklu kumaştan yapılmış, ince ve açık renkli kıyafetler tercih edilmelidir. Ortam ısısına göre bebeğin rahat giyip çıkarabileceği kıyafetler kullanılmalıdır.


https://www.tivu.co/@sagliktiwi

Çocuklarda hangi cilt problemlerine daha sık rastlanır?
00:00:53
Sağlık Tiwi
17,972 Views · 9 months ago

Çocuklarda hangi cilt problemlerine daha sık rastlanır?
Uzm. Dr. Özlen Kaya ÇARDAK SağlıkTiwi
Cilt üzerindeki döküntüler bazen tek başına sorun oluştururken bazen de farklı bir hastalığın ilk belirtisi olabiliyor. Özellikle çocuklardaki leke ya da döküntüler ailelerin de paniğe kapılmasına neden olabiliyor. Bazıları son derece masum olmakla birlikte bazılarında biraz daha hızlı hareket etmek gerekebiliyor.

Viral Döküntüler; Tek Bir Hastalığa Bağlı Değil
Çocuklarda çok sık rastlanan viral döküntüler, genellikle 2-3 gün ateşle beraber ya da sonrasında ortaya çıkıyor. Gövdede daha belirgin hale gelen bu küçük kırmızı kabartılar tek bir hastalığa özgü olmadığı için belli bir tanımı da bulunmuyor. Hastalıktan hastalığa da değişkenlik gösteriyor. Örneğin, kızamık, kızamıkçık, suçiçeği, 6. Hastalık gibi hastalıklara ait döküntüler çok rahat tanınabiliyor. Her geçen gün yenileri eklenen viral döküntülere karşı yaklaşımlar benzerlik gösteriyor.
“Viral hastalıkların özel bir ilacı yoktur. Öncesinde sağlıklı olduğu bilinen birçok çocuk kendiliğinden atlatır ve iyileşir. Bazı durumlarda ailelerin endişelerini rahatlatmak adına kaşıntı ilaçları, ateş düşürücüler gibi ilaçlar başlanabilir. Ama bunların tedaviye bir etkinlikleri yoktur. Antibiyotiklerin ise hiç yeri yoktur. Yapılması gereken özellikle ateşinin yüksek olduğu dönemde ve sonrasında döküntü gerileyene kadar belirli aralıklarla hekim kontrolüdür. Viral döküntülere neden olan hastalıkların çoğu bulaşıcı olduğundan diğer çocuklardan uzak tutmak gerekir.”
Cilt Enfeksiyonları; Başka Çocukları Bulaş Riski Var
Bazı mikropların direkt cilt üzerinde enfeksiyona neden olduğunu anlatan

En tipik özelliği altın sarısı kabuğu olan bu lezyonlar başka çocuklara bulaşabileceği için dikkatli olmak gerekiyor. Mantar enfeksiyonlarını ise genelde en çok yoğun pişikleri takiben görülen ve mantar kremleri kullanmak gerektiren döküntülerdir. Fakat her pişiğe de hemen mantar kremi sürmek daha çok zarar verebilir. Pişiğiniz iyileşmiyor ve minik minik kabartılar şeklinde yayılıyorsa bir çocuk hekimi kontrolünde krem başlamak gerekebilir.

Ürtiker; 6 Haftadan Uzun Sürüyorsa Dikkat!
Alerjik bir reaksiyon türü olan ürtiker çocuklarda sık görülen yaygın bir döküntü türü. Bozuk para büyüklüğünde birleşme eğiliminde olan bu çok kaşıntılı döküntüler 24 saat içerisinde soluyor ve yerine başkaları çıkıyor. Bu döküntülerin bazen bir günde gerilemesine karşın bazen de günlerce devam edebilirler.

“Genellikle ilaçlara, yiyeceklere, böcek ısırıklarına ya da bazı enfeksiyonlar sırasında görülebilir “6 haftayı geçmediği sürece alerjik ya da başka bir araştırma gerektirmez. Yapılması gereken bir çocuk hekiminin önerisi ile alerji ilaçları ve kremlerle ile kontrol altına almaktır. Çok sık tekrarlar ya da 6 haftadan uzun sürerse ayrıntılı araştırmayı hak eder”
Hangi Durumlar Aciliyet Gerektirir?

Çocukta hastalıklar sırasında gözlemlenebilen ve tüm vücuda yayılan alacalı mermerimsi görüntü varsa. Bu durum çocuğun dolaşım sisteminde bir sorun olduğunu gösterdiği için acil hareket edilmeli.
Üzerine basıldığında solmayan ve genelde tek tek başlayıp yayılan morumsu birleşme eğilimindeki döküntüler de ciddi bir sorun olduğuna işaret edebildiği için önem taşır.
Yine anne babaları uyaracak bir döküntü de koşturup düşen kalkan her çocukta görülen ve önemsenmeyen cilt çürümesi denilen morluklar. Çocukta vurmadan düşmeden ve kol-bacakların yanı sıra gövde gibi travmaya çok da açık olmayan yerlerde sıkça görülen morluklara da dikkat etmek gerekiyor.
https://www.tivu.co/@sagliktiwi

Çocuklarda mantar hangi nedenlerle olur?
00:00:57
Sağlık Tiwi
4,560 Views · 9 months ago

Çocuklarda mantar hangi nedenlerle olur?
Uzm. Dr. Özlen Kaya ÇARDAK SağlıkTiwi

Çocuklarda Mantar Hastalıkları
Derinin mantar hastalıkları; doğada yaygın olarak bulunan ve insan derisine bulaştığında hastalık yapan dermatofit türündeki mikroorganizmalarla oluşan hastalıklardır. Bu tür mantarlar toprakta bulunabildiği gibi hayvanlarda da hastalık yapabilirler. Çocuklara özellikle sokak hayvanları veya kontrolleri iyi yapılmayan ev hayvanları ile temas sonrası bulaşabilir. Ev halkı veya okulda mantar hastalığı bulunan kişilerle temas sonucu da mantar hastalığı çocuğa bulaşabilir.

Bu mikroorganizmalar derinin en üst tabakasındaki keratin ile beslendiklerinden yüzeysel seyirli hastalıklardır, derinin derinlerine ilerlemezler. Mantarların insan derisinde yerleştikleri yerler; ayak parmak araları ve ayak tabanları, kasık bölgeleri, saçlı deri ve vücudun herhangi bir bölgesi olabilir. Çocuklarda ayak ve kasık mantarı oldukça nadir görülürken, saçlı deri ve gövde yerleşimi daha sık görülür. Özellikle saçlı deri mantarı çocuklara özgü bir tablodur, erişkinlerde nadiren görülür.

Gövdede yerleştiğinde halka şeklinde kırmızı çevresinde kepeklenme gösteren ve hafif kaşıntılı olabilen döküntülerdir. Gövde derisi yerleşimlerinde antifungal içerikli kremlerin 2-4 hafta düzenli kullanımları tedavi için yeterlidir.

Saçlı deri mantarı ortasında saçların döküldüğü veya kırıldığı yuvarlak kepekli bölgeler olarak başlar. Saçlı deri yüzeyinde siyah noktacıklar şeklinde görüntü oluşabilir. Çocukluk çağında en sık görülen mantar hastalığıdır. Çoğunlukla 4-6 yaş arasında görülür. Bu ilk devrede tanınıp tedavi edilmezse üzerinde iltihaplı kabarcıklar oluşmaya başlar, cerahatli yara ve kabuklanma ile giden bu tablonun tedavisi daha zordur ve tedavi edildiğinde bile kalıcı saç kaybı bırakabilir. Bu aşamada kulak arkasında ve boyundaki lenf bezleri de büyüyebilir. Bu tip tutulumlarda sadece kremler tedavi için yeterli olmaz. Ağızdan mantar haplarının (terbinafine, itraconazole) 6-8 hafta kullanılması gerekmektedir.

Tekrar bulaşmayı önlemek için saç fırçaları, taraklar, havlular, yastık kılıfları, şapka ve bereler dezenfekte edilmelidirler.

Mantar hastalıklarının teşhisi hastalıklı bölgeden kazıntı materyali alınarak mikroskop altında incelenmek süretiyle bir dermatoloji uzmanı tarafından konmalıdır. Teşhisin şüpheli olması durumunda mantar kültürü de yapılabilir. Wood ışığı lambası tanıya yardımcı olabilir. Tedavinin başarısı ve özellikle kalıcı saç kaybı olmaması açısından şüphelenilen durumlarda geç kalınmadan ve üzerine iyi gelir düşüncesi ile herhangi bir krem sürülmeden bir dermatoloji uzmanına başvurulmalıdır.


https://www.tivu.co/@sagliktiwi

Çocuklarda mevsime bağlı cilt sorunları?
00:00:28
Sağlık Tiwi
9,883 Views · 9 months ago

Çocuklarda mevsime bağlı cilt sorunları?
Uzm. Dr. Özlen Kaya ÇARDAK SağlıkTiwi
Çocuklarda Mevsime Bağlı Cilt Sorunları Nelerdir?

Kış aylarında havaların soğuk ve kuru olmasına bağlı olarak, deri daha fazla kurur ve hassaslaşır. Bu nedenle kış aylarında çocuklarda daha çok deri kuruluğu sorunu ortaya çıkar. Özellikle ellerde ve yüzde kuruluk egzamaları, vücudun değişik bölgelerinde yine deri kuruluğuna bağla deri döküntüleri görülebilir. El, ayak, kulak, burun gibi açıkta kalan bölgelerde soğuğun neden olduğu bazı reaksiyonlar ya da tahribatlar söz konusu olabilir.
Yaz dönemi sorunları

Yaz döneminde ise, sıcak, terleme ve güneşin yol açtığı deri sorunlarıyla daha sık karşılaşılır. Bu sorunların en yaygını terleme yüzünden ortaya çıkan ve isilik denilen tablodur. İsilik çok yaygın ve şiddetli olabilmekte, başka hastalıklarla karışabilmektedir. Ya da erken tedavi edilmediği zaman, çocuğun kaşıması sonucu tahriş olup egzama benzeri bir tabloya dönüşebilmektedir.

Yine yaz aylarında güneş alerjileri, çok sık karşılaşılan ve genel olarak atlanan bir durumdur. Özellikle de bahar aylarında, güneşin ilk yakıcılaştığı dönemlerde, kol, el, bacak ve ayaklarda, yani genellikle yüzün dışındaki bölgelerde kendini kaşıntılı döküntüler şeklinde gösterir.
Bahar aylarında, geçiş dönemlerinde, çocuklarda deri değiştirmeye benzer şekilde el ayak soyulması türü basit deri sorunlarına rastlanabilmektedir.

https://www.tivu.co/@sagliktiwi

Çocuğun ateşi nasıl ölçülmelidir?
00:01:49
Sağlık Tiwi
4,571 Views · 9 months ago

Çocuğun ateşi nasıl ölçülmelidir?
Uzm. Dr. Özlen Kaya ÇARDAK SağlıkTiwi
Ateş en doğru nasıl ölçülür?
Çocukların vücut ısıları 37.2 dereceye kadar normal kabul edilir. Bunun üzerindeki ölçümlerde ateşli olduğunu düşünerek yakın takibi gerekir. Ancak en ufak ateşlenme durumunda endişeye kapılmak da doğru değildir. Her anne ve babanın, bakıcının ateş ölçümü konusunda bilgili olması gerekir. Çocukların ateşi, dijital derece ile koltuk altından, makattan, ağızdan veya özel cihazlarla alından ve kulaktan ölçülebilir. Bebeklerde koltuk altı ölçümü biraz zordur, makat ateşini ölçmek hem daha kolay hem de daha güvenilirdir. Bebek kucağa yatırılır, derecenin ucuna biraz krem sürülerek, gümüş kısmı makattan zorlamadan yerleştirilir. Kulaktan ateş ölçümü hastanın kulağı yukarı ve dışa çekildikten sonra cihazın ucu kulak yoluna yerleştirilerek düğmesine basılmalıdır. Alından ateş ölçmek her zaman doğru sonucu vermeyebilir. Soğukla temas etmesi, ateş nedeniyle terleme veya yüzünün yıkanması nedeniyle alından ölçülen ateş düşük çıkabilir ve yüksek ateşin varlığı gözden kaçabilir. Ateşin yükselmesi vücutta gelişen koruyucu olayların da bir göstergesi olduğu için; hastanın genel durumu iyiyse, ağızdan güzel sıvı alıyorsa telaşlanmadan ateş takibi yapmak uygun olur. 18 ayın altındaki çocuklarda ateş görüldüğünde sebebinin belirlenmesi için bir doktora başvurulması uygun olur, bu yaştaki çocuklarda ciddi hastalıkların belirtileri tam olarak görülmeyebilir.

https://www.tivu.co/@sagliktiwi

Çocuklarda havalenin belirtileri nelerdir?
00:01:23
Sağlık Tiwi
6,555 Views · 9 months ago

Çocuklarda havalenin belirtileri nelerdir?
Uzm. Dr. Özlen Kaya ÇARDAK SağlıkTiwi
Anne babaların en büyük kabuslarından biri çocuklarının havale nöbeti geçirmesidir. Havale, özellikle yenidoğan ve süt çocukluğu döneminde görülebilen ateşe bağlı bilinç kaybı veya ateşsiz bilinç kaybı ile birlikte olan kasılmalardır.

Ateşli Havale Nedir, Belirtileri Nelerdir? Çocuğunuzun Ateşli Havale (Febril Konvülsiyon) Geçirdiği Nasıl Anlaşılır, Tedavi Yöntemleri Nelerdir?
Ateşli Havale Nedir? Belirtileri Nelerdir?

Ateşli havale rahatsızlığı genellikle küçük çocuklarda oluşan ve bu ateşle beraber meydana gelen kasılma türleridir. Yaklaşık olarak 5 ay ve 6 yaş arası çocukların ateşli nöbet geçirmesi muhtemeldir. Yüksek ateş durumu çocuklarda iki yıl boyunca görülebilir. Ateşin neden olduğu her ne kadar bilinmese de virüslerin oluşumuyla meydana geldiği görülür. Yüksek ateş durumunda çocuk beyinlerinin yüksek ateşlere tepkisi görülebiliyor.

Ateşin bir anda yükselmesi durumunda acil bir doktora görünmekte fayda vardır. Yüksek ateş çok riskli bir belirtidir. Bu belirtinin hangi hastalığı gösterdiği doktor tarafından muayene edilerek anlaşılır. Ortaya çıkan belirtiler takip edilerek ve sürekli olarak ateşin ölçülmesi gerekir. Ateşin düşüp düşmediği anlık olarak kontrol edilir. Ölçülen ateş uzun bir süre düşmüyorsa, gerekli tedavi süreçlerinin acil olarak başlatılması gerekir. Yüksek ateşli havalenin en çok görülen belirtileri şu şekildedir;
Bilinç kayıpları
Yüksek ateş
Kasılma durumları
Kusma ve mide bulantısı
Baygınlık hali
Göz kaymaları
Vücudun kendini kilitlemesi
Çocuğunuzun Ateşli Havale (Febril Konvülsiyon) Geçirdiği Nasıl Anlaşılır?


Oda sıcaklığında bir küvete sokulur
Islak havlu ve çarşafa yatırılır
Doktora götürülmelidir
Ateş seviyesi sürekli olarak ölçülmelidir.

Çocukların yaklaşık % 4’ü 5 yaşına gelmeden bir havale nöbeti geçirebilir. Erken çocukluk döneminde (3 ay ile 5 yaş arası) beyin ile ilişkisi olmayan, enfeksiyon dışındaki nedenlerle oluşan ve ateşle birlikte görülen havaleler ateşe bağlı (febril) kabul edilir.

Altı yaşın altındaki çocuklarda ateşe bağlı havale geçirme sıklığı %2-5 iken, aile bireylerinde ateşe bağlı havale olanlarda bu oran %8-22’lere kadar çıkmaktadır. Ateşli bir çocuktaki titreme sıklıkla havale ile karıştırılabilir. Bazı çocuklar ailesel yatkınlıklar nedeni ile daha düşük derecelerde havale geçirirlerken; bazılarında ise daha yüksek ateş durumlarında dahi havale görülmeyebilir. Çoğu çocukta havale tekrarlamazken; az sayıda çocuk her ateşli hastalıkta havale geçirebilir.

Bilinç kaybı ve ani kasılma olabilir
Hastalığın başında ateş hızla yükselince, havale nöbeti başlar. Çocuk birden bilincini kaybeder, bedeni kasılır ya da gevşer, kaslarda ani kasılmalar görülebilir. Gözler kayar, çene kilitlenir, ağızdan salya akar. 1 dk içinde kasılmalar kesilir ve çocuk bitkin bir şekilde uykuya dalar. Havale nöbetlerinin geçirilmesi, henüz olgunlaşmamış çocuk beyninin ani ateş yükselmesinin neden olduğu sıcaklık değişimlerine tepki vermesi olarak yorumlanabilir.

Ateşe bağlı havalede; çocuk 3 ay – 6 yaş arasındadır (sıklıkla 6-18 aylar arası)
Ateş 38 C ‘nin üzerindedir.
Beyin ve beyin zarlarının iltihabı ile ilgili bir bulgu yoktur.
Havaleye neden olabilecek diğer hastalıklar bulunmamaktadır.
Ateşe bağlı havale geçiren veya geçirmekte olan çocuğun tedavisi mutlaka çocuk doktoru tarafından yapılmalıdır.

İlk Anda Yapabilecekleriniz;
En önemlisi, sakin olun.
Çocuğunuzu sert bir zeminde yan konuma getirin ve dilini ısırmaması için dişlerinin arasına kalınca katlanmış bir mendil sıkıştırın.
Boynunu sıkıştıran bir giysi varsa gevşetin ve çocuğu sıkı tutmayın.
Ateşli havale geçiren çocuklarda anne – babanın yapabileceği en önemli şey ateşi kontrol altında tutmak ve ateşi düşürme yöntemlerine başvurmaktadır.
Ateşi Düşürmek İçin Neler Yapılmalıdır?
Ateşi olan çocuğun hemen üstü açılmalıdır. Titrese dahi kesinlikle üzeri örtülmemeli, oda fazla ısıtılmamalıdır.
Ateş düşürülemiyorsa çocuğun kilosuna uygun ölçekte ateş düşürücü şurup verilmelidir. Ilık su ile vücudu silinmeli; koltuk altı, alın, göğüs ve kasıklara pansuman yapılmalıdır.
Gerekirse saçlar ıslatılmadan ılık su ile duş yaptırılabilir.
Tüm uğraşlara rağmen ateş düşürülemiyor ya da tekrarlıyorsa ateşin nedeninin araştırılması için çocuk doktoruna başvurulmalıdır.
Ateşli Havale Geçiren Çocuk Epilepsi Hastası Olabilir mi?
Değişik nedenlerle beyin hücrelerinin normal olmayan elektriksel boşalması ile ortaya çıkan tekrarlayıcı kontrol dışı hareket bozukluklarına “epilepsi” denir. Kısaca epilepsi beyin hücrelerinin havaleye olan eğilimi olarak tanımlanabilir.



Nöbetlerin 15-20 dk dan uzun sürmesi (Uzun süren havale beyin hücrelerinin oksijensiz kalarak hasarlanmasına neden olabilir)
Ateşli havale başlamadan önce sinir sistemi veya beyinde bir anomali veya gelişme geriliği olması.

https://www.tivu.co/@sagliktiwi

Ateşli Havale Nedir ?
00:02:32
Sağlık Tiwi
6,458 Views · 9 months ago

Ateşli Havale Nedir ?
Uzm. Dr. Özlen Kaya ÇARDAK SağlıkTiwi
Anne babaların en büyük kabuslarından biri çocuklarının havale nöbeti geçirmesidir. Havale, özellikle yenidoğan ve süt çocukluğu döneminde görülebilen ateşe bağlı bilinç kaybı veya ateşsiz bilinç kaybı ile birlikte olan kasılmalardır.
Çocukların yaklaşık % 4’ü 5 yaşına gelmeden bir havale nöbeti geçirebilir. Erken çocukluk döneminde (3 ay ile 5 yaş arası) beyin ile ilişkisi olmayan, enfeksiyon dışındaki nedenlerle oluşan ve ateşle birlikte görülen havaleler ateşe bağlı (febril) kabul edilir.

Altı yaşın altındaki çocuklarda ateşe bağlı havale geçirme sıklığı %2-5 iken, aile bireylerinde ateşe bağlı havale olanlarda bu oran %8-22’lere kadar çıkmaktadır. Ateşli bir çocuktaki titreme sıklıkla havale ile karıştırılabilir. Bazı çocuklar ailesel yatkınlıklar nedeni ile daha düşük derecelerde havale geçirirlerken; bazılarında ise daha yüksek ateş durumlarında dahi havale görülmeyebilir. Çoğu çocukta havale tekrarlamazken; az sayıda çocuk her ateşli hastalıkta havale geçirebilir.

Bilinç kaybı ve ani kasılma olabilir
Hastalığın başında ateş hızla yükselince, havale nöbeti başlar. Çocuk birden bilincini kaybeder, bedeni kasılır ya da gevşer, kaslarda ani kasılmalar görülebilir. Gözler kayar, çene kilitlenir, ağızdan salya akar. 1 dk içinde kasılmalar kesilir ve çocuk bitkin bir şekilde uykuya dalar. Havale nöbetlerinin geçirilmesi, henüz olgunlaşmamış çocuk beyninin ani ateş yükselmesinin neden olduğu sıcaklık değişimlerine tepki vermesi olarak yorumlanabilir.

Ateşe bağlı havalede; çocuk 3 ay – 6 yaş arasındadır (sıklıkla 6-18 aylar arası)
Ateş 38 C ‘nin üzerindedir.
Beyin ve beyin zarlarının iltihabı ile ilgili bir bulgu yoktur.
Havaleye neden olabilecek diğer hastalıklar bulunmamaktadır.
Ateşe bağlı havale geçiren veya geçirmekte olan çocuğun tedavisi mutlaka çocuk doktoru tarafından yapılmalıdır.

İlk Anda Yapabilecekleriniz;
En önemlisi, sakin olun.
Çocuğunuzu sert bir zeminde yan konuma getirin ve dilini ısırmaması için dişlerinin arasına kalınca katlanmış bir mendil sıkıştırın.
Boynunu sıkıştıran bir giysi varsa gevşetin ve çocuğu sıkı tutmayın.
Ateşli havale geçiren çocuklarda anne – babanın yapabileceği en önemli şey ateşi kontrol altında tutmak ve ateşi düşürme yöntemlerine başvurmaktadır.
Ateşi Düşürmek İçin Neler Yapılmalıdır?
Ateşi olan çocuğun hemen üstü açılmalıdır. Titrese dahi kesinlikle üzeri örtülmemeli, oda fazla ısıtılmamalıdır.
Ateş düşürülemiyorsa çocuğun kilosuna uygun ölçekte ateş düşürücü şurup verilmelidir. Ilık su ile vücudu silinmeli; koltuk altı, alın, göğüs ve kasıklara pansuman yapılmalıdır.
Gerekirse saçlar ıslatılmadan ılık su ile duş yaptırılabilir.
Tüm uğraşlara rağmen ateş düşürülemiyor ya da tekrarlıyorsa ateşin nedeninin araştırılması için çocuk doktoruna başvurulmalıdır.
Ateşli Havale Geçiren Çocuk Epilepsi Hastası Olabilir mi?
Değişik nedenlerle beyin hücrelerinin normal olmayan elektriksel boşalması ile ortaya çıkan tekrarlayıcı kontrol dışı hareket bozukluklarına “epilepsi” denir. Kısaca epilepsi beyin hücrelerinin havaleye olan eğilimi olarak tanımlanabilir.

Ateşe bağlı havalelerden sonra, 5-7 yaş öncesinde %2, 15 yaş öncesinde ise %5.5 oranında epilepsi gelişme riski vardır. Bu riski belirleyen faktörler;

Nöbetlerin 15-20 dk dan uzun sürmesi (Uzun süren havale beyin hücrelerinin oksijensiz kalarak hasarlanmasına neden olabilir)
Ateşli havale başlamadan önce sinir sistemi veya beyinde bir anomali veya gelişme geriliği olması.
Birinci derece yakınlarında epilepsi öyküsünün varlığı olarak sıralanabilir.


https://www.tivu.co/@sagliktiwi

Çocuklarda ateşi düşürmek için neler yapılabilir?
00:03:09
Sağlık Tiwi
6,752 Views · 9 months ago

Çocuklarda ateşi düşürmek için neler yapılabilir?
Uzm. Dr. Özlen Kaya ÇARDAK SağlıkTiwi

Beyin gelişiminin hızlı olduğu dönemlerde görülür
Febril konvulsiyon yani ateşli havale, ateşli hastalıkların seyri sırasında ortaya çıkan nöbetlerdir.

Grip, faranjit ve bronşit çocuğunuzun ateşini yükseltebilir
Ateşe neden olan her türlü hastalık; grip, kulak iltihabı, faranjit, tonsillit, idrar yolu enfeksiyonu, bronşit ve çocukluk çağında yapılan bazı aşılar ateşli havale nedeni olabilir. Nöbetler genellikle ateşin hızlı yükseldiği dönemlerde ve hastalığın ilk günlerinde görülür. Ateşli havale genellikle vücut ısısının 38 derecenin üzerine çıktığı zamanlarda olur, bilincin kaybolması, tepkisiz kalma, gözlerin yukarı kayması, aniden nefesini tutma-morarma, kasılma, kol ve bacaklarda titreme şeklinde hareketlerin biri veya birkaçı eşlik eder. Genellikle nöbet 3 dakikadan önce kendiliğinden durur, nadiren beş dakikadan daha uzun sürer. Ateşli havalenin beyne zararı olmadığı, zekayı ve okul başarısını olumsuz etkilemediği bilinmektedir.

Havale sırasında yapmamanız gereken 5 şey
Havale nöbetleri görüntü itibarı ile korkutucu olmakla birlikte; ateşli havale genellikle kendiliğinden sonlanır, çok ender olarak uzun sürebilir. Nöbet sırasında ebeveynin sakin olması gerekmektedir.

Hastanın ağzında bir şey olmadığını biliyorsanız ve dilini de ısırmamışsa çenesiyle uğraşmayın. Dil geriye kaçar, nefes borusunu tıkar diye bir durum söz konusu değildir.
Yüzüne gözüne bir şey özellikle kolonya dökmeyin. Gözlerini koruyamadığı için gözde zarar oluşmasına neden olur.
Ağzından hiçbir şey (su veya ilaç) verilmemelidir, çocuğun boğulmasına neden olabilir.
Kol ve bacaklarını hareket etmesin diye tutulmamalıdır, kaz yırtıkları ve kemik kırılmalarına neden olabilir.
Kendisine zarar vermeyecek şekilde yan yatırın, salyasının akmasına izin verin, ateşi olduğu için üzerdekileri inceltin.
Havale endişesi ile sürekli ateş düşürücü kullanmayın
Genellikle uzun süreli koruyucu tedaviye gerek yoktur.

Tekrarlama olasılığı yüksektir
Ateşli nöbet geçirmiş olan bir çocuğun yeniden nöbet geçirme olasılığı yüksektir. Ancak akılda tutulmalıdır ki, hep aynı ateş seviyesinde ve her ateşlendiğinde nöbet olacak diye kural yoktur. Genellikle nöbet tekrarı ilk nöbeti izleyen 1-2 yıl içerisinde olur. Aşağıdaki faktörler nöbet yenileme olasılığını yükseltir.

Çocuk ilk nöbetini 15 aylıktan önce geçirmişse,
Sık ateşli hastalık geçiriyorsa,
İlk nöbette ateşi çok yüksek değilse,
Ateş çok hızlı yükselmişse,
Anne veya babada ateşli nöbet ve epilepsi öyküsü varsa anne babalar dikkatli olmalıdır.

Anne veya babası ateşli havale geçirmiş veya kardeşlerinde de aynı öykü bulunan çocukların nöbet geçirme ihtimali diğer çocuklara göre daha fazladır. Bu da genetik yatkınlığın önemli rolünün olduğunu düşündürmektedir.

Ateşli havale epilepsiye dönmez
Ateşli havale geçiren çocuk epilepsi hastası değildir. Epilepsi hastalığı, ateşsiz dönemlerde, her hangi bir zamanda ve bir uyaran olmadan ortaya çıkan, yineleyen nöbetlerdir. Bugünkü bilimsel verilere göre ateşli havale epilepsiye dönmez.

Ateş en doğru nasıl ölçülür?
Çocukların vücut ısıları 37.2 dereceye kadar normal kabul edilir. Bunun üzerindeki ölçümlerde ateşli olduğunu düşünerek yakın takibi gerekir. Ancak en ufak ateşlenme durumunda endişeye kapılmak da doğru değildir. Her anne ve babanın, bakıcının ateş ölçümü konusunda bilgili olması gerekir. Çocukların ateşi, dijital derece ile koltuk altından, makattan, ağızdan veya özel cihazlarla alından ve kulaktan ölçülebilir. Bebeklerde koltuk altı ölçümü biraz zordur, makat ateşini ölçmek hem daha kolay hem de daha güvenilirdir. Bebek kucağa yatırılır, derecenin ucuna biraz krem sürülerek, gümüş kısmı makattan zorlamadan yerleştirilir. Kulaktan ateş ölçümü hastanın kulağı yukarı ve dışa çekildikten sonra cihazın ucu kulak yoluna yerleştirilerek düğmesine basılmalıdır. Alından ateş ölçmek her zaman doğru sonucu vermeyebilir.

Ateşi düşürmek için bunlara dikkat edin
Ateşli nöbet geçiren çocuklar için ilk öneri, hasta oldukları hissedildiğinde, ateşlendiklerinde ateşlerini ölçmek, gerekli görülürse ateş düşürücü ilaç verip, üzerindekileri inceltmek olmalıdır. Ateş düşürücü ilacın etkisinin 1 saatten önce başlamayacağı ve tam etkisinin ise 3-4 saatin sonunda ortaya çıkacağı bilinerek telaşlanmamalıdır. Ateş düşürücü verdikten sonra eğer ateş 38.5-39 civarına ulaşıyorsa ılık suyla vücuduna kompres yapmak ateşin düşmesine yardımcı olacaktır. Ateşi yüksek olan çocuğun su kaybının fazla olacağı, iştahının azalacağı akılda tutularak bol sıvı verilmeye çalışılmalı, yemek için ısrarcı olunmamalıdır. Çocuk eğer ateşli havale nöbeti geçiriyorsa 3 - 4 dakika içinde sona erecektir. Nöbet daha uzun sürüyorsa 112 aranıp yardım istenmelidir. Özellikle 18 ayın altındaki çocuklarda ateşe neden olan hastalığın belirlenmesi için yakındaki sağlık merkezine gitmenizde yarar var.

https://www.tivu.co/@sagliktiwi

Çocuklarda ateş neden olur?
00:00:33
Sağlık Tiwi
7,670 Views · 9 months ago

Çocuklarda ateş neden olur?
Uzm. Dr. Özlen Kaya ÇARDAK Sağlık Tiwi
Kış aylarında çocuklarda sık görülen yüksek ateş, anne babaları da oldukça endişelendirmektedir. Ateş, müdahale edilmediğinde ciddi tablolara neden olabilirken, bazen de önemli hastalıkların da belirtisi olabilir. Bu nedenle ateşin nasıl düşürüleceğinin bilinmesi ve vakit kaybetmeden doktora başvurulması gerekmektedir.

Ateş En Uyarıcı Bulgudur
Yüksek ateş, çocuk sağlığında bir problem olduğunu ortaya çıkaran, aileyi hekime gidilmesi konusunda uyaran en gürültülü bulgudur. Ateş aslında, vücudun bağışıklık cevabıdır yani vücudun ateşi yükseltmesindeki amaç vücuda girmiş olan mikroorganizmaların çoğalmasını sınırlamaktır.

Vücudun Verdiği Sinyalleri Dikkate Alın
Ateş 39-40 derecenin üzerine çıktığında vücut aşırı enerji harcamaya başlar, kalp ve solunum sistemi daha hızlı çalışır. Vücut, kol ve bacaklardaki damarları büzüp bu bölgelere daha az kan gönderirken; beyin, kalp, karaciğer gibi organlara daha fazla kan gönderir. Vücut alacalı, mermerimsi bir görüntü alır, el- kol ve bacaklarda soğukluk olmasına rağmen gövdede yüksek sıcaklık görülür. Her ateş yükselmesinde paniklemek doğru değildir ancak 40 dereceyi geçen ateşte dikkat etmek gerekir.

Ateşin Farklı Nedenleri Olabilir
3-5 gün süren kısa süreli ateşin nedenleri arasında üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları, mide- bağırsak sisteminde ishal ve kusma ile görülen enfeksiyonlar, özellikle kız çocuklarda görülen idrar yolu enfeksiyonları sayılabilir. Zatürre, menenjit eklem ve kas iltihapları da ateşin daha ağır nedenleridir. Yüksek ateşin nedeni, yapılan ilk tetkiklerle ortaya konamadıysa ve bu durum 7-15 günden uzun sürdüyse; tüberküloz, malta humması ve tifo gibi hastalıklar, eklem iltihapları, kalbin iç kısmındaki zarın iltihapları ve birtakım kanser tiplerine dair ihtimaller göz önünde bulundurulmalıdır.

Bu Uyarıları Dikkate Alın!
Hemen telaşa kapılıp panik yapmayın. Çocuğunuza panik halinde yanlış tedaviler uygulayabilirsiniz.
Ateşli çocuğun üzerini örtmek tamamıyla yanlış bir uygulamadır. Çocuğun havale geçirmesine dahi sebep olabilir. Üzerini örtmek yerine odanın ısısını düşürmelisiniz.
38 -38,5 derece ateş normal olarak kabul edilmekte. Çocuğun ateşi 39 dereceyi buluyorsa, ateşe öksürük, kusma ve ishal de ekleniyorsa, hemen doktora başvurmalısınız.
İçine aspirin ezilmiş soğuk ve sirkeli suya batırılmış bezlerle alnına, koltuk altlarına baskı uygulamayın. Tamamıyla yanlış olan bu geleneksel yöntem, çocukların ateşi vücudundan atmasını daha da zorlaştırıyor.
38,5- 39 derecelerde, ateş düşürücü fitiller kullanılabilir. Fark edilmeyen durumlarda ya da ani ateş yükselmelerinde çocuğa başını dışarda bırakacak şekilde ılık bir duş aldırmanız doğru olacaktır. Bunların hiçbiri ateşi düşürmezse, uzmana başvurmanız gerekmektedir.

Sağlık Tiwi https://www.tivu.co/@sagliktiwi

Varisli Hastaların Şikayetleri Nelerdir? SaglikTiwi
00:00:26
Sağlık Tiwi
7,460 Views · 9 months ago

SaglikTiwi Varisli Hastaların Şikayetleri Nelerdir.
Opr. Dr. Mert Dumantepe.

Varis Nedir?
Varis, toplardamarların organik bir sebep olmadan genişlemesi, uzaması ve kıvrımlı hal alması olarak tanımlanır. Latince "varix" (kıvrım yapmış toplardamar) kelimesinden türetilmiştir.

En fazla hangi yaş grubunda görülür?
Variköz venler önemli bir sağlık problemidir. Erişkinlerdeki sıklığı değişik coğrafi varyasyonlar göstermekle beraber yaşla giderek artar. Bacak varisleri, muayenehane pratiğinde en sık karşılaşılan damar hastalığıdır. Yetişkin nüfusun yüzde 15-20’ sini etkiler. Kadınlarda erkeklere oranla 2-4 kat daha fazla görülürken ailesel geçiş oranı yüzde 50’ den fazladır.

Alt ekstremitenin venöz hastalıkları erişkinlerin yaklaşık yüzde 17’sini etkilemektedir. Variköz venlerin etiolojisinde gebelik, obezite, postür bozuklukları, konstipasyon gibi çeşitli hipotezler ileri sürülmüştür.

Varisler kaç türlüdür?
Varisler primer veya sekonder olabilir. Primer varislerin nedenleri hakkında çeşitli teoriler olmasına rağmen esas nedenler, kesin olarak belli değildir. Günümüzde en çok kabul gören teori kalıtımsal ven duvarındaki zayıflık ve venlerdeki kapakçık yetmezliği, venöz hipertansiyondur.

Sekonder veya edinsel variköziteler, venöz kapakçıkların travma, derin ven trombozu veya enflamasyon gibi nedenlere bağlı hasar alması sonucu meydana gelir. Bir ekstremitede kıvrım yapmış belirgin variköz oluşumlarının yanında daha küçük çaplı telenjiektazik, retiküler tarzda oluşumlar da bulunabilir. Bu oluşumlar elle hissedilemeyen, ciltte yüzeyel yerleşim gösteren, 1 milimetre veya daha küçük çaplı mavi veya kırmızı çizgisel renk değişiklikleri olarak görülürler. Bölgesel olarak yıldız şekilli veya örümcek ağına benzer yaygın çizgisel oluşumlar olup tüm bacağı sarabilirler. Hastadan hastaya değişmekle birlikte bir ekstremitede bu oluşumlar, birlikte veya ayrı ayrı yerleşim gösterebilirler.

Varis oluşumunu kolaylaştıran faktörler
Epidemiyolojik çalışmalarda varis patofizyolojisinde rol oynayan birçok etken öne sürülmüştür. Bu çalışmalarda aile öyküsü (kalıtım), riskli yaşam tarzı ve sigara kullanımı, venöz yetmezlik tespit edilen hastalarda daha yüksek oranlarda saptandığı için önde gelen risk faktörleri olarak gösterilmiştir. Aile öyküsünün pozitif olduğu hastalarda, varis görülme riski 4.4 kat daha fazladır. Uzun süre ayakta kalmak ya da uzun süre oturarak iş yapmak bir risk faktörü olduğu gibi, günde 4 saatten fazla ayakta kalanlarda yüksek grade venöz yetmezlik gelişme riskini 2.7 kat artırır.

