Travel & Events

Erfelek Sinop KaradenizTiwi
00:06:51
karadeniztiwi
21 Views · 9 months ago

Erfelek Sinop KaradenizTiwi
Eskiden halk arasında Cumayanı olarak bilinen İlçe Merkezinin kuruluşu 1750’li yıllara dayanmaktadır. 1876’da fahri bucaklık verilmesiyle ismi Karasu olarak değişmiştir. Karasu Bucağı 1911 yılında resmi bucak merkezi olarak teşkilatlanmış, 01.04.1960 tarihinde ise ilçe statüsüne kavuşmuştur. Yeni teşkilatlanan İlçenin ismi ise etrafındaki Erfelek ormanlarından esinlenerek Erfelek olmuştur. Erfelek il merkezine 28 km. uzaklıkta küçük ve şirin bir ilçe merkezidir.
Tarihi seramik eserler, yer altı tünelleri, mağaralar ve savaş aletleri ilçenin toprakları üzerinde çeşitli uygarlıkların yaşadığını gösterir. Ancak bilgisizlik nedeni ile bu tarihi eserler ya değerinin farkında olunmadan imha edilmiş ya da çok düşük ücretlerle satılmıştır. Himmetoğlu Köyünün bulunduğu yerde Rumlar zamanından kalma harabeler mevcut olup burada bir kasaba kurulmuş olduğu sanılmaktadır. Sarıboğa Köyünde çok eskiye ait mağaralar mevcuttur. Kaldırayak Köyünün Gerdankıran Tepesinde tarihi bir mağara ve devamında tünel mevcuttur. Bu tünel yaklaşık 2 km. uzunluğunda olup Erfelek ilçesi Okçul Mahallesine açılmaktadır, İlçe merkezinde 1931-1932 yıllarında Ali KARASU adlı şahıs bahçesindeki toprağı kazarken bir tarihi eser kalıntısına rastlamıştır. Bu eserin etrafı temizlendiğinde bir hamam kubbesi meydana çıkmıştır. Bütün bunlar gösteriyor ki ilçe merkezi ve köylerinde daha öncede çeşitli yerleşim birimlerinin kurulmuş olduğu anlaşılmaktadır. Horzum Köyünde tesadüfen yapılan kazılarda çeşitli tarihi eserler çıkmış olup bu eserler Sinop Müzesinde sergilenmektedir. Hemen hemen tüm köylerimizde Rum mezarlıklarına rastlamak mümkündür.
İlçe sınırları dahilindeki kırsal kesimde tarih öncesi ( prehistarik ) yerleşimlere rastlanmıştır. Bu yerleşim yerleri (höyükler) Koruma Kurulunca tescil edilerek koruma altına alınmıştır.
Bu höyüklerden anlaşılacağı üzere Erfelek kırsal kesimi ilk Tunç Çağında (M.Ö. 3000) yoğun iskan görmüştür. Bizans ve Roma yerleşimine rastlanmaktadır.
Bunları şöyle sıralayabiliriz;

- YAMA TEPE HÖYÜK ( Karacaköy hudutları içinde ) ilk Tunç Çağı
- HARMAN TEPE HÖYÜK ( Bıyıklı Mahallesi hudutları içinde ) Genç Kalkolitik Çağ
- ÇİLTEPESİ ( Başaran Köyü Hudutları içinde ) İlk Tunç Çağ
- KUM TEPESİ ( Hamidiye Köyü Hudutları içinde ) İlk Tunç Çağ
- KAHKÜLTEPE ( Hamidiye Köyü Hudutları içinde ) İlk Tunç Çağ
- HALİL USTA TEPESİ ( Hasandere Köyü Hudutları içinde ) İlk Tunç Çağ
- ÜVEZ YANI ( Kirenpara Mahallesi Hudutları içinde ) İlk Tunç Çağ
- ÖREN TEPE ( Mescit Düzü Köyü Hudutları içinde ) İlk Tunç Çağ-Roma
- GAVUR TEPESİ ( Kazmasökü Meydan Mahallesi) İlk Tunç Çağ- Genç Frig
- SARI MUSTAFA TEPESİ ( Kazmasökü Meydan Mahallesi) İlk Tunç Çağ
- TEPECİK ÜSTÜ ( Sorkun Köyü ) İlk Tunç Çağ- Genç Dönem
- KIRAN TEPE ( Çakırköy ) İlk Tunç Çağ

MS. 110 yıllarında zamanın Sinop Valisi PLYNİ tarafından Sinop a 16 mil mesafeden muntazam su yolları yapılarak su getirildiği, bu su yolunun da ilçenin Hasandere Köyünden geçtiği kalıntılardan anlaşılmaktadır. İlçe merkezine 2 km. uzaklıkta Kaldırayak Kuz Mahallesinde Rumlara ait bir kilise kalıntısı bulunmakta olup yerli halk tarafından bilinçsizlik sonucu tahrip edilmiştir.

İlçenin Abdurrahmanpaşa Köyünde UZUNTÜRBE, Tekke Köyünde SARITEKKE, Balıfakı Köyünde FAKI TÜRBESÎ, Sarıkum Köyünde HALİL TÜRBESÎ, Akçaçam Köyünde AŞIK HASAN TÜRBESÎ, Kızılcaelma Köyünde ÇİLE TÜRBESİ, Yeniköyde ise AKPINAR ve KANLI TÜRBE ler mevcut olup bunlardan UZUN TÜRBE ve SARI TEKKE de yılın belli günlerinde pazarlar kurulur, dualar okunur. Akçaçarn da bulunan
AŞIK HASAN TÜRBESÎ nde yatanın ise SEYYÎD BİLAL Hazretlerinin kardeşi olduğu rivayet edilmektedir.

İlçemiz, Ülkemizsin Batı Karadeniz Bölgesinde yer almakta olup, Doğuda Sinop İl Merkezi, Güneyde Boyabat İlçesi, Batıda Ayancık İlçesi,Kuzeyde Karadeniz ile çevrilmiştir. Etrafı ormanlarla kaplı, denize de kıyısı bulunan, eşsiz tabiat güzellikleriyle eşine ender rastlanan bir ilçedir.