Uzun süre ayakta durmak
Hamilelik
Şişmanlık
Oturarak çalışmak
Hareketsizlik
Yaşlılık
İlaç kullanımı (Doğum kontrol hapları, menopoz döneminde kullanılan hormon replasman tedavileri)
Varis hastalığı ve sık karşılaşılan şikayetler
Hastaların en yaygın semptomları bacaklarının görüntüsünün bozulması ve uzun süre ayakta durunca ortaya çıkan bacak ağrısı ve bacaklarda ağırlaşma hissidir. Semptomlar anatomik defektin derecesiyle ilişkili olmayabilir. Bazen hasta variköz damarı zedeleyebilir. Bu durumda belirgin bir kanama görülebilir. Bacak varislerinin bir komplikasyonu yüzeyel tromboflebittir; ciddi bir ağrı ve hareket kısıtlılığına yol açabilir. Uzun süreli bacak varislerinde kronik ayak bileği şişliği, staz dermatiti ve bacak ülserleri gelişebilir. Uzun süre ayakta durma veya obezite (şişmanlık) tüm bacak varislerinin daha semptomatik hale gelmesine neden olurlar.

Ağrı
Kaşıntı
Ayak bileğinde şişme
Gece krampları
Yüzeyel tromboflebitler
Venöz ayak bileği cilt değişiklikleri (pigmentasyon, egzama, lipodermatoskleroz ve açık yara)
Kanama
Varis Tedavi
Varis tedavisinde amaç yaşam kalitesini artırmaktır. Hastalık genellikle iyi huylu seyir gösterip hastaların çoğunda ameliyat gerekmez ve konservatif tedavi yöntemleriyle iyi sonuçlar alınır. Bu nedenle semptomlar, çok ciddi değilse girişimsel tedavilerden kaçınılmalıdır. Semptomlar hastanın yaşam kalitesini ciddi olarak etkiliyorsa tedavi düşünülmelidir. Bazen büyük varisleri bulunan hastalarda, kanama veya ülserasyon gibi komplikasyonlar gelişirse daha agresif cerrahi tedavi yöntemleri denebilir.

Etken sebepler ortadan kaldırılmadıkça (fazla kilo, uzun süre ayakta durma, östrojen kullanımı) variköz ven oluşumunun belirli bir süre sonra tekrarlayacağı unutulmamalıdır.

Varis tedavisinde kullanılan yöntemler
Tıbbi tedavi
1. İlaçlar

2. Varis Çorabı (Varis ve kronik venöz yetmezlikte uygulanan yöntemlerin hiç birisi tek başına varis çorabı uygulaması olmadan başarılı olamaz. Bu nedenle varis çorabı uygulamaları venöz yetmezlik tedavisinde altın standart olarak kabul edilebilir. Varis çorapları değişik basınç aralıklarında bulunurlar ve hastanın şikayetlerinin ve hastalığının derecesine göre ihtiyaç duyulan basınç aralıklarında kullanılır.)

Skleroterapi
Lazer
Cerrahi Tedavi

Varis Tedavisinde Cerrahi Yöntem hangi aşamada uygulanır?
00:00:34
Sağlık Tiwi
7,569 Views · 9 months ago

Varis Tedavisinde Cerrahi Yöntem hangi aşamada uygulanır. SaglikTiwi Opr. Dr. Mert Dumantepe.
Varis, toplardamarların organik bir sebep olmadan genişlemesi, uzaması ve kıvrımlı hal alması olarak tanımlanır. Latince "varix" (kıvrım yapmış toplardamar) kelimesinden türetilmiştir. En fazla hangi yaş grubunda görülür? Variköz venler önemli bir sağlık problemidir. Erişkinlerdeki sıklığı değişik coğrafi varyasyonlar göstermekle beraber yaşla giderek artar. Bacak varisleri, muayenehane pratiğinde en sık karşılaşılan damar hastalığıdır. Yetişkin nüfusun yüzde 15-20’ sini etkiler. Kadınlarda erkeklere oranla 2-4 kat daha fazla görülürken ailesel geçiş oranı yüzde 50’ den fazladır. Alt ekstremitenin venöz hastalıkları erişkinlerin yaklaşık yüzde 17’sini etkilemektedir. Variköz venlerin etiolojisinde gebelik, obezite, postür bozuklukları, konstipasyon gibi çeşitli hipotezler ileri sürülmüştür. Varisler kaç türlüdür? Varisler primer veya sekonder olabilir. Primer varislerin nedenleri hakkında çeşitli teoriler olmasına rağmen esas nedenler, kesin olarak belli değildir. Günümüzde en çok kabul gören teori kalıtımsal ven duvarındaki zayıflık ve venlerdeki kapakçık yetmezliği, venöz hipertansiyondur. Sekonder veya edinsel variköziteler, venöz kapakçıkların travma, derin ven trombozu veya enflamasyon gibi nedenlere bağlı hasar alması sonucu meydana gelir. Bir ekstremitede kıvrım yapmış belirgin variköz oluşumlarının yanında daha küçük çaplı telenjiektazik, retiküler tarzda oluşumlar da bulunabilir. Bu oluşumlar elle hissedilemeyen, ciltte yüzeyel yerleşim gösteren, 1 milimetre veya daha küçük çaplı mavi veya kırmızı çizgisel renk değişiklikleri olarak görülürler. Bölgesel olarak yıldız şekilli veya örümcek ağına benzer yaygın çizgisel oluşumlar olup tüm bacağı sarabilirler. Hastadan hastaya değişmekle birlikte bir ekstremitede bu oluşumlar, birlikte veya ayrı ayrı yerleşim gösterebilirler. Varis oluşumunu kolaylaştıran faktörler Epidemiyolojik çalışmalarda varis patofizyolojisinde rol oynayan birçok etken öne sürülmüştür. Bu çalışmalarda aile öyküsü (kalıtım), riskli yaşam tarzı ve sigara kullanımı, venöz yetmezlik tespit edilen hastalarda daha yüksek oranlarda saptandığı için önde gelen risk faktörleri olarak gösterilmiştir. Aile öyküsünün pozitif olduğu hastalarda, varis görülme riski 4.4 kat daha fazladır. Uzun süre ayakta kalmak ya da uzun süre oturarak iş yapmak bir risk faktörü olduğu gibi, günde 4 saatten fazla ayakta kalanlarda yüksek grade venöz yetmezlik gelişme riskini 2.7 kat artırır. Uzun süre ayakta durmak Hamilelik Şişmanlık Oturarak çalışmak Hareketsizlik Yaşlılık İlaç kullanımı (Doğum kontrol hapları, menopoz döneminde kullanılan hormon replasman tedavileri) Varis hastalığı ve sık karşılaşılan şikayetler Hastaların en yaygın semptomları bacaklarının görüntüsünün bozulması ve uzun süre ayakta durunca ortaya çıkan bacak ağrısı ve bacaklarda ağırlaşma hissidir. Semptomlar anatomik defektin derecesiyle ilişkili olmayabilir. Bazen hasta variköz damarı zedeleyebilir. Bu durumda belirgin bir kanama görülebilir. Bacak varislerinin bir komplikasyonu yüzeyel tromboflebittir; ciddi bir ağrı ve hareket kısıtlılığına yol açabilir. Uzun süreli bacak varislerinde kronik ayak bileği şişliği, staz dermatiti ve bacak ülserleri gelişebilir. Uzun süre ayakta durma veya obezite (şişmanlık) tüm bacak varislerinin daha semptomatik hale gelmesine neden olurlar. Ağrı Kaşıntı Ayak bileğinde şişme Gece krampları Yüzeyel tromboflebitler Venöz ayak bileği cilt değişiklikleri (pigmentasyon, egzama, lipodermatoskleroz ve açık yara) Kanama Varis Tedavi Varis tedavisinde amaç yaşam kalitesini artırmaktır. Hastalık genellikle iyi huylu seyir gösterip hastaların çoğunda ameliyat gerekmez ve konservatif tedavi yöntemleriyle iyi sonuçlar alınır. Bu nedenle semptomlar, çok ciddi değilse girişimsel tedavilerden kaçınılmalıdır. Semptomlar hastanın yaşam kalitesini ciddi olarak etkiliyorsa tedavi düşünülmelidir. Bazen büyük varisleri bulunan hastalarda, kanama veya ülserasyon gibi komplikasyonlar gelişirse daha agresif cerrahi tedavi yöntemleri denebilir. Etken sebepler ortadan kaldırılmadıkça (fazla kilo, uzun süre ayakta durma, östrojen kullanımı) variköz ven oluşumunun belirli bir süre sonra tekrarlayacağı unutulmamalıdır. Varis tedavisinde kullanılan yöntemler Tıbbi tedavi 1. İlaçlar 2. Varis Çorabı (Varis ve kronik venöz yetmezlikte uygulanan yöntemlerin hiç birisi tek başına varis çorabı uygulaması olmadan başarılı olamaz. Bu nedenle varis çorabı uygulamaları venöz yetmezlik tedavisinde altın standart olarak kabul edilebilir. Varis çorapları değişik basınç aralıklarında bulunurlar ve hastanın şikayetlerinin ve hastalığının derecesine göre ihtiyaç duyulan basınç aralıklarında kullanılır.) Skleroterapi Lazer Cerrahi Tedavi

Varis Tedavisinde Erken Teşhisin Önemi   Opr. Dr. Mert Dumantepe SaglikTiwi
00:00:11
Sağlık Tiwi
6,444 Views · 9 months ago

Varis Tedavisinde Erken Teşhisin Önemi SaglikTiwi Opr. Dr. Mert Dumantepe

Varis Nedir?
Varis, toplardamarların organik bir sebep olmadan genişlemesi, uzaması ve kıvrımlı hal alması olarak tanımlanır. Latince "varix" (kıvrım yapmış toplardamar) kelimesinden türetilmiştir.

En fazla hangi yaş grubunda görülür?
Variköz venler önemli bir sağlık problemidir. Erişkinlerdeki sıklığı değişik coğrafi varyasyonlar göstermekle beraber yaşla giderek artar. Bacak varisleri, muayenehane pratiğinde en sık karşılaşılan damar hastalığıdır. Yetişkin nüfusun yüzde 15-20’ sini etkiler. Kadınlarda erkeklere oranla 2-4 kat daha fazla görülürken ailesel geçiş oranı yüzde 50’ den fazladır.

Alt ekstremitenin venöz hastalıkları erişkinlerin yaklaşık yüzde 17’sini etkilemektedir. Variköz venlerin etiolojisinde gebelik, obezite, postür bozuklukları, konstipasyon gibi çeşitli hipotezler ileri sürülmüştür.

Varisler kaç türlüdür?
Varisler primer veya sekonder olabilir. Primer varislerin nedenleri hakkında çeşitli teoriler olmasına rağmen esas nedenler, kesin olarak belli değildir. Günümüzde en çok kabul gören teori kalıtımsal ven duvarındaki zayıflık ve venlerdeki kapakçık yetmezliği, venöz hipertansiyondur.

Sekonder veya edinsel variköziteler, venöz kapakçıkların travma, derin ven trombozu veya enflamasyon gibi nedenlere bağlı hasar alması sonucu meydana gelir. Bir ekstremitede kıvrım yapmış belirgin variköz oluşumlarının yanında daha küçük çaplı telenjiektazik, retiküler tarzda oluşumlar da bulunabilir. Bu oluşumlar elle hissedilemeyen, ciltte yüzeyel yerleşim gösteren, 1 milimetre veya daha küçük çaplı mavi veya kırmızı çizgisel renk değişiklikleri olarak görülürler. Bölgesel olarak yıldız şekilli veya örümcek ağına benzer yaygın çizgisel oluşumlar olup tüm bacağı sarabilirler. Hastadan hastaya değişmekle birlikte bir ekstremitede bu oluşumlar, birlikte veya ayrı ayrı yerleşim gösterebilirler.

Varis oluşumunu kolaylaştıran faktörler
Epidemiyolojik çalışmalarda varis patofizyolojisinde rol oynayan birçok etken öne sürülmüştür. Bu çalışmalarda aile öyküsü (kalıtım), riskli yaşam tarzı ve sigara kullanımı, venöz yetmezlik tespit edilen hastalarda daha yüksek oranlarda saptandığı için önde gelen risk faktörleri olarak gösterilmiştir. Aile öyküsünün pozitif olduğu hastalarda, varis görülme riski 4.4 kat daha fazladır. Uzun süre ayakta kalmak ya da uzun süre oturarak iş yapmak bir risk faktörü olduğu gibi, günde 4 saatten fazla ayakta kalanlarda yüksek grade venöz yetmezlik gelişme riskini 2.7 kat artırır.

Uzun süre ayakta durmak
Hamilelik
Şişmanlık
Oturarak çalışmak
Hareketsizlik
Yaşlılık
İlaç kullanımı (Doğum kontrol hapları, menopoz döneminde kullanılan hormon replasman tedavileri)
Varis hastalığı ve sık karşılaşılan şikayetler
Hastaların en yaygın semptomları bacaklarının görüntüsünün bozulması ve uzun süre ayakta durunca ortaya çıkan bacak ağrısı ve bacaklarda ağırlaşma hissidir. Semptomlar anatomik defektin derecesiyle ilişkili olmayabilir. Bazen hasta variköz damarı zedeleyebilir. Bu durumda belirgin bir kanama görülebilir. Bacak varislerinin bir komplikasyonu yüzeyel tromboflebittir; ciddi bir ağrı ve hareket kısıtlılığına yol açabilir. Uzun süreli bacak varislerinde kronik ayak bileği şişliği, staz dermatiti ve bacak ülserleri gelişebilir. Uzun süre ayakta durma veya obezite (şişmanlık) tüm bacak varislerinin daha semptomatik hale gelmesine neden olurlar.

Ağrı
Kaşıntı
Ayak bileğinde şişme
Gece krampları
Yüzeyel tromboflebitler
Venöz ayak bileği cilt değişiklikleri (pigmentasyon, egzama, lipodermatoskleroz ve açık yara)
Kanama
Varis Tedavi
Varis tedavisinde amaç yaşam kalitesini artırmaktır. Hastalık genellikle iyi huylu seyir gösterip hastaların çoğunda ameliyat gerekmez ve konservatif tedavi yöntemleriyle iyi sonuçlar alınır. Bu nedenle semptomlar, çok ciddi değilse girişimsel tedavilerden kaçınılmalıdır. Semptomlar hastanın yaşam kalitesini ciddi olarak etkiliyorsa tedavi düşünülmelidir. Bazen büyük varisleri bulunan hastalarda, kanama veya ülserasyon gibi komplikasyonlar gelişirse daha agresif cerrahi tedavi yöntemleri denebilir.

Etken sebepler ortadan kaldırılmadıkça (fazla kilo, uzun süre ayakta durma, östrojen kullanımı) variköz ven oluşumunun belirli bir süre sonra tekrarlayacağı unutulmamalıdır.

Varis tedavisinde kullanılan yöntemler
Tıbbi tedavi
1. İlaçlar

2. Varis Çorabı (Varis ve kronik venöz yetmezlikte uygulanan yöntemlerin hiç birisi tek başına varis çorabı uygulaması olmadan başarılı olamaz. Bu nedenle varis çorabı uygulamaları venöz yetmezlik tedavisinde altın standart olarak kabul edilebilir. Varis çorapları değişik basınç aralıklarında bulunurlar ve hastanın şikayetlerinin ve hastalığının derecesine göre ihtiyaç duyulan basınç aralıklarında kullanılır.)

Skleroterapi
Lazer
Cerrahi Tedavi

Varisler nasıl Tedavi edilir , kaç çeşit tedavi yöntemi vardır? Op. Dr. Mert Dumantepe
00:02:16
Sağlık Tiwi
6,440 Views · 9 months ago

Varisler nasıl Tedavi edilir , kaç çeşit tedavi yöntemi vardır? Op. Dr. Mert Dumantepe
Varis Tedavisinde Erken Teşhisin Önemi SaglikTiwi Opr. Dr. Mert Dumantepe

Varis Nedir?
Varis, toplardamarların organik bir sebep olmadan genişlemesi, uzaması ve kıvrımlı hal alması olarak tanımlanır. Latince "varix" (kıvrım yapmış toplardamar) kelimesinden türetilmiştir.

En fazla hangi yaş grubunda görülür?
Variköz venler önemli bir sağlık problemidir. Erişkinlerdeki sıklığı değişik coğrafi varyasyonlar göstermekle beraber yaşla giderek artar. Bacak varisleri, muayenehane pratiğinde en sık karşılaşılan damar hastalığıdır. Yetişkin nüfusun yüzde 15-20’ sini etkiler. Kadınlarda erkeklere oranla 2-4 kat daha fazla görülürken ailesel geçiş oranı yüzde 50’ den fazladır.

Alt ekstremitenin venöz hastalıkları erişkinlerin yaklaşık yüzde 17’sini etkilemektedir. Variköz venlerin etiolojisinde gebelik, obezite, postür bozuklukları, konstipasyon gibi çeşitli hipotezler ileri sürülmüştür.

Varisler kaç türlüdür?
Varisler primer veya sekonder olabilir. Primer varislerin nedenleri hakkında çeşitli teoriler olmasına rağmen esas nedenler, kesin olarak belli değildir. Günümüzde en çok kabul gören teori kalıtımsal ven duvarındaki zayıflık ve venlerdeki kapakçık yetmezliği, venöz hipertansiyondur.

Sekonder veya edinsel variköziteler, venöz kapakçıkların travma, derin ven trombozu veya enflamasyon gibi nedenlere bağlı hasar alması sonucu meydana gelir. Bir ekstremitede kıvrım yapmış belirgin variköz oluşumlarının yanında daha küçük çaplı telenjiektazik, retiküler tarzda oluşumlar da bulunabilir. Bu oluşumlar elle hissedilemeyen, ciltte yüzeyel yerleşim gösteren, 1 milimetre veya daha küçük çaplı mavi veya kırmızı çizgisel renk değişiklikleri olarak görülürler. Bölgesel olarak yıldız şekilli veya örümcek ağına benzer yaygın çizgisel oluşumlar olup tüm bacağı sarabilirler. Hastadan hastaya değişmekle birlikte bir ekstremitede bu oluşumlar, birlikte veya ayrı ayrı yerleşim gösterebilirler.

Varis oluşumunu kolaylaştıran faktörler
Epidemiyolojik çalışmalarda varis patofizyolojisinde rol oynayan birçok etken öne sürülmüştür. Bu çalışmalarda aile öyküsü (kalıtım), riskli yaşam tarzı ve sigara kullanımı, venöz yetmezlik tespit edilen hastalarda daha yüksek oranlarda saptandığı için önde gelen risk faktörleri olarak gösterilmiştir. Aile öyküsünün pozitif olduğu hastalarda, varis görülme riski 4.4 kat daha fazladır. Uzun süre ayakta kalmak ya da uzun süre oturarak iş yapmak bir risk faktörü olduğu gibi, günde 4 saatten fazla ayakta kalanlarda yüksek grade venöz yetmezlik gelişme riskini 2.7 kat artırır.

Uzun süre ayakta durmak
Hamilelik
Şişmanlık
Oturarak çalışmak
Hareketsizlik
Yaşlılık
İlaç kullanımı (Doğum kontrol hapları, menopoz döneminde kullanılan hormon replasman tedavileri)
Varis hastalığı ve sık karşılaşılan şikayetler
Hastaların en yaygın semptomları bacaklarının görüntüsünün bozulması ve uzun süre ayakta durunca ortaya çıkan bacak ağrısı ve bacaklarda ağırlaşma hissidir. Semptomlar anatomik defektin derecesiyle ilişkili olmayabilir. Bazen hasta variköz damarı zedeleyebilir. Bu durumda belirgin bir kanama görülebilir. Bacak varislerinin bir komplikasyonu yüzeyel tromboflebittir; ciddi bir ağrı ve hareket kısıtlılığına yol açabilir. Uzun süreli bacak varislerinde kronik ayak bileği şişliği, staz dermatiti ve bacak ülserleri gelişebilir. Uzun süre ayakta durma veya obezite (şişmanlık) tüm bacak varislerinin daha semptomatik hale gelmesine neden olurlar.

Ağrı
Kaşıntı
Ayak bileğinde şişme
Gece krampları
Yüzeyel tromboflebitler
Venöz ayak bileği cilt değişiklikleri (pigmentasyon, egzama, lipodermatoskleroz ve açık yara)
Kanama
Varis Tedavi
Varis tedavisinde amaç yaşam kalitesini artırmaktır. Hastalık genellikle iyi huylu seyir gösterip hastaların çoğunda ameliyat gerekmez ve konservatif tedavi yöntemleriyle iyi sonuçlar alınır. Bu nedenle semptomlar, çok ciddi değilse girişimsel tedavilerden kaçınılmalıdır. Semptomlar hastanın yaşam kalitesini ciddi olarak etkiliyorsa tedavi düşünülmelidir. Bazen büyük varisleri bulunan hastalarda, kanama veya ülserasyon gibi komplikasyonlar gelişirse daha agresif cerrahi tedavi yöntemleri denebilir.

Etken sebepler ortadan kaldırılmadıkça (fazla kilo, uzun süre ayakta durma, östrojen kullanımı) variköz ven oluşumunun belirli bir süre sonra tekrarlayacağı unutulmamalıdır.

Varis tedavisinde kullanılan yöntemler
Tıbbi tedavi
1. İlaçlar

2. Varis Çorabı (Varis ve kronik venöz yetmezlikte uygulanan yöntemlerin hiç birisi tek başına varis çorabı uygulaması olmadan başarılı olamaz. Bu nedenle varis çorabı uygulamaları venöz yetmezlik tedavisinde altın standart olarak kabul edilebilir. Varis çorapları değişik basınç aralıklarında bulunurlar ve hastanın şikayetlerinin ve hastalığının derecesine göre ihtiyaç duyulan basınç aralıklarında kullanılır.)

Skleroterapi
Lazer
Cerrahi Tedavi

Varis Nedir?  SaglikTiwi  Opr. Dr. Mert Dumantepe
00:01:11
Sağlık Tiwi
7,555 Views · 9 months ago

Varis Nedir? SaglikTiwi Opr. Dr. Mert Dumantepe

Varis Nedir?
Varis, toplardamarların organik bir sebep olmadan genişlemesi, uzaması ve kıvrımlı hal alması olarak tanımlanır. Latince "varix" (kıvrım yapmış toplardamar) kelimesinden türetilmiştir.

En fazla hangi yaş grubunda görülür?
Variköz venler önemli bir sağlık problemidir. Erişkinlerdeki sıklığı değişik coğrafi varyasyonlar göstermekle beraber yaşla giderek artar. Bacak varisleri, muayenehane pratiğinde en sık karşılaşılan damar hastalığıdır. Yetişkin nüfusun yüzde 15-20’ sini etkiler. Kadınlarda erkeklere oranla 2-4 kat daha fazla görülürken ailesel geçiş oranı yüzde 50’ den fazladır.

Alt ekstremitenin venöz hastalıkları erişkinlerin yaklaşık yüzde 17’sini etkilemektedir. Variköz venlerin etiolojisinde gebelik, obezite, postür bozuklukları, konstipasyon gibi çeşitli hipotezler ileri sürülmüştür.

Varisler kaç türlüdür?
Varisler primer veya sekonder olabilir. Primer varislerin nedenleri hakkında çeşitli teoriler olmasına rağmen esas nedenler, kesin olarak belli değildir. Günümüzde en çok kabul gören teori kalıtımsal ven duvarındaki zayıflık ve venlerdeki kapakçık yetmezliği, venöz hipertansiyondur.

Sekonder veya edinsel variköziteler, venöz kapakçıkların travma, derin ven trombozu veya enflamasyon gibi nedenlere bağlı hasar alması sonucu meydana gelir. Bir ekstremitede kıvrım yapmış belirgin variköz oluşumlarının yanında daha küçük çaplı telenjiektazik, retiküler tarzda oluşumlar da bulunabilir. Bu oluşumlar elle hissedilemeyen, ciltte yüzeyel yerleşim gösteren, 1 milimetre veya daha küçük çaplı mavi veya kırmızı çizgisel renk değişiklikleri olarak görülürler. Bölgesel olarak yıldız şekilli veya örümcek ağına benzer yaygın çizgisel oluşumlar olup tüm bacağı sarabilirler. Hastadan hastaya değişmekle birlikte bir ekstremitede bu oluşumlar, birlikte veya ayrı ayrı yerleşim gösterebilirler.

Varis oluşumunu kolaylaştıran faktörler
Epidemiyolojik çalışmalarda varis patofizyolojisinde rol oynayan birçok etken öne sürülmüştür. Bu çalışmalarda aile öyküsü (kalıtım), riskli yaşam tarzı ve sigara kullanımı, venöz yetmezlik tespit edilen hastalarda daha yüksek oranlarda saptandığı için önde gelen risk faktörleri olarak gösterilmiştir. Aile öyküsünün pozitif olduğu hastalarda, varis görülme riski 4.4 kat daha fazladır. Uzun süre ayakta kalmak ya da uzun süre oturarak iş yapmak bir risk faktörü olduğu gibi, günde 4 saatten fazla ayakta kalanlarda yüksek grade venöz yetmezlik gelişme riskini 2.7 kat artırır.

Uzun süre ayakta durmak
Hamilelik
Şişmanlık
Oturarak çalışmak
Hareketsizlik
Yaşlılık
İlaç kullanımı (Doğum kontrol hapları, menopoz döneminde kullanılan hormon replasman tedavileri)
Varis hastalığı ve sık karşılaşılan şikayetler
Hastaların en yaygın semptomları bacaklarının görüntüsünün bozulması ve uzun süre ayakta durunca ortaya çıkan bacak ağrısı ve bacaklarda ağırlaşma hissidir. Semptomlar anatomik defektin derecesiyle ilişkili olmayabilir. Bazen hasta variköz damarı zedeleyebilir. Bu durumda belirgin bir kanama görülebilir. Bacak varislerinin bir komplikasyonu yüzeyel tromboflebittir; ciddi bir ağrı ve hareket kısıtlılığına yol açabilir. Uzun süreli bacak varislerinde kronik ayak bileği şişliği, staz dermatiti ve bacak ülserleri gelişebilir. Uzun süre ayakta durma veya obezite (şişmanlık) tüm bacak varislerinin daha semptomatik hale gelmesine neden olurlar.

Ağrı
Kaşıntı
Ayak bileğinde şişme
Gece krampları
Yüzeyel tromboflebitler
Venöz ayak bileği cilt değişiklikleri (pigmentasyon, egzama, lipodermatoskleroz ve açık yara)
Kanama
Varis Tedavi
Varis tedavisinde amaç yaşam kalitesini artırmaktır. Hastalık genellikle iyi huylu seyir gösterip hastaların çoğunda ameliyat gerekmez ve konservatif tedavi yöntemleriyle iyi sonuçlar alınır. Bu nedenle semptomlar, çok ciddi değilse girişimsel tedavilerden kaçınılmalıdır. Semptomlar hastanın yaşam kalitesini ciddi olarak etkiliyorsa tedavi düşünülmelidir. Bazen büyük varisleri bulunan hastalarda, kanama veya ülserasyon gibi komplikasyonlar gelişirse daha agresif cerrahi tedavi yöntemleri denebilir.

Etken sebepler ortadan kaldırılmadıkça (fazla kilo, uzun süre ayakta durma, östrojen kullanımı) variköz ven oluşumunun belirli bir süre sonra tekrarlayacağı unutulmamalıdır.

Varis tedavisinde kullanılan yöntemler
Tıbbi tedavi
1. İlaçlar

2. Varis Çorabı (Varis ve kronik venöz yetmezlikte uygulanan yöntemlerin hiç birisi tek başına varis çorabı uygulaması olmadan başarılı olamaz. Bu nedenle varis çorabı uygulamaları venöz yetmezlik tedavisinde altın standart olarak kabul edilebilir. Varis çorapları değişik basınç aralıklarında bulunurlar ve hastanın şikayetlerinin ve hastalığının derecesine göre ihtiyaç duyulan basınç aralıklarında kullanılır.)

Skleroterapi
Lazer
Cerrahi Tedavi

Varis Tedavisinde Lazer nasıl kullanılır?  SaglikTiwi  Opr. Dr. Mert Dumantepe
00:01:03
Sağlık Tiwi
6,465 Views · 9 months ago

Varis Tedavisinde Lazer nasıl kullanılır? SaglikTiwi Opr. Dr. Mert Dumantepe

Varis Nedir?
Varis, toplardamarların organik bir sebep olmadan genişlemesi, uzaması ve kıvrımlı hal alması olarak tanımlanır. Latince "varix" (kıvrım yapmış toplardamar) kelimesinden türetilmiştir.

En fazla hangi yaş grubunda görülür?
Variköz venler önemli bir sağlık problemidir. Erişkinlerdeki sıklığı değişik coğrafi varyasyonlar göstermekle beraber yaşla giderek artar. Bacak varisleri, muayenehane pratiğinde en sık karşılaşılan damar hastalığıdır. Yetişkin nüfusun yüzde 15-20’ sini etkiler. Kadınlarda erkeklere oranla 2-4 kat daha fazla görülürken ailesel geçiş oranı yüzde 50’ den fazladır.

Alt ekstremitenin venöz hastalıkları erişkinlerin yaklaşık yüzde 17’sini etkilemektedir. Variköz venlerin etiolojisinde gebelik, obezite, postür bozuklukları, konstipasyon gibi çeşitli hipotezler ileri sürülmüştür.

Varisler kaç türlüdür?
Varisler primer veya sekonder olabilir. Primer varislerin nedenleri hakkında çeşitli teoriler olmasına rağmen esas nedenler, kesin olarak belli değildir. Günümüzde en çok kabul gören teori kalıtımsal ven duvarındaki zayıflık ve venlerdeki kapakçık yetmezliği, venöz hipertansiyondur.

Sekonder veya edinsel variköziteler, venöz kapakçıkların travma, derin ven trombozu veya enflamasyon gibi nedenlere bağlı hasar alması sonucu meydana gelir. Bir ekstremitede kıvrım yapmış belirgin variköz oluşumlarının yanında daha küçük çaplı telenjiektazik, retiküler tarzda oluşumlar da bulunabilir. Bu oluşumlar elle hissedilemeyen, ciltte yüzeyel yerleşim gösteren, 1 milimetre veya daha küçük çaplı mavi veya kırmızı çizgisel renk değişiklikleri olarak görülürler. Bölgesel olarak yıldız şekilli veya örümcek ağına benzer yaygın çizgisel oluşumlar olup tüm bacağı sarabilirler. Hastadan hastaya değişmekle birlikte bir ekstremitede bu oluşumlar, birlikte veya ayrı ayrı yerleşim gösterebilirler.

Varis oluşumunu kolaylaştıran faktörler
Epidemiyolojik çalışmalarda varis patofizyolojisinde rol oynayan birçok etken öne sürülmüştür. Bu çalışmalarda aile öyküsü (kalıtım), riskli yaşam tarzı ve sigara kullanımı, venöz yetmezlik tespit edilen hastalarda daha yüksek oranlarda saptandığı için önde gelen risk faktörleri olarak gösterilmiştir. Aile öyküsünün pozitif olduğu hastalarda, varis görülme riski 4.4 kat daha fazladır. Uzun süre ayakta kalmak ya da uzun süre oturarak iş yapmak bir risk faktörü olduğu gibi, günde 4 saatten fazla ayakta kalanlarda yüksek grade venöz yetmezlik gelişme riskini 2.7 kat artırır.

Uzun süre ayakta durmak
Hamilelik
Şişmanlık
Oturarak çalışmak
Hareketsizlik
Yaşlılık
İlaç kullanımı (Doğum kontrol hapları, menopoz döneminde kullanılan hormon replasman tedavileri)
Varis hastalığı ve sık karşılaşılan şikayetler
Hastaların en yaygın semptomları bacaklarının görüntüsünün bozulması ve uzun süre ayakta durunca ortaya çıkan bacak ağrısı ve bacaklarda ağırlaşma hissidir. Semptomlar anatomik defektin derecesiyle ilişkili olmayabilir. Bazen hasta variköz damarı zedeleyebilir. Bu durumda belirgin bir kanama görülebilir. Bacak varislerinin bir komplikasyonu yüzeyel tromboflebittir; ciddi bir ağrı ve hareket kısıtlılığına yol açabilir. Uzun süreli bacak varislerinde kronik ayak bileği şişliği, staz dermatiti ve bacak ülserleri gelişebilir. Uzun süre ayakta durma veya obezite (şişmanlık) tüm bacak varislerinin daha semptomatik hale gelmesine neden olurlar.

Ağrı
Kaşıntı
Ayak bileğinde şişme
Gece krampları
Yüzeyel tromboflebitler
Venöz ayak bileği cilt değişiklikleri (pigmentasyon, egzama, lipodermatoskleroz ve açık yara)
Kanama
Varis Tedavi
Varis tedavisinde amaç yaşam kalitesini artırmaktır. Hastalık genellikle iyi huylu seyir gösterip hastaların çoğunda ameliyat gerekmez ve konservatif tedavi yöntemleriyle iyi sonuçlar alınır. Bu nedenle semptomlar, çok ciddi değilse girişimsel tedavilerden kaçınılmalıdır. Semptomlar hastanın yaşam kalitesini ciddi olarak etkiliyorsa tedavi düşünülmelidir. Bazen büyük varisleri bulunan hastalarda, kanama veya ülserasyon gibi komplikasyonlar gelişirse daha agresif cerrahi tedavi yöntemleri denebilir.

Etken sebepler ortadan kaldırılmadıkça (fazla kilo, uzun süre ayakta durma, östrojen kullanımı) variköz ven oluşumunun belirli bir süre sonra tekrarlayacağı unutulmamalıdır.

Varis tedavisinde kullanılan yöntemler
Tıbbi tedavi
1. İlaçlar

2. Varis Çorabı (Varis ve kronik venöz yetmezlikte uygulanan yöntemlerin hiç birisi tek başına varis çorabı uygulaması olmadan başarılı olamaz. Bu nedenle varis çorabı uygulamaları venöz yetmezlik tedavisinde altın standart olarak kabul edilebilir. Varis çorapları değişik basınç aralıklarında bulunurlar ve hastanın şikayetlerinin ve hastalığının derecesine göre ihtiyaç duyulan basınç aralıklarında kullanılır.)

Skleroterapi
Lazer
Cerrahi Tedavi

Skleroterapi nedir, hangi varisler bu yöntemle tedavi edlilir?
00:01:00
Sağlık Tiwi
4,569 Views · 9 months ago

Skleroterapi nedir, hangi varisler bu yöntemle tedavi edlilir?
Özellikle bir estetik sorunu olarak görülen varis, tedavi edilmediğinde önemli bir sağlık sorununa dönüşebilir. Cerrahi müdahale için önemsiz görülen ve ertelenen varis sorunu için geliştirilen yeni tedavi yöntemleri, uygulama sonrasında kısa sürede günlük hayatınıza dönmenizi sağlıyor. Yaza merhaba dediğimiz bugünlerde, yüzeyel kılcal varislerimize poliklinik şartlarında yapılacak transdermal tedavilerle daha güzel bacaklara sahip olabilirsiniz.

Bacaklarınız ağrıyor ve gün içinde şişiyorsa dikkat!
Varis ilk belirtilerini bacaklardaki ağrı ile gösterir, sonra ince kılcal varisler ortaya çıkar. Daha sonra geniş görünümlü varisler oluşur ve bacak gün içinde şişmeye başlar. Varis sorunu daha da ilerlediğinde bacakta renk koyulaşması, cildin esnekliğini kaybederek sertleşmesi ve son noktada yaraların ortaya çıkması görülen sonuçlar arasındadır. Öncelikle bir kozmetik ve estetik sorunu olarak görülen varisler, doğru zamanda tedavi edilmediğinde, damar içerisinde pıhtılaşmaya ve iltahaplanmaya neden olabilir. Bu durumun, damar tıkanıklıklarına ve oluşan pıhtının koparak akciğerlerde tıkanmaya ve ölüme kadar uzanan bir solunum yetmezliğine yol açtığı da bilinmektedir.


Varis tedavisinde güncel yaklaşımlar
Hastaya en az zarar veren “minimal invaziv” yöntemler ile kısa sürede başarılı kozmetik sonuçlar elde edilmektedir. İlk aşamada Doppler Ultrason eşliğinde “Damar Haritalaması” yapması sonuçların etkinliğinde öneme sahiptir. Ardından Endovenöz Ablasyon tedavi yöntemleri uygulanmaktadır. Varislere yol açan damarlar içten Radyofrekans (VNUS Closure Fast) veya Lazer enerjisi (Endovenöz Lazer Ablasyonu - EVLA) yayan ince kateterlerle kapatılmaktadır.

%99 başarı sağlayan bir tedavi
Uygulanan bu yöntemler ile varislerinden şikayetçi olanlar, işlemden birkaç saat sonra ayağa kalkarak evlerine gidebilmekte ve ertesi gün işlerine dönebilmekteler. İşlemin 30 dakika gibi kısa bir sürede tamamlanabilmektedir. Bilinen cerrahi yöntemlere nazaran daha az ağrı ve morluk gözlenmesi, neredeyse hiç infeksiyon olmayışı bu yöntemin en önemli avantajlarıdır. Endovenöz Ablasyon’un başarısı, klinik çalışmalarda %99 gibi çok yüksek bir oranda gösterilmiştir. Varis sorununda yaşanan aşamaya göre cerrahi gereksinimi bulunan hastalarda ise kesik uygulamadan bir iğne deliği kadar küçük bir boşluktan dikişe gerek olmaksızın uygulama yapılabilmekte ve başarılı kozmetik sonuçlar elde edilmektedir.

Skleroterapi tedavisinde işlem pratik ve ağrısızdır
Varislerin içine özel iğnelerle girilip ve damarları büzüştüren bir ilaç ile yapılan Skleroterapi tedavisi ise (iğne tedavisi) klasik olarak orta ve küçük çaplı varisler için kullanılmaktadır. Köpük skleroterapisinde, bu ilaç hava ile karıştırılarak köpük haline getirilir ve damar içine verilir. Daha etkili olduğundan, köpük skleroterapisi ile çok geniş varisler bile başarıyla tedavi edilebilir. Skleroterapide işlem pratik ve ağrısızdır, ancak varislerin kaybolması daha uzun sürer. Bir diğer tedavi seçeneği de Yüzeyel (transdermal) lazerdir. Kalem şeklinde bir probla kılcal varislere ciltten geçen lazer enerjisi verilir. Yıllardır kullanılan etkili bir yöntemdir. Ayrıca işlemden sonra birkaç hafta güneşten kaçınmak gerekir.


Radyofrekans tedavisi ile varislerinizden kurtulun ertesi gün denize girin
Kılcal varislerin radyofrekans (termokoagülasyon) tedavisinden sonra güneşten sakınmak gerekmediğinden yaz mevsiminde en sıcak günlerde bile uygulanabilir hatta hasta ertesi gün denize girebilir. Termokoagulasyon işlemi bu alanda en etkin cihaz olan TC-3000 ile yapılmaktadır. TC-3000 ince varislerin yok edilmesini amaçlayan, her cilt tipinde kullanılabilen bir cihazdır. Saç teli kadar ince bir iğneyle ciltten geçilip kılcal varislere ulaşılır ve RF enerjisi verilir. RF enerjisi cilt geçildikten sonra direkt olarak kılcal varislere verildiğinden cilt korunmuş olur. Dolayısıyla, lazerdeki yanık ve pigmentasyon gibi yan etkiler bu yöntemde görülmez. İşlemden sonra sargı ya da bir ilaç kullanımı gerekmediği gibi, günlük hiçbir aktiviteyi kısıtlayacak olumsuz durum oluşmaz. Her çeşit cilt tipinde, yüzde ve ayak bileğinde de uygulanabilir.

Ameliyatsız Varis Tedavilerinde sonuç nedir?SaglikTiwi  Opr. Dr. Mert Dumantepe
00:00:59
Sağlık Tiwi
8,983 Views · 9 months ago

Ameliyatsız Varis Tedavilerinde sonuç nedir?SaglikTiwi Opr. Dr. Mert Dumantepe

Varis Nedir?
Varis, toplardamarların organik bir sebep olmadan genişlemesi, uzaması ve kıvrımlı hal alması olarak tanımlanır. Latince "varix" (kıvrım yapmış toplardamar) kelimesinden türetilmiştir.

En fazla hangi yaş grubunda görülür?
Variköz venler önemli bir sağlık problemidir. Erişkinlerdeki sıklığı değişik coğrafi varyasyonlar göstermekle beraber yaşla giderek artar. Bacak varisleri, muayenehane pratiğinde en sık karşılaşılan damar hastalığıdır. Yetişkin nüfusun yüzde 15-20’ sini etkiler. Kadınlarda erkeklere oranla 2-4 kat daha fazla görülürken ailesel geçiş oranı yüzde 50’ den fazladır.

Alt ekstremitenin venöz hastalıkları erişkinlerin yaklaşık yüzde 17’sini etkilemektedir. Variköz venlerin etiolojisinde gebelik, obezite, postür bozuklukları, konstipasyon gibi çeşitli hipotezler ileri sürülmüştür.

Varisler kaç türlüdür?
Varisler primer veya sekonder olabilir. Primer varislerin nedenleri hakkında çeşitli teoriler olmasına rağmen esas nedenler, kesin olarak belli değildir. Günümüzde en çok kabul gören teori kalıtımsal ven duvarındaki zayıflık ve venlerdeki kapakçık yetmezliği, venöz hipertansiyondur.

Sekonder veya edinsel variköziteler, venöz kapakçıkların travma, derin ven trombozu veya enflamasyon gibi nedenlere bağlı hasar alması sonucu meydana gelir. Bir ekstremitede kıvrım yapmış belirgin variköz oluşumlarının yanında daha küçük çaplı telenjiektazik, retiküler tarzda oluşumlar da bulunabilir. Bu oluşumlar elle hissedilemeyen, ciltte yüzeyel yerleşim gösteren, 1 milimetre veya daha küçük çaplı mavi veya kırmızı çizgisel renk değişiklikleri olarak görülürler. Bölgesel olarak yıldız şekilli veya örümcek ağına benzer yaygın çizgisel oluşumlar olup tüm bacağı sarabilirler. Hastadan hastaya değişmekle birlikte bir ekstremitede bu oluşumlar, birlikte veya ayrı ayrı yerleşim gösterebilirler.

Varis oluşumunu kolaylaştıran faktörler
Epidemiyolojik çalışmalarda varis patofizyolojisinde rol oynayan birçok etken öne sürülmüştür. Bu çalışmalarda aile öyküsü (kalıtım), riskli yaşam tarzı ve sigara kullanımı, venöz yetmezlik tespit edilen hastalarda daha yüksek oranlarda saptandığı için önde gelen risk faktörleri olarak gösterilmiştir. Aile öyküsünün pozitif olduğu hastalarda, varis görülme riski 4.4 kat daha fazladır. Uzun süre ayakta kalmak ya da uzun süre oturarak iş yapmak bir risk faktörü olduğu gibi, günde 4 saatten fazla ayakta kalanlarda yüksek grade venöz yetmezlik gelişme riskini 2.7 kat artırır.

Uzun süre ayakta durmak
Hamilelik
Şişmanlık
Oturarak çalışmak
Hareketsizlik
Yaşlılık
İlaç kullanımı (Doğum kontrol hapları, menopoz döneminde kullanılan hormon replasman tedavileri)
Varis hastalığı ve sık karşılaşılan şikayetler
Hastaların en yaygın semptomları bacaklarının görüntüsünün bozulması ve uzun süre ayakta durunca ortaya çıkan bacak ağrısı ve bacaklarda ağırlaşma hissidir. Semptomlar anatomik defektin derecesiyle ilişkili olmayabilir. Bazen hasta variköz damarı zedeleyebilir. Bu durumda belirgin bir kanama görülebilir. Bacak varislerinin bir komplikasyonu yüzeyel tromboflebittir; ciddi bir ağrı ve hareket kısıtlılığına yol açabilir. Uzun süreli bacak varislerinde kronik ayak bileği şişliği, staz dermatiti ve bacak ülserleri gelişebilir. Uzun süre ayakta durma veya obezite (şişmanlık) tüm bacak varislerinin daha semptomatik hale gelmesine neden olurlar.

Ağrı
Kaşıntı
Ayak bileğinde şişme
Gece krampları
Yüzeyel tromboflebitler
Venöz ayak bileği cilt değişiklikleri (pigmentasyon, egzama, lipodermatoskleroz ve açık yara)
Kanama
Varis Tedavi
Varis tedavisinde amaç yaşam kalitesini artırmaktır. Hastalık genellikle iyi huylu seyir gösterip hastaların çoğunda ameliyat gerekmez ve konservatif tedavi yöntemleriyle iyi sonuçlar alınır. Bu nedenle semptomlar, çok ciddi değilse girişimsel tedavilerden kaçınılmalıdır. Semptomlar hastanın yaşam kalitesini ciddi olarak etkiliyorsa tedavi düşünülmelidir. Bazen büyük varisleri bulunan hastalarda, kanama veya ülserasyon gibi komplikasyonlar gelişirse daha agresif cerrahi tedavi yöntemleri denebilir.

Etken sebepler ortadan kaldırılmadıkça (fazla kilo, uzun süre ayakta durma, östrojen kullanımı) variköz ven oluşumunun belirli bir süre sonra tekrarlayacağı unutulmamalıdır.

Varis tedavisinde kullanılan yöntemler
Tıbbi tedavi
1. İlaçlar

2. Varis Çorabı (Varis ve kronik venöz yetmezlikte uygulanan yöntemlerin hiç birisi tek başına varis çorabı uygulaması olmadan başarılı olamaz. Bu nedenle varis çorabı uygulamaları venöz yetmezlik tedavisinde altın standart olarak kabul edilebilir. Varis çorapları değişik basınç aralıklarında bulunurlar ve hastanın şikayetlerinin ve hastalığının derecesine göre ihtiyaç duyulan basınç aralıklarında kullanılır.)

Skleroterapi
Lazer
Cerrahi Tedavi

Varisten Korunmak için neler yapılabilir ? SaglikTiwi  Opr. Dr. Mert Dumantepe
00:00:56
Sağlık Tiwi
4,571 Views · 9 months ago

Varisten Korunmak için neler yapılabilir ? SaglikTiwi Opr. Dr. Mert Dumantepe

Varis Nedir?
Varis, toplardamarların organik bir sebep olmadan genişlemesi, uzaması ve kıvrımlı hal alması olarak tanımlanır. Latince "varix" (kıvrım yapmış toplardamar) kelimesinden türetilmiştir.

En fazla hangi yaş grubunda görülür?
Variköz venler önemli bir sağlık problemidir. Erişkinlerdeki sıklığı değişik coğrafi varyasyonlar göstermekle beraber yaşla giderek artar. Bacak varisleri, muayenehane pratiğinde en sık karşılaşılan damar hastalığıdır. Yetişkin nüfusun yüzde 15-20’ sini etkiler. Kadınlarda erkeklere oranla 2-4 kat daha fazla görülürken ailesel geçiş oranı yüzde 50’ den fazladır.

Alt ekstremitenin venöz hastalıkları erişkinlerin yaklaşık yüzde 17’sini etkilemektedir. Variköz venlerin etiolojisinde gebelik, obezite, postür bozuklukları, konstipasyon gibi çeşitli hipotezler ileri sürülmüştür.

Varisler kaç türlüdür?
Varisler primer veya sekonder olabilir. Primer varislerin nedenleri hakkında çeşitli teoriler olmasına rağmen esas nedenler, kesin olarak belli değildir. Günümüzde en çok kabul gören teori kalıtımsal ven duvarındaki zayıflık ve venlerdeki kapakçık yetmezliği, venöz hipertansiyondur.

Sekonder veya edinsel variköziteler, venöz kapakçıkların travma, derin ven trombozu veya enflamasyon gibi nedenlere bağlı hasar alması sonucu meydana gelir. Bir ekstremitede kıvrım yapmış belirgin variköz oluşumlarının yanında daha küçük çaplı telenjiektazik, retiküler tarzda oluşumlar da bulunabilir. Bu oluşumlar elle hissedilemeyen, ciltte yüzeyel yerleşim gösteren, 1 milimetre veya daha küçük çaplı mavi veya kırmızı çizgisel renk değişiklikleri olarak görülürler. Bölgesel olarak yıldız şekilli veya örümcek ağına benzer yaygın çizgisel oluşumlar olup tüm bacağı sarabilirler. Hastadan hastaya değişmekle birlikte bir ekstremitede bu oluşumlar, birlikte veya ayrı ayrı yerleşim gösterebilirler.

Varis oluşumunu kolaylaştıran faktörler
Epidemiyolojik çalışmalarda varis patofizyolojisinde rol oynayan birçok etken öne sürülmüştür. Bu çalışmalarda aile öyküsü (kalıtım), riskli yaşam tarzı ve sigara kullanımı, venöz yetmezlik tespit edilen hastalarda daha yüksek oranlarda saptandığı için önde gelen risk faktörleri olarak gösterilmiştir. Aile öyküsünün pozitif olduğu hastalarda, varis görülme riski 4.4 kat daha fazladır. Uzun süre ayakta kalmak ya da uzun süre oturarak iş yapmak bir risk faktörü olduğu gibi, günde 4 saatten fazla ayakta kalanlarda yüksek grade venöz yetmezlik gelişme riskini 2.7 kat artırır.

Uzun süre ayakta durmak
Hamilelik
Şişmanlık
Oturarak çalışmak
Hareketsizlik
Yaşlılık
İlaç kullanımı (Doğum kontrol hapları, menopoz döneminde kullanılan hormon replasman tedavileri)
Varis hastalığı ve sık karşılaşılan şikayetler
Hastaların en yaygın semptomları bacaklarının görüntüsünün bozulması ve uzun süre ayakta durunca ortaya çıkan bacak ağrısı ve bacaklarda ağırlaşma hissidir. Semptomlar anatomik defektin derecesiyle ilişkili olmayabilir. Bazen hasta variköz damarı zedeleyebilir. Bu durumda belirgin bir kanama görülebilir. Bacak varislerinin bir komplikasyonu yüzeyel tromboflebittir; ciddi bir ağrı ve hareket kısıtlılığına yol açabilir. Uzun süreli bacak varislerinde kronik ayak bileği şişliği, staz dermatiti ve bacak ülserleri gelişebilir. Uzun süre ayakta durma veya obezite (şişmanlık) tüm bacak varislerinin daha semptomatik hale gelmesine neden olurlar.

Ağrı
Kaşıntı
Ayak bileğinde şişme
Gece krampları
Yüzeyel tromboflebitler
Venöz ayak bileği cilt değişiklikleri (pigmentasyon, egzama, lipodermatoskleroz ve açık yara)
Kanama
Varis Tedavi
Varis tedavisinde amaç yaşam kalitesini artırmaktır. Hastalık genellikle iyi huylu seyir gösterip hastaların çoğunda ameliyat gerekmez ve konservatif tedavi yöntemleriyle iyi sonuçlar alınır. Bu nedenle semptomlar, çok ciddi değilse girişimsel tedavilerden kaçınılmalıdır. Semptomlar hastanın yaşam kalitesini ciddi olarak etkiliyorsa tedavi düşünülmelidir. Bazen büyük varisleri bulunan hastalarda, kanama veya ülserasyon gibi komplikasyonlar gelişirse daha agresif cerrahi tedavi yöntemleri denebilir.

Etken sebepler ortadan kaldırılmadıkça (fazla kilo, uzun süre ayakta durma, östrojen kullanımı) variköz ven oluşumunun belirli bir süre sonra tekrarlayacağı unutulmamalıdır.

Varis tedavisinde kullanılan yöntemler
Tıbbi tedavi
1. İlaçlar

2. Varis Çorabı (Varis ve kronik venöz yetmezlikte uygulanan yöntemlerin hiç birisi tek başına varis çorabı uygulaması olmadan başarılı olamaz. Bu nedenle varis çorabı uygulamaları venöz yetmezlik tedavisinde altın standart olarak kabul edilebilir. Varis çorapları değişik basınç aralıklarında bulunurlar ve hastanın şikayetlerinin ve hastalığının derecesine göre ihtiyaç duyulan basınç aralıklarında kullanılır.)

Skleroterapi
Lazer
Cerrahi Tedavi

Varis Teşhis yöntemleri nelerdir?   Opr. Dr. Mert Dumantepe SaglikTiwi
00:00:45
Sağlık Tiwi
8,771 Views · 9 months ago

Varis Teşhis yöntemleri nelerdir? Opr. Dr. Mert Dumantepe SaglikTiwi

Varis Nedir?
Varis, toplardamarların organik bir sebep olmadan genişlemesi, uzaması ve kıvrımlı hal alması olarak tanımlanır. Latince "varix" (kıvrım yapmış toplardamar) kelimesinden türetilmiştir.

En fazla hangi yaş grubunda görülür?
Variköz venler önemli bir sağlık problemidir. Erişkinlerdeki sıklığı değişik coğrafi varyasyonlar göstermekle beraber yaşla giderek artar. Bacak varisleri, muayenehane pratiğinde en sık karşılaşılan damar hastalığıdır. Yetişkin nüfusun yüzde 15-20’ sini etkiler. Kadınlarda erkeklere oranla 2-4 kat daha fazla görülürken ailesel geçiş oranı yüzde 50’ den fazladır.

Alt ekstremitenin venöz hastalıkları erişkinlerin yaklaşık yüzde 17’sini etkilemektedir. Variköz venlerin etiolojisinde gebelik, obezite, postür bozuklukları, konstipasyon gibi çeşitli hipotezler ileri sürülmüştür.

Varisler kaç türlüdür?
Varisler primer veya sekonder olabilir. Primer varislerin nedenleri hakkında çeşitli teoriler olmasına rağmen esas nedenler, kesin olarak belli değildir. Günümüzde en çok kabul gören teori kalıtımsal ven duvarındaki zayıflık ve venlerdeki kapakçık yetmezliği, venöz hipertansiyondur.

Sekonder veya edinsel variköziteler, venöz kapakçıkların travma, derin ven trombozu veya enflamasyon gibi nedenlere bağlı hasar alması sonucu meydana gelir. Bir ekstremitede kıvrım yapmış belirgin variköz oluşumlarının yanında daha küçük çaplı telenjiektazik, retiküler tarzda oluşumlar da bulunabilir. Bu oluşumlar elle hissedilemeyen, ciltte yüzeyel yerleşim gösteren, 1 milimetre veya daha küçük çaplı mavi veya kırmızı çizgisel renk değişiklikleri olarak görülürler. Bölgesel olarak yıldız şekilli veya örümcek ağına benzer yaygın çizgisel oluşumlar olup tüm bacağı sarabilirler. Hastadan hastaya değişmekle birlikte bir ekstremitede bu oluşumlar, birlikte veya ayrı ayrı yerleşim gösterebilirler.

Varis oluşumunu kolaylaştıran faktörler
Epidemiyolojik çalışmalarda varis patofizyolojisinde rol oynayan birçok etken öne sürülmüştür. Bu çalışmalarda aile öyküsü (kalıtım), riskli yaşam tarzı ve sigara kullanımı, venöz yetmezlik tespit edilen hastalarda daha yüksek oranlarda saptandığı için önde gelen risk faktörleri olarak gösterilmiştir. Aile öyküsünün pozitif olduğu hastalarda, varis görülme riski 4.4 kat daha fazladır. Uzun süre ayakta kalmak ya da uzun süre oturarak iş yapmak bir risk faktörü olduğu gibi, günde 4 saatten fazla ayakta kalanlarda yüksek grade venöz yetmezlik gelişme riskini 2.7 kat artırır.

Uzun süre ayakta durmak
Hamilelik
Şişmanlık
Oturarak çalışmak
Hareketsizlik
Yaşlılık
İlaç kullanımı (Doğum kontrol hapları, menopoz döneminde kullanılan hormon replasman tedavileri)
Varis hastalığı ve sık karşılaşılan şikayetler
Hastaların en yaygın semptomları bacaklarının görüntüsünün bozulması ve uzun süre ayakta durunca ortaya çıkan bacak ağrısı ve bacaklarda ağırlaşma hissidir. Semptomlar anatomik defektin derecesiyle ilişkili olmayabilir. Bazen hasta variköz damarı zedeleyebilir. Bu durumda belirgin bir kanama görülebilir. Bacak varislerinin bir komplikasyonu yüzeyel tromboflebittir; ciddi bir ağrı ve hareket kısıtlılığına yol açabilir. Uzun süreli bacak varislerinde kronik ayak bileği şişliği, staz dermatiti ve bacak ülserleri gelişebilir. Uzun süre ayakta durma veya obezite (şişmanlık) tüm bacak varislerinin daha semptomatik hale gelmesine neden olurlar.

Ağrı
Kaşıntı
Ayak bileğinde şişme
Gece krampları
Yüzeyel tromboflebitler
Venöz ayak bileği cilt değişiklikleri (pigmentasyon, egzama, lipodermatoskleroz ve açık yara)
Kanama
Varis Tedavi
Varis tedavisinde amaç yaşam kalitesini artırmaktır. Hastalık genellikle iyi huylu seyir gösterip hastaların çoğunda ameliyat gerekmez ve konservatif tedavi yöntemleriyle iyi sonuçlar alınır. Bu nedenle semptomlar, çok ciddi değilse girişimsel tedavilerden kaçınılmalıdır. Semptomlar hastanın yaşam kalitesini ciddi olarak etkiliyorsa tedavi düşünülmelidir. Bazen büyük varisleri bulunan hastalarda, kanama veya ülserasyon gibi komplikasyonlar gelişirse daha agresif cerrahi tedavi yöntemleri denebilir.

Etken sebepler ortadan kaldırılmadıkça (fazla kilo, uzun süre ayakta durma, östrojen kullanımı) variköz ven oluşumunun belirli bir süre sonra tekrarlayacağı unutulmamalıdır.

Varis tedavisinde kullanılan yöntemler
Tıbbi tedavi
1. İlaçlar

2. Varis Çorabı (Varis ve kronik venöz yetmezlikte uygulanan yöntemlerin hiç birisi tek başına varis çorabı uygulaması olmadan başarılı olamaz. Bu nedenle varis çorabı uygulamaları venöz yetmezlik tedavisinde altın standart olarak kabul edilebilir. Varis çorapları değişik basınç aralıklarında bulunurlar ve hastanın şikayetlerinin ve hastalığının derecesine göre ihtiyaç duyulan basınç aralıklarında kullanılır.)

Skleroterapi
Lazer
Cerrahi Tedavi

Bypass ameliyatı kaç saat sürer ?
00:00:04
Sağlık Tiwi
5,690 Views · 9 months ago

Bypass ameliyatı kaç saat sürer? Doç. Dr. Azmi Özler SaglikTiwi
Kalbi besleyen atardamarların tıkanması ve daralması nedeniyle yapılan cerrahi girişim yani bypass sıkça kullanılan bir tedavi yöntemi. Her ne kadar kişiler bypass cerrahisinden ürkse de bu cerrahi girişim güvenle yapılıyor ve hastalar ikinci yaşamlarına "Merhaba" diyebiliyor. Memorial Sağlık Grubu Kalp Damar Cerrahisi Bölümü Uzmanları bypass hakkında bilgi verdi.

KORONER BYPASS NEDİR?
Kalbin beslenmesini sağlayan koroner arterlerde daralma ya da tıkanıklık geliştiği takdirde kalp, yeterince beslenemez ve normal fonksiyonlarını yerine getirememeye başlar. Kalbin yeterli miktarda beslenememesi neticesinde kişide, göğüs ağrısı şikayeti meydana gelir. Nitekim kişide kalp krizi riski ortaya çıkar. Bu durumun önlenebilmesi amacıyla koroner bypass ameliyatı uygulanabilir. Koroner bypass operasyonlarında genellikle üç ya da daha fazla damara müdahale edilmektedir. Ameliyatların süresi bypass uygulanacak damarların sayısına ve ek olarak yapılacak girişimlere göre değişmekle birlikte, ortalama 4 saattir.
BYPASS HANGİ HASTALIKLARDA UYGULANIR?
Yapılan kardiyolojik tetkiklerde kalpte saptanan sorunun tedavisinin ilaç ya da anjiyoplasti gibi yöntemlerle yapılmasının yeterli ya da mümkün olmayacağına karar verilmiş olmasından dolayı bypass yapılmaktadır. Çoklu damar hastalıkları, kalbin sol karıncığını kanlandıran damarlarda ciddi daralması olanlar, sol kalbi besleyen ana koroner damarda önemli bir darlık varlığında, balon ya da stent işlemlerinin yetersiz olduğu kişilerde, kalbi besleyen damarlarda darlıkla birlikte ameliyatla düzeltilmesi gereken başka bir kalp rahatsızlığının olduğu sorunlarda bypass yapılabilmektedir.

BYPASS NASIL UYGULANIR?
Kalbe ulaşmanın en klasik yolu, göğüs kemiğinin (sternum) ortadan açıldığı yöntemdir. Bazı özel yöntemlerde bu kesilerin boyu ve yeri değişmektedir. Bazı kapak ve ASD ameliyatları 5-6 cm kesi ile (pencere) yapılabilmektedir. Göğüsten alınan mamaria internanada kanın gelişi kola giden damardan olmakta iken diğer serbest damarların (radyal arter ve safen ven) üst uçları aort damarına dikilir. Böylece yeni bir damar ile (bypass grefti), darlık veya tıkanıklığın olduğu bölgedeki kalp kasına enerji ve oksijen taşıyan kanın akışı sağlanmış olur. Ameliyat sırasında yapılan bypass damar sayısı 1 ila 6 arasında değişmektedir. Genelde 2-4 damara bypass yapılmaktadır. Cerrahın ameliyat sırasında kullandığı damarlar, hastanın kendi vücudunda bulunan, alındığı zaman yerinde eksiklik bırakmayan damarlardır. Biz bu ameliyatlarda öncelik sırasıyla, göğüsten alınan mamarya interna damarını, daha sonra koldan alınan radyal arter ve en son olarak da bacaktan alınan safen veni tercih edilmektedir. Ancak bypass yapılması gereken damardaki darlığın yeri ve şiddetine göre kullanılacak damar değişebilir. Bazen o hedefteki damar için en iyi seçenek safen ven olabilir. İleri yaşta, kronik akciğer hastalığında ve çok kilolu hastalarda bazen mamarya interna kullanılamayabilir. Kol damarı da yine ileri yaşta, insülin kullanan şeker hastalarında ve kronik böbrek hastalarında mecbur kalınmadıkça kullanılmaz. Kullanılacak damarların son seçimi ameliyat esnasında cerrah tarafından yapılacaktır. İleri yaş, KOAH, diyabet bulunan hastalarda ve kadın hastalarda iki mamaria intermea tercih edilmez. Kalp ameliyatında birinci aşama, ameliyat sırasında kalp ve akciğer arasındaki kan akışını bir makineye (kalp-akciğer makinesi) bağlayarak kalbi durdurmaktır. Koroner bypass ameliyatlarının bir kısmı (KOAH, Kronik böbrek hastalığı gibi özel durumlarda) çalışan kalpte (beating heart, offpump) yapılabilmektedir.

Hasta By Pass Ameliyatından ne kadar süre sonra normal hayatına dönebilir? Doç. Dr. Azmi Özler
00:00:30
Sağlık Tiwi
15,314 Views · 9 months ago

Hasta By Pass Ameliyatından ne kadar süre sonra normal hayatına dönebilir? Doç. Dr. Azmi Özler SaglikTiwi .
Kalbi besleyen atardamarların tıkanması ve daralması nedeniyle yapılan cerrahi girişim yani bypass sıkça kullanılan bir tedavi yöntemi. Her ne kadar kişiler bypass cerrahisinden ürkse de bu cerrahi girişim güvenle yapılıyor ve hastalar ikinci yaşamlarına "Merhaba" diyebiliyor. Memorial Sağlık Grubu Kalp Damar Cerrahisi Bölümü Uzmanları bypass hakkında bilgi verdi.

KORONER BYPASS NEDİR?
Kalbin beslenmesini sağlayan koroner arterlerde daralma ya da tıkanıklık geliştiği takdirde kalp, yeterince beslenemez ve normal fonksiyonlarını yerine getirememeye başlar. Kalbin yeterli miktarda beslenememesi neticesinde kişide, göğüs ağrısı şikayeti meydana gelir. Nitekim kişide kalp krizi riski ortaya çıkar. Bu durumun önlenebilmesi amacıyla koroner bypass ameliyatı uygulanabilir. Koroner bypass operasyonlarında genellikle üç ya da daha fazla damara müdahale edilmektedir. Ameliyatların süresi bypass uygulanacak damarların sayısına ve ek olarak yapılacak girişimlere göre değişmekle birlikte, ortalama 4 saattir.
BYPASS HANGİ HASTALIKLARDA UYGULANIR?
Yapılan kardiyolojik tetkiklerde kalpte saptanan sorunun tedavisinin ilaç ya da anjiyoplasti gibi yöntemlerle yapılmasının yeterli ya da mümkün olmayacağına karar verilmiş olmasından dolayı bypass yapılmaktadır. Çoklu damar hastalıkları, kalbin sol karıncığını kanlandıran damarlarda ciddi daralması olanlar, sol kalbi besleyen ana koroner damarda önemli bir darlık varlığında, balon ya da stent işlemlerinin yetersiz olduğu kişilerde, kalbi besleyen damarlarda darlıkla birlikte ameliyatla düzeltilmesi gereken başka bir kalp rahatsızlığının olduğu sorunlarda bypass yapılabilmektedir.

BYPASS NASIL UYGULANIR?
Kalbe ulaşmanın en klasik yolu, göğüs kemiğinin (sternum) ortadan açıldığı yöntemdir. Bazı özel yöntemlerde bu kesilerin boyu ve yeri değişmektedir. Bazı kapak ve ASD ameliyatları 5-6 cm kesi ile (pencere) yapılabilmektedir. Göğüsten alınan mamaria internanada kanın gelişi kola giden damardan olmakta iken diğer serbest damarların (radyal arter ve safen ven) üst uçları aort damarına dikilir. Böylece yeni bir damar ile (bypass grefti), darlık veya tıkanıklığın olduğu bölgedeki kalp kasına enerji ve oksijen taşıyan kanın akışı sağlanmış olur. Ameliyat sırasında yapılan bypass damar sayısı 1 ila 6 arasında değişmektedir. Genelde 2-4 damara bypass yapılmaktadır. Cerrahın ameliyat sırasında kullandığı damarlar, hastanın kendi vücudunda bulunan, alındığı zaman yerinde eksiklik bırakmayan damarlardır. Biz bu ameliyatlarda öncelik sırasıyla, göğüsten alınan mamarya interna damarını, daha sonra koldan alınan radyal arter ve en son olarak da bacaktan alınan safen veni tercih edilmektedir. Ancak bypass yapılması gereken damardaki darlığın yeri ve şiddetine göre kullanılacak damar değişebilir. Bazen o hedefteki damar için en iyi seçenek safen ven olabilir. İleri yaşta, kronik akciğer hastalığında ve çok kilolu hastalarda bazen mamarya interna kullanılamayabilir. Kol damarı da yine ileri yaşta, insülin kullanan şeker hastalarında ve kronik böbrek hastalarında mecbur kalınmadıkça kullanılmaz. Kullanılacak damarların son seçimi ameliyat esnasında cerrah tarafından yapılacaktır. İleri yaş, KOAH, diyabet bulunan hastalarda ve kadın hastalarda iki mamaria intermea tercih edilmez. Kalp ameliyatında birinci aşama, ameliyat sırasında kalp ve akciğer arasındaki kan akışını bir makineye (kalp-akciğer makinesi) bağlayarak kalbi durdurmaktır. Koroner bypass ameliyatlarının bir kısmı (KOAH, Kronik böbrek hastalığı gibi özel durumlarda) çalışan kalpte (beating heart, offpump) yapılabilmektedir.

Hasta By Pass Ameliyatından ne kadar süre sonra kendine gelir? Doç. Dr. Azmi Özler SaglikTiwi .
00:00:30
Sağlık Tiwi
7,663 Views · 9 months ago

Hasta By Pass Ameliyatından ne kadar süre sonra kendine gelir? Doç. Dr. Azmi Özler SaglikTiwi .
Kalbi besleyen atardamarların tıkanması ve daralması nedeniyle yapılan cerrahi girişim yani bypass sıkça kullanılan bir tedavi yöntemi. Her ne kadar kişiler bypass cerrahisinden ürkse de bu cerrahi girişim güvenle yapılıyor ve hastalar ikinci yaşamlarına "Merhaba" diyebiliyor. Memorial Sağlık Grubu Kalp Damar Cerrahisi Bölümü Uzmanları bypass hakkında bilgi verdi.

KORONER BYPASS NEDİR?
Kalbin beslenmesini sağlayan koroner arterlerde daralma ya da tıkanıklık geliştiği takdirde kalp, yeterince beslenemez ve normal fonksiyonlarını yerine getirememeye başlar. Kalbin yeterli miktarda beslenememesi neticesinde kişide, göğüs ağrısı şikayeti meydana gelir. Nitekim kişide kalp krizi riski ortaya çıkar. Bu durumun önlenebilmesi amacıyla koroner bypass ameliyatı uygulanabilir. Koroner bypass operasyonlarında genellikle üç ya da daha fazla damara müdahale edilmektedir. Ameliyatların süresi bypass uygulanacak damarların sayısına ve ek olarak yapılacak girişimlere göre değişmekle birlikte, ortalama 4 saattir.
BYPASS HANGİ HASTALIKLARDA UYGULANIR?
Yapılan kardiyolojik tetkiklerde kalpte saptanan sorunun tedavisinin ilaç ya da anjiyoplasti gibi yöntemlerle yapılmasının yeterli ya da mümkün olmayacağına karar verilmiş olmasından dolayı bypass yapılmaktadır. Çoklu damar hastalıkları, kalbin sol karıncığını kanlandıran damarlarda ciddi daralması olanlar, sol kalbi besleyen ana koroner damarda önemli bir darlık varlığında, balon ya da stent işlemlerinin yetersiz olduğu kişilerde, kalbi besleyen damarlarda darlıkla birlikte ameliyatla düzeltilmesi gereken başka bir kalp rahatsızlığının olduğu sorunlarda bypass yapılabilmektedir.

BYPASS NASIL UYGULANIR?
Kalbe ulaşmanın en klasik yolu, göğüs kemiğinin (sternum) ortadan açıldığı yöntemdir. Bazı özel yöntemlerde bu kesilerin boyu ve yeri değişmektedir. Bazı kapak ve ASD ameliyatları 5-6 cm kesi ile (pencere) yapılabilmektedir. Göğüsten alınan mamaria internanada kanın gelişi kola giden damardan olmakta iken diğer serbest damarların (radyal arter ve safen ven) üst uçları aort damarına dikilir. Böylece yeni bir damar ile (bypass grefti), darlık veya tıkanıklığın olduğu bölgedeki kalp kasına enerji ve oksijen taşıyan kanın akışı sağlanmış olur. Ameliyat sırasında yapılan bypass damar sayısı 1 ila 6 arasında değişmektedir. Genelde 2-4 damara bypass yapılmaktadır. Cerrahın ameliyat sırasında kullandığı damarlar, hastanın kendi vücudunda bulunan, alındığı zaman yerinde eksiklik bırakmayan damarlardır. Biz bu ameliyatlarda öncelik sırasıyla, göğüsten alınan mamarya interna damarını, daha sonra koldan alınan radyal arter ve en son olarak da bacaktan alınan safen veni tercih edilmektedir. Ancak bypass yapılması gereken damardaki darlığın yeri ve şiddetine göre kullanılacak damar değişebilir. Bazen o hedefteki damar için en iyi seçenek safen ven olabilir. İleri yaşta, kronik akciğer hastalığında ve çok kilolu hastalarda bazen mamarya interna kullanılamayabilir. Kol damarı da yine ileri yaşta, insülin kullanan şeker hastalarında ve kronik böbrek hastalarında mecbur kalınmadıkça kullanılmaz. Kullanılacak damarların son seçimi ameliyat esnasında cerrah tarafından yapılacaktır. İleri yaş, KOAH, diyabet bulunan hastalarda ve kadın hastalarda iki mamaria intermea tercih edilmez. Kalp ameliyatında birinci aşama, ameliyat sırasında kalp ve akciğer arasındaki kan akışını bir makineye (kalp-akciğer makinesi) bağlayarak kalbi durdurmaktır. Koroner bypass ameliyatlarının bir kısmı (KOAH, Kronik böbrek hastalığı gibi özel durumlarda) çalışan kalpte (beating heart, offpump) yapılabilmektedir.

Kalp krizinden sonra Bypass yapılır mı?  Doç. Dr. Azmi Özler SaglikTiwi
00:00:38
Sağlık Tiwi
9,883 Views · 9 months ago

Kalp krizinden sonra Bypass yapılır mı? Doç. Dr. Azmi Özler SaglikTiwi
Kalbi besleyen atardamarların tıkanması ve daralması nedeniyle yapılan cerrahi girişim yani bypass sıkça kullanılan bir tedavi yöntemi. Her ne kadar kişiler bypass cerrahisinden ürkse de bu cerrahi girişim güvenle yapılıyor ve hastalar ikinci yaşamlarına "Merhaba" diyebiliyor. Memorial Sağlık Grubu Kalp Damar Cerrahisi Bölümü Uzmanları bypass hakkında bilgi verdi.

KORONER BYPASS NEDİR?
Kalbin beslenmesini sağlayan koroner arterlerde daralma ya da tıkanıklık geliştiği takdirde kalp, yeterince beslenemez ve normal fonksiyonlarını yerine getirememeye başlar. Kalbin yeterli miktarda beslenememesi neticesinde kişide, göğüs ağrısı şikayeti meydana gelir. Nitekim kişide kalp krizi riski ortaya çıkar. Bu durumun önlenebilmesi amacıyla koroner bypass ameliyatı uygulanabilir. Koroner bypass operasyonlarında genellikle üç ya da daha fazla damara müdahale edilmektedir. Ameliyatların süresi bypass uygulanacak damarların sayısına ve ek olarak yapılacak girişimlere göre değişmekle birlikte, ortalama 4 saattir.
BYPASS HANGİ HASTALIKLARDA UYGULANIR?
Yapılan kardiyolojik tetkiklerde kalpte saptanan sorunun tedavisinin ilaç ya da anjiyoplasti gibi yöntemlerle yapılmasının yeterli ya da mümkün olmayacağına karar verilmiş olmasından dolayı bypass yapılmaktadır. Çoklu damar hastalıkları, kalbin sol karıncığını kanlandıran damarlarda ciddi daralması olanlar, sol kalbi besleyen ana koroner damarda önemli bir darlık varlığında, balon ya da stent işlemlerinin yetersiz olduğu kişilerde, kalbi besleyen damarlarda darlıkla birlikte ameliyatla düzeltilmesi gereken başka bir kalp rahatsızlığının olduğu sorunlarda bypass yapılabilmektedir.

BYPASS NASIL UYGULANIR?
Kalbe ulaşmanın en klasik yolu, göğüs kemiğinin (sternum) ortadan açıldığı yöntemdir. Bazı özel yöntemlerde bu kesilerin boyu ve yeri değişmektedir. Bazı kapak ve ASD ameliyatları 5-6 cm kesi ile (pencere) yapılabilmektedir. Göğüsten alınan mamaria internanada kanın gelişi kola giden damardan olmakta iken diğer serbest damarların (radyal arter ve safen ven) üst uçları aort damarına dikilir. Böylece yeni bir damar ile (bypass grefti), darlık veya tıkanıklığın olduğu bölgedeki kalp kasına enerji ve oksijen taşıyan kanın akışı sağlanmış olur. Ameliyat sırasında yapılan bypass damar sayısı 1 ila 6 arasında değişmektedir. Genelde 2-4 damara bypass yapılmaktadır. Cerrahın ameliyat sırasında kullandığı damarlar, hastanın kendi vücudunda bulunan, alındığı zaman yerinde eksiklik bırakmayan damarlardır. Biz bu ameliyatlarda öncelik sırasıyla, göğüsten alınan mamarya interna damarını, daha sonra koldan alınan radyal arter ve en son olarak da bacaktan alınan safen veni tercih edilmektedir. Ancak bypass yapılması gereken damardaki darlığın yeri ve şiddetine göre kullanılacak damar değişebilir. Bazen o hedefteki damar için en iyi seçenek safen ven olabilir. İleri yaşta, kronik akciğer hastalığında ve çok kilolu hastalarda bazen mamarya interna kullanılamayabilir. Kol damarı da yine ileri yaşta, insülin kullanan şeker hastalarında ve kronik böbrek hastalarında mecbur kalınmadıkça kullanılmaz. Kullanılacak damarların son seçimi ameliyat esnasında cerrah tarafından yapılacaktır. İleri yaş, KOAH, diyabet bulunan hastalarda ve kadın hastalarda iki mamaria intermea tercih edilmez. Kalp ameliyatında birinci aşama, ameliyat sırasında kalp ve akciğer arasındaki kan akışını bir makineye (kalp-akciğer makinesi) bağlayarak kalbi durdurmaktır. Koroner bypass ameliyatlarının bir kısmı (KOAH, Kronik böbrek hastalığı gibi özel durumlarda) çalışan kalpte (beating heart, offpump) yapılabilmektedir.