Arazi; güneyde dağlık, kuzey ve doğuda engebeli ve düz yapıdadır. Dağlık arazinin tamamı ormanlarla kaplıdır. İlçenin ortasından geçen Karasu Çayı düz ve verimli bir ova şeridi oluşturarak kuzey doğudan Karadeniz e dökülür. Karasu Çayı 45 Km. uzunluğunda olup, 1.175 m kod farkı vardır.
İlçenin yüzölçümü 410 KM2 dir. Bunun %68.5 i orman, %29.4 ü tarım arazisi ve %2.1 i meradır.
İlçenin sahil kısımlarında kışlar ılık, yazlar sıcak ve her mevsim yağışlı olup, yağış miktarı yıllık 600-100 mm dir. Güneydeki dağlık bölgelerde ise geçit iklimi hakimdir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve yağışlıdır. Yağış ortalaması 400-500 mm dir.
İlçemizin denizden uzaklığı ortalama 17 Km, denizden yüksekliği ise ortalama 200 metredir

Çaycuma Zonguldak KaradenizTiwi
00:05:41
karadeniztiwi
47 Views · 9 months ago

Çaycuma Zonguldak KaradenizTiwi
Çaycuma'nın adının kaynağıyla ilgili değişik varsayım ve rivayetler vardır. Bu varsayımları başlıca iki grupta toplamak olasıdır.

* Bir varsayıma göre Çaycuma adı "Çay" ve "Cuma" sözcüklerinden türemiştir. Cuma günleri Filyos Çayı kenarında pazarın kurulmasıyla pazara gelen halkın zamanla "Çay'a,Cuma'ya gidiyorum" biçimindeki söyleyişi bir süre sonra "Çaycuma" olarak kullanılmaya başlamıştır.

* Bir başka varsayıma göre; Filyos Çayı kıyısına Yakademirciler Köylüleri ile Velioğlu Köylüleri ortaklaşa bir cami yaptırmışlardır. Her hafta cuma günü hem pazar kuruluyor, hem de civar köylerden gelen yurttaşlar bu camide cuma namazı kılıyorlardı. Filyos Çayı ve bu caminin adından hareketle "Çay" ve "Cami" sözcükleri zamanla kaynaşmış, önceleri "Çaycami" olan söyleyiş biçimi daha sonra "Çaycuma"ya dönüşmüş ve o günlerden bu yana yerleşim yerinin adı Çaycuma olarak kullanılmaya başlanmıştır.

İlçenin bugünkü yerinde 50-60 hanelik bir köyün olduğu, daha sonra merkezi bir konumda bulunması dikkate alınarak idari bölünmede bucak olarak yer aldığı bilinmektedir.

Filyos Çayı'nın Zonguldak yakası "Çarşamba",karşı yakası da "Perşembe" olarak adlandırılırdı. Çaycuma bucak merkezi Çarşamba yakasında yer aldığından Çarşamba nahiyesi olarak adlandırılmıştır.Bir rivayete göre, ilçe teşkilatları kurulurken Abdülhamit'in sarayında bulunan Devrekliler "Devrek'in ilçe olmasında ve Çaycuma'nın da bucak merkezi olarak Devrek'e bağlanmasında" belirleyici olmuşlardır. Bu idare bölünmede Devrek "Hamidiye Kazası","Çaycuma'da "Çarşamba Nahiyesi" adıyla idare bölünmede yer almıştır.

Şehir halkının büyük çoğunluğu civar köylerden gelip yerleşenlerden meydana gelmiştir. Hamit Kalyoncu bölgeyle ilgili yaptığı tez çalışmasında ilk yerleşimleri şöyle anlatıyor: "Şehir halkının çoğunluğu civar köylerden gelmedir. Yalnız Köktürk soyadını taşıyan ve diğer halk tarafından 'beyler' veya 'Rumbeyoğulları' diye anılan grup ise bölgeye Bolu taraflarından gelmişlerdir. Çaycuma'nın ilk yerlileri olduklarını öne süren Rumbeyoğulları'nın ifadesine göre "Çaycuma Rum diyarı iken bu bölgeyi ıslah için gelen ataları Gazi Mehmet Paşa Rumları silmiştir. Üç oğlunu Çaycuma, Beycuma ve Mengene Beyi olarak yerleştirmiştir. Gazi Mehmet Paşa daha sonra Belgrat'ta şehit olmuş ve oraya gömülmüştür. "Yalnız bu olay hakkında bir tarih verilemediği gibi başka bir açıklama da yapılamıyor."
Osmanlı Salnamelerinden elde edilen bilgilere göre,şehirdeki iki camiden Eski Cami olarak bilineni (bugün ki 50.Yıl Camisinin bulunduğu yerdeki cami) Rumbeyoğlu Hacı Ali Bey tarafından yaptırılmıştır. Bu caminin kapısı üstüne 1240-1820 tarihi vardır. Bu tarih bazılarına göre yapılış, bazılarına göre de tamirat tarihidir.
Şehir halkından derlenen bilgilere göre, Çaycuma'da yerleşme şu şekilde olmuştur:

Çok önceleri (tahminen 170-180 yıl önce) civar köylüler, Veliköyü ve Yakademirciler Köylerinin birleştiği ve şimdiki şehir merkezinin 500 metre batısında bulunan "Sıracevizler" adındaki yerde bir pazar yeri kurarlar. Pazarı kuran ve geliştiren halkın Müslüman olması bir mescit ve cami yaptırma zorunluluğu ortaya çıkarır. O zamanlar Kayabaşı Köyü'nde oturan Rumbeyoğullarından Hacı Ali Bey, Eski Cami'yi yaptırır. Bunun vakfiyesi olarak da caminin yanına birkaç dükkan eklenir. Halk bu kez, cuma günleri toplandıkları pazar yerini de bu caminin çevresine taşır. Böylece şehirdeki ilk yerleşme başlar.
Kuruluş yeri olarak çevre kazaların ortasında bir durak yeri özelliği taşıyan Çaycuma, kısa sürede gelişerek 1303/1883 yılında "Çarşamba" divanı adıyla Bartın'a bağlanır.