Bypass  riski hangi hastalarda daha fazladır?  Doç. Dr. Azmi Özler SaglikTiwi
00:00:40
Sağlık Tiwi
7,573 Views · 9 months ago

Bypass riski hangi hastalarda daha fazladır? Doç. Dr. Azmi Özler SaglikTiwi
Kalbi besleyen atardamarların tıkanması ve daralması nedeniyle yapılan cerrahi girişim yani bypass sıkça kullanılan bir tedavi yöntemi. Her ne kadar kişiler bypass cerrahisinden ürkse de bu cerrahi girişim güvenle yapılıyor ve hastalar ikinci yaşamlarına "Merhaba" diyebiliyor. Memorial Sağlık Grubu Kalp Damar Cerrahisi Bölümü Uzmanları bypass hakkında bilgi verdi.

KORONER BYPASS NEDİR?
Kalbin beslenmesini sağlayan koroner arterlerde daralma ya da tıkanıklık geliştiği takdirde kalp, yeterince beslenemez ve normal fonksiyonlarını yerine getirememeye başlar. Kalbin yeterli miktarda beslenememesi neticesinde kişide, göğüs ağrısı şikayeti meydana gelir. Nitekim kişide kalp krizi riski ortaya çıkar. Bu durumun önlenebilmesi amacıyla koroner bypass ameliyatı uygulanabilir. Koroner bypass operasyonlarında genellikle üç ya da daha fazla damara müdahale edilmektedir. Ameliyatların süresi bypass uygulanacak damarların sayısına ve ek olarak yapılacak girişimlere göre değişmekle birlikte, ortalama 4 saattir.
BYPASS HANGİ HASTALIKLARDA UYGULANIR?
Yapılan kardiyolojik tetkiklerde kalpte saptanan sorunun tedavisinin ilaç ya da anjiyoplasti gibi yöntemlerle yapılmasının yeterli ya da mümkün olmayacağına karar verilmiş olmasından dolayı bypass yapılmaktadır. Çoklu damar hastalıkları, kalbin sol karıncığını kanlandıran damarlarda ciddi daralması olanlar, sol kalbi besleyen ana koroner damarda önemli bir darlık varlığında, balon ya da stent işlemlerinin yetersiz olduğu kişilerde, kalbi besleyen damarlarda darlıkla birlikte ameliyatla düzeltilmesi gereken başka bir kalp rahatsızlığının olduğu sorunlarda bypass yapılabilmektedir.

BYPASS NASIL UYGULANIR?
Kalbe ulaşmanın en klasik yolu, göğüs kemiğinin (sternum) ortadan açıldığı yöntemdir. Bazı özel yöntemlerde bu kesilerin boyu ve yeri değişmektedir. Bazı kapak ve ASD ameliyatları 5-6 cm kesi ile (pencere) yapılabilmektedir. Göğüsten alınan mamaria internanada kanın gelişi kola giden damardan olmakta iken diğer serbest damarların (radyal arter ve safen ven) üst uçları aort damarına dikilir. Böylece yeni bir damar ile (bypass grefti), darlık veya tıkanıklığın olduğu bölgedeki kalp kasına enerji ve oksijen taşıyan kanın akışı sağlanmış olur. Ameliyat sırasında yapılan bypass damar sayısı 1 ila 6 arasında değişmektedir. Genelde 2-4 damara bypass yapılmaktadır. Cerrahın ameliyat sırasında kullandığı damarlar, hastanın kendi vücudunda bulunan, alındığı zaman yerinde eksiklik bırakmayan damarlardır. Biz bu ameliyatlarda öncelik sırasıyla, göğüsten alınan mamarya interna damarını, daha sonra koldan alınan radyal arter ve en son olarak da bacaktan alınan safen veni tercih edilmektedir. Ancak bypass yapılması gereken damardaki darlığın yeri ve şiddetine göre kullanılacak damar değişebilir. Bazen o hedefteki damar için en iyi seçenek safen ven olabilir. İleri yaşta, kronik akciğer hastalığında ve çok kilolu hastalarda bazen mamarya interna kullanılamayabilir. Kol damarı da yine ileri yaşta, insülin kullanan şeker hastalarında ve kronik böbrek hastalarında mecbur kalınmadıkça kullanılmaz. Kullanılacak damarların son seçimi ameliyat esnasında cerrah tarafından yapılacaktır. İleri yaş, KOAH, diyabet bulunan hastalarda ve kadın hastalarda iki mamaria intermea tercih edilmez. Kalp ameliyatında birinci aşama, ameliyat sırasında kalp ve akciğer arasındaki kan akışını bir makineye (kalp-akciğer makinesi) bağlayarak kalbi durdurmaktır. Koroner bypass ameliyatlarının bir kısmı (KOAH, Kronik böbrek hastalığı gibi özel durumlarda) çalışan kalpte (beating heart, offpump) yapılabilmektedir.

Kalp damarlarındaki tıkanıklıkların belirtileri nelerdir? Doç. Dr. Azmi Özler
00:00:41
Sağlık Tiwi
7,661 Views · 9 months ago

Kalp damarlarındaki tıkanıkların belirtileri nelerdir. Doç. Dr. Azmi Özler SağlıkTiwi

Düzensiz ve sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam, stres, sigara kullanımı… Bu faktörlerden biri bile çok tehlikeliyken bir arada geldiklerinde kalp ve damar sağlığı açısından ciddi birer tehdit unsuru haline geliyorlar. Bu kötü alışkanlıklardan kaçınılmadığı takdirde damarlar aşınıyor, tıkanıyor ve kalp sonunda sağlığını kaybediyor.

Damar sağlığının bozulması kalbi ve tüm vücudu etkiler
Kalp, dolaşım sisteminin merkezini teşkil eder. Hayat boyunca ara vermeden çalışan en hayati organlarımızdır. Hücrelere oksijen ve besin taşınmasını sağlayan kalp damar sisteminin sağlıklı çalışması önemlidir. Damar sağlığının bozulması kalp ve diğer organların, dolayısıyla vücudun hayati fonksiyonlarını sağlıklı bir şekilde sürdürebilmesini engelleyerek ciddi sağlık sorunlarına hatta ölümlere neden olabilmektedir. Kalbi besleyen atardamarlarda biriken kolesterol-yağ, kalsiyum ve kandaki diğer maddelerle oluşan plaklar kalbin kan akımını azaltarak ya da tamamen engelleyerek kalp krizine yol açabilir. Kan akımını hızlı bir şekilde eski haline döndürecek müdahale yapılmazsa, kalp krizi kalp yetmezliği veya ölümle sonlanabilir. Kalp krizi sonrasında oluşan ölümlerin yaklaşık yarısı krizden sonraki 3-4 saat içinde olmaktadır.

2020 yılında 25 milyon insan kalp ve damar hastalıkları nedeniyle hayatını kaybedebilir
Tıp dünyasındaki pek çok gelişmeye rağmen kalp ve damar hastalıklarının görülme oranında gözle görülür bir düşüş sağlanamamakta, bu rahatsızlıklar nedeniyle ölümler artarak devam etmektedir. Kalp hastalıklarının giderek artış göstermesi ile birlikte koruyucu sağlık hizmetlerinin değeri daha iyi anlaşılmaya başlanmıştır. Dünyada her 3 kişiden 2’si bulaşıcı olmayan hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Bulaşıcı olmayan hastalıklar içerisinde ise her 3 kişiden biri kalp ve damar hastalıkları nedeniyle ölmektedir. Dünyada her yıl 18 milyon üzerinde insan bu hastalıklardan hayatını kaybetmektedir. 2020 yılında dünyada kalp ve damar hastalıklarından hayatını kaybedenlerin sayısının 25 milyonu aşacağı tahmin edilmektedir. Bu ölümlerin ciddi bir kısmı kalp krizine bağlıdır. Kalp ve damar hastalıkları dünya çapında bir numaralı ölüm sebebidir.

Hasta olduktan sonra değil önceden önlem almak gerekiyor
Kalp damar hastalığına neden olan risk faktörlerini ortadan kaldırarak kalp hastalıklarının oluşmasını %80’e varan oranlarda önlemek mümkün olabilmektedir. Unutulmaması gereken nokta hasta olduktan sonra tedavi olmaktansa hastalığa neden olan riskleri ortadan kaldırarak hiç hasta olmamak her zaman daha doğru olandır. Öncelikle bu risk faktörlerini yok etmek için çaba gösterilmelidir.

Hareketi hayatınızdan eksik etmeyin
Kalp ve damar hastalıkları sağlıklı beslenme ve yaşam tarzı değişikliği ile önlenebilen, oluştuktan sonra da tıbbi tedavi, beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi ve yaşam tarzında değişiklikler yapılarak iyileştirilebilen bir sağlık sorunudur. Hareket çok önemlidir. Her gün yapılacak 30-60 dakikalık yürüyüşler sayesinde obezite, diyabet, hipertansiyon gibi hastalıkların oluşmasının önüne geçerek kalp ve damar hastalıklarından korunmak mümkün hale gelir. Doğa ile uğraşmak, asansör kullanmamak, gideceğimiz yere ulaşmak için bindiğimiz toplu taşıma araçlarından 1-2 durak önce inerek yürümek gibi yaşamsal değişiklikler bile hareketli olmaya yardımcı olacaktır. Unutulmamalıdır ki dünyadaki ölümlerin yaklaşık %6’sından hareketsizlik sorumludur. Kan basıncı, kolesterol ve şeker değerleri, kilo ve vücut kitle indeksi düzenli olarak yapılacak hastane kontrolleri ile takip edilmelidir.

Kalp ve damar sağlığını korumak için 5 beslenme önerisi

Kalp sağlığını koruyucu besinler tüketin. Hazır gıdalardan uzak durmaya çalışın.
Un, şeker ve tuzu mümkün olduğunca hayatımızdan çıkarın ya da oldukça az tüketin. Günlük tuz miktarını 5 gram ile sınırlandırın.
Katı yağlardan ve hayvansal yağlardan mümkün olduğunda uzak durun. Bunun yerine taze sebze ve meyveler, bakliyatlar, balık, doğal karbonhidratlar ve lifli besinler tercih edin.
Her yiyeceği mevsiminde yemeye özen gösterin. Mevsim dışında tüketilen besinlerde kullanılan inorganik maddeler ve hormonlar vücudumuzda yıllar içerisinde birikerek hem kalp-damar tıkanıklığı hem de diğer hastalıklar açısından ciddi risk teşkil etmektedir.
Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durun. Sigara, kan basıncında artışa, solunum yetersizliklerine, kanda pıhtılaşma eğilimine, iyi kolesterol seviyesinin düşmesine, damar sertliğine yol açarak kalp sağlığını tehlikeye sokar. Kendiniz içmediğiniz gibi çevrenizdekileri de pasif içicilikten koruyun. Her yıl çok sayıda kişinin sigara kullanmadığı halde pasif içicilik nedeni ile hayatını kaybettiğini unutmayın.

By Pass Ameliyatı hangi hastalara yapılır?
00:00:50
Sağlık Tiwi
9,882 Views · 9 months ago

By Pass Ameliyatı hangi hastalara yapılır? Doç. Dr. Azmi Özler SaglikTiwi

Robotik cerrahi ile kalp ameliyatlarına herkes aday olabilir. Koroner arter Bypass cerrahisi, konjenital kalp ameliyatları, aritmi ameliyatları, kalp kapak ameliyatları, robotik cerrahi ile kalp deliği ameliyatı, kalp içi tümörlerin çıkarılması gibi birçok ameliyat robot teknolojisi ile yapılabilmektedir.
Kalbi besleyen atardamarların tıkanması ve daralması nedeniyle yapılan cerrahi girişim yani bypass sıkça kullanılan bir tedavi yöntemi. Her ne kadar kişiler bypass cerrahisinden ürkse de bu cerrahi girişim güvenle yapılıyor ve hastalar ikinci yaşamlarına "Merhaba" diyebiliyor. Memorial Sağlık Grubu Kalp Damar Cerrahisi Bölümü Uzmanları bypass hakkında bilgi verdi.

KORONER BYPASS NEDİR?
Kalbin beslenmesini sağlayan koroner arterlerde daralma ya da tıkanıklık geliştiği takdirde kalp, yeterince beslenemez ve normal fonksiyonlarını yerine getirememeye başlar. Kalbin yeterli miktarda beslenememesi neticesinde kişide, göğüs ağrısı şikayeti meydana gelir. Nitekim kişide kalp krizi riski ortaya çıkar. Bu durumun önlenebilmesi amacıyla koroner bypass ameliyatı uygulanabilir. Koroner bypass operasyonlarında genellikle üç ya da daha fazla damara müdahale edilmektedir. Ameliyatların süresi bypass uygulanacak damarların sayısına ve ek olarak yapılacak girişimlere göre değişmekle birlikte, ortalama 4 saattir.
BYPASS HANGİ HASTALIKLARDA UYGULANIR?
Yapılan kardiyolojik tetkiklerde kalpte saptanan sorunun tedavisinin ilaç ya da anjiyoplasti gibi yöntemlerle yapılmasının yeterli ya da mümkün olmayacağına karar verilmiş olmasından dolayı bypass yapılmaktadır. Çoklu damar hastalıkları, kalbin sol karıncığını kanlandıran damarlarda ciddi daralması olanlar, sol kalbi besleyen ana koroner damarda önemli bir darlık varlığında, balon ya da stent işlemlerinin yetersiz olduğu kişilerde, kalbi besleyen damarlarda darlıkla birlikte ameliyatla düzeltilmesi gereken başka bir kalp rahatsızlığının olduğu sorunlarda bypass yapılabilmektedir.

BYPASS NASIL UYGULANIR?
Kalbe ulaşmanın en klasik yolu, göğüs kemiğinin (sternum) ortadan açıldığı yöntemdir. Bazı özel yöntemlerde bu kesilerin boyu ve yeri değişmektedir. Bazı kapak ve ASD ameliyatları 5-6 cm kesi ile (pencere) yapılabilmektedir. Göğüsten alınan mamaria internanada kanın gelişi kola giden damardan olmakta iken diğer serbest damarların (radyal arter ve safen ven) üst uçları aort damarına dikilir. Böylece yeni bir damar ile (bypass grefti), darlık veya tıkanıklığın olduğu bölgedeki kalp kasına enerji ve oksijen taşıyan kanın akışı sağlanmış olur. Ameliyat sırasında yapılan bypass damar sayısı 1 ila 6 arasında değişmektedir. Genelde 2-4 damara bypass yapılmaktadır. Cerrahın ameliyat sırasında kullandığı damarlar, hastanın kendi vücudunda bulunan, alındığı zaman yerinde eksiklik bırakmayan damarlardır. Biz bu ameliyatlarda öncelik sırasıyla, göğüsten alınan mamarya interna damarını, daha sonra koldan alınan radyal arter ve en son olarak da bacaktan alınan safen veni tercih edilmektedir. Ancak bypass yapılması gereken damardaki darlığın yeri ve şiddetine göre kullanılacak damar değişebilir. Bazen o hedefteki damar için en iyi seçenek safen ven olabilir. İleri yaşta, kronik akciğer hastalığında ve çok kilolu hastalarda bazen mamarya interna kullanılamayabilir. Kol damarı da yine ileri yaşta, insülin kullanan şeker hastalarında ve kronik böbrek hastalarında mecbur kalınmadıkça kullanılmaz. Kullanılacak damarların son seçimi ameliyat esnasında cerrah tarafından yapılacaktır. İleri yaş, KOAH, diyabet bulunan hastalarda ve kadın hastalarda iki mamaria intermea tercih edilmez. Kalp ameliyatında birinci aşama, ameliyat sırasında kalp ve akciğer arasındaki kan akışını bir makineye (kalp-akciğer makinesi) bağlayarak kalbi durdurmaktır. Koroner bypass ameliyatlarının bir kısmı (KOAH, Kronik böbrek hastalığı gibi özel durumlarda) çalışan kalpte (beating heart, offpump) yapılabilmektedir.

By Pass Ameliyatına hasta nasıl hazırlanmalıdır?
00:00:51
Sağlık Tiwi
23,243 Views · 9 months ago

By Pass Ameliyatına hasta nasıl hazırlanmalıdır? Doç. Dr. Azmi Özler SaglikTiwi

Kalbi besleyen atardamarların tıkanması ve daralması nedeniyle yapılan cerrahi girişim yani bypass sıkça kullanılan bir tedavi yöntemi. Her ne kadar kişiler bypass cerrahisinden ürkse de bu cerrahi girişim güvenle yapılıyor ve hastalar ikinci yaşamlarına "Merhaba" diyebiliyor. Memorial Sağlık Grubu Kalp Damar Cerrahisi Bölümü Uzmanları bypass hakkında bilgi verdi.

KORONER BYPASS NEDİR?
Kalbin beslenmesini sağlayan koroner arterlerde daralma ya da tıkanıklık geliştiği takdirde kalp, yeterince beslenemez ve normal fonksiyonlarını yerine getirememeye başlar. Kalbin yeterli miktarda beslenememesi neticesinde kişide, göğüs ağrısı şikayeti meydana gelir. Nitekim kişide kalp krizi riski ortaya çıkar. Bu durumun önlenebilmesi amacıyla koroner bypass ameliyatı uygulanabilir. Koroner bypass operasyonlarında genellikle üç ya da daha fazla damara müdahale edilmektedir. Ameliyatların süresi bypass uygulanacak damarların sayısına ve ek olarak yapılacak girişimlere göre değişmekle birlikte, ortalama 4 saattir.
BYPASS HANGİ HASTALIKLARDA UYGULANIR?
Yapılan kardiyolojik tetkiklerde kalpte saptanan sorunun tedavisinin ilaç ya da anjiyoplasti gibi yöntemlerle yapılmasının yeterli ya da mümkün olmayacağına karar verilmiş olmasından dolayı bypass yapılmaktadır. Çoklu damar hastalıkları, kalbin sol karıncığını kanlandıran damarlarda ciddi daralması olanlar, sol kalbi besleyen ana koroner damarda önemli bir darlık varlığında, balon ya da stent işlemlerinin yetersiz olduğu kişilerde, kalbi besleyen damarlarda darlıkla birlikte ameliyatla düzeltilmesi gereken başka bir kalp rahatsızlığının olduğu sorunlarda bypass yapılabilmektedir.

BYPASS NASIL UYGULANIR?
Kalbe ulaşmanın en klasik yolu, göğüs kemiğinin (sternum) ortadan açıldığı yöntemdir. Bazı özel yöntemlerde bu kesilerin boyu ve yeri değişmektedir. Bazı kapak ve ASD ameliyatları 5-6 cm kesi ile (pencere) yapılabilmektedir. Göğüsten alınan mamaria internanada kanın gelişi kola giden damardan olmakta iken diğer serbest damarların (radyal arter ve safen ven) üst uçları aort damarına dikilir. Böylece yeni bir damar ile (bypass grefti), darlık veya tıkanıklığın olduğu bölgedeki kalp kasına enerji ve oksijen taşıyan kanın akışı sağlanmış olur. Ameliyat sırasında yapılan bypass damar sayısı 1 ila 6 arasında değişmektedir. Genelde 2-4 damara bypass yapılmaktadır. Cerrahın ameliyat sırasında kullandığı damarlar, hastanın kendi vücudunda bulunan, alındığı zaman yerinde eksiklik bırakmayan damarlardır. Biz bu ameliyatlarda öncelik sırasıyla, göğüsten alınan mamarya interna damarını, daha sonra koldan alınan radyal arter ve en son olarak da bacaktan alınan safen veni tercih edilmektedir. Ancak bypass yapılması gereken damardaki darlığın yeri ve şiddetine göre kullanılacak damar değişebilir. Bazen o hedefteki damar için en iyi seçenek safen ven olabilir. İleri yaşta, kronik akciğer hastalığında ve çok kilolu hastalarda bazen mamarya interna kullanılamayabilir. Kol damarı da yine ileri yaşta, insülin kullanan şeker hastalarında ve kronik böbrek hastalarında mecbur kalınmadıkça kullanılmaz. Kullanılacak damarların son seçimi ameliyat esnasında cerrah tarafından yapılacaktır. İleri yaş, KOAH, diyabet bulunan hastalarda ve kadın hastalarda iki mamaria intermea tercih edilmez. Kalp ameliyatında birinci aşama, ameliyat sırasında kalp ve akciğer arasındaki kan akışını bir makineye (kalp-akciğer makinesi) bağlayarak kalbi durdurmaktır. Koroner bypass ameliyatlarının bir kısmı (KOAH, Kronik böbrek hastalığı gibi özel durumlarda) çalışan kalpte (beating heart, offpump) yapılabilmektedir.

Hastalar Ameliyat sonrası nelere dikkat etmelidir?
00:00:57
Sağlık Tiwi
51,109 Views · 9 months ago

Hastalar Ameliyat sonrası nelere dikkat etmelidir?Doç. Dr. Azmi Özler SaglikTiwi Kalbi besleyen atardamarların tıkanması ve daralması nedeniyle yapılan cerrahi girişim yani bypass sıkça kullanılan bir tedavi yöntemi. Her ne kadar kişiler bypass cerrahisinden ürkse de bu cerrahi girişim güvenle yapılıyor ve hastalar ikinci yaşamlarına "Merhaba" diyebiliyor. Memorial Sağlık Grubu Kalp Damar Cerrahisi Bölümü Uzmanları bypass hakkında bilgi verdi.KORONER BYPASS NEDİR?Kalbin beslenmesini sağlayan koroner arterlerde daralma ya da tıkanıklık geliştiği takdirde kalp, yeterince beslenemez ve normal fonksiyonlarını yerine getirememeye başlar. Kalbin yeterli miktarda beslenememesi neticesinde kişide, göğüs ağrısı şikayeti meydana gelir. Nitekim kişide kalp krizi riski ortaya çıkar. Bu durumun önlenebilmesi amacıyla koroner bypass ameliyatı uygulanabilir. Koroner bypass operasyonlarında genellikle üç ya da daha fazla damara müdahale edilmektedir. Ameliyatların süresi bypass uygulanacak damarların sayısına ve ek olarak yapılacak girişimlere göre değişmekle birlikte, ortalama 4 saattir.BYPASS HANGİ HASTALIKLARDA UYGULANIR?Yapılan kardiyolojik tetkiklerde kalpte saptanan sorunun tedavisinin ilaç ya da anjiyoplasti gibi yöntemlerle yapılmasının yeterli ya da mümkün olmayacağına karar verilmiş olmasından dolayı bypass yapılmaktadır. Çoklu damar hastalıkları, kalbin sol karıncığını kanlandıran damarlarda ciddi daralması olanlar, sol kalbi besleyen ana koroner damarda önemli bir darlık varlığında, balon ya da stent işlemlerinin yetersiz olduğu kişilerde, kalbi besleyen damarlarda darlıkla birlikte ameliyatla düzeltilmesi gereken başka bir kalp rahatsızlığının olduğu sorunlarda bypass yapılabilmektedir.BYPASS NASIL UYGULANIR?Kalbe ulaşmanın en klasik yolu, göğüs kemiğinin (sternum) ortadan açıldığı yöntemdir. Bazı özel yöntemlerde bu kesilerin boyu ve yeri değişmektedir. Bazı kapak ve ASD ameliyatları 5-6 cm kesi ile (pencere) yapılabilmektedir. Göğüsten alınan mamaria internanada kanın gelişi kola giden damardan olmakta iken diğer serbest damarların (radyal arter ve safen ven) üst uçları aort damarına dikilir. Böylece yeni bir damar ile (bypass grefti), darlık veya tıkanıklığın olduğu bölgedeki kalp kasına enerji ve oksijen taşıyan kanın akışı sağlanmış olur. Ameliyat sırasında yapılan bypass damar sayısı 1 ila 6 arasında değişmektedir. Genelde 2-4 damara bypass yapılmaktadır. Cerrahın ameliyat sırasında kullandığı damarlar, hastanın kendi vücudunda bulunan, alındığı zaman yerinde eksiklik bırakmayan damarlardır. Biz bu ameliyatlarda öncelik sırasıyla, göğüsten alınan mamarya interna damarını, daha sonra koldan alınan radyal arter ve en son olarak da bacaktan alınan safen veni tercih edilmektedir. Ancak bypass yapılması gereken damardaki darlığın yeri ve şiddetine göre kullanılacak damar değişebilir. Bazen o hedefteki damar için en iyi seçenek safen ven olabilir. İleri yaşta, kronik akciğer hastalığında ve çok kilolu hastalarda bazen mamarya interna kullanılamayabilir. Kol damarı da yine ileri yaşta, insülin kullanan şeker hastalarında ve kronik böbrek hastalarında mecbur kalınmadıkça kullanılmaz. Kullanılacak damarların son seçimi ameliyat esnasında cerrah tarafından yapılacaktır. İleri yaş, KOAH, diyabet bulunan hastalarda ve kadın hastalarda iki mamaria intermea tercih edilmez. Kalp ameliyatında birinci aşama, ameliyat sırasında kalp ve akciğer arasındaki kan akışını bir makineye (kalp-akciğer makinesi) bağlayarak kalbi durdurmaktır. Koroner bypass ameliyatlarının bir kısmı (KOAH, Kronik böbrek hastalığı gibi özel durumlarda) çalışan kalpte (beating heart, offpump) yapılabilmektedir.

Koroner Bypass Cerrahisi nedir?
00:01:12
Sağlık Tiwi
39,264 Views · 9 months ago

Koroner Bypass Cerrahisi nedir? Doç. Dr. Azmi Özler SaglikTiwi

KORONER BYPASS NEDİR?
Kalbin beslenmesini sağlayan koroner arterlerde daralma ya da tıkanıklık geliştiği takdirde kalp, yeterince beslenemez ve normal fonksiyonlarını yerine getirememeye başlar. Kalbin yeterli miktarda beslenememesi neticesinde kişide, göğüs ağrısı şikayeti meydana gelir. Nitekim kişide kalp krizi riski ortaya çıkar. Bu durumun önlenebilmesi amacıyla koroner bypass ameliyatı uygulanabilir. Koroner bypass operasyonlarında genellikle üç ya da daha fazla damara müdahale edilmektedir. Ameliyatların süresi bypass uygulanacak damarların sayısına ve ek olarak yapılacak girişimlere göre değişmekle birlikte, ortalama 4 saattir.
BYPASS HANGİ HASTALIKLARDA UYGULANIR?
Yapılan kardiyolojik tetkiklerde kalpte saptanan sorunun tedavisinin ilaç ya da anjiyoplasti gibi yöntemlerle yapılmasının yeterli ya da mümkün olmayacağına karar verilmiş olmasından dolayı bypass yapılmaktadır. Çoklu damar hastalıkları, kalbin sol karıncığını kanlandıran damarlarda ciddi daralması olanlar, sol kalbi besleyen ana koroner damarda önemli bir darlık varlığında, balon ya da stent işlemlerinin yetersiz olduğu kişilerde, kalbi besleyen damarlarda darlıkla birlikte ameliyatla düzeltilmesi gereken başka bir kalp rahatsızlığının olduğu sorunlarda bypass yapılabilmektedir.

BYPASS NASIL UYGULANIR?
Kalbe ulaşmanın en klasik yolu, göğüs kemiğinin (sternum) ortadan açıldığı yöntemdir. Bazı özel yöntemlerde bu kesilerin boyu ve yeri değişmektedir. Bazı kapak ve ASD ameliyatları 5-6 cm kesi ile (pencere) yapılabilmektedir. Göğüsten alınan mamaria internanada kanın gelişi kola giden damardan olmakta iken diğer serbest damarların (radyal arter ve safen ven) üst uçları aort damarına dikilir. Böylece yeni bir damar ile (bypass grefti), darlık veya tıkanıklığın olduğu bölgedeki kalp kasına enerji ve oksijen taşıyan kanın akışı sağlanmış olur. Ameliyat sırasında yapılan bypass damar sayısı 1 ila 6 arasında değişmektedir. Genelde 2-4 damara bypass yapılmaktadır. Cerrahın ameliyat sırasında kullandığı damarlar, hastanın kendi vücudunda bulunan, alındığı zaman yerinde eksiklik bırakmayan damarlardır. Biz bu ameliyatlarda öncelik sırasıyla, göğüsten alınan mamarya interna damarını, daha sonra koldan alınan radyal arter ve en son olarak da bacaktan alınan safen veni tercih edilmektedir. Ancak bypass yapılması gereken damardaki darlığın yeri ve şiddetine göre kullanılacak damar değişebilir. Bazen o hedefteki damar için en iyi seçenek safen ven olabilir. İleri yaşta, kronik akciğer hastalığında ve çok kilolu hastalarda bazen mamarya interna kullanılamayabilir. Kol damarı da yine ileri yaşta, insülin kullanan şeker hastalarında ve kronik böbrek hastalarında mecbur kalınmadıkça kullanılmaz. Kullanılacak damarların son seçimi ameliyat esnasında cerrah tarafından yapılacaktır. İleri yaş, KOAH, diyabet bulunan hastalarda ve kadın hastalarda iki mamaria intermea tercih edilmez. Kalp ameliyatında birinci aşama, ameliyat sırasında kalp ve akciğer arasındaki kan akışını bir makineye (kalp-akciğer makinesi) bağlayarak kalbi durdurmaktır. Koroner bypass ameliyatlarının bir kısmı (KOAH, Kronik böbrek hastalığı gibi özel durumlarda) çalışan kalpte (beating heart, offpump) yapılabilmektedir.

Bypass ameliyatı hangi hastalığın tedavisi için yapılır?
00:00:58
Sağlık Tiwi
96,427 Views · 9 months ago

Bypass ameliyatı hangi hastalığın tedavisi için yapılır?
Doç. Dr. Azmi Özler SaglikTiwi
Kalbi besleyen atardamarların tıkanması ve daralması nedeniyle yapılan cerrahi girişim yani bypass sıkça kullanılan bir tedavi yöntemi. Her ne kadar kişiler bypass cerrahisinden ürkse de bu cerrahi girişim güvenle yapılıyor ve hastalar ikinci yaşamlarına "Merhaba" diyebiliyor. Memorial Sağlık Grubu Kalp Damar Cerrahisi Bölümü Uzmanları bypass hakkında bilgi verdi.

KORONER BYPASS NEDİR?
Kalbin beslenmesini sağlayan koroner arterlerde daralma ya da tıkanıklık geliştiği takdirde kalp, yeterince beslenemez ve normal fonksiyonlarını yerine getirememeye başlar. Kalbin yeterli miktarda beslenememesi neticesinde kişide, göğüs ağrısı şikayeti meydana gelir. Nitekim kişide kalp krizi riski ortaya çıkar. Bu durumun önlenebilmesi amacıyla koroner bypass ameliyatı uygulanabilir. Koroner bypass operasyonlarında genellikle üç ya da daha fazla damara müdahale edilmektedir. Ameliyatların süresi bypass uygulanacak damarların sayısına ve ek olarak yapılacak girişimlere göre değişmekle birlikte, ortalama 4 saattir.
BYPASS HANGİ HASTALIKLARDA UYGULANIR?
Yapılan kardiyolojik tetkiklerde kalpte saptanan sorunun tedavisinin ilaç ya da anjiyoplasti gibi yöntemlerle yapılmasının yeterli ya da mümkün olmayacağına karar verilmiş olmasından dolayı bypass yapılmaktadır. Çoklu damar hastalıkları, kalbin sol karıncığını kanlandıran damarlarda ciddi daralması olanlar, sol kalbi besleyen ana koroner damarda önemli bir darlık varlığında, balon ya da stent işlemlerinin yetersiz olduğu kişilerde, kalbi besleyen damarlarda darlıkla birlikte ameliyatla düzeltilmesi gereken başka bir kalp rahatsızlığının olduğu sorunlarda bypass yapılabilmektedir.

BYPASS NASIL UYGULANIR?
Kalbe ulaşmanın en klasik yolu, göğüs kemiğinin (sternum) ortadan açıldığı yöntemdir. Bazı özel yöntemlerde bu kesilerin boyu ve yeri değişmektedir. Bazı kapak ve ASD ameliyatları 5-6 cm kesi ile (pencere) yapılabilmektedir. Göğüsten alınan mamaria internanada kanın gelişi kola giden damardan olmakta iken diğer serbest damarların (radyal arter ve safen ven) üst uçları aort damarına dikilir. Böylece yeni bir damar ile (bypass grefti), darlık veya tıkanıklığın olduğu bölgedeki kalp kasına enerji ve oksijen taşıyan kanın akışı sağlanmış olur. Ameliyat sırasında yapılan bypass damar sayısı 1 ila 6 arasında değişmektedir. Genelde 2-4 damara bypass yapılmaktadır. Cerrahın ameliyat sırasında kullandığı damarlar, hastanın kendi vücudunda bulunan, alındığı zaman yerinde eksiklik bırakmayan damarlardır. Biz bu ameliyatlarda öncelik sırasıyla, göğüsten alınan mamarya interna damarını, daha sonra koldan alınan radyal arter ve en son olarak da bacaktan alınan safen veni tercih edilmektedir. Ancak bypass yapılması gereken damardaki darlığın yeri ve şiddetine göre kullanılacak damar değişebilir. Bazen o hedefteki damar için en iyi seçenek safen ven olabilir. İleri yaşta, kronik akciğer hastalığında ve çok kilolu hastalarda bazen mamarya interna kullanılamayabilir. Kol damarı da yine ileri yaşta, insülin kullanan şeker hastalarında ve kronik böbrek hastalarında mecbur kalınmadıkça kullanılmaz. Kullanılacak damarların son seçimi ameliyat esnasında cerrah tarafından yapılacaktır. İleri yaş, KOAH, diyabet bulunan hastalarda ve kadın hastalarda iki mamaria intermea tercih edilmez. Kalp ameliyatında birinci aşama, ameliyat sırasında kalp ve akciğer arasındaki kan akışını bir makineye (kalp-akciğer makinesi) bağlayarak kalbi durdurmaktır. Koroner bypass ameliyatlarının bir kısmı (KOAH, Kronik böbrek hastalığı gibi özel durumlarda) çalışan kalpte (beating heart, offpump) yapılabilmektedir.

Kalp damarındaki darlıklar en çok kimlerde görülür?
00:01:46
Sağlık Tiwi
89,997 Views · 9 months ago

Kalp damarındaki darlıklar en çok kimlerde görülür?
Doç. Dr. Azmi Özler SaglikTiwi
Kalbi besleyen atardamarların tıkanması ve daralması nedeniyle yapılan cerrahi girişim yani bypass sıkça kullanılan bir tedavi yöntemi. Her ne kadar kişiler bypass cerrahisinden ürkse de bu cerrahi girişim güvenle yapılıyor ve hastalar ikinci yaşamlarına "Merhaba" diyebiliyor. Memorial Sağlık Grubu Kalp Damar Cerrahisi Bölümü Uzmanları bypass hakkında bilgi verdi.

KORONER BYPASS NEDİR?
Kalbin beslenmesini sağlayan koroner arterlerde daralma ya da tıkanıklık geliştiği takdirde kalp, yeterince beslenemez ve normal fonksiyonlarını yerine getirememeye başlar. Kalbin yeterli miktarda beslenememesi neticesinde kişide, göğüs ağrısı şikayeti meydana gelir. Nitekim kişide kalp krizi riski ortaya çıkar. Bu durumun önlenebilmesi amacıyla koroner bypass ameliyatı uygulanabilir. Koroner bypass operasyonlarında genellikle üç ya da daha fazla damara müdahale edilmektedir. Ameliyatların süresi bypass uygulanacak damarların sayısına ve ek olarak yapılacak girişimlere göre değişmekle birlikte, ortalama 4 saattir.
BYPASS HANGİ HASTALIKLARDA UYGULANIR?
Yapılan kardiyolojik tetkiklerde kalpte saptanan sorunun tedavisinin ilaç ya da anjiyoplasti gibi yöntemlerle yapılmasının yeterli ya da mümkün olmayacağına karar verilmiş olmasından dolayı bypass yapılmaktadır. Çoklu damar hastalıkları, kalbin sol karıncığını kanlandıran damarlarda ciddi daralması olanlar, sol kalbi besleyen ana koroner damarda önemli bir darlık varlığında, balon ya da stent işlemlerinin yetersiz olduğu kişilerde, kalbi besleyen damarlarda darlıkla birlikte ameliyatla düzeltilmesi gereken başka bir kalp rahatsızlığının olduğu sorunlarda bypass yapılabilmektedir.

BYPASS NASIL UYGULANIR?
Kalbe ulaşmanın en klasik yolu, göğüs kemiğinin (sternum) ortadan açıldığı yöntemdir. Bazı özel yöntemlerde bu kesilerin boyu ve yeri değişmektedir. Bazı kapak ve ASD ameliyatları 5-6 cm kesi ile (pencere) yapılabilmektedir. Göğüsten alınan mamaria internanada kanın gelişi kola giden damardan olmakta iken diğer serbest damarların (radyal arter ve safen ven) üst uçları aort damarına dikilir. Böylece yeni bir damar ile (bypass grefti), darlık veya tıkanıklığın olduğu bölgedeki kalp kasına enerji ve oksijen taşıyan kanın akışı sağlanmış olur. Ameliyat sırasında yapılan bypass damar sayısı 1 ila 6 arasında değişmektedir. Genelde 2-4 damara bypass yapılmaktadır. Cerrahın ameliyat sırasında kullandığı damarlar, hastanın kendi vücudunda bulunan, alındığı zaman yerinde eksiklik bırakmayan damarlardır. Biz bu ameliyatlarda öncelik sırasıyla, göğüsten alınan mamarya interna damarını, daha sonra koldan alınan radyal arter ve en son olarak da bacaktan alınan safen veni tercih edilmektedir. Ancak bypass yapılması gereken damardaki darlığın yeri ve şiddetine göre kullanılacak damar değişebilir. Bazen o hedefteki damar için en iyi seçenek safen ven olabilir. İleri yaşta, kronik akciğer hastalığında ve çok kilolu hastalarda bazen mamarya interna kullanılamayabilir. Kol damarı da yine ileri yaşta, insülin kullanan şeker hastalarında ve kronik böbrek hastalarında mecbur kalınmadıkça kullanılmaz. Kullanılacak damarların son seçimi ameliyat esnasında cerrah tarafından yapılacaktır. İleri yaş, KOAH, diyabet bulunan hastalarda ve kadın hastalarda iki mamaria intermea tercih edilmez. Kalp ameliyatında birinci aşama, ameliyat sırasında kalp ve akciğer arasındaki kan akışını bir makineye (kalp-akciğer makinesi) bağlayarak kalbi durdurmaktır. Koroner bypass ameliyatlarının bir kısmı (KOAH, Kronik böbrek hastalığı gibi özel durumlarda) çalışan kalpte (beating heart, offpump) yapılabilmektedir.

Kalp Hastalığında Ameliyat dışında başka tedavi yöntemleri var mıdır?
00:01:07
Sağlık Tiwi
99,997 Views · 9 months ago

Kalp Hastalığında Ameliyat dışında başka tedavi yöntemleri var mıdır?
Doç. Dr. Azmi Özler SaglikTiwi
Kalbi besleyen atardamarların tıkanması ve daralması nedeniyle yapılan cerrahi girişim yani bypass sıkça kullanılan bir tedavi yöntemi. Her ne kadar kişiler bypass cerrahisinden ürkse de bu cerrahi girişim güvenle yapılıyor ve hastalar ikinci yaşamlarına "Merhaba" diyebiliyor. Memorial Sağlık Grubu Kalp Damar Cerrahisi Bölümü Uzmanları bypass hakkında bilgi verdi.

KORONER BYPASS NEDİR?
Kalbin beslenmesini sağlayan koroner arterlerde daralma ya da tıkanıklık geliştiği takdirde kalp, yeterince beslenemez ve normal fonksiyonlarını yerine getirememeye başlar. Kalbin yeterli miktarda beslenememesi neticesinde kişide, göğüs ağrısı şikayeti meydana gelir. Nitekim kişide kalp krizi riski ortaya çıkar. Bu durumun önlenebilmesi amacıyla koroner bypass ameliyatı uygulanabilir. Koroner bypass operasyonlarında genellikle üç ya da daha fazla damara müdahale edilmektedir. Ameliyatların süresi bypass uygulanacak damarların sayısına ve ek olarak yapılacak girişimlere göre değişmekle birlikte, ortalama 4 saattir.
BYPASS HANGİ HASTALIKLARDA UYGULANIR?
Yapılan kardiyolojik tetkiklerde kalpte saptanan sorunun tedavisinin ilaç ya da anjiyoplasti gibi yöntemlerle yapılmasının yeterli ya da mümkün olmayacağına karar verilmiş olmasından dolayı bypass yapılmaktadır. Çoklu damar hastalıkları, kalbin sol karıncığını kanlandıran damarlarda ciddi daralması olanlar, sol kalbi besleyen ana koroner damarda önemli bir darlık varlığında, balon ya da stent işlemlerinin yetersiz olduğu kişilerde, kalbi besleyen damarlarda darlıkla birlikte ameliyatla düzeltilmesi gereken başka bir kalp rahatsızlığının olduğu sorunlarda bypass yapılabilmektedir.

BYPASS NASIL UYGULANIR?
Kalbe ulaşmanın en klasik yolu, göğüs kemiğinin (sternum) ortadan açıldığı yöntemdir. Bazı özel yöntemlerde bu kesilerin boyu ve yeri değişmektedir. Bazı kapak ve ASD ameliyatları 5-6 cm kesi ile (pencere) yapılabilmektedir. Göğüsten alınan mamaria internanada kanın gelişi kola giden damardan olmakta iken diğer serbest damarların (radyal arter ve safen ven) üst uçları aort damarına dikilir. Böylece yeni bir damar ile (bypass grefti), darlık veya tıkanıklığın olduğu bölgedeki kalp kasına enerji ve oksijen taşıyan kanın akışı sağlanmış olur. Ameliyat sırasında yapılan bypass damar sayısı 1 ila 6 arasında değişmektedir. Genelde 2-4 damara bypass yapılmaktadır. Cerrahın ameliyat sırasında kullandığı damarlar, hastanın kendi vücudunda bulunan, alındığı zaman yerinde eksiklik bırakmayan damarlardır. Biz bu ameliyatlarda öncelik sırasıyla, göğüsten alınan mamarya interna damarını, daha sonra koldan alınan radyal arter ve en son olarak da bacaktan alınan safen veni tercih edilmektedir. Ancak bypass yapılması gereken damardaki darlığın yeri ve şiddetine göre kullanılacak damar değişebilir. Bazen o hedefteki damar için en iyi seçenek safen ven olabilir. İleri yaşta, kronik akciğer hastalığında ve çok kilolu hastalarda bazen mamarya interna kullanılamayabilir. Kol damarı da yine ileri yaşta, insülin kullanan şeker hastalarında ve kronik böbrek hastalarında mecbur kalınmadıkça kullanılmaz. Kullanılacak damarların son seçimi ameliyat esnasında cerrah tarafından yapılacaktır. İleri yaş, KOAH, diyabet bulunan hastalarda ve kadın hastalarda iki mamaria intermea tercih edilmez. Kalp ameliyatında birinci aşama, ameliyat sırasında kalp ve akciğer arasındaki kan akışını bir makineye (kalp-akciğer makinesi) bağlayarak kalbi durdurmaktır. Koroner bypass ameliyatlarının bir kısmı (KOAH, Kronik böbrek hastalığı gibi özel durumlarda) çalışan kalpte (beating heart, offpump) yapılabilmektedir.

Koroner Bypass Ameliyatı nasıl yapılır?
00:00:43
Sağlık Tiwi
79,999 Views · 9 months ago

Koroner Bypass Ameliyatı nasıl yapılır?
Doç. Dr. Azmi Özler SaglikTiwi
Kalbi besleyen atardamarların tıkanması ve daralması nedeniyle yapılan cerrahi girişim yani bypass sıkça kullanılan bir tedavi yöntemi. Her ne kadar kişiler bypass cerrahisinden ürkse de bu cerrahi girişim güvenle yapılıyor ve hastalar ikinci yaşamlarına "Merhaba" diyebiliyor. Memorial Sağlık Grubu Kalp Damar Cerrahisi Bölümü Uzmanları bypass hakkında bilgi verdi.

KORONER BYPASS NEDİR?
Kalbin beslenmesini sağlayan koroner arterlerde daralma ya da tıkanıklık geliştiği takdirde kalp, yeterince beslenemez ve normal fonksiyonlarını yerine getirememeye başlar. Kalbin yeterli miktarda beslenememesi neticesinde kişide, göğüs ağrısı şikayeti meydana gelir. Nitekim kişide kalp krizi riski ortaya çıkar. Bu durumun önlenebilmesi amacıyla koroner bypass ameliyatı uygulanabilir. Koroner bypass operasyonlarında genellikle üç ya da daha fazla damara müdahale edilmektedir. Ameliyatların süresi bypass uygulanacak damarların sayısına ve ek olarak yapılacak girişimlere göre değişmekle birlikte, ortalama 4 saattir.
BYPASS HANGİ HASTALIKLARDA UYGULANIR?
Yapılan kardiyolojik tetkiklerde kalpte saptanan sorunun tedavisinin ilaç ya da anjiyoplasti gibi yöntemlerle yapılmasının yeterli ya da mümkün olmayacağına karar verilmiş olmasından dolayı bypass yapılmaktadır. Çoklu damar hastalıkları, kalbin sol karıncığını kanlandıran damarlarda ciddi daralması olanlar, sol kalbi besleyen ana koroner damarda önemli bir darlık varlığında, balon ya da stent işlemlerinin yetersiz olduğu kişilerde, kalbi besleyen damarlarda darlıkla birlikte ameliyatla düzeltilmesi gereken başka bir kalp rahatsızlığının olduğu sorunlarda bypass yapılabilmektedir.

BYPASS NASIL UYGULANIR?
Kalbe ulaşmanın en klasik yolu, göğüs kemiğinin (sternum) ortadan açıldığı yöntemdir. Bazı özel yöntemlerde bu kesilerin boyu ve yeri değişmektedir. Bazı kapak ve ASD ameliyatları 5-6 cm kesi ile (pencere) yapılabilmektedir. Göğüsten alınan mamaria internanada kanın gelişi kola giden damardan olmakta iken diğer serbest damarların (radyal arter ve safen ven) üst uçları aort damarına dikilir. Böylece yeni bir damar ile (bypass grefti), darlık veya tıkanıklığın olduğu bölgedeki kalp kasına enerji ve oksijen taşıyan kanın akışı sağlanmış olur. Ameliyat sırasında yapılan bypass damar sayısı 1 ila 6 arasında değişmektedir. Genelde 2-4 damara bypass yapılmaktadır. Cerrahın ameliyat sırasında kullandığı damarlar, hastanın kendi vücudunda bulunan, alındığı zaman yerinde eksiklik bırakmayan damarlardır. Biz bu ameliyatlarda öncelik sırasıyla, göğüsten alınan mamarya interna damarını, daha sonra koldan alınan radyal arter ve en son olarak da bacaktan alınan safen veni tercih edilmektedir. Ancak bypass yapılması gereken damardaki darlığın yeri ve şiddetine göre kullanılacak damar değişebilir. Bazen o hedefteki damar için en iyi seçenek safen ven olabilir. İleri yaşta, kronik akciğer hastalığında ve çok kilolu hastalarda bazen mamarya interna kullanılamayabilir. Kol damarı da yine ileri yaşta, insülin kullanan şeker hastalarında ve kronik böbrek hastalarında mecbur kalınmadıkça kullanılmaz. Kullanılacak damarların son seçimi ameliyat esnasında cerrah tarafından yapılacaktır. İleri yaş, KOAH, diyabet bulunan hastalarda ve kadın hastalarda iki mamaria intermea tercih edilmez. Kalp ameliyatında birinci aşama, ameliyat sırasında kalp ve akciğer arasındaki kan akışını bir makineye (kalp-akciğer makinesi) bağlayarak kalbi durdurmaktır. Koroner bypass ameliyatlarının bir kısmı (KOAH, Kronik böbrek hastalığı gibi özel durumlarda) çalışan kalpte (beating heart, offpump) yapılabilmektedir.

Çocuk yaş grubunda spor yaralanmaları nelerdir?
00:02:49
Sağlık Tiwi
8,771 Views · 9 months ago

Çocuk yaş grubunda spor yaralanmaları nelerdir?
Prof. Dr. Semih GÜR Sağlık Tiwi

Çocuklarda spor yaralanmaları çok sık karşılaşılan durumlardan biridir. Çocukların dokuları yetişkinlere oranla daha narin olduğu için yaralanma riski ve oranı daha yüksektir ve yaralanmaların bir kısmı da bu yaş grubuna özeldir. Bu yaralanmaları önlemek için çocuğun yapısına en uygun spor dalını tercih etmek ve beraberinde antrenman öncesi ve sonrası ısınma, esneme çalışmalarını ihmal etmemek önem taşır.

Spor yaralanmaları sporun doğasında olan bir durumdur. Erişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da görülür. Çocukların kasları, bağları yetişkinlere oranla daha kuvvetli ve esnektir. Buna karşın kemiklerin belli bölümleri ve kıkırdakları daha zayıftır. Bu sebeple çocukluk çağında en sık ve en ciddi yaralanmalar kemiklerde ve kıkırdaklarda gözlenir.


Çocuğun yapısına uygun spor dalı seçilmeli
Çocuğun kasları yapılan antrenmanlarla güçlenirken kemikler aynı hızda gelişmez. Bu durum da kemiklerde ve kemik büyüme bölgelerinde sıkıntı oluşturabilir. Çocuk, anatomik yapısına ve motor gelişimine uygun spor yapmadığında bu sıkıntı daha da artar. Bu nedenle velilerin çocukları için bir spor dalı seçerken pediatrik ortopediste danışmalarında fayda vardır. Uzmanlar, çocuğu spora yönlendirirken sadece onun kas yapısına, boyuna, kilosuna değil motor gelişimine de bakarlar. El-göz koordinasyonu, zıplama, koşma, tek ayaküstünde durma, tek ayaktan diğer ayağa geçme gibi hareketler değerlendirilerek çocuğa en uygun spor dalı belirlenir. Çocuk kendisi için en uygun spor dalını tercih ettiğinde yaralanmalar büyük ölçüde engellenmiş olur. Çocuğun da, - profesyonel anlamda olmasa da, - ömür boyu sevdiği sporu yapma ihtimali artar.

Isınma, esneme ve germe hareketleri önemli
Çocuğun yapısına uygun spor dalı seçmek, yaralanmaları önlemek için yeterli değildir. Ancak yaralanmaları engellemede antrenman öncesi ve sonrası yapılan esneme ve germe hareketlerini de ihmal etmemek gerekir. Yapılan çalışmalar, spor öncesi germe ve ısınma çalışmalarının dayanıklılığı yüzde 30 oranında artırdığını göstermektedir. Bunun yanında antrenman yaptıran kişinin de konusunda eğitimli ve iyi bir gözlemci olması da önemli bir faktördür.
Yapılan bir araştırmada, kronik ve akut yaralanmalarının en sık görüldüğü dönemlerin, çocuğun bir alt takımdan bir üst takıma geçtiği dönem olduğu tespit edilmiştir. Bu geçiş döneminde çocuktan beklentinin orantısız artması yaralanmaların başlıca nedenidir.

En sık görülen yaralanmalar
Ülkemizde lisanslı olarak spor yapan bir milyon çocuğun üçte birini kız çocuklar, üçte ikisini de erkek çocuklar oluşturmaktadır. Bundan dolayı spor sakatlanmaları daha çok erkek çocuklarda görülür. En sık rastlanan spor yaralanmaları; kas-eklem burkulma ve zorlanmaları, ezilme, çıkık ve kırıklardır. Yapılan spora bağlı olarak değişmekle birlikte en sık yaralanan bölge diz eklemidir. Dizden sonra ise ayak eklemi ve omuz eklemi gelmektedir.
Çocukların travma nedeniyle acile başvurularının yüzde 30’unu spor yaralanmaları oluşturmaktadır. Bu yaralanmaların çoğunluğu 10 - 15 gün içinde geçmektedir. Ancak 10’da biri için 15 günden daha uzun süreli bir tedavi uygulanır. 10.000 yaralanmanın sadece 4’ü sporu bıraktıracak kadar ciddi bir şekilde olmaktadır.
Bu noktada teşhis süreci de büyük önem teşkil etmektedir. Çocuk anatomik olarak yetişkinlerden farklı olduğu için MR sonuçlarının pediatrik ortopedist veya çocukluk çağı radyolojisine aşina radyoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekir. Örneğin, yetişkin bir bireyde menisküs yırtığı olarak nitelenen radyolojik görünüm, çocuğun büyüyen diz ekleminde menisküsün normal sayılması gereken bir özelliğidir.

Spora dönüş zamanına dikkat!
Yaralanma sonrası spora dönüş sürecine de çok dikkat etmek gerekir. Erişkinler, tedavi sonrası ağrı hissetseler bile spor yapmaya devam edip belirli bir performans gösterebilir. Oysa çocuklar için ağrılı uzuvlarını kullanmak daha güçtür. Ağrılı bir şekilde spor yaptıklarında spor onlar için bir zevk olmaktan çıkar ve onları spordan soğutur.
Bu durum, çocuğun kas- iskelet sisteminin sağlığı açısından da oldukça önemlidir. Bir çocuk bir spor yaralanması yaşadığında, tedavi sürecince ağrısı devam ettiğinde ve sportif anlamda uzvunu tam kullanamadığında müsabakaya sokulmamalıdır.

Spor Yaralanmaları nelerdir?
00:00:46
Sağlık Tiwi
2,329 Views · 9 months ago

Spor Yaralanmaları nelerdir?
Prof. Dr. Semih GÜR Sağlık Tiwi
Sporcuların en sık yaşadığı sakatlıkların başında diz sakatlıkları gelmektedir. Bu tür sakatlanmalar tedavi dilmediği takdirde ciddi sorunlar doğurabilir.
Sakatlanmalar nasıl meydana gelmektedir?
Özellikle basketbolcular diz sakatlıkları yönünden risk altında olan sporcular arasındadır. Koşarken aniden durma, yana dönme, pivot hareketleri, zıplayıp yere düşmeler ve ani dönüşler sonucu sakatlık oluşabilir.

Bu tür sakatlıkların önlenmesi için neler yapılması gerekmektedir?
Diz eklemi vücuttaki en büyük eklemdir ve uyluk kemiğinin alt kısmı ile bacak kemiği arasında oluşur. Patella ya da ayna kemiği uyluk kemiğinin alt kısmındaki oyukta kayar. Femur ve tibia'daki bağlar kemiğe yapışır ve dizi destekleyip stabilize ederler. Tendonlar kemik ile adale arasındaki bağlantıyı temin ederler ve eklem içindeki kıkırdaklar hem yastık görevi | görüp kaymayı sağlar, hem de buraya binen kuvvetleri emip dizin stabilitesine yardımcı olurlar.

Dizde en sık görülen sakatlıklar nelerdir?
Dizde en sık olarak ön çapraz bağ zedelenmeleri, az olarak da kıkırdak zedelenmeleri görülmektedir. Kıkırdak değişik ebatlarda ve derinlikte zedelenebilir. Bu zedelenme, gençlerde fazla görülür ve ileri yaşlarda diz ekleminde kireçlenmeye kadar uzanabilir. Bu tür zedelenmeler eklem kıkırdağı ile birlikte alttaki kemiği de ilgilendirir. Bazen birkaç yerde birden bu zedelenme olabilir.

Bu rahatsızlıklar nasıl fark edilir?
SPRAİNS
Bağın gerilmesi ya da yırtılmasına denir. Ciddi zedelenmelerde dizdeki bağların bir ya da birkaçının tamamen yırtığı olabilir. Çoğunlukla ön çapraz bağ zedelenmesi olur. Koşarken aniden durma ya da yön değiştirme sonucu olur. Zedelenme anında dizden ses geldiği duyulabilir. Bundan sonra bilhassa hareket sırasında dizde ağrı duyulur, yürümekte zorluk çekilir ve dizde şişlik oluşur. Dize yük verilmezse, boşlukta ve unstabil hissedilir.

STRAİN
Adale ya da tendonun zedelenmesine denir. Kısmi ya da tam olarak yırtık olabilir. Dizde yine şişlik, ağrı ve yürümede zorluk oluşur. Pateller tendinit ya da atlayıcı dizi, aşırı yüklenme sonrası en sık görülen zedelenmedir. Diz önünde ağrı olur. Yüklenmenin artması ya da devam etmesi ile tendondaki yırtıklar ve dejenerasyon artar.

Dizde meydana gelen bu rahatsızlıkların tanısı nasıl konur?
Dikkatli bir öykü, fizik muayene, röntgen, tomografi ve MRI ile tanı konulur.

Bu sakatlıkların belirtileri nelerdir?
Kişi ağrıdan şikayetçidir. Aktivite ya da idman, koşu, diz bükme, merdiven tırmanma ve spuad egzersizleri ile ağrı artar. Diz büküldüğünde dizden ses gelebilir. Uzun süre aynı pozisyonda oturma ya da ayakta durma bacakta sızıya neden olur ve ilk hareket ağrılı olur. Diz şişebilir ve rahatsızlık verir.

Diz sakatlıklarının tedavisi nasıl olur?
Tedavide özellikle idmanlara son verilir ve ayakkabılar değiştirilir. Quadriceps adalesi hem kuvvetlendirilir, hem de germeler iyi yapılır. Fizik tedaviye başlanır. İdman sonraları yapılacak buz kompresi şişlik ve ağrıyı azaltır. Antienflamatuvar ilaçlar alınabilir.

Bu tedavilere rağmen sonuç alınamaz ise artroskopik olarak patella arka eklem yüzü ve karşı eklem yüzü kontrol edilir. Patellanın olukta nasıl kaydığına bakılır, eğer kıkırdakta harabiyet varsa tıraşlama yapılıp, eklem yüzü düzgünleştirilir. Buna ilave yan bağlar gevşetilebilir. Dizdeki şekil bozukluğu için gerekirse kemik ameliyatı yapılabilir.

Eğer kıkırdak harabiyeti olan alan büyükse ve kemik açıkta ise matkap ile delinip kanatma işlemi, mikrokırık işlemi yapılır ve burası kanatılır, daha yumuşak bir kıkırdak teşkiline izin verilir. Bazen bu işlemlerin yerine kıkırdak naklide (mozaikplasti) yapılabilir. Dizde ağırlık binmeyen kısımdan alınan kıkırdaklar bu kısma nakledilir ve yerleştirilir. Bu ameliyat artroskopik ya da ufak bir ameliyat kesişinden yapılabilir.

Diz sakatlıklarını önlemek için neler yapılması gerekir?
Diz sakatlıklarını önlemek için uygun koruyucu ekipmanlar kullanmak şarttır. Tekmelik diz yastıkları dizi darbelerden korur. Aynı zamanda zemine uygun ayakkabı giyilmelidir.

Çalışma öncesi ısınma ve sonrası soğuma antremanları da çok önemlidir. Çalışma temposu her zaman çok yavaş bir şekilde artırılmalıdır. Yapılacak ağırlık çalışmaları adale kuvvetini, germe egzersizleri de adale esnekliğini artıracaktır. Böylece kuvvetli ve esnek adalelerle eklemler daha iyi korunmuş olacaktır. Diğer bir önemli husus ise zedelenmeden sonra ağrı ile çalışmaya devam edilmesidir. Şayet herhangi bir zedelenmeden sonra spora devam edilirse, tedavi gerektirmeyen bir durum dahi tedavi edilemez bir hal alabilir, hatta ameliyat zorunlu hale gelebilir. En ufak bir zedelenme ya da ağrıda mutlaka doktora başvurulmalıdır.

Spor yaralanmalarını önlemek için neler yapılabilir?
00:02:08
Sağlık Tiwi
7,658 Views · 9 months ago

Spor yaralanmalarını önlemek için neler yapılabilir?
Prof. Dr. Semih GÜR Sağlık Tiwi
Sporcuların en sık yaşadığı sakatlıkların başında diz sakatlıkları gelmektedir. Bu tür sakatlanmalar tedavi dilmediği takdirde ciddi sorunlar doğurabilir.
Sakatlanmalar nasıl meydana gelmektedir?
Özellikle basketbolcular diz sakatlıkları yönünden risk altında olan sporcular arasındadır. Koşarken aniden durma, yana dönme, pivot hareketleri, zıplayıp yere düşmeler ve ani dönüşler sonucu sakatlık oluşabilir.

Bu tür sakatlıkların önlenmesi için neler yapılması gerekmektedir?
Diz eklemi vücuttaki en büyük eklemdir ve uyluk kemiğinin alt kısmı ile bacak kemiği arasında oluşur. Patella ya da ayna kemiği uyluk kemiğinin alt kısmındaki oyukta kayar. Femur ve tibia'daki bağlar kemiğe yapışır ve dizi destekleyip stabilize ederler. Tendonlar kemik ile adale arasındaki bağlantıyı temin ederler ve eklem içindeki kıkırdaklar hem yastık görevi | görüp kaymayı sağlar, hem de buraya binen kuvvetleri emip dizin stabilitesine yardımcı olurlar.

Dizde en sık görülen sakatlıklar nelerdir?
Dizde en sık olarak ön çapraz bağ zedelenmeleri, az olarak da kıkırdak zedelenmeleri görülmektedir. Kıkırdak değişik ebatlarda ve derinlikte zedelenebilir. Bu zedelenme, gençlerde fazla görülür ve ileri yaşlarda diz ekleminde kireçlenmeye kadar uzanabilir. Bu tür zedelenmeler eklem kıkırdağı ile birlikte alttaki kemiği de ilgilendirir. Bazen birkaç yerde birden bu zedelenme olabilir.

Bu rahatsızlıklar nasıl fark edilir?
SPRAİNS
Bağın gerilmesi ya da yırtılmasına denir. Ciddi zedelenmelerde dizdeki bağların bir ya da birkaçının tamamen yırtığı olabilir. Çoğunlukla ön çapraz bağ zedelenmesi olur. Koşarken aniden durma ya da yön değiştirme sonucu olur. Zedelenme anında dizden ses geldiği duyulabilir. Bundan sonra bilhassa hareket sırasında dizde ağrı duyulur, yürümekte zorluk çekilir ve dizde şişlik oluşur. Dize yük verilmezse, boşlukta ve unstabil hissedilir.

STRAİN
Adale ya da tendonun zedelenmesine denir. Kısmi ya da tam olarak yırtık olabilir. Dizde yine şişlik, ağrı ve yürümede zorluk oluşur. Pateller tendinit ya da atlayıcı dizi, aşırı yüklenme sonrası en sık görülen zedelenmedir. Diz önünde ağrı olur. Yüklenmenin artması ya da devam etmesi ile tendondaki yırtıklar ve dejenerasyon artar.

Dizde meydana gelen bu rahatsızlıkların tanısı nasıl konur?
Dikkatli bir öykü, fizik muayene, röntgen, tomografi ve MRI ile tanı konulur.

Bu sakatlıkların belirtileri nelerdir?
Kişi ağrıdan şikayetçidir. Aktivite ya da idman, koşu, diz bükme, merdiven tırmanma ve spuad egzersizleri ile ağrı artar. Diz büküldüğünde dizden ses gelebilir. Uzun süre aynı pozisyonda oturma ya da ayakta durma bacakta sızıya neden olur ve ilk hareket ağrılı olur. Diz şişebilir ve rahatsızlık verir.

Diz sakatlıklarının tedavisi nasıl olur?
Tedavide özellikle idmanlara son verilir ve ayakkabılar değiştirilir. Quadriceps adalesi hem kuvvetlendirilir, hem de germeler iyi yapılır. Fizik tedaviye başlanır. İdman sonraları yapılacak buz kompresi şişlik ve ağrıyı azaltır. Antienflamatuvar ilaçlar alınabilir.

Bu tedavilere rağmen sonuç alınamaz ise artroskopik olarak patella arka eklem yüzü ve karşı eklem yüzü kontrol edilir. Patellanın olukta nasıl kaydığına bakılır, eğer kıkırdakta harabiyet varsa tıraşlama yapılıp, eklem yüzü düzgünleştirilir. Buna ilave yan bağlar gevşetilebilir. Dizdeki şekil bozukluğu için gerekirse kemik ameliyatı yapılabilir.

Eğer kıkırdak harabiyeti olan alan büyükse ve kemik açıkta ise matkap ile delinip kanatma işlemi, mikrokırık işlemi yapılır ve burası kanatılır, daha yumuşak bir kıkırdak teşkiline izin verilir. Bazen bu işlemlerin yerine kıkırdak naklide (mozaikplasti) yapılabilir. Dizde ağırlık binmeyen kısımdan alınan kıkırdaklar bu kısma nakledilir ve yerleştirilir. Bu ameliyat artroskopik ya da ufak bir ameliyat kesişinden yapılabilir.

Diz sakatlıklarını önlemek için neler yapılması gerekir?
Diz sakatlıklarını önlemek için uygun koruyucu ekipmanlar kullanmak şarttır. Tekmelik diz yastıkları dizi darbelerden korur. Aynı zamanda zemine uygun ayakkabı giyilmelidir.

Çalışma öncesi ısınma ve sonrası soğuma antremanları da çok önemlidir. Çalışma temposu her zaman çok yavaş bir şekilde artırılmalıdır. Yapılacak ağırlık çalışmaları adale kuvvetini, germe egzersizleri de adale esnekliğini artıracaktır. Böylece kuvvetli ve esnek adalelerle eklemler daha iyi korunmuş olacaktır. Diğer bir önemli husus ise zedelenmeden sonra ağrı ile çalışmaya devam edilmesidir. Şayet herhangi bir zedelenmeden sonra spora devam edilirse, tedavi gerektirmeyen bir durum dahi tedavi edilemez bir hal alabilir, hatta ameliyat zorunlu hale gelebilir. En ufak bir zedelenme ya da ağrıda mutlaka doktora başvurulmalıdır.

Spora başlamadan önce yapılması gerekenler nelerdir?
00:01:26
Sağlık Tiwi
4,574 Views · 9 months ago

Spora başlamadan önce yapılması gerekenler nelerdir?
Prof. Dr. Semih GÜR Sağlık Tiwi


Kişiye özel sporlara ilgi duyuyorsanız...
Spor yapmaya karar veren kişiler öncelikle bu konuda bir uzmana danışmalıdır. Kişinin hedefleri doğrultusunda bir egzersiz programı çıkartılabilir. Egzersiz yapacak bireyin yaşı, cinsiyeti, fiziksel, sosyal ve psikolojik durumuna göre bir spor programı oluşturulmaktadır. Burada önemli olan egzersize başlayacak kişiye sporu yalnızca belirli bir dönem için değil, hayatı boyunca yapmasının daha doğru bir karar olduğunun anlatılmasıdır.

Kendinize hedef koyun
Egzersize başlayacak kişilerin hedeflerini dikkate alınarak yapılacak egzersiz tipinin belirlenmesi gerekmektedir. Bireyin durumuna göre de sporun yoğunluğunun, süresinin, sıklığının ve artışının düzenlendiği bir egzersiz reçetesi çıkartılmalıdır. Yapılan testler doğrultusunda yağ oranı olması gerekenin üzerinde bulunan bir kişinin, aynı anda birçok kas grubunun çalışmasını sağlayan ve kan dolaşım hızını ayarlayan kardiyo tipi egzersiz çalışması uygundur. Kişi sadece kilo vermek amacında olmayın, vücut şekline de önem veriyorsa çeşitli ekipmanlardan da faydalanılır. Bu çalışmayla kasların çalışmasının yanı sıra fazla yağ yakılacak ve deride meydana gelen sarkmalar büyük ölçüde engellenecektir.

Yapacağınız egzersizi iyi planlayın
Egzersize başlarken hedeflere yönelik iyi bir plan yapılması gerekmektedir. Bunun için dikkat edilmesi gerekenler şunlardır:

Egzersizin tipi: Hedefe göre kardiyo ya da rezistans tipi egzersizler yapılabilir. Büyük kas gruplarının ritmik kasılma ve gevşemeleri yürütülen fiziksel aktivite tipleri aerobik egzersizleri oluştururlar. Tempo yürüyüş, hafif koşu, yüzme, bisiklet binme, kürek çekme bu tip aktivitelerdir. Rezistans egzersizler de kas yapısını direnci artıracak antrenmanlardır.
Egzersizin şiddeti: Egzersiz planlamasında en önemli konulardan biri şiddeti ayarlamaktır. Egzersiz şiddeti belirli bir aralıkta kalması önemlidir. Egzersizin şiddeti çok düşük olup yetersiz bir kalp-dolaşım sistemi yüklenmesi işe yaramayacağı gibi çok fazla olup limitleri zorlaması da istenen bir durum değildir. Egzersizin şiddeti kişinin kardiyo nabzı belirlendikten sonra belirlenmelidir. Bunların yanı sıra dikkat edilmesi gereken noktalar da bulunmaktadır.
-Kişinin ortopedik ve metabolik problemi var mı?

-Daha önce geçirilmiş bir hastalık ya da operasyon var mı?

-Teşhisi konmuş metabolik bir hastalık var mı?

-Ailede erken yaşta ölüm var mı? Gibi sorulara cevap bulmak gerekmektedir. Antrenman şiddeti ayarlanırken de bu soruların üzerinden gidilmesi gerekmektedir.

Egzersizin sıklığı: Kişi eğer yoğun tempoda çalışıyorsa, haftada 5 gün maksimum bir saati geçmeyecek şekilde egzersiz yapılmalıdır.
Egzersizin süresi: Farklı söylemler olsa da genel olarak kabul edilen süre egzersizin en az 20 dakika sürmesi şeklindedir. Bu süreye ısınma ve soğuma dönemlerinin dahil olmadığını unutmamak gerekir.


Egzersizin artırılışı: Önemli olan sürekliliktir. Unutulmaması gereken durum egzersizle elde edilen faydaların egzersiz yapıldığı sürece görülmeleridir.
Yaptığınız sporu uyku, beslenme ve stresinizi yöneterek destekleyin
Sağlıklı ve aktif bir yaşam için spora balarken sağlıklı beslenmenin öneminin de iyi bilinmesi gerekir. Kişi her ne kadar sporu yoğun olarak yapıp kalori yaksa da, düzensiz beslendiği takdirde tüm çabaları boşa gidebilir. Dengeli beslenmenin yanında düzenli uyku da çok önemlidir. Sporda yorulan kaslar dinlendirilerek tekrar yapılandırılmalı ve bir sonraki egzersiz için direnç kazanılmalıdır. Stresi yönetmek de bu noktada öne çıkmaktadır. Vücudumuzda olumsuz etkilere sebebiyet verebilecek olan kaygıyı, mümkün olduğunca kontrollü bir şekilde yöneterek etkileri en aza indirmek gerekmektedir

Bol su tüketerek vücudunuzdaki sıvı kaybını önleyin
Soğuk havalarda su tüketimi genellikle ihmal edilmektedir. Ancak terleme nedeniyle vücutta sıvı kaybı olmaktadır. Antrenmandan önce ve sonra su kaybı önlemek adına bol sıvı alınmalıdır. 30 kilogram başına günde 1 litre su tüketilmelidir. Egzersiz yapılan günlerde de 1-1.5 litre daha fazla tüketilmesi oldukça faydalıdır.

Protez sonrasında hasta hayatına nasıl devam eder?
00:01:23
Sağlık Tiwi
17,958 Views · 9 months ago

Protez sonrasında hasta hayatına nasıl devam eder?
Prof. Dr. Semih GÜR Sağlık Tiwi

Diz protezi ile yaşam kalitenizi artırın
Eklem kıkırdağının yok olmasıyla ortaya çıkan eklem yıpranması (artrozu), istirahat, ilaçlar, fizik tedavi, baston kullanımı ve eklem içi enjeksiyonlar gibi yöntemler ile tedavi edilememektedir. Yürüme, merdiven çıkma gibi günlük yaşam aktivitelerini ileri derecede kısıtlayan, şiddetli ağrıya neden olan bu durumun tedavisi ancak diz protezi cerrahisi ile mümkün olmaktadır.

Diz protezi uygulamasının başarısında yaş, kilo, kişinin genel durumu belirleyicidir
Diz protezi uygulamasında fonksiyon görmeyen eklem yüzlerine metal ve sürtünmeye dayanıklı plastikten oluşan yapay bir eklem yerleştirildiğini söyleyen Prof. Dr. Aydın, bu yapay eklemin günlük yaşamı kolaylaştıran ağrısız, hareketli ve stabil bir eklem sağladığını ifade etti ve diz protezi uygulamasının hangi koşullarda, kimlere yapılabileceği hakkında şu bilgileri verdi: “Uygulamada yaş, kilo, kişinin genel durumu belirleyici olmaktadır. Yapay eklemin en iyi koşullarda 20 yıllık bir ömrü olduğundan, genellikle uygulama 65 yaş üzeri hastalarda yapılır. 90 kilonun üzerindeki hastalara uygulandığında diz protezinin erken gevşemesiyle karşılaşılabilir. Böyle bir risk söz konusu olsa da protez ile birlikte kazanılacak aktivitenin metabolizmayı hızlandıracağı, bu durumun da kilo kaybına neden olacağı göz önünde bulundurulmalıdır. Ciddi diyabet, damar tıkanması, kalp hastalığı, bunama, inmesi bulunan, enfeksiyonu olan hastalarda uygulamadan kaçınılmalıdır. Osteoporoz ( kemik erimesi) olan hastalarda bir kısıtlama bulunmamaktadır.”



Aynı seansta her iki dize protez uygulanması sakıncalı olabilir
Diz protezi ameliyatının ciddi bir ameliyat olduğunu vurgulayan Prof.Dr. Aydın, ameliyat esnasında ve sonrasında yaşanabilinecek komplikasyonları şu şekilde sıraladı: “Kan kaybı olabilir. Bu durum kan nakli ile giderilir. En ciddi komplikasyonlar, erken enfeksiyon ve toplar damar tıkanması ( derin ven trombozu )dır. Bazı cerrahlar aynı seansta her iki dizin cerrahi girişimini yapma eğilimindedirler. Yapılan çalışmalar bu uygulamanın bir üstünlük sağlamadığı gibi toplar damar tıkanması (derin ven trombozu) na bağlı emboli ve ölüm, enfeksiyon risklerinin arttırdığını göstermiştir.”



Diz protezli hayatınızda dikkat etmeniz gerekenler
Prof. Dr. Aydın, tam iyileşme elde edildikten sonra hastanın günlük aktivite, araç kullanma, yüzme, bisiklet ve golf gibi belli sporları yapma konusunda yaşadığı zorlukların ortadan kalkacağını söyledi ve dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle sıraladı:

Hastalar çoğunlukla 5- 7 gün arasında hastanede kalırlar. Bu süre içinde enfeksiyon, emboli, profilaksisi, ağrı tedavisi yapılır. Hastalar temel rehabilitasyonu öğrenmiş ve yürüteç ile rahat yürür vaziyette taburcu edilmelidir.
Protezin özelliğinden dolayı diz tam bükülemez. Bu nedenle secdeye vararak namaz kılmak ve alaturka tuvalete oturmak mümkün değil hatta zararlıdır. Arzu edilen bükülme açısı 110-120 derecedir. Merdiven inip çıkmalarına altıncı haftadan sonra izin verilmelidir.
Toplar damar tıkanması (derin ven trombozu) profilaksisi ortalama bir ay olmak üzere evde de sürdürülmelidir. Takipler poliklinikten üç ay, altı ay ve birer yıl arayla film ve klinik kontroller ile yapılmalıdır.

Eklem Protezi (Artroplasti) Nedir?
00:01:31
Sağlık Tiwi
6,799 Views · 9 months ago

Eklem Protezi (Artroplasti) Nedir?
Prof. Dr. Semih GÜR Sağlık Tiwi

Diz eklemleri, kalça eklemleri gibi günlük hareketimizin birçoğunu sağlayan eklemler, dejenerasyona uğrayarak yani kireçlenerek hareket kabiliyetimizi kısıtlar; şiddetli ağrı şikayetlerine neden olur. Oturup kalkamaz, çoraplarımızı bile giyemez duruma geliriz. Tüm hareketlerimiz kısıtlanmış ve özgürlüğümüzü kaybetmiş durumda oluruz.