Kastamonu Vilayetinin düzenlediği 1286/1869 tarihli Salname'de ise Çaycuma adı, "Devrek kazasına bağlı Çarşamba nahiyesi " olarak geçer. Kastamonu Vilayetine Bağlı Livalar, Azalar ve Nahiyeler hakkında 1315/1889 tarihli Kastamonu vilayeti salnamesi'nin 19.sayısında Çaycuma için şu bilgiler verilir: "Devrek kadar muntazam olup, kasaba içinde 2 çarşı, 2 cami, 1 kilise ve 1 hamam vardır."
Osmanlı Devleti'nin 1319/1902 tarihli umumi Salnamesi'nde Çarşamba nahiyesinin Zonguldak'a bağlandığı belirtilir. Zonguldak'a bağlandığı belirtilir. Zonguldak'da bu tarihte Bolu Sancağı'na bağlı kaza haline getirilmiştir. Bolu müstakil Mutasarrıflığı'nın ilk kez düzenleyip 1332/1916 yılında yayınladığı Bolu Divanı Salnamesi'nde Çaycuma hakkında şu bilgiler verilir:

"Çaycuma, Bolu dahilindeki nahiyelerin en muntazamı ve en büyüğüdür. 31 köyü, 11600 İslam, 370 Rum, 34 Ermeni olmak üzere toplam 12004 nüfusu vardır. nahiye merkezi Çaycuma; muntazam bir çarşı, 2 cami, 1 medrese, 3 sınıflı iptidai mektep ile 1 kilise ve 1 Rum iptidai mektebi, han, hamam gibi ihtiyaç hissedilen binaları ihtiva etmektedir. Bu durumuyla bazı kaza merkezlerinden çok farklı bulunmaktadır. Ahali pek istidatlı ve kabiliyetlidir. İlçe muhtelif tarihlerde değişiklik ve yeniliklere uğramışsa da tarihi değeri yoktur."

OF Trabzon KaradenizTiwi
00:05:05
karadeniztiwi
44 Views · 9 months ago

OF Trabzon KaradenizTiwi
Of, XIX. yüzyılda ortaya çıkmış bir sahil kasabasıdır. Bölge tarih boyunca pek çok devletin hâkimiyeti altında kalmıştır. Aynı şekilde yörede çeşitli toplulukların yaşadığına dair izler mevcuttur. Ancak bu gelişmeler hep çevredeki sahada olmuştur. Bugünkü Of’un olduğu yerde XIX. yüzyıla kadar bir yerleşim yeri yoktur. Daha önce Solaklı deresinin denize ulaştığı yerdeki Moroz iskelesi etrafındaki ticaret merkezinden ibaret olan bu yörede XVIII. yüzyılda cami yapılması ile yoğunluk artmaya başlamıştır. Çevredeki köylerden bir gün önceden Cuma namazı kılmak için gelen ahali alışverişini yaptıktan sonra Pazar günü geri dönmekteydi. Bu da onların barınabileceği yer ihtiyacını ortaya çıkardı. Böylece Of kasabasının oluşumu başladı. İskelenin yanı sıra pazar ve mahkeme kurulmasıyla idare yeri haline gelen Of, Osmanlı fethinden sonra özellikle Karamanoğlu, Dulkadiroğlu ve Akkoyunlu hâkimiyetindeki bölgelerden gelen Türkmen unsurlarla kısa sürede İslamlaşmaya başladı. Gürcistan’dan göç eden Kıpçak toplulukları da bölgedeki Türk nüfusu güçlendirdi. Bu gelişmeler sonucunda küçük bir azınlık haline gelen Rum Ortodoksların son temsilcileri mübadeleyle bölgeden ayrılınca, Of’un bugünkü nüfus yapısı ortaya çıkmış oldu.
Tarih, geçmişte yaşanmış olanları aslına en yakın bir biçimde aktarma ilmidir. Geçmişte olup bitmiş hadiseleri aydınlatmaya çalışan tarihçi, başta millî ve dinî hisler olmak üzere meseleye objektif yaklaşmasını engelleyen bütün kişisel özelliklerinden arınmaya çalışır. Onun bu işte ne kadar başarılı olduğu, görüşlerini dayandırdığı bilgi ve belgelerle yakından alakalıdır. Tarihi bir inanç sahası olmaktan çıkarmaya gayret eden bütün tarihçiler elde ettikleri bilgi ve belgeleri büyük bir titizlik içerisinde değerlendirdikten sonra takdim eder. Çalışmanın sonunda ortaya çıkan üründe, bazı şeyleri görmezlikten gelme gibi bir hakkı kendinde görmeyen, bazı şeylerin üzerini örterek geçmişte yaşananları kendince kurgulamayan ve bir zamanlar olup bitmiş şeyleri kendince tevil etmeye çalışmayan bir emek varsa önemli bir iş başarılmış demektir. Meseleye bu açıdan bakabilmek tarihî gerçekleri görebilmek için büyük önem taşır.
Sisler Altındaki Karadeniz Tarihi

1827’de J. P. Fallmerayer’in Trabzon İmparatorluğu’nun Tarihi adlı eseri[1] yayımlandığı andan itibaren Karadeniz tarihi yazımında önemli bir gelenek başlamıştır. Aynı zamanda bölge hakkındaki ilk önemli müstakil çalışma vasfına sahip bu çalışmayla birlikte dünya, Karadeniz bölgesinin medeniyet tarihinin Yunanlılarla birlikte başladığını öğrenmeye başlamıştı. Aynı şekilde Karadeniz kıyılarının etnik tarihinde de Yunanlılardan önceki topluluklar kıymete değecek bir iz bırakamamıştı. Bölgede Yunanlılık o derecede köklüydü ki Osmanlılar XV. yüzyılın ortalarında yöreyi ele geçirene kadar hâkim kültür Yunan kültürüydü. J. P. Fallmerayer’in ortaya koyduğu bu esaslar G. Finlay, W. Miller ve A. Bryer gibi bölgeyle ilgili mühim çalışmalara imza atmış bilim adamları olmak üzere kendisinden sonra gelen tarihçiler tarafından o kadar tekrarlandı ki Karadeniz tarihiyle ilgili olarak başvuru eseri mahiyetindeki eserlerin tamamı aynı ana fikir etrafında şekillenmekteydi. Haliyle Türkiye ve dünyada Karadeniz bölgesinin tarihine ait değerlendirmeler de bu bakış açısından esinlenmekteydi. Bugüne kadar yeterince sorgulanmayan bu bakış açısı kamuoyunda hurafe haline dönüşmüş pek çok bilgiyi Karadeniz tarihinin bir parçası haline getirmiştir. “Karadeniz bölgesinin ilk yerleşimcileri Yunanlılar mıydı?”, “Bölgedeki yer isimleri Yunanca mı?”, “Türkler Karadeniz bölgesine ne zaman yerleşmeye başladı?”, “Karadeniz bölgesinin kültür dokusunu nasıl tarif etmek gerekir?” gibi pek soru günümüze kadar başta tarihçiler olmak üzere pek çok sosyal bilimcinin cevabını aradığı sorular olarak günümüze kadar tartışılagelmiştir. Bununla birlikte 1827’den 1940’lı yıllara kadar Karadeniz tarihi yazarlarının büyük ölçüde batılı bilim adamları olması, meselelerin onların seçtiği kaynaklar gözüyle aydınlanmasına sebep olmuştur.[2] Haliyle dünyadaki Karadeniz tarihiyle ilgili algılamalar da onların sınırlarını belirlediği ölçüde ortaya çıkmıştır. Of tarihi de bu tartışmaların etrafında yazılırken, yazılanların pek çoğu yukarıdaki algının bir sonucu olarak refleks halinde tekrarlanan sözlerle sınırlıdır. Ancak 1827’den günümüze Karadeniz tarihi hakkında bulunan belge ve bilgilerden hem Fallmerayer’in çalışmasında hem de akabinde hazırlanan incelemelerde ortaya çıkan tarih görüşünün büyük ölçüde düzeltilmesi gerektiği anlaşılmıştır.

Alaplı Zonguldak KaradenizTiwi
00:04:58
karadeniztiwi
29 Views · 9 months ago

Alaplı Zonguldak KaradenizTiwi

Alaplı tarihi eserleri diğer Anadolu ilçeleri gibi bol değildir. Hatta yok denecek kadar azdır. Alaplı bu nedenle efsaneli bir karekter taşımaz. Kdz. Ereğli'ye çok yakın olmasına rağmen, ne bir kalesi, ne bir tarihi köprüsü vardır! Bu veriler ışığında Alaplı'daki yerleşimin M.S. olduğunu iddia edebiliriz. Bunun aksine 15 kilometre mesafedeki Kdz. Ereğlisi'nde ilk yerleşim M.Ö 560-500 yıllarına kadar uzanır. -Tarih kitaplarına göre Alaplı'nın ilk sakinleri Henetler dir. Daha sonra bölge, Biritanya'lılar, Frikya'lılar, Yunan'lılar, Pers'ler, Romalı'lar, Selçuklular ve Osmalıların hakimiyetine girmiştir. -Alaplı'nın yakın tarihinde önde gelen kişilerinden olan Yazıcı Zade Hacı Hüseyin Beyin mezarının başında şunlar yazmaktadır: 'Huve'l-Baki. Yazıcı Zade Hacı Hüseyin Bey hayfa gerdeğe girdiği gece fetheyledi kabrinbeka. Acep dostlar ne hikmetdir bu hikmet. Gelenler göç edip gitmekte hasret. Ben dedim ol hükm-ü İlaha razıyım her emrine. Gün ezelden böyle takdir eylemiştir Zülcehal. Merhumun ruhuna fatiha. 17 Nisan 1315.' -1851`de Alaplı`nın Yazici Zade Hüseyin Bey tarafından idare edildiğini Takvim-i Vekayi, 7 Zilhicce 1267 s. görmekteyiz. Alalplı o zamanlar Kastamonu Vilayeti, Bolu Sancağı Kazası durumundadır. Kazalar o sıralarda ayanlar (Arapçada göz önde gelen...Osmanlı Devleti nde taşradaki nufüslu ailelere verilen resmi unvan) tarafından idare edilmektedir. İstanbul ile sürekli olarak çatışan Yazici Zade Hüseyin Bey, hükümet tarafından aşar (aşar: ürün ve kazanç üzerinden bir tür ödeme ya da vergi biçiminde ayrılan pay) gelirleri bahane edilerek hakkında dava açılır ve Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye tarafından mahkum edilir ve başka bir yere sürülmesi kararlaştırılır. Hazırlanan evrak o dönemin Osmanlı Padişahı 1. Abdulmecid tarafından onaylanır. Yazicı Zade Hüseyin Bey kısa bür süre sonra Alalplı' dan uzaklaştırılır... (Kesin olmamakla birlikte büyük bir olasılıkla bu uzaklaştırma Yugoslavya`nın Prictine şehrine oldu! Yazıcı Zade Hüseyin Bey buradaki görevini bitirdikten sonra Gelibolu üzerinden memleketi Alaplı ya tekrar geri dönmüştür) Yazıcı Zade Biraderlere ait bir belge Yazıcı Zade Hüseyin Beyin Mezarı-1- Yazıcı Zade Hüseyin Beyin Mezarı-2- Yazıcı Zade Hüseyin Beyin Zevcesi Hatice Hanım`ın Mezar taşı Alaplı ve köylerinde soy secereleri - Alaplı`ya ilk yerleşenler (Yazıcı Zade Hüseyin Beyin seceresiyle ilgili: Yazıcı Zade Hüseyin Beyin seceresini cıkarmak için calışmalara başladık fakat bu çalışma oldukca zahmetli olacağa benzemekte. Bu nedenle şu ana kadar olan çalışmayı yayımlamakta bir sakınca görmemekteyiz. Bu konuda bize yardımcı olmak istiyorsanız, size şimdiden teşekkür ediyoruz) Yazıcı Zade Hüseyin Beyin seceresi -Osmanlı döneminde Topkapı Sarayı ve Eski Saray Alaplı odunu ile ısınıyordu.. -Osmalı Deniz Donanması'nın gemileri Alaplı' da bulunan Orhan Dağları ve bu sıradağa bağlı dağlardan kesilen odunlardan yapılmıştır... - Orhan Dağları ve bu sıradağa bağlı dağlardan kesilen odunlar, arabalar ve su yolu ile Alaplıya indirilmiş ve burada kereste ve odunluk olarak ayrılmış. Bunların büyük bir kısmı deniz yolu ile Istanbul' a nakledilmiş.