Eklem Protezi Hangi Durumlarda Yapılmaktadır?

Eklem protezi, eklemleri dejenerasyona uğramış, diz ve kalça eklemi kireçlenmesi yaşayan hastalarda kullanılmaktadır. Hasta özelinde, diz protezi veya kalça protezine ihtiyaç duyulan bu dejenerasyonlar hastanın hayatını idame ettirmesini imkânsız kılar. Kesin çözüm bu protezlerin uygulanmasıdır. Kadınlarda diz erkeklerde kalça dejenerasyonu sıklıkla görülmektedir. Ayrıca romatizma, eklemde meydana gelen kırık çıkıklar, eklem iltihaplarında da protez kullanılması mümkündür.

Kaç Yaşında Uygulanır?
Eklem protezi için uygulanma yaşı diye bir sınır bulunmamaktadır. İhtiyaç duyan her yaşta hastaya uygulanması mümkündür. Ancak protezin bir ömrü olmakla beraber genellikle 60 yaş ve üstü hastalara tavsiye edilir. Çünkü protez değişikliği için birkaç cerrahi müdahale gerekebilmektedir.

Ameliyattan Sonra Nelere Dikkat Edilmelidir?
Bir ortopedi ve travmatoloji kliniğinde uzman hekimlerce gerçekleştirilen protez ameliyatı sonrası yaraların bakımının iyi yapılması gerekmektedir. Olası bir enfeksiyon kapılması durumunda büyük sorunlar baş gösterebilmektedir. Damar tıkanıklığını önlemek için kan sulandırıcıları 6 hafta kullanmak zorundasınız. Çünkü cerrahi müdahale sonrası damar tıkanıklığı sık görülen bir durumdur. Protezi iyi kullanmalı çok fazla yıpranmasını sağlayacak aşırı hareketlerden kaçınmalısınız. Çiftçilik veya harekete dayalı işlerden uzak durmalısınız. Uzun süreli kullanımların püf noktası, daha sakin ve aşırı hareketlerden uzak duran bir yaşamın tercih edilmesidir. Çünkü protezlerin ömrü kullanıma bağlıdır. Oturup kalkmak, sık çömelmek, yerde yemek yemek protezin en büyük düşmanıdır. Aşırı eklem hareketlerinden kaçınmalısınız.

Protez Sonrası Fizyoterapinin Önemi
Ameliyattan sonra fizyoterapi çok önemlidir. Özellikle kalça ve bacaklar ile dizler protez öncesi aşırı derecede yıpranmış ve kuvvetini kaybetmiş olabilir. Bu sebeple fizyoterapi ile bacak güçlendirme yapılması şarttır.

Eklem Protezi Hangi Eklemlerde Uygulanır?
Eklem protezleri diz ve kalça başta olmak üzere birçok eklemde kullanılabilir. En çok hareket ettirilen eklemleri sayabiliriz. Omuz, dirsek, ayak bileği ve parmak eklemleri proteze uygun eklemlerdir. Ancak diz ve kalça protezlerinin başarıları bu eklemlere göre daha yüksektir.

Spor Yaralanmalarında tedavi yöntemleri nelerdir?
00:02:24
Sağlık Tiwi
4,573 Views · 9 months ago

Spor Yaralanmalarında tedavi yöntemleri nelerdir?
Prof. Dr. Semih GÜR Sağlık Tiwi
Artroskopik cerrahi
Artroskopi fiberoptik cihazlar kullanılarak eklemlerin içlerini görüntülü muayene ederek eklem içinde meydana gelen hastalık ve yaralanmaların tanı ve tedavisini sağlayan bir yöntemdir. Artroskopi ufak birkaç cilt kesisi ile yapılır ve çok ufak bir iz ve ağrıya neden olur ancak açık ameliyata nazaran hızlı bir iyileşme gözlenir. Ameliyat yaklaşık 1 saat sürer ve ameliyattan birkaç saat sonra hasta taburcu edilmektedir. Hasta ameliyattın ardından ayağının üzerine basabilir ve 3 gün sonra araba kullanabilir. Dikiş eriyebilen materyal ile atıldığından alınmasına gerek yoktur. Profesyonel sporculardan ev hanımlarına kadar geniş bir yelpazede; diz-omuz-el ve ayak bileği artroskopileri, bağ-kıkırdak-menisküs-tendon operasyonları, kıkırdak nakilleri modern cerrahi teknikler kullanılarak başarı ile uygulanmaktadır.

Spor Travmatolojisi
Spor, vücudun organik direnicini artıran, sistemlerin fizyolojik kapasitesini geliştiren, bu kapasiteyi koruyan ve devam ettiren bir uğraşıdır. Ancak spora başlamadan önce yeterince hazırlık yapmamak yaralanmaları da beraberinde getirmektedir. Sportif travmaya maruz kalan bölgeler arasında % 32.9 ile diz eklemi ilk sırada yer almaktadır. Diz ekleminden sonra spor esnasında en çok yaralanma; ayak bileği, kalça ve kasık bölgesi, omuz eklemi, ayak uyluk bölgesi, omurga dirsek eklemi, el bileği ve elde görülmektedir. Tüm sportif yaralanmaların acil tanı ve tedavisi Spor Travmatolojisi Bölümü’nde yapılmaktadır.

İlizarov Metodu Nedir?
Kemiklerin ince teller ve çemberlerle tespit edildiği menteşeler ve çubuklar (rodlar) yardımı ile kemik parçalarına kontrollü hareket verebilen bir sistemdir. Cerrahi girişimler doğumsal hastalıklar, kemik kayıpları ve travmalar (büyüme kıkırdağının erken kapanması gibi) sonrası gelişen kol ve bacak eşitsizliği olan çocuk ya da erişkin hastalara uygulanabilir. Bu işlemde kemikte düşük enerjili bir kırık oluşturulur ve tedrici olarak (1mm / gün) uzatılır. Uzatma bölgesinde kemiğin orijinal uzunluğunun % 80’i kadar uzatma elde edilebilir. Uygun vakalarda gelişen implant teknolojisine paralel olarak ilizarov tekniğine alternatif yeni tekniklerin ve teknolojinin kullanımı da gerçekleştirilmektedir.


İlizarov Metodu Hangi Hastalıkların Tedavisinde Kullanılmaktadır?

Kapalı ve açık kırıklarda,

Kaynamayan kırıklarda,

Kemik uzatma tedavisinde (boy uzatma, çocuk felci sekeli, travma sonrası, enfeksiyon sonrası, büyüme kıkırdağının erken kapanmasına bağlı kısalıklar ve bacak boyu eşitsizlikler inde),

Kol ve bacak eğriliklerinin düzeltilmesinde,

Kemik kayıplarında (genellikle tümör, travma ya da enfeksiyon sonrası oluşur),

Tedavi görmemiş gelişimsel kalça çıkığının tedavisinde,

Ayak hastalıklarında,

Kemik enfeksiyonlarında,

Eklem hareket kısıtlılıklarında,

Metabolik hastalıklarda,

Kemik yapısal bozukluklarında kullanılabilmektedir.

Çocuk Ortopedi ve Travmatolojisi
Memorial Sağlık Grubu Çocuk Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü, Türkiye’de ender rastlanan merkezlerden biridir. 16 yaş altı çocukların; yürüme bozuklukları, ayak sorunları, doğuştan deformiteler, kısalıklar, gelişimsel kalça displazisi ve omurga rahatsızlıklarının takip ve tedavisi bu konularda deneyimli ortopedistlerimiz tarafından yapılmaktadır.


Kemik uyarıcıları: Özellikle stres kırıkları ve küçük kemik kırıklarında ultrasonik dalga ile kemik iyileşme zamanı yarı yarıya kısaltılmaktadır.

Kapalı intramedüller çivileme teknikleri: Bacak ve kollardaki uzun kemiklerin kırıklarının (basit-parçalı) ve kalça kırıklarının büyük bölümünde uygulanan, kırık hattı açılmadan, 2-3 cm’lik kesilerden yapılan ve kırık iyileşme süresini kısaltan tekniklerdir.

Artroskopik yardımla yapılan küçük müdahaleli operasyonlar: Eklem içi kırıkların bir kısmında, eklem açılmadan kırıkların tespitini sağlayan; bu sayede ameliyat sonrası oluşabilecek eklem sertliği olasılığını azaltan, fizik tedavi ve tam fonksiyona ulaşma zamanını kısaltan tekniklerdir.

Protez cerrahisi: Yaşlıların kalça ve omuz kırık çeşitlerinden daha büyük kısmına uygulama şansı veren, yeni protez tasarımları ile ameliyatın ertesi günü yürüme olanağı sağlayan uygulamalardır.

Radikal büyük cerrahiler: Gelişen tespit materyalleri ve cerrahi teknikler; leğen kemiği (pelvis) büyük kırıkları, büyük eklemlerdeki parçalı kırıklar gibi geçmişte tedavi olanağı sınırlı olan durumlarda başarılı sonuçlar alınması olanağı getirmiştir.

Eklem protezi ne zaman uygulanır?
00:01:23
Sağlık Tiwi
7,902 Views · 9 months ago

Eklem protezi ne zaman uygulanır?
Prof. Dr. Semih GÜR Sağlık Tiwi

Genellikle orta yaşı geçmiş hastalara uygulanan bir ameliyattır. Protez uygulaması 55 yaş ve sonrasında yapıldığında ömür boyu kullanmak mümkün olabilir. Ancak daha genç yaşlarda yapıldığında zamanla protezde eskime nedeniyle ikinci bir protez değiştirme ameliyatı gerekebilmektedir.

Dizin geri kalan bütün yüzeyleri ince yumuşak bir doku olan “sinoviyal zar” ile örtülüdür. Bu zar, dizi kayganlaştıran ve sağlıklı bir dizde sürtünmeyi en aza indiren özel bir sıvı salgılamaktadır.

Sağlıklı bir diz kolayca bükülür. Eklem üzerine binen yükü taşır ve kolayca hareket eder. Bu sayede ağrı duymadan yürüyebilir, çömelebilir ve dönebilirsiniz. Ama zamanla kıkırdakta çatlama veya aşınma başlar ve eklem, yükü taşıma yeteneğini kaybeder. Kıkırdağın kendini yenileme yeteneği sınırlı olduğu için bu hasar giderek büyür. Başlangıçta dizlerde sadece biraz tutukluk hissedilir ancak eklemdeki kemikler arasında sürtünme başladıkça ağrı duymaya başlanır.

Diz Ağrısı Nedenleri ve Dizde İşlev Kaybı
Kronik diz ağrısının en sık karşılaşılan nedeni “artrit”tir. “Osteoartrit”, “romatoit artrit” ve “travmatik artrit” en sık görülen türlerdir.

Osteoartrit
Diz kemiklerini yastık görevi görerek koruyan kıkırdak zamanla yumuşayarak yıpranır. Böylelikle kemikler birbirlerine sürtünerek dizde ağrı ve sertleşmeye yol açar. Üzeri açılan kemikler birbirleriyle sürtünmeye başlayınca, yüzeyleri sert ve pütürlü bir hal alır ve eklemde hasar başlar. Buna “Osteoartrit” denir. Osteoartrit genellikle 50 yaş sonrasında, ailesinde artrit vakası olan kişilerde ortaya çıkabilir. Fazla kilolu olmak ve içe ya da dışa çarpık bacaklı olmak gibi duruş bozuklukları ekleme daha fazla ağırlık bindirir. Bu da dizde hasar oluşumunu hızlandırır.

Eklem Yangısı (Artrit)
Bu durum, “Romatoid artrit” veya “Gut”a benzeyen kronik bir hastalıktır ve eklemi kaplayan kıkırdak dokusunda şişme ve iltihap (yangı) yaratabilir. Hastalık ilerledikçe, kıkırdak aşınır ve eklem sertleşir.

Romatoit Artrit
Sinoviyal zarın kalınlaşarak yangılı hale gelmesi sonucu eklem boşluğunun çok fazla sinoviyal sıvıyla dolması sonucunda oluşur. Kronik yangı kıkırdağı tahrip ederek; kıkırdak kaybına, ağrıya ve sertleşmeye yol açabilir.

Zedelenme - Travmatik Artrit
Ciddi bir diz incinmesi sonucunda gelişebilir. Kötü bir düşme ya da dize gelen ağır bir darbe, eklemi zedeleyebilir. Eğer bu zedelenme uygun şekilde iyileşmezse, ekleme fazla ağırlık biner.

Zamanla bu durum kıkırdağın aşınmasına yol açar (Travmatik artrit). Diz kırığı ya da ciddi bağ yırtılmaları zamanla eklem kıkırdağını tahrip edebilir. Bu tahribat sonucunda dizde ağrı ve diz işlevlerinde gerileme görülebilir.

Diz Protezine Ne Zaman Başvurulmalıdır?
Total diz protezi ameliyatı kararı aileniz, aile doktorunuz ve ortopedistinizle birlikte vereceğiniz bir karardır. Aile doktorunuz bu ameliyattan faydalanıp faydalanmayacağınızı belirlemek üzere sizi daha ayrıntılı bir değerlendirme için bir ortopediste yönlendirebilir.

Total diz protezi ameliyatı gerektirebilecek durumlar şunlardır:

Yürüme, merdiven inip çıkma, koltuğa oturup kalkma gibi gündelik hareketlerinizi engelleyen şiddetli diz ağrısı. (Yüz veya iki yüz metre yolu kat etmede zorluk çekebilir ve bu aşamada yürümenize yardımcı olabilecek bir baston ya da değnek kullanma ihtiyacı duyabilirsiniz.)
Akşam ya da gündüz vakti dinlenirken orta derecede ya da şiddetli diz ağrısı
Kronik diz yangısı ve dinlendirme ya da ilaçla geçmeyen şişlik.
Diz deformitesi: Diziniz içe ya da dışa doğru şekil değiştirebilir.
Diz sertleşmesi: Dizinizi kıramayıp, gergin tutamayabilirsiniz.
Anti-enflamatuar ilaçlar ağrınızı kesmeyebilir. Aspirin ve bazı ilaçlar artritin ilk aşamalarında etkili olmakla birlikte; şiddetli artrit ağrısı çeken hastalarda etki göstermeyebilir.
Ağrı kesici ilaçları bünyeniz kaldırmayabilir ya da bunlara bağlı bir takım komplikasyonlar gelişebilir.
Kortizon iğnesi, fizik tedavi ya da bir takım cerrahi yöntemler gibi tedavilerin uygulanması iyileşmenizde etkili olmayabilir.
Ortopedik diz muayenesi birkaç aşamadan oluşur:

Hastanın genel sağlık durumu, mevcut şikâyetleri ve bulgularına ilişkin bilgi edinilmesi için hastanın tıbbi öyküsünün alınması.
Diz hareket genişliği ve sağlamlığı ile birlikte kas gücünü ve bacağınızın genel durumunu değerlendirmeye yönelik fiziksel muayene yapılması.
Dizdeki tahribatın şekil bozukluğunun derecesini belirtmek için röntgen çekilmesi.
Dizinizdeki kemiklerin ve yumuşak dokunun durumunu saptamak için kan testleri, MRG ya da kemik taraması testlerinin yapılması.
Ortopedistiniz, test sonuçlarına göre diz protezinin size uygun olup olmadığını değerlendirerek ameliyat hakkında size bilgi verecektir.

Ameliyata Hazırlık
Ameliyat öncesi bazı basit tedbirler alarak ameliyat sonrası iyileşme döneminde yaşamınızı kolaylaştırabilirsiniz.

Kalça ve Diz Protezi ameliyatlarında hangi sorunlarla karşılaşılır?
00:03:53
Sağlık Tiwi
5,653 Views · 9 months ago

Kalça ve Diz Protezi ameliyatlarında hangi sorunlarla karşılaşılır?
Prof. Dr. Semih GÜR Sağlık Tiwi

Kalça ve diz eklemlerinde oluşan kireçlenme yani eklemlerdeki kıkırdak zedelenmesi, öncelikle genetik nedenlere bağlı olarak ortaya çıkıyor. Aile geçmişinde kireçlenme hastalığı olanlar varsa, sayıca fazla ise ve bu hastalık erken yaşta görülmüşse, kireçlenme riski ciddi oranda artıyor. Bunun yanı sıra eklem zedelenmesinin ön planda olduğu romatizmal hastalıklar da eklem kireçlenmesine neden olabiliyor. Kireçlenmenin tedavisinde, diz ve kalça protez cerrahisi ile hastalar eski konforlu yaşamlarına dönüş sağlayabiliyor.
Erken evrede kilo vermek çözüm olabiliyor

Kalça ve diz ekleminde kireçlenme olan hastalara pek çok farklı tedavi seçenekleri uygulanır. Bu tedavi seçenekleri hastalığın evresine göre farklılıklar gösterir. Evre 1 ve 2 olarak tanımlanan erken evredeki hastalar eğer daha önce bir tedavi görmediyse, ilk olarak kilo verme ve kas güçlendirme gibi koruyucu ve hastalığın ilerleyişini yavaşlatıcı tedaviler ön plana çıkar. Hastanın ağrıları şiddetli ise ağrı kesici ilaçlarla da tedavi süreci desteklenir. Bu ilk aşama sonrası hasta kontrole çağrılır ve şikayetlerinin ne ölçüde düzeldiğine bakılır. Tedavi sonucu hastanın ağrıları azalmamış ise o zaman eklem içine uygulanan enjeksiyon tedavilerine geçilmektedir.

Eklem içine iğne tedavileri hastaları rahatlatıyor


Enjeksiyon tedavileri hazır enjeksiyon preparatları, PRP ve kök hücre olarak üçe ayrılır. Eklem içine iğne tedavilerinin temel amacı hastanın şikayetlerini azaltmanın yanı sıra diz ve kalça ekleminin tahribat hızını düşürmektir. Yani eklemin ömrünü uzatmak amaçlanır. Bu aşamalardan geçen ileri düzeye gelmiş hastalarda ise diz ve kalça protez ameliyatlarını rahatlıkla uygulanabilir. Protez ameliyatları; kireçlenme hastalığı ileri evreye gelmiş, yaş olarak uygun, enjeksiyon tedavilerinden sonuç alamamış, ağrı ve yürüme güçlüğü çeken ve bundan dolayı yaşam kalitesi ciddi oranda düşen hastalara önerilir.

Son evrede cerrahi gündeme geliyor


Hem kalça hem de diz kireçlenmesinde, hastanın hangi evrede doktora başvurduğu, tedavinin şekillenmesinde kritik öneme sahiptir. Hastalığın son aşaması olan 4’üncü evrede, geçmeyen ağrıların ortadan kaldırılması ve kişinin normal yaşamına devam edebilmesinin sağlanabilmesi amacıyla, diz ve kalça protez ameliyatlarına başvurulur. Kalça ve diz protezleri, kireçlenmenin (artroz) son evresinde uygulanan bir yöntemdir. Ayrıca doğuştan kalça çıkığına bağlı gelişen rahatsızlıklar; özellikle bacak kısalıkları, ağrılı ve hareketsiz kalça eklemleri de özel cerrahi teknikler ve özel protezler kullanarak düzeltilebilmektedir.

Romatizmal hastalıklar kireçlenme riskini artırıyor

Kireçlenme, genetik ve çevresel faktörler ile kendiliğinden oluşabildiği gibi geçirilmiş travma ve kırıklar sonrasında da gerçekleşebilir. Uzun yıllar önce geçirilmiş kalça veya kalça eklemi yuva kırıklarında zamanla eklem kireçlenmesi oluşabilmektedir. Romatizmal hastalıklara bağlı oluşan ileri evre kireçlenmeleri de yine çoğunlukla protez cerrahisine başvurulur.Ayrıca çoğu romatizmal hastalıklarda ve akciğer problemlerinde steroid olarak isimlendirilen ilaçlar kullanılır. Bu ilaçların özellikle kalça bölgesinde eklemi oluşturan kemik yapıların kan dolaşımını bozucu yan etkisi görülebilmektedir. Bu kan dolaşımı bozulması zamanla kemik ölümüne bu da eklem zedelenmesi ve kireçlenmeye yol açabilmektedir. Bu hastalarda da protez cerrahisi ile son derece güvenli ve yüz güldürücü sonuçlar elde etmek mümkündür.

Hasta 1 ay sonra eskisi gibi yürüyebiliyor

Cerrahi mümkün olduğunca ileri yaşlarda tercih edilir. Dünyada protez cerrahisi için kabul gören uygun yaş alt sınırının 60-65 yaştır. Ancak bazı endemik bölgelerde veya şiddetli romatizmalı hastalarda 50 hatta 45 yaşın altında dahi protez cerrahisi gerekecek düzeyde ileri evre kireçlenme durumuyla karşılaşabilmektedir. Protez cerrahisinde en önemli nokta hastaya uygun protezin belirlenmesidir. Diz ve kalça protez ameliyatları 1 – 1.5 saatlik zaman aralığında tamamlanır. Ameliyat sırasında zedelenmiş kıkırdak doku bölgeleri, protez ile değiştirilir. Bu değişim sayesinde artık hasta tahribatın neden olduğu bölgelerde ağrıyı duymadığı gibi eklemdeki şekil bozukluklarını da düzeltildiğinden rahat ve düzgün bir yürüyüşe kavuşur. Ameliyatın ertesi günü yürütmeye başlatılan hastalar, cerrahi işlemden yaklaşık 1 ay sonra ağrısız olarak günlük yaşantısına dönebilir.

Protez uygulanan hastanın ameliyat sonrası hastanede ne kadar yatması gerekir?
00:01:36
Sağlık Tiwi
7,667 Views · 9 months ago

Protez uygulanan hastanın ameliyat sonrası hastanede ne kadar yatması gerekir?
Prof. Dr. Semih GÜR Sağlık Tiwi

TOTAL KALÇA PROTEZİ HANGİ HASTALIKLARDA KULLANILIR?
Esas olarak orta yaştan sonra yapılan bir ameliyattır. Bu ameliyat için üst sınır bir yaş yoktur. Endikasyonuna göre de kemik gelişimini tamamlamış veya tamamlamak üzere olan herkese uygulanabilir. Özellikle gelişimsel kalça displazisi denilen kalça çıkığı veya avasküler nekroz denilen femur başının kanlanma problemlerinde 20-40 yaş arası gençlerde kesin çözüm üreten, sonuçları çok iyi olan, ağrı-topallama-kısalık giderici bir ameliyattır.

Genel olarak; kireçlenme, kalça çıkığı ve büyüme plağı kayması gibi çocukluk çağı hastalık sekelleri, romatizmal hastalıklar, iltihap sekelleri, tümörler, ileri yaş kalça kırıkları ile kanlanma problemi sonrası kemik nekrozları kalça protezinin uygulandığı hastalık gruplarıdır. Bu hastalıkları bulunan kişiler ameliyat dışı tedavilerden fayda görmediyse veya fayda görmeyeceği öngörülüyorsa kalça protezi ameliyatı için adaylardır.

KALÇA PROTEZİ AMELİYATI NASIL YAPILIR?
Hastanın aktif bir enfeksiyonu yoksa( idrar yolu, boğaz veya diş enfeksiyonu gibi) ameliyat hazırlıkları için kan örnekleri alınır ve anestezi hekimine danışılır.
Herhangi bir engel çıkmaz ise ameliyat günü veya ameliyattan 1 gün önce hasta hastaneye yatırılır.
Şeker ve tansiyon hastalıkları bu ameliyata engel değildir. Fakat kontrol altında olmalıdır.
Sigara enfeksiyon riskini arttıracağı için önerilmez.
Ameliyat genel anestezi denilen narkoz altında veya belden uyuşturularak hasta uyanık iken yapılabilir.
Ameliyat için kalçadan yapılan 10-20 cm ‘lik bir cilt kesisi cerrahın tercihine göre kullanılır.
Hasarlı kemikler çıkarılıp yerine protezler konduktan sonra; kapsül, kas, fasya, cilt altı dokular ve cilt dikilir.
Ameliyat sonrası hasta servisteki yatağına çıkar.
Ameliyat sonrası ortalama 4-6 saat sonra hastaların ağızdan normal beslenmesine izin verilir.
Hemen ameliyat akşamı veya ameliyatın ertesi günü hastalar destekle yürütülür.
Hastalar bu dönemde varis çorabı ve yürüteç kullanmak zorundadır.
Yara pansumanı 2 günde 1 kez yapılır.
KALÇA PROTEZİ AMELİYATI HAKKINDA SIK SORULAN SORULAR
Total kalça protezi adayı hastaların belirtileri nelerdir?

Şiddetli ağrı en sık görülen belirtidir. İlk başta yürürken olan ağrı daha sonra istirahat halinde hatta gece uykuda bile olmaya başlar.

Hareket kısıtlılığı
Topallama
Bacakta kısalık çok sık görülen diğer belirti ve bulgulardır.
Kalça protezi ameliyatının geciktirilmesinin zararları nelerdir?

İlaçlar, fizik tedavi uygulamaları, PRP veya kök hücre gibi eklem içi enjeksiyonlar, baston kullanımı gibi ameliyat dışı tedaviler hastaların endikasyonuna göre uygulanabilir. Fakat bu tedaviler ile ameliyat gereken hastaların ameliyatları geciktirilmemelidir. Çünkü tedavi geciktirildiğinde sağlam olan her iki diz, diğer kalça hatta bel ve sırt bölgeleri ciddi kireçlenme ve bozulma riski altına girmektedir. Tüm bu bölgelere daha çok yük bineceğinden, ameliyatın geciktirilmesi ile bu yerlerin de ilerde ameliyat olma olasılığı artmaktadır.


Kalça protezi ameliyatı sonrası evdeki planlama

Eve çıkarken hastanın koltuk değnekleri ile merdiveni nasıl çıkıp- ineceği hastalara detaylı uygulamalı anlatılır. İlk başlarda oturup kalkarken mutlaka hastanın tutunabileceği destekleri olan koltuk ve sandalyeler tercih edilir. Oturulan sandalyelerin çok alçak olmamasına özen gösterilmelidir. Oturulduğunda yere göre dizler kalçadan daha yukarıda kalmamalıdır. Evde kayma riski doğuracak durumlardan kaçınılmalıdır. Banyo yapılırken yüksek bir duş sandalyesi kullanılmalı veya ayakta gerekiyorsa destekle duş almaya özen gösterilmelidir.

Kalça protezi ameliyatı sonrası yürüme

Kalça protezi ameliyatı sonrası hareket kısıtlılığı, ağrı ve topallama şikayetleri düzeldiği için hastalar en geç ertesi gün hemen yürütülür. Kontrollü olsun diye hastalar önce yürüteç ile yürütülür. Hastanın durumuna göre 2-3 hafta arası sürede yürüteç veya koltuk değneği terk edilir.

Kalça protezi ameliyatı sonrası koşma

Kalça protezi ameliyatından sonra koşma gibi hafif sportif aktivitelere 4. aydan sonra başlanabilir.

Kalça protezi ameliyatı sonrası yatış pozisyonu

Kalça protezi için birden çok ameliyat tekniği mevcuttur. Uygulanan tekniğe bağlı olarak ameliyat sonrası öneriler de değişebilmektedir. Genelde ameliyat sonrası hastaların belli bir süre sırtüstü yatması istenir. Ameliyatlı tarafa veya diğer tarafa yan yatma için gereken süre ameliyatın tipine göre değişir. Hastalara nasıl yan dönüp yatacaklarının eğitimi verilir. Hastalar ameliyat sonrası ortalama 3-5 gün hastanede yatmaktadır. Son yıllarda uygulanan hızlı hasta iyileştirme protokolü sayesinde hastalar ameliyat sonrası 2. Gün taburcu edilebilmektedir. Hastanede uzun süreli kalmanın enfeksiyon riski açısından da olumsuzluğu mevcuttur.

Kalça protezi ameliyatı sonrası banyo

Kalça protezi ameliyatından sonra hastalar 2. Haftadan sonra banyo yapabilmektedir.

Kalça ve diz ameliyatları ne kadar sürer?
00:01:43
Sağlık Tiwi
6,778 Views · 9 months ago

Kalça ve diz ameliyatları ne kadar sürer?
Prof. Dr. Semih GÜR Sağlık Tiwi
Kalça ameliyatı genelde iki-dört saat kadar sürer, ama bu durum yine de kalça artritinizin ciddiyet derecesine bağlıdır. Kalça ameliyatının yapılacağı günde tipik olarak şunlar yapılır: Hastaneye planlanan ameliyat saatinden en az iki saat önce gelmeniz gerekir.

Dış etkenlerle oluşan spor yaralanmalarının nedenleri nelerdir?
00:03:58
Sağlık Tiwi
7,576 Views · 9 months ago

Dış etkenlerle oluşan spor yaralanmalarının nedenleri nelerdir?
Prof. Dr. Semih GÜR Sağlık Tiwi


Burkulmalar
Vücudumuzdaki eklemler, bağlar tarafından desteklenir. Burkulma, bir bağın gerilmesi veya yırtılmasıdır. Vücudumuzun burkulmaya en açık ve savunmasız kısımları ayak bilekleri, dizler ve el bilekleridir. Ayağınız içe doğru döndüğünde ayak bileğiniz burkulabilir. Diz burkulması ise ani bir dönme hareketinin sonucunda oluşabilir. El bileği burkulmaları ise genellikle açık elin üzerine düşülmesi sonucunda oluşur. Hafif burkulmalar genelde istirahat, buz tedavisi, bandaj tedavisi, burkulan kısmın yukarı bir seviyede tutulması ve egzersiz ile iyileşir. Orta dereceli burkulmalarda alçılama gibi destek tedaviler gerekebilir. Şiddetli burkulma vakalarında ise yırtılan bağı onarmak için cerrahi gerekebilir.

Adale ve Tendon Zorlanmaları
Kemikleriniz, kas ve tendonlarla desteklenir. Tendonlar, kasları kemiklere bağlar. İncinme, genellikle ayakta ya da bacakta oluşan bir kas ya da tendon hasarı sonucu ortaya çıkar. Bu zedelenme kas veya tendonlarda oluşan basit bir gerilmeden ibaret olabileceği gibi, kas ve tendon bileşkelerinde oluşan tam veya kısmi bir yırtılma da olabilir. Zorlanmaların tedavisi istirahat, buz tedavisi, bandaj tedavisi, burkulan kısmın yukarı bir seviyede tutulması şeklindedir. Ağrının azaltılması ve hareketliliğin tekrar kazanılması amacıyla ilk tedaviyi takiben bazı basit egzersizler başlanmalıdır. Ciddi kas ya da tendon yırtılma vakalarında cerrahi gerekebilir.

Ezilmeler
Ezilme, kas, tendon ya da bağa gelen bir darbe sonucunda oluşur. Kan, hasar görmüş kısmın çevresinde toplanarak cildinizin morarmasına sebep olur. Genelde ezilme vakaları hafif vakalardır ve istirahat, buz uygulaması, bandaj tedavisi ve hasar görmüş bölgenin yukarı bir seviyede tutulmasıyla iyileşir. Şikayetler devam ederse hasarın kalıcı olmasını engellemek için medikal tedavi gerekli olabilir.

Tendinit
Enflamasyon, vücudun bir yaralanmayı iyileştirmek için gösterdiği bir cevaptır ve genellikle şişlik, ısı artışı, kızarıklık ve ağrıyla beraber seyreder. Bir tendonda ya da tendon kılıfında meydana gelen enflamasyona tendinit denir. Tendinit, genellikle tek bir yaralanma sonucunda değil de, üst üste tekrarlanan ve tendonu zorlayan hareketler sonucunda oluşur. Profesyonel yüzücüler, tenis oyuncuları ve golfçuların omuz ve kolları; futbolcular, basketbolcular, koşucular ve dansçıların ayak ve bacakları tendinit oluşumuna yatkındırlar. Tendinit, istirahat, antienflamatuar ilaçlar, steroid enjeksiyonları, atele alma ve kas dengesizliğini düzeltmeye ve esnekliği arttırmaya yönelik egzersizlerle tedavi edilebilir. Enflamasyonun devam etmesi ileride cerrahi müdahale gerektirecek şekilde tendonun zarar görmesine neden olabilir.

Bursit
Bursa, içi sıvıyla dolu bir kesedir. Kemik ile tendon ya da kas arasında bir yerde bulunur ve tendonun kemiğin üstünden yumuşakça kaymasına izin verir. Aşırı kullanım ya da tekrarlayan stres sonucu omuz, dirsek, kalça, diz veya ayak bileğinizdeki bursalar şişebilir. Bu şişme ve tahriş olma durumuna bursit denir ve birçok kişide tendinit ile beraber görülür. Bursit genellikle istirahat ve antienflamatuar ilaç tedavisiyle geçer. İnatçı vakalarda enflamasyonu azaltmak için bursa içine ilaçta enjekte edilebilir.

Stres Kırıkları
Kemiklerinizden birine aşırı kullanım sonucunda fazla yük bindiğinde, kemikte küçük kırıklar oluşabilir. Bu duruma “stres kırığı” adı verilir. Erken dönemde buna bağlı olarak kırık bölgesinde ağrı ve şişlik semptomları oluşabilir. Özellikle alt bacak ve ayak kemikleri bu durumun oluşmasına elverişli bölgelerdir. Kırık, rutin bir röntgen çekimiyle saptanamayabilir ve teşhis için kemik sintigrafisi gerekebilir. İstirahat, aktivite kısıtlaması veya değişikliği, alçılama ve nadiren de cerrahi ile tedavi edilir.

Uygun Bakım / İyi Bakım
Sürekli spor yapan kişilerin kendi vücut sinyallerine çok dikkat etmesi gerekir. Yorgunluk ve ağrı genellikle vücuda çok fazla yüklendiğinin bir işaretidir. Spordan önce mutlaka esneme hareketleri yapılmalı ve çok yorulmadan önce spor sonlandırılmalıdır. Stres yaralanmaları kas dengesinin iyi olmamasından, yeterince esnek olmamaktan ya da daha önceki yaralanmalar sonucu yumuşak dokuların zayıflamış olmasından kaynaklanabilir. Bağlarda, kaslarda ve tendonlarda meydana gelen yaralanmaların iyileşmesi uygun tedavi yapılsa bile uzun zaman alabilir. Yumuşak doku ve kemik yaralanmalarının tedavisi için mutlaka bir ortopedik cerraha başvurulması gereklidir. Uzmanlar sorunu tedavi etmenin yanı sıra eklemlerin eski işlevini geri kazanmasına yönelik bir egzersiz veya rehabilitasyon programı da önerebilir.

Sporcunun kendisinden kaynaklanan yaralanmaların nedenleri nelerdir?
00:02:51
Sağlık Tiwi
7,660 Views · 9 months ago

Sporcunun kendisinden kaynaklanan yaralanmaların nedenleri nelerdir?
Prof. Dr. Semih GÜR Sağlık Tiwi


Burkulmalar
Vücudumuzdaki eklemler, bağlar tarafından desteklenir. Burkulma, bir bağın gerilmesi veya yırtılmasıdır. Vücudumuzun burkulmaya en açık ve savunmasız kısımları ayak bilekleri, dizler ve el bilekleridir. Ayağınız içe doğru döndüğünde ayak bileğiniz burkulabilir. Diz burkulması ise ani bir dönme hareketinin sonucunda oluşabilir. El bileği burkulmaları ise genellikle açık elin üzerine düşülmesi sonucunda oluşur. Hafif burkulmalar genelde istirahat, buz tedavisi, bandaj tedavisi, burkulan kısmın yukarı bir seviyede tutulması ve egzersiz ile iyileşir. Orta dereceli burkulmalarda alçılama gibi destek tedaviler gerekebilir. Şiddetli burkulma vakalarında ise yırtılan bağı onarmak için cerrahi gerekebilir.

Adale ve Tendon Zorlanmaları
Kemikleriniz, kas ve tendonlarla desteklenir. Tendonlar, kasları kemiklere bağlar. İncinme, genellikle ayakta ya da bacakta oluşan bir kas ya da tendon hasarı sonucu ortaya çıkar. Bu zedelenme kas veya tendonlarda oluşan basit bir gerilmeden ibaret olabileceği gibi, kas ve tendon bileşkelerinde oluşan tam veya kısmi bir yırtılma da olabilir. Zorlanmaların tedavisi istirahat, buz tedavisi, bandaj tedavisi, burkulan kısmın yukarı bir seviyede tutulması şeklindedir. Ağrının azaltılması ve hareketliliğin tekrar kazanılması amacıyla ilk tedaviyi takiben bazı basit egzersizler başlanmalıdır. Ciddi kas ya da tendon yırtılma vakalarında cerrahi gerekebilir.

Ezilmeler
Ezilme, kas, tendon ya da bağa gelen bir darbe sonucunda oluşur. Kan, hasar görmüş kısmın çevresinde toplanarak cildinizin morarmasına sebep olur. Genelde ezilme vakaları hafif vakalardır ve istirahat, buz uygulaması, bandaj tedavisi ve hasar görmüş bölgenin yukarı bir seviyede tutulmasıyla iyileşir. Şikayetler devam ederse hasarın kalıcı olmasını engellemek için medikal tedavi gerekli olabilir.

Tendinit
Enflamasyon, vücudun bir yaralanmayı iyileştirmek için gösterdiği bir cevaptır ve genellikle şişlik, ısı artışı, kızarıklık ve ağrıyla beraber seyreder. Bir tendonda ya da tendon kılıfında meydana gelen enflamasyona tendinit denir. Tendinit, genellikle tek bir yaralanma sonucunda değil de, üst üste tekrarlanan ve tendonu zorlayan hareketler sonucunda oluşur. Profesyonel yüzücüler, tenis oyuncuları ve golfçuların omuz ve kolları; futbolcular, basketbolcular, koşucular ve dansçıların ayak ve bacakları tendinit oluşumuna yatkındırlar. Tendinit, istirahat, antienflamatuar ilaçlar, steroid enjeksiyonları, atele alma ve kas dengesizliğini düzeltmeye ve esnekliği arttırmaya yönelik egzersizlerle tedavi edilebilir. Enflamasyonun devam etmesi ileride cerrahi müdahale gerektirecek şekilde tendonun zarar görmesine neden olabilir.

Bursit
Bursa, içi sıvıyla dolu bir kesedir. Kemik ile tendon ya da kas arasında bir yerde bulunur ve tendonun kemiğin üstünden yumuşakça kaymasına izin verir. Aşırı kullanım ya da tekrarlayan stres sonucu omuz, dirsek, kalça, diz veya ayak bileğinizdeki bursalar şişebilir. Bu şişme ve tahriş olma durumuna bursit denir ve birçok kişide tendinit ile beraber görülür. Bursit genellikle istirahat ve antienflamatuar ilaç tedavisiyle geçer. İnatçı vakalarda enflamasyonu azaltmak için bursa içine ilaçta enjekte edilebilir.

Stres Kırıkları
Kemiklerinizden birine aşırı kullanım sonucunda fazla yük bindiğinde, kemikte küçük kırıklar oluşabilir. Bu duruma “stres kırığı” adı verilir. Erken dönemde buna bağlı olarak kırık bölgesinde ağrı ve şişlik semptomları oluşabilir. Özellikle alt bacak ve ayak kemikleri bu durumun oluşmasına elverişli bölgelerdir. Kırık, rutin bir röntgen çekimiyle saptanamayabilir ve teşhis için kemik sintigrafisi gerekebilir. İstirahat, aktivite kısıtlaması veya değişikliği, alçılama ve nadiren de cerrahi ile tedavi edilir.

Uygun Bakım / İyi Bakım
Sürekli spor yapan kişilerin kendi vücut sinyallerine çok dikkat etmesi gerekir. Yorgunluk ve ağrı genellikle vücuda çok fazla yüklendiğinin bir işaretidir. Spordan önce mutlaka esneme hareketleri yapılmalı ve çok yorulmadan önce spor sonlandırılmalıdır. Stres yaralanmaları kas dengesinin iyi olmamasından, yeterince esnek olmamaktan ya da daha önceki yaralanmalar sonucu yumuşak dokuların zayıflamış olmasından kaynaklanabilir. Bağlarda, kaslarda ve tendonlarda meydana gelen yaralanmaların iyileşmesi uygun tedavi yapılsa bile uzun zaman alabilir. Yumuşak doku ve kemik yaralanmalarının tedavisi için mutlaka bir ortopedik cerraha başvurulması gereklidir. Uzmanlar sorunu tedavi etmenin yanı sıra eklemlerin eski işlevini geri kazanmasına yönelik bir egzersiz veya rehabilitasyon programı da önerebilir.

Spor yaralanmalarının şekilleri nelerdir?
00:03:29
Sağlık Tiwi
8,774 Views · 9 months ago

Spor yaralanmalarının şekilleri nelerdir?

Prof. Dr. Semih GÜR Sağlık Tiwi

Burkulmalar
Vücudumuzdaki eklemler, bağlar tarafından desteklenir. Burkulma, bir bağın gerilmesi veya yırtılmasıdır. Vücudumuzun burkulmaya en açık ve savunmasız kısımları ayak bilekleri, dizler ve el bilekleridir. Ayağınız içe doğru döndüğünde ayak bileğiniz burkulabilir. Diz burkulması ise ani bir dönme hareketinin sonucunda oluşabilir. El bileği burkulmaları ise genellikle açık elin üzerine düşülmesi sonucunda oluşur. Hafif burkulmalar genelde istirahat, buz tedavisi, bandaj tedavisi, burkulan kısmın yukarı bir seviyede tutulması ve egzersiz ile iyileşir. Orta dereceli burkulmalarda alçılama gibi destek tedaviler gerekebilir. Şiddetli burkulma vakalarında ise yırtılan bağı onarmak için cerrahi gerekebilir.

Adale ve Tendon Zorlanmaları
Kemikleriniz, kas ve tendonlarla desteklenir. Tendonlar, kasları kemiklere bağlar. İncinme, genellikle ayakta ya da bacakta oluşan bir kas ya da tendon hasarı sonucu ortaya çıkar. Bu zedelenme kas veya tendonlarda oluşan basit bir gerilmeden ibaret olabileceği gibi, kas ve tendon bileşkelerinde oluşan tam veya kısmi bir yırtılma da olabilir. Zorlanmaların tedavisi istirahat, buz tedavisi, bandaj tedavisi, burkulan kısmın yukarı bir seviyede tutulması şeklindedir. Ağrının azaltılması ve hareketliliğin tekrar kazanılması amacıyla ilk tedaviyi takiben bazı basit egzersizler başlanmalıdır. Ciddi kas ya da tendon yırtılma vakalarında cerrahi gerekebilir.

Ezilmeler
Ezilme, kas, tendon ya da bağa gelen bir darbe sonucunda oluşur. Kan, hasar görmüş kısmın çevresinde toplanarak cildinizin morarmasına sebep olur. Genelde ezilme vakaları hafif vakalardır ve istirahat, buz uygulaması, bandaj tedavisi ve hasar görmüş bölgenin yukarı bir seviyede tutulmasıyla iyileşir. Şikayetler devam ederse hasarın kalıcı olmasını engellemek için medikal tedavi gerekli olabilir.

Tendinit
Enflamasyon, vücudun bir yaralanmayı iyileştirmek için gösterdiği bir cevaptır ve genellikle şişlik, ısı artışı, kızarıklık ve ağrıyla beraber seyreder. Bir tendonda ya da tendon kılıfında meydana gelen enflamasyona tendinit denir. Tendinit, genellikle tek bir yaralanma sonucunda değil de, üst üste tekrarlanan ve tendonu zorlayan hareketler sonucunda oluşur. Profesyonel yüzücüler, tenis oyuncuları ve golfçuların omuz ve kolları; futbolcular, basketbolcular, koşucular ve dansçıların ayak ve bacakları tendinit oluşumuna yatkındırlar. Tendinit, istirahat, antienflamatuar ilaçlar, steroid enjeksiyonları, atele alma ve kas dengesizliğini düzeltmeye ve esnekliği arttırmaya yönelik egzersizlerle tedavi edilebilir. Enflamasyonun devam etmesi ileride cerrahi müdahale gerektirecek şekilde tendonun zarar görmesine neden olabilir.

Bursit
Bursa, içi sıvıyla dolu bir kesedir. Kemik ile tendon ya da kas arasında bir yerde bulunur ve tendonun kemiğin üstünden yumuşakça kaymasına izin verir. Aşırı kullanım ya da tekrarlayan stres sonucu omuz, dirsek, kalça, diz veya ayak bileğinizdeki bursalar şişebilir. Bu şişme ve tahriş olma durumuna bursit denir ve birçok kişide tendinit ile beraber görülür. Bursit genellikle istirahat ve antienflamatuar ilaç tedavisiyle geçer. İnatçı vakalarda enflamasyonu azaltmak için bursa içine ilaçta enjekte edilebilir.

Stres Kırıkları
Kemiklerinizden birine aşırı kullanım sonucunda fazla yük bindiğinde, kemikte küçük kırıklar oluşabilir. Bu duruma “stres kırığı” adı verilir. Erken dönemde buna bağlı olarak kırık bölgesinde ağrı ve şişlik semptomları oluşabilir. Özellikle alt bacak ve ayak kemikleri bu durumun oluşmasına elverişli bölgelerdir. Kırık, rutin bir röntgen çekimiyle saptanamayabilir ve teşhis için kemik sintigrafisi gerekebilir. İstirahat, aktivite kısıtlaması veya değişikliği, alçılama ve nadiren de cerrahi ile tedavi edilir.

Uygun Bakım / İyi Bakım
Sürekli spor yapan kişilerin kendi vücut sinyallerine çok dikkat etmesi gerekir. Yorgunluk ve ağrı genellikle vücuda çok fazla yüklendiğinin bir işaretidir. Spordan önce mutlaka esneme hareketleri yapılmalı ve çok yorulmadan önce spor sonlandırılmalıdır. Stres yaralanmaları kas dengesinin iyi olmamasından, yeterince esnek olmamaktan ya da daha önceki yaralanmalar sonucu yumuşak dokuların zayıflamış olmasından kaynaklanabilir. Bağlarda, kaslarda ve tendonlarda meydana gelen yaralanmaların iyileşmesi uygun tedavi yapılsa bile uzun zaman alabilir. Yumuşak doku ve kemik yaralanmalarının tedavisi için mutlaka bir ortopedik cerraha başvurulması gereklidir. Uzmanlar sorunu tedavi etmenin yanı sıra eklemlerin eski işlevini geri kazanmasına yönelik bir egzersiz veya rehabilitasyon programı da önerebilir.

Spor branşları açısından spor yaralanmalarındaki farklılıklar nelerdir?
00:03:07
Sağlık Tiwi
3,426 Views · 9 months ago

Spor branşları açısından spor yaralanmalarındaki farklılıklar nelerdir?

Prof. Dr. Semih GÜR Sağlık Tiwi

Burkulmalar
Vücudumuzdaki eklemler, bağlar tarafından desteklenir. Burkulma, bir bağın gerilmesi veya yırtılmasıdır. Vücudumuzun burkulmaya en açık ve savunmasız kısımları ayak bilekleri, dizler ve el bilekleridir. Ayağınız içe doğru döndüğünde ayak bileğiniz burkulabilir. Diz burkulması ise ani bir dönme hareketinin sonucunda oluşabilir. El bileği burkulmaları ise genellikle açık elin üzerine düşülmesi sonucunda oluşur. Hafif burkulmalar genelde istirahat, buz tedavisi, bandaj tedavisi, burkulan kısmın yukarı bir seviyede tutulması ve egzersiz ile iyileşir. Orta dereceli burkulmalarda alçılama gibi destek tedaviler gerekebilir. Şiddetli burkulma vakalarında ise yırtılan bağı onarmak için cerrahi gerekebilir.

Adale ve Tendon Zorlanmaları
Kemikleriniz, kas ve tendonlarla desteklenir. Tendonlar, kasları kemiklere bağlar. İncinme, genellikle ayakta ya da bacakta oluşan bir kas ya da tendon hasarı sonucu ortaya çıkar. Bu zedelenme kas veya tendonlarda oluşan basit bir gerilmeden ibaret olabileceği gibi, kas ve tendon bileşkelerinde oluşan tam veya kısmi bir yırtılma da olabilir. Zorlanmaların tedavisi istirahat, buz tedavisi, bandaj tedavisi, burkulan kısmın yukarı bir seviyede tutulması şeklindedir. Ağrının azaltılması ve hareketliliğin tekrar kazanılması amacıyla ilk tedaviyi takiben bazı basit egzersizler başlanmalıdır. Ciddi kas ya da tendon yırtılma vakalarında cerrahi gerekebilir.

Ezilmeler
Ezilme, kas, tendon ya da bağa gelen bir darbe sonucunda oluşur. Kan, hasar görmüş kısmın çevresinde toplanarak cildinizin morarmasına sebep olur. Genelde ezilme vakaları hafif vakalardır ve istirahat, buz uygulaması, bandaj tedavisi ve hasar görmüş bölgenin yukarı bir seviyede tutulmasıyla iyileşir. Şikayetler devam ederse hasarın kalıcı olmasını engellemek için medikal tedavi gerekli olabilir.

Tendinit
Enflamasyon, vücudun bir yaralanmayı iyileştirmek için gösterdiği bir cevaptır ve genellikle şişlik, ısı artışı, kızarıklık ve ağrıyla beraber seyreder. Bir tendonda ya da tendon kılıfında meydana gelen enflamasyona tendinit denir. Tendinit, genellikle tek bir yaralanma sonucunda değil de, üst üste tekrarlanan ve tendonu zorlayan hareketler sonucunda oluşur. Profesyonel yüzücüler, tenis oyuncuları ve golfçuların omuz ve kolları; futbolcular, basketbolcular, koşucular ve dansçıların ayak ve bacakları tendinit oluşumuna yatkındırlar. Tendinit, istirahat, antienflamatuar ilaçlar, steroid enjeksiyonları, atele alma ve kas dengesizliğini düzeltmeye ve esnekliği arttırmaya yönelik egzersizlerle tedavi edilebilir. Enflamasyonun devam etmesi ileride cerrahi müdahale gerektirecek şekilde tendonun zarar görmesine neden olabilir.

Bursit
Bursa, içi sıvıyla dolu bir kesedir. Kemik ile tendon ya da kas arasında bir yerde bulunur ve tendonun kemiğin üstünden yumuşakça kaymasına izin verir. Aşırı kullanım ya da tekrarlayan stres sonucu omuz, dirsek, kalça, diz veya ayak bileğinizdeki bursalar şişebilir. Bu şişme ve tahriş olma durumuna bursit denir ve birçok kişide tendinit ile beraber görülür. Bursit genellikle istirahat ve antienflamatuar ilaç tedavisiyle geçer. İnatçı vakalarda enflamasyonu azaltmak için bursa içine ilaçta enjekte edilebilir.

Stres Kırıkları
Kemiklerinizden birine aşırı kullanım sonucunda fazla yük bindiğinde, kemikte küçük kırıklar oluşabilir. Bu duruma “stres kırığı” adı verilir. Erken dönemde buna bağlı olarak kırık bölgesinde ağrı ve şişlik semptomları oluşabilir. Özellikle alt bacak ve ayak kemikleri bu durumun oluşmasına elverişli bölgelerdir. Kırık, rutin bir röntgen çekimiyle saptanamayabilir ve teşhis için kemik sintigrafisi gerekebilir. İstirahat, aktivite kısıtlaması veya değişikliği, alçılama ve nadiren de cerrahi ile tedavi edilir.

Uygun Bakım / İyi Bakım
Sürekli spor yapan kişilerin kendi vücut sinyallerine çok dikkat etmesi gerekir. Yorgunluk ve ağrı genellikle vücuda çok fazla yüklendiğinin bir işaretidir. Spordan önce mutlaka esneme hareketleri yapılmalı ve çok yorulmadan önce spor sonlandırılmalıdır. Stres yaralanmaları kas dengesinin iyi olmamasından, yeterince esnek olmamaktan ya da daha önceki yaralanmalar sonucu yumuşak dokuların zayıflamış olmasından kaynaklanabilir. Bağlarda, kaslarda ve tendonlarda meydana gelen yaralanmaların iyileşmesi uygun tedavi yapılsa bile uzun zaman alabilir. Yumuşak doku ve kemik yaralanmalarının tedavisi için mutlaka bir ortopedik cerraha başvurulması gereklidir. Uzmanlar sorunu tedavi etmenin yanı sıra eklemlerin eski işlevini geri kazanmasına yönelik bir egzersiz veya rehabilitasyon programı da önerebilir.

Spor yaralanmalarında ilk müdahale nasıl olmalıdır?
00:03:35
Sağlık Tiwi
2,338 Views · 9 months ago

Spor yaralanmalarında ilk müdahale nasıl olmalıdır? Prof. Dr. Semih GÜR Sağlık Tiwi


Burkulmalar
Vücudumuzdaki eklemler, bağlar tarafından desteklenir. Burkulma, bir bağın gerilmesi veya yırtılmasıdır. Vücudumuzun burkulmaya en açık ve savunmasız kısımları ayak bilekleri, dizler ve el bilekleridir. Ayağınız içe doğru döndüğünde ayak bileğiniz burkulabilir. Diz burkulması ise ani bir dönme hareketinin sonucunda oluşabilir. El bileği burkulmaları ise genellikle açık elin üzerine düşülmesi sonucunda oluşur. Hafif burkulmalar genelde istirahat, buz tedavisi, bandaj tedavisi, burkulan kısmın yukarı bir seviyede tutulması ve egzersiz ile iyileşir. Orta dereceli burkulmalarda alçılama gibi destek tedaviler gerekebilir. Şiddetli burkulma vakalarında ise yırtılan bağı onarmak için cerrahi gerekebilir.

Adale ve Tendon Zorlanmaları
Kemikleriniz, kas ve tendonlarla desteklenir. Tendonlar, kasları kemiklere bağlar. İncinme, genellikle ayakta ya da bacakta oluşan bir kas ya da tendon hasarı sonucu ortaya çıkar. Bu zedelenme kas veya tendonlarda oluşan basit bir gerilmeden ibaret olabileceği gibi, kas ve tendon bileşkelerinde oluşan tam veya kısmi bir yırtılma da olabilir. Zorlanmaların tedavisi istirahat, buz tedavisi, bandaj tedavisi, burkulan kısmın yukarı bir seviyede tutulması şeklindedir. Ağrının azaltılması ve hareketliliğin tekrar kazanılması amacıyla ilk tedaviyi takiben bazı basit egzersizler başlanmalıdır. Ciddi kas ya da tendon yırtılma vakalarında cerrahi gerekebilir.

Ezilmeler
Ezilme, kas, tendon ya da bağa gelen bir darbe sonucunda oluşur. Kan, hasar görmüş kısmın çevresinde toplanarak cildinizin morarmasına sebep olur. Genelde ezilme vakaları hafif vakalardır ve istirahat, buz uygulaması, bandaj tedavisi ve hasar görmüş bölgenin yukarı bir seviyede tutulmasıyla iyileşir. Şikayetler devam ederse hasarın kalıcı olmasını engellemek için medikal tedavi gerekli olabilir.

Tendinit
Enflamasyon, vücudun bir yaralanmayı iyileştirmek için gösterdiği bir cevaptır ve genellikle şişlik, ısı artışı, kızarıklık ve ağrıyla beraber seyreder. Bir tendonda ya da tendon kılıfında meydana gelen enflamasyona tendinit denir. Tendinit, genellikle tek bir yaralanma sonucunda değil de, üst üste tekrarlanan ve tendonu zorlayan hareketler sonucunda oluşur. Profesyonel yüzücüler, tenis oyuncuları ve golfçuların omuz ve kolları; futbolcular, basketbolcular, koşucular ve dansçıların ayak ve bacakları tendinit oluşumuna yatkındırlar. Tendinit, istirahat, antienflamatuar ilaçlar, steroid enjeksiyonları, atele alma ve kas dengesizliğini düzeltmeye ve esnekliği arttırmaya yönelik egzersizlerle tedavi edilebilir. Enflamasyonun devam etmesi ileride cerrahi müdahale gerektirecek şekilde tendonun zarar görmesine neden olabilir.

Bursit
Bursa, içi sıvıyla dolu bir kesedir. Kemik ile tendon ya da kas arasında bir yerde bulunur ve tendonun kemiğin üstünden yumuşakça kaymasına izin verir. Aşırı kullanım ya da tekrarlayan stres sonucu omuz, dirsek, kalça, diz veya ayak bileğinizdeki bursalar şişebilir. Bu şişme ve tahriş olma durumuna bursit denir ve birçok kişide tendinit ile beraber görülür. Bursit genellikle istirahat ve antienflamatuar ilaç tedavisiyle geçer. İnatçı vakalarda enflamasyonu azaltmak için bursa içine ilaçta enjekte edilebilir.

Stres Kırıkları
Kemiklerinizden birine aşırı kullanım sonucunda fazla yük bindiğinde, kemikte küçük kırıklar oluşabilir. Bu duruma “stres kırığı” adı verilir. Erken dönemde buna bağlı olarak kırık bölgesinde ağrı ve şişlik semptomları oluşabilir. Özellikle alt bacak ve ayak kemikleri bu durumun oluşmasına elverişli bölgelerdir. Kırık, rutin bir röntgen çekimiyle saptanamayabilir ve teşhis için kemik sintigrafisi gerekebilir. İstirahat, aktivite kısıtlaması veya değişikliği, alçılama ve nadiren de cerrahi ile tedavi edilir.

Uygun Bakım / İyi Bakım
Sürekli spor yapan kişilerin kendi vücut sinyallerine çok dikkat etmesi gerekir. Yorgunluk ve ağrı genellikle vücuda çok fazla yüklendiğinin bir işaretidir. Spordan önce mutlaka esneme hareketleri yapılmalı ve çok yorulmadan önce spor sonlandırılmalıdır. Stres yaralanmaları kas dengesinin iyi olmamasından, yeterince esnek olmamaktan ya da daha önceki yaralanmalar sonucu yumuşak dokuların zayıflamış olmasından kaynaklanabilir. Bağlarda, kaslarda ve tendonlarda meydana gelen yaralanmaların iyileşmesi uygun tedavi yapılsa bile uzun zaman alabilir. Yumuşak doku ve kemik yaralanmalarının tedavisi için mutlaka bir ortopedik cerraha başvurulması gereklidir. Uzmanlar sorunu tedavi etmenin yanı sıra eklemlerin eski işlevini geri kazanmasına yönelik bir egzersiz veya rehabilitasyon programı da önerebilir.

Varisler Toplar damarlarda kronik rahatsızlıklara yol açar mı?
00:00:28
Sağlık Tiwi
1,241 Views · 9 months ago

Varisler Toplar damarlarda kronik rahatsızlıklara yol açar mı? Opr. Dr. Mert Dumantepe. SağlıkTiwi

Varis Nedir?
Varis, toplardamarların organik bir sebep olmadan genişlemesi, uzaması ve kıvrımlı hal alması olarak tanımlanır. Latince "varix" (kıvrım yapmış toplardamar) kelimesinden türetilmiştir.

En fazla hangi yaş grubunda görülür?
Variköz venler önemli bir sağlık problemidir. Erişkinlerdeki sıklığı değişik coğrafi varyasyonlar göstermekle beraber yaşla giderek artar. Bacak varisleri, muayenehane pratiğinde en sık karşılaşılan damar hastalığıdır. Yetişkin nüfusun yüzde 15-20’ sini etkiler. Kadınlarda erkeklere oranla 2-4 kat daha fazla görülürken ailesel geçiş oranı yüzde 50’ den fazladır.

Alt ekstremitenin venöz hastalıkları erişkinlerin yaklaşık yüzde 17’sini etkilemektedir. Variköz venlerin etiolojisinde gebelik, obezite, postür bozuklukları, konstipasyon gibi çeşitli hipotezler ileri sürülmüştür.

Varisler kaç türlüdür?
Varisler primer veya sekonder olabilir. Primer varislerin nedenleri hakkında çeşitli teoriler olmasına rağmen esas nedenler, kesin olarak belli değildir. Günümüzde en çok kabul gören teori kalıtımsal ven duvarındaki zayıflık ve venlerdeki kapakçık yetmezliği, venöz hipertansiyondur.

Sekonder veya edinsel variköziteler, venöz kapakçıkların travma, derin ven trombozu veya enflamasyon gibi nedenlere bağlı hasar alması sonucu meydana gelir. Bir ekstremitede kıvrım yapmış belirgin variköz oluşumlarının yanında daha küçük çaplı telenjiektazik, retiküler tarzda oluşumlar da bulunabilir. Bu oluşumlar elle hissedilemeyen, ciltte yüzeyel yerleşim gösteren, 1 milimetre veya daha küçük çaplı mavi veya kırmızı çizgisel renk değişiklikleri olarak görülürler. Bölgesel olarak yıldız şekilli veya örümcek ağına benzer yaygın çizgisel oluşumlar olup tüm bacağı sarabilirler. Hastadan hastaya değişmekle birlikte bir ekstremitede bu oluşumlar, birlikte veya ayrı ayrı yerleşim gösterebilirler.

Varis oluşumunu kolaylaştıran faktörler
Epidemiyolojik çalışmalarda varis patofizyolojisinde rol oynayan birçok etken öne sürülmüştür. Bu çalışmalarda aile öyküsü (kalıtım), riskli yaşam tarzı ve sigara kullanımı, venöz yetmezlik tespit edilen hastalarda daha yüksek oranlarda saptandığı için önde gelen risk faktörleri olarak gösterilmiştir. Aile öyküsünün pozitif olduğu hastalarda, varis görülme riski 4.4 kat daha fazladır. Uzun süre ayakta kalmak ya da uzun süre oturarak iş yapmak bir risk faktörü olduğu gibi, günde 4 saatten fazla ayakta kalanlarda yüksek grade venöz yetmezlik gelişme riskini 2.7 kat artırır.

Uzun süre ayakta durmak
Hamilelik
Şişmanlık
Oturarak çalışmak
Hareketsizlik
Yaşlılık
İlaç kullanımı (Doğum kontrol hapları, menopoz döneminde kullanılan hormon replasman tedavileri)
Varis hastalığı ve sık karşılaşılan şikayetler
Hastaların en yaygın semptomları bacaklarının görüntüsünün bozulması ve uzun süre ayakta durunca ortaya çıkan bacak ağrısı ve bacaklarda ağırlaşma hissidir. Semptomlar anatomik defektin derecesiyle ilişkili olmayabilir. Bazen hasta variköz damarı zedeleyebilir. Bu durumda belirgin bir kanama görülebilir. Bacak varislerinin bir komplikasyonu yüzeyel tromboflebittir; ciddi bir ağrı ve hareket kısıtlılığına yol açabilir. Uzun süreli bacak varislerinde kronik ayak bileği şişliği, staz dermatiti ve bacak ülserleri gelişebilir. Uzun süre ayakta durma veya obezite (şişmanlık) tüm bacak varislerinin daha semptomatik hale gelmesine neden olurlar.

Ağrı
Kaşıntı
Ayak bileğinde şişme
Gece krampları
Yüzeyel tromboflebitler
Venöz ayak bileği cilt değişiklikleri (pigmentasyon, egzama, lipodermatoskleroz ve açık yara)
Kanama
Varis Tedavi
Varis tedavisinde amaç yaşam kalitesini artırmaktır. Hastalık genellikle iyi huylu seyir gösterip hastaların çoğunda ameliyat gerekmez ve konservatif tedavi yöntemleriyle iyi sonuçlar alınır. Bu nedenle semptomlar, çok ciddi değilse girişimsel tedavilerden kaçınılmalıdır. Semptomlar hastanın yaşam kalitesini ciddi olarak etkiliyorsa tedavi düşünülmelidir. Bazen büyük varisleri bulunan hastalarda, kanama veya ülserasyon gibi komplikasyonlar gelişirse daha agresif cerrahi tedavi yöntemleri denebilir.

Etken sebepler ortadan kaldırılmadıkça (fazla kilo, uzun süre ayakta durma, östrojen kullanımı) variköz ven oluşumunun belirli bir süre sonra tekrarlayacağı unutulmamalıdır.

Varis tedavisinde kullanılan yöntemler
Tıbbi tedavi
1. İlaçlar

2. Varis Çorabı (Varis ve kronik venöz yetmezlikte uygulanan yöntemlerin hiç birisi tek başına varis çorabı uygulaması olmadan başarılı olamaz. Bu nedenle varis çorabı uygulamaları venöz yetmezlik tedavisinde altın standart olarak kabul edilebilir. Varis çorapları değişik basınç aralıklarında bulunurlar ve hastanın şikayetlerinin ve hastalığının derecesine göre ihtiyaç duyulan basınç aralıklarında kullanılır.)

Skleroterapi
Lazer
Cerrahi Tedavi

Tüp Bebek Tedavisinde Nasıl Bir Süreç İzlenir Opr. Dr. Arzu İlknur ÖZDEMİR SağlıkTiwi
00:02:19
Sağlık Tiwi
5,659 Views · 9 months ago

Tüp Bebek Tedavisinde Nasıl Bir Süreç İzlenir Opr. Dr. Arzu İlknur ÖZDEMİR SağlıkTiwi

Tüp Bebek Tedavisinin Riskleri Var mıdır? Opr. Dr. Arzu İlknur ÖZDEMİR SağlıkTiwi
00:03:05
Sağlık Tiwi
6,335 Views · 9 months ago

Tüp Bebek Tedavisinin Riskleri Var mıdır? Opr. Dr. Arzu İlknur ÖZDEMİR SağlıkTiwi

Tüp Bebek Yöntemleri Nelerdir? Opr. Dr. Arzu İlknur ÖZDEMİR SağlıkTiwi
00:00:48
Sağlık Tiwi
3,465 Views · 9 months ago

Tüp Bebek Yöntemleri Nelerdir? Opr. Dr. Arzu İlknur ÖZDEMİR SağlıkTiwi

Gebe kalamama nedenleri nelerdir ? Opr. Dr. Arzu İlknur ÖZDEMİR SağlıkTiwi
00:01:55
Sağlık Tiwi
4,549 Views · 9 months ago

Gebe kalamama nedenleri nelerdir ? Opr. Dr. Arzu İlknur ÖZDEMİR SağlıkTiwi
Çocuk sahibi olmak isteyen ailelerin %16’sı gebelik sorunu yaşıyor. Çiftlerin 3’te birinde sorun kadınla ilgiliyken, erkeklerde bu oran 5’te bir düzeyinde seyrediyor. Bebek sahibi olamayan çiftlerin %50’sinde ise sorun, hem kadın hem de erkekten kaynaklanıyor. Gebe kalamamaya yol açan nedenleri bilmek ve gerekli önlemleri almak, problemin erken evrede çözülmesine olarak sağlıyor.
Hormon düzeninin bozulması
Kadında yumurta gelişimi ve çatlamasını sağlayan hormon seviyelerinin bozulması,
Genç kızların ilk adet dönemleri ile menopoza yakın kadınlarda, yumurta oluşum ve çatlamasında oluşan sorunlar,
Düzenli adet gören kadınlarda anovulasyon yani yumurta gelişememesi,
Polikistik over sendromu (PCOS) gibi temelinde hormonal bozukluk olan bazı hastalıklarda düzenli yumurta gelişiminin olmaması,
Yumurta üretimini sağlayan hormonlarda bozulmaya yol açan; kısa zamanda çok fazla kilo alma ya da zayıflama, stres, bilinçsiz yapılan ağır aktiviteler, adreno genital sendrom, erken menopoz ve kısa luteal faz gibi çeşitli hastalıklar kısırlığa neden olmaktadır.
Rahim ve tüplerdeki hastalıklar
Tüp kanallarında; cerrahi müdahaleler, geçirilmiş iltihabi hastalıklar, apandisit, bağırsak ya da başka sebeplerle yapılan karın ameliyatları ile ‘Klamidya’ gibi cinsel yolla geçen bakterinin iltihabından kaynaklanan tıkanıklıklar.
Rahim kaslarının anormal şekilde büyümesi ile oluşan, yumurtalıkların yer değiştirmesine ve tüplerin tıkanmasına neden olabilen miyomlar. Miyomlar gebe kalmaya engel olduğu gibi döllenmiş yumurtanın rahimde tutunmasını engelleyerek de gebelik oluşumunu sınırlandırabilir.
Rahim zarının, rahim dışında bir yerlerde büyümesi ile oluşan endometriozis hastalığı (çikolata kisti). Toplumdaki kadınların %5’inde tespit edilen hastalık, gebe kalamayan kişilerin yaklaşık % 30’unun önemli bir sorunudur.
Rahimdeki gelişimsel bozukluklar, çift rahim, rahimde perde olması, rahim gelişmesinin yetersiz olması gibi sorunlar.
Metabolik hastalıklar
Diyabet,
Bağışıklık sistemini etkileyen sorunlar,
Karaciğer ve böbrek hastalıkları,
Kistik fibrozis gibi genetik geçişli hastalıklar,
Pıhtılaşama bozuklukları
Tiroit hastalıkları gibi sorunlar, gebe kalma şansını azaltmakta ya da gebelik gerçekleşmişse bile düşük ve erken doğum riskini artırmaktadır. Bu gibi metabolik, kronik ve endokrin hastalıkları olan kişilerin, gebelik planlaması öncesinde gerekli tedavileri yapılmalıdır.
Kadınlarda ileri yaş
Kadınlar hayatları boyunca kendilerine yetecek kadar yumurta rezervi ile doğar. Yaşın ilerlemesi ile bu rezervler yavaş yavaş azalırken, 35-40 yaşından sonra sayıca azalmanın yanında yumurta kalitesi de düşmeye başlar. Kadınların yaşı ile yumurta sayı ve kalitesi doğrudan bağlantıdır. 35 yaş altı kadınlarda herhangi bir sorun yoksa ve bir yıllık deneme sonrası gebelik gelişmesi olmamışsa, 35-40 yaş arasındaki kadınlarda 6 ay sonrasında gebelik söz konusu değilse ve 40 yaş üstü kadınlarda ise hiç vakit kaybetmeden doktora başvurulması gerekir.

Erkeklerde sperm kalitesinde bozulma
Gebeliği engelleyen bir diğer neden de erkeklerde sertleşme ile azalmış ve kalitesi bozulmuş spermdir. Sperm kalite ve sayısının azalması, sertleşme problemleri ve daha nadir görülen hastalıklar erkeklerde kısırlığın en önemli 3 sebebini oluşturur. Günümüzde çok sık olarak tespit edilen varikosel denilen testis damarlarının genişlemesinde testis ısısı artar ve testislerden sperm hücresi üretimi ve kalitesi bozulur. Aynıca erkeklerde daha önceden geçirilmiş kasık fıtığı ya da çocukluklarında inmemiş testis nedeniyle yapılmış ameliyatlar da sperm kalite ve sayında anormalliklere neden olmaktadır.

Alkol ve sigara kullanımı
Aşırı miktarda alkol ve sigara tüketiminin, hem kadın hem de erkek için kısıklık faktörü oluşturarak gebeliği engellediği belirlenmiştir. Sigara tüketimi kadınlarda hücre yıkımını artırırken, hücre yenilenmesini yavaşlattığı için erken menopoz oluşumunun da sebepleri arasındadır. Ayrıca gebelik sırasında aşırı miktarda sigara ve alkol kullanımı da erken doğuma ya da bebekte anomalilere yol açmaktadır.

Aşırı zayıflık veya şişmanlık
Aşırı zayıflık ya da şişmanlık, adet döngüsünü bozabilmekte ve gebelik oluşum şansını azaltmaktadır. Erkeklerdeki şişmanlık ise sperm sayı ve kalitesinin azalmasına neden olduğundan yine aynı şekilde bebek sahibi olma şansını azaltmaktadır.

Kanser ilaçları
Kanser tedavisinde kullanılan kemoterapi ilaçları ve ışın tedavileri, sperm sayı ve kalitesini bozmakta, kadınların menopoza girmesine neden olmaktadır. Bu tür hastalığı olan kadın ya da erkekler, tedaviye başlamadan önce yumurta ve sperm dondurma yöntemleri ile tedavi sonrasında çocuk sahibi olma şansına sahiptir.

Vajinal kuruluk
Vajinal kuruluk sorunu olan kadınların kullandığı kayganlaştırıcı maddeler, sperm kalitesini olumsuz etkileyerek gebelik oluşumunu geciktirebilen önemli faktörler arasındadır.

infertlite (kısırlık) Tedavisi Nasıldır? Opr. Dr. Arzu İlknur ÖZDEMİR SağlıkTiwi
00:02:06
Sağlık Tiwi
7,650 Views · 9 months ago

infertlite (kısırlık) Tedavisi Nasıldır? Opr. Dr. Arzu İlknur ÖZDEMİR SağlıkTiwi


Yumurtlama Problemleri
Düzensiz veya anormal yumurtlama, kısırlığı oluşturan nedenlerin yaklaşık %5-25'ini oluşturur. Normal koşullarda, her ay yumurtalıklardaki olgunlaşmamış yumurtalardan bir tanesi gelişip büyüyerek çatlar ve yumurtlama (ovulasyon) meydana gelir. Anovulasyon yumurtlamanın olmamasıdır. Adet düzensizlikleri ve infertilitenin en önemli nedeni anovulasyondur. Adet görüldüğü halde ovulasyon olmayabilir. Bir kadında ovulasyonun olmadığı aşağıdaki testlerle belirlenebilir.

Adet öncesi dönemde rahim içinden biyopsi ile örnek alınması ve patolojik inceleme
USG ile ovulasyon takibi
Serumda progesteron hormon düzeyinin incelenmesi (adetin 19., 21. ve 23. günlerinde)
Bazal vücut ısısının incelenmesi
Servikal Pap-smear
Serviks mukusunda ipliklenme testi
Yumurtlama olmadığı saptanırsa ilaç tedavisi ile yumurtlama sağlanabilir. Ovulasyon ilaçları alan kadınların %80'inden çoğunda düzenli yumurtlama sağlanmaktadır. Tedavi edilecek başka bir sorun yoksa vakaların yarısından çoğunda, ilk 6 uygulamada gebelik elde edilebilir.

Serviks Problemleri
İnfertilite oluşumunda serviksin (rahim ağzı) durumu nadiren tek başına önemli bir neden oluşturur. Spermleri öldüren ya da hareketsiz hale getiren salgılar (antikorlar) servikal mukusta, sperm yüzeyinde, seminal sıvıda veya her üçünde birden bulunabilir. Kadından elde edilen servikal mukus, erkekten elde edilen sperm ve çiftin her ikisinden alınan kan örnekleri bu antikorları saptamak amacı ile incelenir. Ancak bu testler günümüzde eski önemini kaybetmiş görünmektedir. Doktorunuzun size önereceği en basit tedavi yöntemi özel hazırlama teknikleri ile elde edilen, hızlı hareketli spermlerin rahim içine enjekte edildiği inseminasyon (aşılama) işlemidir. Üç veya daha fazla inseminasyon ile gebelik oluşmaz ise IVF veya mikroenjeksiyon gibi daha ileri tedavi yöntemlerine geçilebilir.

İnfertlite (kısırlık) Tanısı nasıl konulur?
00:02:19
Sağlık Tiwi
58,924 Views · 9 months ago

İnfertlite (kısırlık) Tanısı nasıl konulur?
Kadında İnfertilite nedenleri
Fallop Tüplerine Ait Nedenler
Gebelik oluşabilmesi için vaginaya boşalan spermlerin rahim ağzı ve rahim içini geçerek tüplerden yumurtaya ulaşması gerekmektedir. Bu nedenle tüplerin açık olup olmadığının ve görevlerini yapabildiğinin gösterilmesi önemlidir. İnfertilite nedenlerinin %35'ini tüplere ait bozukluklar oluşturmaktadır. HSG tetkiki, tüplerdeki tıkanıklığı ve oluşmuş hasarı gösterebilir. HSG filminde bir bozukluk varsa doktorunuz tanı amaçlı laparoskopi önerebilir. Tüpler kapalı, hasar görmüş veya yapışık bulunursa cerrahi olarak düzeltilebilir. Ancak operasyon ile sonuç alınamayacağı düşünülüyor ise tüp bebek yöntemi (IVF) tedavide en iyi alternatiftir.