Geçmişteki bu yoğun ticari ilişkisi beraberinde bölgedeki dengeleri hassas bir duruma sokarken, Alaplıyı yöneten kişiler ile İstanbul arasında gizli bir çatışmayı da beraberinde getirmiş. Odun işinin zahmetli olması ve yi gelir getirmesi alan ile satan arasında her zaman sorun olmuştur. Bu sorunları aşmak için İstanbul Hükümeti dönem dönem tezkireler yayınlamıştır. -Alaplı merkezde geçmişte Rum ve Ermenilerin yaşadığı bilinir. Müslüman ve yerli halk buraya Alaplı derken , Rumlar Alaplı'yı Samakol olarak adlandırmışlardır. -Ermeniler sanatkarlıkla uğraşırken, Rumlar'da bölgede ticaretle uğraşmışlardır. -Bölge tarihi eserler bakımından zayıf olduğu gibi,. tarihe geçmiş büyük şahsiyetler de yetiştirememiştir. Adet ve analeleri geleneksel, foklörik ögeleri zayıftır. Çevreye Selçuklular ve Osmanlıların sonrası ışık tutmaktadır. Alaplı'ya bağlı köylerin isimleri, Osmanlı Ordusu'nda ki çavuşların, sanatkarların, imamlar ve şeyhlerin adlarıyla anılır. -Alaplı' nın ismi:-Alaplı adı tarih içinde degişik şekillerde geçmektedir. Gerek ve Latin kaynaklarindaki adı Keles ve Cales olarak verilmiştir. Ne anlama geldiğinin araştirilmasi gerekmektedir. Alaplı kelime yapısı bakımından ilk etapta acaip ve manasız gelebilir. Ama bölgenin tarihi biraz incelendiğinde Alaplı isminin, Osmanlı Padişahı Orhan Bey'in komutanlarından Ali Alp den geldiği üzerinde eğilimler çoğalır.

Gülyalı Ordu KaradenizTiwi
00:04:18
karadeniztiwi
40 Views · 9 months ago

Gülyalı Ordu KaradenizTiwi

Gülyalı yöresinin tarihi coğrafyasını Ordu yöresinden, bir başka deyişle Orta ve Doğu Karadeniz yöresinden ayrı düşünmek olası değildir. Bu nedenle konuya bölgesel olarak bakılmalıdır.

Karadeniz Bölgesi’nin genel coğrafi özellikleri, yurdumuzdaki diğer coğrafi bölgelerden biraz farklıdır. Bu farklılık hem fiziki, hem beşeri ve hem de ekonomik coğrafya özelliklerinden kaynaklanır.

Karadeniz Bölgesinin Orta ve Doğu Karadeniz Bölümlerinde toprakları bulunan Ordu yöresi ve doğal olarak Gülyalı İlçesi toprakları dar bir kıyı şeridinden sonra nemli ormanlarla kaplı ve giderek yükselen engebeli bir arazi yapısına sahiptir. Daha iç kesimlerde geniş yayla ve otlakların bulunduğu, orman bakımından da zengin Canik dağları ve Batı Giresun dağlarının Karadeniz’e paralel uzantıları görülür.

Doğudan batıya doğru Pazarsuyu, Turnasuyu, Melet ırmağı, Civil deresi, Bolaman suyu, Elekçi deresi gibi akarsuların denize dik oluşturduğu derin vadiler Ordu yöresindeki coğrafi yapının önemli özelliklerindendir.

Gülyalı İlçesi kısıtlı bir yerleşim alanına sahiptir. Sahil kesiminde dar bir şeridin bulunduğu ve hemen ardındaki yükseltilere doğru yayılan köy ve mezra türü yerleşkeler, tipik bir Doğu Karadeniz kıyı şeridi yerleşme özelliklerini andırır. Doğu Karadeniz kıyılarında yoğun bir iskân ve kentleşme 19. ve 20. yüzyıl içinde meydana gelmiştir. Bu gelişme, nüfusun artışı ve son yüzyılın sosyal ve ekonomik gelişimine paralel olmuştur. Bundan önceki yerleşmeler, aynı yoğunlukta bir kıyı iskânı oluşturmamış, antik çağda beliren kale-liman görüntüsündeki koloni tipi yerleşmelerle sınırlı kalmıştır.

Şurası açıktır ki Gülyalı yöresinde 14. yüzyıla kadar önemli bir iskân merkezi yoktur. Kesinlikle söylenebilecek husus, 13. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bölgedeki Hacıemiroğulları Beyliğinin örgütlemesiyle sahil kesimine doğru inmeye başlayan Türkmen boylarının, bölgede yeni iskân yerleri kurmaları ve bölgeyi canlandırdığı gerçeğidir.

Kabaca Gülyalı ilçesi ve doğal olarak Ordu yöresinin tarihi coğrafyası, batıda Samsun’un Terme ilçesi, doğuda Giresun’un Bulancak ve Piraziz ilçeleri ile güneyde Kelkit ırmağının çevrelediği geniş bir alanı kapsar. Bu bölgenin geçmişine bakıldığında, pek çok farklı kültürün farklı tarihlerde idari örgütlenmeler içinde yer aldığı görülmektedir. Bu kültürlerden yörede pek çok kalıntı vardır.

Antikçağlardan itibaren farklı kolonilere ev sahipliği yapan bölge Trabzon Rum İmparatorluğu hakimiyetinden sonra bölgeye Türkmen gruplarının yerleşmeye başlamasıyla Türkleşmiştir. Gülyalı, tarihi dönemdeki adıyla Ebulhayr, Hacıemiroğulları Beyliği döneminin ardından Osmanlı Devleti’ne bağlı olarak yüzyıllarca varlığını sürdürmüş bir yerleşim alanıdır.

Cumhuriyet dönemiyle birlikte de çevre nüfusunun artması, yerleşim alanlarının genişlemesi hizmetlerin en iyi şekilde olması amacı ile 1971 yılında belediye kurulması için gerekli müracaatlar yapılmış ancak “Ebulhayr” adı Arapça olduğu gerekçesiyle kabul edilmemiştir. Bunun üzerine “Ebulhayr” adı “kıyı” anlamına gelen “yalı” ile “gül” kelimelerinin birleşmesi ile “Gülyalı” olarak şekil aldıktan sonra tekrar yapılan müracaatlar üzerine 29.02.1972 tarih ve 10645 sayılı kararname ile Alibey ve Eski Sayaca köylerinin birleşmesi ile Gülyalı Belediyesi kurulmuştur.

19.06.1987 gün ve 3392 Sayılı yasa ile beldemiz ilçe olmuş, 01.08.1988 tarihinde ilk Kaymakam olarak Mehmet Aydın göreve başlamıştır. 2020 yılı itibarıyla Kaymakamlık görevini Sn. Burhanettin Yavaşi sürdürmektedir.

Deremezra Yaylası Ardeşen  KaradenizTiwi
00:43:05
karadeniztiwi
32 Views · 9 months ago

Deremezra Yaylası Ardeşen KaradenizTiwi

Ardeşen ilçe merkezine 39 kilometre uzaklıktaki Deremezra Yayla’sı, tabiat parkı ilan edilen Tunca Vadisi’nin içerisinde yer alıyor.

Aşğıdurak ve Yukarıdurak köylerinin kullandığı yaylaya ulaşım Ardeşen Tunca Eski Armutluk güzergâhı üzerinden sağlanıyor. 1100 metre yükseklikte ormanlarla çevrili bir ortamda yer alan yayla, insanın ömrünü uzatan güzel bir tablo sunuyor. Güzergâh boyunca göreceğiniz tarihi taş kemer köprüleri fotoğraflayabilirsiniz.

Golezena Yaylası Ardeşen  KaradenizTiwi
00:51:20
karadeniztiwi
40 Views · 9 months ago

Golezena Yaylası Ardeşen KaradenizTiwi
Golezena Yaylası
Ardeşen ilçesi sınırlarında, 2230 m rakımda yer alır. Otantik yapısı ile manzara ve fotoğraf için uygun bir yayladır. Ardeşen merkezden 48 km uzakta olan Golazena Yaylası Altıparmak dağın altında bulunmaktadır. Golazena Yaylası Çamlıhemşin’e bağlı Eğrisu Yaylası, Ardeşen’e bağlı Sırt ve Tobamzga Yaylası ile komşudur.


Bölgenin en otantik yaylası seçilen Golazena Yaylası, her yıl yapmış olduğu Ağustosun ikinci haftasındaki yayla şenlikleri ile de adından söz ettiriyor. Yaylaya Çiriğinci Bölgesinden Aşağıdurak Köyü, Çaçağona, Zizeni yolu üzerinden ulaşım sağlanıyor. Küçük ve Büyükbaş hayvanların da barındığı Golazena Yaylası, otantik yayla evlerini korumaktadır. Konaklama tesisi bulunmaktadır. Lokanta ve yolu mevcuttur.

ARDEŞEN
Rize’ye 45 km. uzaklıkta olan Ardeşen, doğusunda Fındıklı, batısında Pazar, güneyinde Kaçkar Dağları ve Çamlıhemşin, kuzeyinde Karadeniz’le çevrilidir. İlçenin yüzölçümü 743 km², nüfusu 40.478’dir. Ardeşen'e bağlı olan 1 belde, 22 mahalle ve 38 köy bulunmaktadır.

Ardeşen’de tarihi eser olarak cami, kilise, kemer köprü ve ev örnekleri bulunmaktadır. Ayrıca Seslikaya Köyü'nde bulunan Süleyman Dede (Efendi) Türbesi de (1890) önemli tarihi eserlerdendir.

Rivayete göre Ardeşen adını, Osmanlı tahtına çıkmak isteyen Yavuz Sultan Selim’den almıştır. Trabzon Sancak Beyi iken, bu amacını gerçekleştirmek için Kepa Sancak Beyi olan oğlundan yardım almak ister. Bölgeden geçerken Fırtına Deresi mevkiinde ağaç parçaları görür, yanındakiler bu yörede kimsenin yaşamadığını belirtirler. Yavuz Sultan Selim de deredeki ağaç parçalarını göstererek “Bu belde tenha değil, bakın dere yonga taşıyor. Bu yörenin ardı şendir” demiştir. Ardışen sözcüğü zamanla değişerek Ardeşen olmuştur.

Ardeşen, son zamanlarda bölgedeki gelişen turizm hareketiyle birlikte rafting ve yayla turizmiyle ön plana çıkmaya başlamıştır. İlçenin en önemli akarsuları Fırtına Deresi, Yeniyol Deresi, Dolana Çay ve Konak Deresi'dir.