Yumurtlama Problemleri
Düzensiz veya anormal yumurtlama, kısırlığı oluşturan nedenlerin yaklaşık %5-25'ini oluşturur. Normal koşullarda, her ay yumurtalıklardaki olgunlaşmamış yumurtalardan bir tanesi gelişip büyüyerek çatlar ve yumurtlama (ovulasyon) meydana gelir. Anovulasyon yumurtlamanın olmamasıdır. Adet düzensizlikleri ve infertilitenin en önemli nedeni anovulasyondur. Adet görüldüğü halde ovulasyon olmayabilir. Bir kadında ovulasyonun olmadığı aşağıdaki testlerle belirlenebilir.

Adet öncesi dönemde rahim içinden biyopsi ile örnek alınması ve patolojik inceleme
USG ile ovulasyon takibi
Serumda progesteron hormon düzeyinin incelenmesi (adetin 19., 21. ve 23. günlerinde)
Bazal vücut ısısının incelenmesi
Servikal Pap-smear
Serviks mukusunda ipliklenme testi
Yumurtlama olmadığı saptanırsa ilaç tedavisi ile yumurtlama sağlanabilir. Ovulasyon ilaçları alan kadınların %80'inden çoğunda düzenli yumurtlama sağlanmaktadır. Tedavi edilecek başka bir sorun yoksa vakaların yarısından çoğunda, ilk 6 uygulamada gebelik elde edilebilir.

Serviks Problemleri
İnfertilite oluşumunda serviksin (rahim ağzı) durumu nadiren tek başına önemli bir neden oluşturur. Spermleri öldüren ya da hareketsiz hale getiren salgılar (antikorlar) servikal mukusta, sperm yüzeyinde, seminal sıvıda veya her üçünde birden bulunabilir. Kadından elde edilen servikal mukus, erkekten elde edilen sperm ve çiftin her ikisinden alınan kan örnekleri bu antikorları saptamak amacı ile incelenir. Ancak bu testler günümüzde eski önemini kaybetmiş görünmektedir. Doktorunuzun size önereceği en basit tedavi yöntemi özel hazırlama teknikleri ile elde edilen, hızlı hareketli spermlerin rahim içine enjekte edildiği inseminasyon (aşılama) işlemidir. Üç veya daha fazla inseminasyon ile gebelik oluşmaz ise IVF veya mikroenjeksiyon gibi daha ileri tedavi yöntemlerine geçilebilir.

Kısırlığın sık görülen nedenleri nelerdir? Opr. Dr. Arzu İlknur ÖZDEMİR SağlıkTiwi
00:02:15
Sağlık Tiwi
8,662 Views · 9 months ago

Kısırlığın sık görülen nedenleri nelerdir? Opr. Dr. Arzu İlknur ÖZDEMİR SağlıkTiwi

Kadında İnfertilite nedenleri
Fallop Tüplerine Ait Nedenler
Gebelik oluşabilmesi için vaginaya boşalan spermlerin rahim ağzı ve rahim içini geçerek tüplerden yumurtaya ulaşması gerekmektedir. Bu nedenle tüplerin açık olup olmadığının ve görevlerini yapabildiğinin gösterilmesi önemlidir. İnfertilite nedenlerinin %35'ini tüplere ait bozukluklar oluşturmaktadır. HSG tetkiki, tüplerdeki tıkanıklığı ve oluşmuş hasarı gösterebilir. HSG filminde bir bozukluk varsa doktorunuz tanı amaçlı laparoskopi önerebilir. Tüpler kapalı, hasar görmüş veya yapışık bulunursa cerrahi olarak düzeltilebilir. Ancak operasyon ile sonuç alınamayacağı düşünülüyor ise tüp bebek yöntemi (IVF) tedavide en iyi alternatiftir.

Yumurtlama Problemleri
Düzensiz veya anormal yumurtlama, kısırlığı oluşturan nedenlerin yaklaşık %5-25'ini oluşturur. Normal koşullarda, her ay yumurtalıklardaki olgunlaşmamış yumurtalardan bir tanesi gelişip büyüyerek çatlar ve yumurtlama (ovulasyon) meydana gelir. Anovulasyon yumurtlamanın olmamasıdır. Adet düzensizlikleri ve infertilitenin en önemli nedeni anovulasyondur. Adet görüldüğü halde ovulasyon olmayabilir. Bir kadında ovulasyonun olmadığı aşağıdaki testlerle belirlenebilir.

Adet öncesi dönemde rahim içinden biyopsi ile örnek alınması ve patolojik inceleme
USG ile ovulasyon takibi
Serumda progesteron hormon düzeyinin incelenmesi (adetin 19., 21. ve 23. günlerinde)
Bazal vücut ısısının incelenmesi
Servikal Pap-smear
Serviks mukusunda ipliklenme testi
Yumurtlama olmadığı saptanırsa ilaç tedavisi ile yumurtlama sağlanabilir. Ovulasyon ilaçları alan kadınların %80'inden çoğunda düzenli yumurtlama sağlanmaktadır. Tedavi edilecek başka bir sorun yoksa vakaların yarısından çoğunda, ilk 6 uygulamada gebelik elde edilebilir.

Serviks Problemleri
İnfertilite oluşumunda serviksin (rahim ağzı) durumu nadiren tek başına önemli bir neden oluşturur. Spermleri öldüren ya da hareketsiz hale getiren salgılar (antikorlar) servikal mukusta, sperm yüzeyinde, seminal sıvıda veya her üçünde birden bulunabilir. Kadından elde edilen servikal mukus, erkekten elde edilen sperm ve çiftin her ikisinden alınan kan örnekleri bu antikorları saptamak amacı ile incelenir. Ancak bu testler günümüzde eski önemini kaybetmiş görünmektedir. Doktorunuzun size önereceği en basit tedavi yöntemi özel hazırlama teknikleri ile elde edilen, hızlı hareketli spermlerin rahim içine enjekte edildiği inseminasyon (aşılama) işlemidir. Üç veya daha fazla inseminasyon ile gebelik oluşmaz ise IVF veya mikroenjeksiyon gibi daha ileri tedavi yöntemlerine geçilebilir.

Rahim Kaynaklı Problemler
Histerosalpingografi (ilaçlı rahim filmi) rahim içi ve tüplerin durumunu göstermektedir. Adetin bitiminden sonraki bir hafta içerisinde ve yumurtlamadan önce yapılır. İlaç rahim ağzından verilir ve rahmi doldurarak, tüplere doğru ilerler ve karın boşluğuna dökülür. Rahimde yapışıklık, rahim boşluğunun durumu ve myom olup olmadığı incelenir. HSG çekilirken verilen radyoopak maddenin oluşturduğu basınç ile bazen tüplerde varolabilen mukus tıkaçları açılabilir. Bu nedenle HSG sonrası kendiliğinden gebelikler oluşabileceği konusunda uyarıda bulunmak gereklidir. HSG aracılığı ile saptanan anomalilerin kesinleşmesi veya tedavisi için histeroskopi yapılabilir.

Karın Zarını İlgilendiren Sorunlar
Peritoneal (karın zarı) faktör, üreme organlarının veya karın boşluğunun iç yüzeyini kaplayan zarın anomalileri ile ilgilidir. Bu anomalilerde teşhis koymak için laparoskopi kullanılır. Laparoskopi, iç organların görülebilmesine ve mümkünse tedavisine olanak sağlayan cerrahi bir işlemdir. Laparoskopi ile tanımlanan endometriozis, kadınların %35'inde tek başına infertilite nedenidir.

Tüp Bebek Tedavisi kimlere uygulanır? Opr. Dr. Arzu İlknur ÖZDEMİR SağlıkTiwi
00:00:35
Sağlık Tiwi
5,639 Views · 9 months ago

Tüp Bebek Tedavisi kimlere uygulanır? Opr. Dr. Arzu İlknur ÖZDEMİR SağlıkTiwi

infertilite (kısırlık) nedir? Opr. Dr. Arzu İlknur ÖZDEMİR SağlıkTiwi
00:00:29
Sağlık Tiwi
6,442 Views · 9 months ago

infertilite (kısırlık) nedir? Opr. Dr. Arzu İlknur ÖZDEMİR SağlıkTiwi

Erkek ya da Kadında Yaş ilerledikçe İnfertilite Görülmesi Oranı nedir?
00:01:05
Sağlık Tiwi
3,464 Views · 9 months ago

Erkek ya da Kadında Yaş ilerledikçe İnfertilite Görülmesi Oranı nedir? Opr. Dr. Arzu İlknur ÖZDEMİR SağlıkTiwi

TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE BAŞARI HANGİ FAKTÖRLERE BAĞLIDIR?  Opr. Dr. Arzu İlknur ÖZDEMİR SağlıkTiwi
00:00:35
Sağlık Tiwi
3,456 Views · 9 months ago

Tüp Bebek Tedavisi Kimlere uygulanır?

Normal bir hamilelikte, erkek spermi bir kadının yumurtasına nüfuz eder ve yumurtalıklardan olgun bir yumurta salındığında yumurtlamadan sonra onu vücudunda döller. Döllenmiş yumurta daha sonra rahim duvarına yuvalanır. Yani cinsel ilişkinin ardından sperm ve oositin birleşmesi ile oluşan yeni hücre (zigot) anne adayının rahmine yerleşir. Burada bölünerek çoğalan zigot gelişerek fetüsün oluşumunu sağlar.
Çocuk sahibi olmanın istendiği ancak doğal yollarla hamileliğin gerçekleşmediği koşullarda, tüp bebek tedavisiyle çözüm üretilebilmektedir. Tüp bebek yöntemi genellikle 1 yıldan fazla bir sürede korunmasız birlikteliğe rağmen gebelik durumunun gerçekleşmemesi sonucunda tercih edilen bir yöntemdir. Tüp bebek tedavisi yumurtalıkların döllenmesine göre klasik tüp bebek (IVF) ya da mikroenjeksiyon (ICSI) yöntemleriyle uygulanır.

Klasik tüp bebek yöntemi (IVF) sırasında olgun yumurtalar yumurtalıklardan alınır ve bir laboratuvarda sperm tarafından döllenir. Daha sonra döllenmiş yumurta (embriyo) veya yumurtalar (embriyolar) rahme aktarılır. IVF döngüsü yaklaşık üç hafta sürer. Bazen bu adımlar farklı bölümlere ayrılır ve süreç daha da uzun sürebilir. Mikroenjeksiyon (ICSI) tekniği uygulanırken ise baba adayından alınan tek bir sperm hücresi, anne adayından elde edilen yumurta hücresi içerisine mikroskop altında ince bir iğneyle yerleştirilir ve böylece döllenme oluşması sağlanır. Özellikle erkek kaynaklı infertilitede (kısırlık) mikroenjeksiyon yöntemi ile döllenme ve gebelik elde etme şansı artmaktadır.

Doğurganlıkla ilgili çeşitli problemleri bulunan bireylerin çocuk sahibi olmasını sağlayan yöntemlerden biri olan 1970’li yılların sonlarından beri uygulanan tüp bebek yöntemi (IVF) yardımcı üreme teknolojisinin en etkili şeklidir.

25 Temmuz 1978'de ilk ‘tüp bebek’ Louise Brown doğarken, tüp bebek yöntemi üzerinde işbirliği yapan Robert Edwards ve Patrick Steptoe, IVF'nin öncüleri olarak kabul edilir. Kadınların doğal yollarla gebe kalamaması durumunda uygulanan tüp bebek tedavisi aşılama başta olmak üzere pek çok yöntemi içermektedir.
TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE BAŞARI HANGİ FAKTÖRLERE BAĞLIDIR? Opr. Dr. Arzu İlknur ÖZDEMİR SağlıkTiwi
Anne adayının yaşı: Anne adayı ne kadar gençse tüp bebek yönteminde hamile kalma ve kendi yumurtalarını kullanarak sağlıklı bir bebek doğurma olasılığı o kadar artar.

TÜP BEBEK TEDAVİSİ RİSKLERİ NELERDİR?
Tüp bebek tedavisinin her aşamasında küçük ihtimaller de olsa bazı riskler ve yan etkiler vardır. Uygulanan ilaçların yan etkileri tolere edilebilecek düzeydedir ve geçicidir. Tüp bebek tedavisi riskleri şunları içerir:

Çoklu (çoğul) gebelik: Tüp bebek tedavisiyle (IVF), rahminize birden fazla embriyo transfer edilirse bu durum çoklu gebelik riskini artırır. Nitekim ortalama her dört başarılı tüp bebek denemesinin birinde çoklu gebelik görülmektedir. Birden fazla fetüsü olan bir gebelik, tek bir fetüse sahip olan gebelikten daha fazla erken doğum ve düşük doğum ağırlığı riski taşır.

Erken doğum ve düşük doğum ağırlığı riski: Yapılan bilimsel araştırmalar, IVF'nin bebeğin erken doğma veya düşük doğum ağırlıklı doğma riskini az miktarda artırdığını göstermektedir.
Embriyo durumu: Tüm embriyolar gelişim sürecinde hayatta kalamaz. Embriyo kalitesinde belirtilen parametreler yönünden erken evrede gözlenen düşüş ileri evre gelişimin durmasına veya gelişimin kötü devam etmesine yol açar.

Daha önce doğum yapma: Daha önce doğum yapmış kadınların, hiç doğum yapmamış anne adaylarına göre IVF kullanarak hamile kalma olasılığı daha yüksektir.

Kısırlık nedeni: Normal bir yumurta kaynağına sahip olmak, IVF kullanarak hamile kalma şansınızı artırır. Şiddetli endometriozisi olan kadınların, açıklanamayan kısırlığı olan kadınlara göre IVF kullanarak hamile kalma olasılığı daha düşüktür

Yaşam tarzı: Sigara içen anne adayları, Tüp bebek tedavisi (IVF) sırasında daha az yumurta alır ve daha sık düşük yapabilir. Sigara içmek, bir kadının IVF kullanarak gebe kalma olasılığını % 50 azaltabilir. Obezite de hamile kalma ve bebek sahibi olma şansını azaltabilir. Tüm bunlarla birlikte alkol kullanımı, aşırı tüketimi ve bazı ilaçların kullanımının da tüp bebek tedavisine olumsuz etkisi olabilir.

infertilite (kısırlık) Tedavisi Gören Çiftlerde Gebe kalma Olasılığı ? SağlıkTiwi
00:00:33
Sağlık Tiwi
5,689 Views · 9 months ago

infertilite (kısırlık) Tedavisi Gören Çiftlerde Gebe kalma Olasılığı ? Opr. Dr. Arzu İlknur ÖZDEMİR SağlıkTiwi

Tüp Bebek Tedavisi kaç kez uygulanabilir ? Opr. Dr. Arzu İlknur ÖZDEMİR
00:00:17
Sağlık Tiwi
98,767 Views · 9 months ago

Tüp Bebek Tedavisi kaç kez uygulanabilir ? Opr. Dr. Arzu İlknur ÖZDEMİR SağlıkTiwi

Koronavirus Bilgi 1 Virüsler Hakkında Gerçekler
00:03:16
haber tiwi
58,777 Views · 9 months ago

Koronavirus Bilgi 1 Virüsler Hakkında Gerçekler
Yeni Koronavirüs Hastalığı (COVID-19), ilk olarak Çin’in Vuhan Eyaleti’nde Aralık ayının sonlarında solunum yolu belirtileri (ateş, öksürük, nefes darlığı) gelişen bir grup hastada yapılan araştırmalar sonucunda 13 Ocak 2020’de tanımlanan bir virüstür.

Salgın başlangıçta bu bölgedeki deniz ürünleri ve hayvan pazarında bulunanlarda tespit edilmiştir. Daha sonra insandan insana bulaşarak Vuhan başta olmak üzere Hubei eyaletindeki diğer şehirlere ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin diğer eyaletlerine ve diğer dünya ülkelerine yayılmıştır.

Koronavirüsler, hayvanlarda veya insanlarda hastalığa neden olabilecek büyük bir virüs ailesidir. İnsanlarda, birkaç koronavirüsün soğuk algınlığından Orta Doğu Solunum Sendromu (MERS) ve Şiddetli Akut Solunum Sendromu (SARS) gibi daha şiddetli hastalıklara kadar solunum yolu enfeksiyonlarına neden olduğu bilinmektedir. Yeni Koronavirüs Hastalığına SAR-CoV-2 virüsü neden olur.

Belirtileri Nelerdir?
Belirtisiz olgular olabileceği bildirilmekle birlikte, bunların oranı bilinmemektedir. En çok karşılaşılan belirtiler ateş, öksürük ve nefes darlığıdır. Şiddetli olgularda zatürre, ağır solunum yetmezliği, böbrek yetmezliği ve ölüm gelişebilmektedir.

Nasıl Bulaşır?
Hasta bireylerin öksürmeleri aksırmaları ile ortama saçılan damlacıkların solunması ile bulaşır. Hastaların solunum parçacıkları ile kirlenmiş yüzeylere dokunulduktan sonra ellerin yıkanmadan yüz, göz, burun veya ağıza götürülmesi ile de virüs alınabilir. Kirli ellerle göz, burun veya ağıza temas etmek risklidir.

Kimler Daha Fazla Risk Altında?
COVID-19 enfeksiyonu ile ilgili şimdiye kadar edinilen bilgiler, bazı insanların daha fazla hastalanma ve ciddi semptomlar geliştirme riski altında olduğunu göstermiştir.
- Vakaların yüzde 80'i hastalığı hafif geçirmektedir.
- Vakaların %20’si hastane koşullarında tedavi edilmektedir.
- Hastalık, genellikle 60 yaş ve üzerindeki kişileri daha fazla etkilemektedir.

Hastalıktan En Çok Etkilenen Kişiler:
- 60 yaş üstü olanlar
- Ciddi kronik tıbbi rahatsızlıkları olan insanlar:
- Kalp hastalığı
- Hipertansiyon
- Diyabet
- Kronik Solunum yolu hastalığı
- Kanser gibi
- Sağlık Çalışanları

Çocuklar Risk Altında Mı?
Çocuklarda hastalık nadir ve hafif görünmektedir.
Çocuklarda şimdiye kadar ölüm görülmemiştir.

Hamileler Risk Altında Mı?
COVID-19 enfeksiyonu gelişen gebe kadınlarda hastalığın ciddiyeti konusunda sınırlı bilimsel kanıt vardır.
Bununla birlikte mevcut kanıtlar COVID-19 enfeksiyonu sonrası hamile kadınlar arasındaki hastalık şiddetinin, hamile olmayan yetişkin COVID-19 vakalarına benzer olduğunu ve hamilelik sırasında COVID-19 ile enfeksiyonun fetüste olumsuz bir etkisi olduğunu gösteren hiçbir veri olmadığını göstermektedir.
Şu ana kadar COVID-19'un hamilelik sırasında anneden bebeğe bulaştığına dair de bir kanıt bulunmamaktadır.

Tanı Nasıl Konur?
Yeni Koronavirüs tanısı için gerekli moleküler testler ülkemizde mevcuttur. Tanı testi sadece Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Ulusal Viroloji Referans Laboratuvarında ve belirlenmiş Halk Sağlığı Laboratuvarlarında yapılmaktadır.

Korunma Yolları Nelerdir?
Mümkün olduğu kadar yurtdışına yolculuk yapılmaması önerilmektedir. Yurtdışına çıkışın zorunlu olduğu durumlarda aşağıdaki kurallara dikkat edilmelidir:

Akut solunum yolu enfeksiyonlarının genel bulaşma riskini azaltmak için önerilen temel ilkeler Yeni Koronavirüs Hastalığı (COVID-19) için de geçerlidir. Bunlar;

-El temizliğine dikkat edilmelidir. Eller en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkanmalı, sabun ve suyun olmadığı durumlarda alkol bazlı el antiseptiği kullanılmalıdır. Antiseptik veya antibakteriyel içeren sabun kullanmaya gerek yoktur, normal sabun yeterlidir.
- Eller yıkanmadan ağız, burun ve gözlerle temas edilmemelidir.
- Hasta insanlarla temastan kaçınmalıdır (mümkün ise en az 1 m uzakta bulunulmalı).
- Özellikle hasta insanlarla veya çevreleriyle doğrudan temas ettikten sonra eller sık sık temizlenmelidir
- Hastaların yoğun olarak bulunması nedeniyle mümkün ise sağlık merkezlerine gidilmemeli, sağlık kuruluşuna gidilmesi gereken durumlarda diğer hastalarla temas en aza indirilmelidir.
- Öksürme veya hapşırma sırasında burun ve ağız tek kullanımlık kağıt mendil ile örtülmeli, kağıt mendilin bulunmadığı durumlarda ise dirsek içi kullanılmalı, mümkünse kalabalık yerlere girilmemeli, eğer girmek zorunda kalınıyorsa ağız ve burun kapatılmalı, tıbbi maske kullanılmalıdır.
- Çiğ veya az pişmiş hayvan ürünleri yemekten kaçınılmalıdır. İyi pişmiş yiyecekler tercih edilmelidir.
- Çiftlikler, canlı hayvan pazarları ve hayvanların kesilebileceği alanlar gibi genel enfeksiyonlar açısından yüksek riskli alanlardan kaçınılmalıdır.
- Seyahat sonrası 14 gün içinde herhangi bir solunum yolu semptomu olursa maske takılarak en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalı, doktora seyahat öyküsü hakkında bilgi verilmelidir.

Koronavirus Bilgi 2 Virüsler Hakkında Gerçekler
00:03:55
haber tiwi
34,535 Views · 9 months ago

Yeni Koronavirüs Hastalığı (COVID-19), ilk olarak Çin’in Vuhan Eyaleti’nde Aralık ayının sonlarında solunum yolu belirtileri (ateş, öksürük, nefes darlığı) gelişen bir grup hastada yapılan araştırmalar sonucunda 13 Ocak 2020’de tanımlanan bir virüstür.

Salgın başlangıçta bu bölgedeki deniz ürünleri ve hayvan pazarında bulunanlarda tespit edilmiştir. Daha sonra insandan insana bulaşarak Vuhan başta olmak üzere Hubei eyaletindeki diğer şehirlere ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin diğer eyaletlerine ve diğer dünya ülkelerine yayılmıştır.

Koronavirüsler, hayvanlarda veya insanlarda hastalığa neden olabilecek büyük bir virüs ailesidir. İnsanlarda, birkaç koronavirüsün soğuk algınlığından Orta Doğu Solunum Sendromu (MERS) ve Şiddetli Akut Solunum Sendromu (SARS) gibi daha şiddetli hastalıklara kadar solunum yolu enfeksiyonlarına neden olduğu bilinmektedir. Yeni Koronavirüs Hastalığına SAR-CoV-2 virüsü neden olur.

Belirtileri Nelerdir?
Belirtisiz olgular olabileceği bildirilmekle birlikte, bunların oranı bilinmemektedir. En çok karşılaşılan belirtiler ateş, öksürük ve nefes darlığıdır. Şiddetli olgularda zatürre, ağır solunum yetmezliği, böbrek yetmezliği ve ölüm gelişebilmektedir.

Nasıl Bulaşır?
Hasta bireylerin öksürmeleri aksırmaları ile ortama saçılan damlacıkların solunması ile bulaşır. Hastaların solunum parçacıkları ile kirlenmiş yüzeylere dokunulduktan sonra ellerin yıkanmadan yüz, göz, burun veya ağıza götürülmesi ile de virüs alınabilir. Kirli ellerle göz, burun veya ağıza temas etmek risklidir.

Kimler Daha Fazla Risk Altında?
COVID-19 enfeksiyonu ile ilgili şimdiye kadar edinilen bilgiler, bazı insanların daha fazla hastalanma ve ciddi semptomlar geliştirme riski altında olduğunu göstermiştir.
- Vakaların yüzde 80'i hastalığı hafif geçirmektedir.
- Vakaların %20’si hastane koşullarında tedavi edilmektedir.
- Hastalık, genellikle 60 yaş ve üzerindeki kişileri daha fazla etkilemektedir.

Hastalıktan En Çok Etkilenen Kişiler:
- 60 yaş üstü olanlar
- Ciddi kronik tıbbi rahatsızlıkları olan insanlar:
- Kalp hastalığı
- Hipertansiyon
- Diyabet
- Kronik Solunum yolu hastalığı
- Kanser gibi
- Sağlık Çalışanları

Çocuklar Risk Altında Mı?
Çocuklarda hastalık nadir ve hafif görünmektedir.
Çocuklarda şimdiye kadar ölüm görülmemiştir.

Hamileler Risk Altında Mı?
COVID-19 enfeksiyonu gelişen gebe kadınlarda hastalığın ciddiyeti konusunda sınırlı bilimsel kanıt vardır.
Bununla birlikte mevcut kanıtlar COVID-19 enfeksiyonu sonrası hamile kadınlar arasındaki hastalık şiddetinin, hamile olmayan yetişkin COVID-19 vakalarına benzer olduğunu ve hamilelik sırasında COVID-19 ile enfeksiyonun fetüste olumsuz bir etkisi olduğunu gösteren hiçbir veri olmadığını göstermektedir.
Şu ana kadar COVID-19'un hamilelik sırasında anneden bebeğe bulaştığına dair de bir kanıt bulunmamaktadır.

Tanı Nasıl Konur?
Yeni Koronavirüs tanısı için gerekli moleküler testler ülkemizde mevcuttur. Tanı testi sadece Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Ulusal Viroloji Referans Laboratuvarında ve belirlenmiş Halk Sağlığı Laboratuvarlarında yapılmaktadır.

Korunma Yolları Nelerdir?
Mümkün olduğu kadar yurtdışına yolculuk yapılmaması önerilmektedir. Yurtdışına çıkışın zorunlu olduğu durumlarda aşağıdaki kurallara dikkat edilmelidir:

Akut solunum yolu enfeksiyonlarının genel bulaşma riskini azaltmak için önerilen temel ilkeler Yeni Koronavirüs Hastalığı (COVID-19) için de geçerlidir. Bunlar;

-El temizliğine dikkat edilmelidir. Eller en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkanmalı, sabun ve suyun olmadığı durumlarda alkol bazlı el antiseptiği kullanılmalıdır. Antiseptik veya antibakteriyel içeren sabun kullanmaya gerek yoktur, normal sabun yeterlidir.
- Eller yıkanmadan ağız, burun ve gözlerle temas edilmemelidir.
- Hasta insanlarla temastan kaçınmalıdır (mümkün ise en az 1 m uzakta bulunulmalı).
- Özellikle hasta insanlarla veya çevreleriyle doğrudan temas ettikten sonra eller sık sık temizlenmelidir
- Hastaların yoğun olarak bulunması nedeniyle mümkün ise sağlık merkezlerine gidilmemeli, sağlık kuruluşuna gidilmesi gereken durumlarda diğer hastalarla temas en aza indirilmelidir.
- Öksürme veya hapşırma sırasında burun ve ağız tek kullanımlık kağıt mendil ile örtülmeli, kağıt mendilin bulunmadığı durumlarda ise dirsek içi kullanılmalı, mümkünse kalabalık yerlere girilmemeli, eğer girmek zorunda kalınıyorsa ağız ve burun kapatılmalı, tıbbi maske kullanılmalıdır.
- Çiğ veya az pişmiş hayvan ürünleri yemekten kaçınılmalıdır. İyi pişmiş yiyecekler tercih edilmelidir.
- Çiftlikler, canlı hayvan pazarları ve hayvanların kesilebileceği alanlar gibi genel enfeksiyonlar açısından yüksek riskli alanlardan kaçınılmalıdır.
- Seyahat sonrası 14 gün içinde herhangi bir solunum yolu semptomu olursa maske takılarak en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalı, doktora seyahat öyküsü hakkında bilgi verilmelidir.

Varis oluşmasının nedenleri?  SağlıkTiwi
00:00:34
Sağlık Tiwi
3,459 Views · 9 months ago

Varis oluşmasının nedenleri? SağlıkTiwi Opr. Dr. Mert Dumantepe

Varis Nedir?
Varis, toplardamarların organik bir sebep olmadan genişlemesi, uzaması ve kıvrımlı hal alması olarak tanımlanır. Latince "varix" (kıvrım yapmış toplardamar) kelimesinden türetilmiştir.

En fazla hangi yaş grubunda görülür?
Variköz venler önemli bir sağlık problemidir. Erişkinlerdeki sıklığı değişik coğrafi varyasyonlar göstermekle beraber yaşla giderek artar. Bacak varisleri, muayenehane pratiğinde en sık karşılaşılan damar hastalığıdır. Yetişkin nüfusun yüzde 15-20’ sini etkiler. Kadınlarda erkeklere oranla 2-4 kat daha fazla görülürken ailesel geçiş oranı yüzde 50’ den fazladır.

Alt ekstremitenin venöz hastalıkları erişkinlerin yaklaşık yüzde 17’sini etkilemektedir. Variköz venlerin etiolojisinde gebelik, obezite, postür bozuklukları, konstipasyon gibi çeşitli hipotezler ileri sürülmüştür.

Varisler kaç türlüdür?
Varisler primer veya sekonder olabilir. Primer varislerin nedenleri hakkında çeşitli teoriler olmasına rağmen esas nedenler, kesin olarak belli değildir. Günümüzde en çok kabul gören teori kalıtımsal ven duvarındaki zayıflık ve venlerdeki kapakçık yetmezliği, venöz hipertansiyondur.

Sekonder veya edinsel variköziteler, venöz kapakçıkların travma, derin ven trombozu veya enflamasyon gibi nedenlere bağlı hasar alması sonucu meydana gelir. Bir ekstremitede kıvrım yapmış belirgin variköz oluşumlarının yanında daha küçük çaplı telenjiektazik, retiküler tarzda oluşumlar da bulunabilir. Bu oluşumlar elle hissedilemeyen, ciltte yüzeyel yerleşim gösteren, 1 milimetre veya daha küçük çaplı mavi veya kırmızı çizgisel renk değişiklikleri olarak görülürler. Bölgesel olarak yıldız şekilli veya örümcek ağına benzer yaygın çizgisel oluşumlar olup tüm bacağı sarabilirler. Hastadan hastaya değişmekle birlikte bir ekstremitede bu oluşumlar, birlikte veya ayrı ayrı yerleşim gösterebilirler.

Varis oluşumunu kolaylaştıran faktörler
Epidemiyolojik çalışmalarda varis patofizyolojisinde rol oynayan birçok etken öne sürülmüştür. Bu çalışmalarda aile öyküsü (kalıtım), riskli yaşam tarzı ve sigara kullanımı, venöz yetmezlik tespit edilen hastalarda daha yüksek oranlarda saptandığı için önde gelen risk faktörleri olarak gösterilmiştir. Aile öyküsünün pozitif olduğu hastalarda, varis görülme riski 4.4 kat daha fazladır. Uzun süre ayakta kalmak ya da uzun süre oturarak iş yapmak bir risk faktörü olduğu gibi, günde 4 saatten fazla ayakta kalanlarda yüksek grade venöz yetmezlik gelişme riskini 2.7 kat artırır.

Uzun süre ayakta durmak
Hamilelik
Şişmanlık
Oturarak çalışmak
Hareketsizlik
Yaşlılık
İlaç kullanımı (Doğum kontrol hapları, menopoz döneminde kullanılan hormon replasman tedavileri)
Varis hastalığı ve sık karşılaşılan şikayetler
Hastaların en yaygın semptomları bacaklarının görüntüsünün bozulması ve uzun süre ayakta durunca ortaya çıkan bacak ağrısı ve bacaklarda ağırlaşma hissidir. Semptomlar anatomik defektin derecesiyle ilişkili olmayabilir. Bazen hasta variköz damarı zedeleyebilir. Bu durumda belirgin bir kanama görülebilir. Bacak varislerinin bir komplikasyonu yüzeyel tromboflebittir; ciddi bir ağrı ve hareket kısıtlılığına yol açabilir. Uzun süreli bacak varislerinde kronik ayak bileği şişliği, staz dermatiti ve bacak ülserleri gelişebilir. Uzun süre ayakta durma veya obezite (şişmanlık) tüm bacak varislerinin daha semptomatik hale gelmesine neden olurlar.

Ağrı
Kaşıntı
Ayak bileğinde şişme
Gece krampları
Yüzeyel tromboflebitler
Venöz ayak bileği cilt değişiklikleri (pigmentasyon, egzama, lipodermatoskleroz ve açık yara)
Kanama
Varis Tedavi
Varis tedavisinde amaç yaşam kalitesini artırmaktır. Hastalık genellikle iyi huylu seyir gösterip hastaların çoğunda ameliyat gerekmez ve konservatif tedavi yöntemleriyle iyi sonuçlar alınır. Bu nedenle semptomlar, çok ciddi değilse girişimsel tedavilerden kaçınılmalıdır. Semptomlar hastanın yaşam kalitesini ciddi olarak etkiliyorsa tedavi düşünülmelidir. Bazen büyük varisleri bulunan hastalarda, kanama veya ülserasyon gibi komplikasyonlar gelişirse daha agresif cerrahi tedavi yöntemleri denebilir.

Etken sebepler ortadan kaldırılmadıkça (fazla kilo, uzun süre ayakta durma, östrojen kullanımı) variköz ven oluşumunun belirli bir süre sonra tekrarlayacağı unutulmamalıdır.

Varis tedavisinde kullanılan yöntemler
Tıbbi tedavi
1. İlaçlar

2. Varis Çorabı (Varis ve kronik venöz yetmezlikte uygulanan yöntemlerin hiç birisi tek başına varis çorabı uygulaması olmadan başarılı olamaz. Bu nedenle varis çorabı uygulamaları venöz yetmezlik tedavisinde altın standart olarak kabul edilebilir. Varis çorapları değişik basınç aralıklarında bulunurlar ve hastanın şikayetlerinin ve hastalığının derecesine göre ihtiyaç duyulan basınç aralıklarında kullanılır.)

Skleroterapi
Lazer
Cerrahi Tedavi

Varis tedavi edilmezse ne olur? SağlıkTiwi
00:00:29
Sağlık Tiwi
352 Views · 9 months ago

Varis tedavi edilmezse ne olur? SağlıkTiwi Opr. Dr. Mert Dumantepe
BACAKLARDA ağrı, kramp, ödem, ağırlık hissi, yorgunluk, karıncalanma, kaşıntı, kanama, ciltte renk değişikliği gibi pek çok şikayetin yanı sıra, iyileşmeyen yaralar ve ülserlere neden olabilen varisin, tedavi edilmemesi durumunda zamanla pıhtı oluşturduğu, bu pıhtıların kan yoluyla akciğere kaçarak, akciğer embolisi denilen ölümcül tabloya yol açabileceği kaydedildi.

3 FARKLI TEDAVİ SEÇENEĞİ

Hastalık tanısının, hekim tarafından hastanın şikayetlerinin sorgulanması, muayene ve doppler ultrasonografi tetkikiyle konulduğunu aktaran Doç. Dr. Duman, varisin mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğunu söyledi. Hastalığı ilerlememiş hastalarda başlangıç tedavisi olarak gün içerisinde bacağın dinlendirilmesi ve varis çorabı önerildiğini ifade eden Doç. Dr. Duman, ilerlemiş hastalığı olanlarda yapılabilecek tedavi seçeneklerini ise şöyle sıraladı:

"İlerlemiş hastalarda 3 farklı tedavi seçeneği vardır. Bunlardan biri skleroterapidir. Skleroterapide, varislerin içerisine damarı içeriden skleroze eden, bir daha kanla dolmasını engelleyen ilaçlar enjekte edilir. Skleroterapi sonrası varisler sertleşir ve zaman içerisinde (2-3 ay) kendiliğinden kaybolur. Endovasküler ablasyon (Lazer veya RF ile) ise en sık uygulanan bir diğer tedavi seçeneğidir. Endovasküler ablasyon, etkilenen toplardamar içerisine 1-2 mm’lik bir kesiden girilerek damar içerisine ’kateter’ adı verilen plastik tüpler yerleştirildikten sonra lokal anestezi sonrası lazer ya da RF ile damar duvarının içeriden yakılması işlemidir. İşlem sonrası damar artık kan ile dolmaz ve zaman içerisinde tamamen kaybolur."

Koronavirüsü Hafif Geçiren Kişiler | Kovid 19'da Risk Faktörleri
00:20:45
Sağlık Tiwi
1,297 Views · 10 months ago

Koronavirüs enfeksiyonunu hafif geçiren kişilerin farklarını, Kovid-19 risk faktörlerini ve koronavirüsün neden olduğu zatürrenin sonuçlarını inceleyeceğiz. Covid-19 enfeksiyonu ağır geçiren kişilerin akciğerlerinde ciddi hasarlar oluşabiliyor, hem enfeksiyon kapmış hem de kapmamış kişilerin tomografilerine de göz atacağız.

Peki koronavirüs kaptığımız zaman hastalığımız ağır mı olacak yoksa hafif mi geçecek? Bunu tahmin etmemiz elbette zor fakat bunun için bir ufak bir test yapacağız.

Yandaş hastalığı olan kişilerin hastaneye yatış oranları çok daha fazla gözükmektedir. Koronavirüsü ağırlaştıran yandaş hastalıklar:
📌Kalp hastalıkları
📌Diyabet
📌Akciğer hastalıkları
📌Obezite

''Koronavirüsü Hafif Geçiren Kişiler | Kovid 19'da Risk Faktörleri'' videomu beğendiyseniz, aşağıdaki oynat listesine tıklayabilirsiniz.

😷Koronavirüs Dosyası oynatma listemize göz atabilirsiniz:
https://bit.ly/KoronavirüsDosyası

Prof. Dr. Murat Aksoy YouTube kanalına abone olmak için:
👉https://bit.ly/MuratAksoy

Prof. Dr. Murat Aksoy sosyal medya hesaplarını takip etmeyi unutmayın:
📌Web sitesi: https://www.drmurataksoy.com/
📌Instagram: https://www.instagram.com/profdrmurataksoy
📌Facebook: https://www.facebook.com/murat.aksoy.14019
📌Twitter: https://twitter.com/drmurataksoy

#murataksoy #koronavirüs #riskfaktörleri

Merhaba. Ben Prof.Dr.Murat AKSOY. Genel Cerrahi Uzmanıyım ama tutkum Damar ve Varis Cerrahisi yanında topluma sağlıklı yaşam konusunda doğru bilgileri iletmek. Bu kanalın amacı da hayatta uygulanabilir pratik bilgileri sağlayarak sizlerin daha mutlu, sağlıklı ve huzurlu yaşamasını sağlamaya çalışmaktır. Siz de bu kanal ile Öğrenin, Uygulayın ve Paylaşın! Bilgi paylaşarak büyür...