Perşembe Ordu KaradenizTiwi
00:08:53
karadeniztiwi
20 Views · 9 months ago

Perşembe Ordu KaradenizTiwi

KONUMU:
Perşembe İlçesi, Ordu-Samsun karayolu üzerinde, tabii bir koy durumundadır. bir sahil kasabasıdır.
Kuzeyinde Karadeniz, doğusunda Ordu merkez ilçesi, batısında Fatsa, güneyinde Ulubey ilçesi bulunmaktadır. İlçe, Kordon Tepe adlı küçük, fakat oldukça dik bir tepenin eteğine kurulmuştur.
İlçenin Ordu merkezine uzaklığı 13 km.dir. yüz ölçümü ise 224 Km.2 olup, 37-37 ve 37-30 boylam, 40-53, 41-10 enlemleri üzerinde yer almaktadır.
Perşembe limanı, Doğu Karadeniz’in ikinci büyük ve tabii limanı durumundadır.Perşembenin en önemli yükseltisi 735 m. Rakımlı SAKARAT TEPESİ’dir. Bu yüksekliği ile Sakarat tepesi sahil şeridinin en yüksek tepelerinden biri olma özelliğine sahiptir.
ULAŞIMI:
Karadenizin eşsiz güzellikteki doğal liman kentlerinden biri olan Perşembe, Trabzon-Samsun sahil yolu üzerinde. Ordu il merkezine 13 km. Samsun havaalanı”na 140 km ve Trabzon havaalanına 190 km mesafededir. Orta ve Doğu Karadeniz den hareket eden bütün vasıtalar ilçemiz merkezinden geçmektedir. Ankara istikametine akşam saat 21:00, İstanbul istikametine ise akşam saat 19:00’da ilçemizden hareket eden yolcu otobüsleri mevcuttur.
Perşembe ile Ordu arasındaki karayolu 1945 Yılına kadar yoktu.Ulaşım deniz yolu ile yapılmaktaydı.
Vali Nafiz ERGİN ‘in Ordu Hatıralarında;
“1933 Senesinde ilk defa otomobille Ordu’dan Fatsa’ya gitme imkanı elde edilmiştir.Bu yoldan Ordu Fatsa arasındaki köyler geniş miktarda faydalanmışlar ve halen de faydalanmaktadırlar.
“Ordu’yu Fatsa ve Ünye üzerinden ve sahilden Samsun’a ve kışın kapanan Mesudiye yoluna muvazi olarak dereden bir yolla da sahile bağlamak istedik ve bu mevzuda çalıştık.Ordu Fatsa yolunu aştık.Tulu 45-50 kilometre olan bu yol kamilen köy kanununa tevfiken köylüler tarafından açılmıştır.Husisi idareden barut ve silindir gibi masraflar karşılığı olarak az para sarfedilmiştir.”denilmektedir.(Sıtkı ÇEBİ Ordu Hatıraları Sayfa 57)
1945 Yılında yapılan yol düzgün olmayınca 1953 yılında bugünkü yol yapılmıştır.Koç boynuzu denilen yol Vali Nafiz ERGİN Döneminde yapılan yoldur.Bugün Perşembe , Bolaman Devlet Karayolu (Efirli,Kırlı) güzergahından Bolaman’a bağlanmıştır.Bu yolun üzerinde değişik isimler altında 5 adet tünel mevcut olup toplam 27 Km uzunluğundadır.Bu yol üzerinde bulunan Nefise AKÇELİK Tüneli 3780 Km.ile Türkiye’nin en uzun karayolu tüneli olma özelliğine sehiptir.Eski dönemlerde canlı olan deniz ulaşımı bu özelliğini kaybetmiştir.
3-İKLİMİ :
Tipik Karadeniz iklimidir. Yılın bütün aylarında yağış vardır. Yıllık yağış ortalaması 1153 mm dir. Yağışlı gün sayısı 127, karla örtülü gün sayısı 11 olup, en yüksek kar kalınlığı 85 cm dir. En yüksek hava sıcaklığı 34,7 0C ve en düşük sıcaklık , -7,2 0C ve ortalama sıcaklık 13,7 0C dir.
Yeşil bitki örtüsünün yoğunluğu ile bölgenin ayrıca nemli ve yağışlı olan havası arasında bir ilişki bulunmaktadır. Kış ayları normal yağışlı ve ılımandır. Yaz aylarında hava sıcaklığı 25-30 derece arasında değişmektedir..
Bitki örtüsü bakımından, devamlı şekilde çeşitli bitkilerle kaplıdır. En fazla olan bitki örtüsü fındıktır. Fındık bahçelerinde meyveler, korkuluklar bulunur.
Perşembe’de arazinin engebeli oluşuna karşı, köylerde oturanlar çevrelerindeki ekilebilir her karış toprağı sürüp, değerlendirmektedirler.

Ordu yöresi, Selçuklular tarafından sınır boylarına yerleştirilmiş Oğuzların bir kolu olan Çepniler tarafından Türkleştirilmiştir.
Selçuklu Devleti’nin yıkılması ve Moğol İlhanlı hâkimiyetinin de zayıflaması sonucunda bu bölgede BAYRAMOĞLU HACI EMİR İBRAHİM adlı bir Türkmen Beyi tarafından yeni bir beylik kurulmuştur.
XIV. asırda yöreyi fetheden Türkmen bölüklerinden her biri vadilerden birine yerleşmiş; Vona yarımadası üzerindeki küçük vadiler üzerine Niyabet-ı Satılmış (Perşembe) kurulmuştur.
Perşembe adı yeni olup eski tahrir defterlerinde Niyabet-i Satılmış-ı Bayram, Vilayet-i Satılmış ve Bayramlu, Niyabet-i Satılmış gibi adlarla anılır.
Satılmış (Perşembe) nahiyesinin merkezinin neresi olduğu tam olarak anlaşılmamaktadır. Nahiyenin en kalabalık köyü 1520’lerden sonra VONA adıyla anılmıştır.
PERŞEMBE’nin yıllara göre adları şöyledir.
1. 1455 Nahiye-i Satılmış-ı Bayram
2. 1485 Vilayet-i Satılmış ve Bayramlu
3. 1547 Nahiye-i Satılmış
4. 1613 Nahiye-i Satılmış
5. 1871 Perşembe Nahiyesi
6. 1928 Perşembe Nahiyesi
7. 1930–1945 Vona
8. 25 Haziran 1945 Perşembe İlçesi Merkez Bucağı

Alaçam Samsun KaradenizTiwi
00:04:28
karadeniztiwi
23 Views · 9 months ago

Alaçam Samsun KaradenizTiwi

Alaçam
Samsun Sinop istikametinde Bafra'nın neredeyse bitiminde başlayan Alaçam ilçesi Samsun'a 78 km uzaklıktadır. Yaklaşık 26.000 nüfuslu Alaçam tipik Karadeniz ikliminin hüküm sürdüğü bir kıyı kasabasıdır. Alaçam'ın tarihi M.Ö 5500 yıllarına (Orta Tunç Çağı) kadar dayanmaktadır. İlçeye bilinen ilk adı "Zelikus"u Miletliler vermiş, ve İlhanlılar döneminde İlçe 1385 yılında Alaçam adını almıştır. İlçede tarım, balıkçılık ve hayvancılık başlıca gelir kaynaklarındandır. Alaçam hem eşsiz doğası hem de bozulmamış tarihi mirasıyla görülmeye değer bir çok güzelliğe ev sahipliği yapmaktadır.

Gerze Sinop KaradenizTiwi
00:07:03
karadeniztiwi
16 Views · 9 months ago

Gerze Sinop KaradenizTiwi
Gerze Hakkında
Coğrafi Konum
Kuzeyinde Karadeniz güneyinde Boyabat ve Durağan, doğusunda Dikmen batısında Sinop ile çevrili ilçenin yüzölçümü 594 km2 ‘dir. İl merkezine denizden 13 mil karayolundan 39 km dir. Samsun iline 132 km uzaklıkta olan Gerze’nin yükseklikleri 900 metreyi bulan Elma ve Köse dağlarının yanı sıra Dede dağı ve Hasan dağı bulunmaktadır. Köyler, orman içi, orman kenarı, kıyılık ve ovalık olmak üzere üç yerleşim bölgesinde yer almaktadır. 71 köyü ve 1 bucağı bulunmakta iken, Dikmen bucağı 20 mayıs 1990 tarihinde kendisine 31 köy bağlanarak ilçe olmuştur. Gerze ilçesine bağlı bulunan 42 köy, arazinin meyilli olması nedeniyle dağınık bir yerleşim yapısına sahiptir. Karadeniz iklimin özelliği olan bol yağışlar nedeniyle zengin bir orman yapısına sahiptir. Sahilden yükseklere doğru uzanan çam, kayın, meşe, köknar, gürgen, dişbudak gibi ağaçlar bu zengin orman dokusunu oluşturmaktadır. Bunların dışında ormanlar, kızılcık, defne, fındık, böğürtlen, kocayemiş, ormangülü, bodur ardıç ve kavak ağaçlarını yanı sıra çeşitli çayır otlarıyla bezenmiştir. Vadilerdeki çeşitli meyvelikler ve zeytinlik bitki örtüsünün ayrı bir yönünü oluşturmaktadır. İlçede yaz ve kış aylarındaki sıcaklık ortalaması çok büyük fark yoktur. Kışın 7 Co dolayında olan sıcaklık ortalaması yazın 20 Co ye kadar yükselir. Yıllık sıcaklık ortalaması 14 Co dir. En sıcak ay temmuz, en soğuk ay ise şubat ayıdır. Yıllık yağış ortalaması 690 mm3dür. Yağmurlar genellikle ilkbahar aylarında yoğun olmaktadır. Ortalama açık gün sayısı 47, ortalama kapalı gün sayısı 123, ortalama kar yağışlı gün sayısı 6.2, ortalama sisli gün sayısı 18.6, ortalama bulutlu gün sayısı 194.5’tir. ortalama nem oranı % 79 olan ilçede deniz suyu sıcaklığı ise 14-15 Co’dir. Genellikle kış aylarında denizden karayel, gündoğrusu ve poyraz , karadan da lodos rüzgarları eser. İklim ve bitki örtüsünün özelliklerini taşıyan altmışdörtoğlu, güdekoğlu, avlağısökü, altunyayla gibi yaylaların yanı sıra çakıroğlu deresi, sarımsak çayı, Sarıyer deresi de başlıca akarsularıdır. Çakıroğlu ovası ve dranaz dağından doğan çakıroğlu çayının meydana getirdiği vadi de bulunmaktadır. Nüfus duruma gelince, 2011 yılı yapılan nüfus sayımına göre gerze ilçe merkezinin nüfusu 14.000'dir. Köylerin nüfusu 13.222’dir. toplam nüfus ise 27.222'dir. İlçenin yaz nüfusu ile kış nüfusu çok büyük farklılıklar göstermektedir. Yaz mevsimin başlamasıyla özellikle temmuz ayında nüfus 35.000’ne kadar yükselmektedir. Deniz sahilinde yer alan gerze ilçesinin doğal güzellikleri, geniş yayla ve orman varlığı ve tertemiz denizi turizme hareketlilik getirmektedir.





Kültürel Zenginlik
Bir Toplumun düşünce dengesidir eğitim ve kültür. Kendi gelenek ve görenekleriyle, yaşadığı çağı kaynaştıran, her türlü yenilikleri benimseyen Gerze, sosyal ve kültürel yönden gelişmiş yüksek eğitim ve kültür seviyesine sahip bu özelliği ile tanınan ilçelerimizden biridir. Gerze ilçesinde bünyesine Yabancı Dil Ağırlıklı Lise bulunan 1 Genel Lise 1 Teknik Lise ve Endüstri Meslek Lisesi(Bilgisayar, Muhasebe, Elektrik, Mobilya, Dekorasyon ve Metal işleri) ,1 Anadolu Lisesi, İmam Hatip Lisesi ve Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi olmak üzere toplam 5 lise ile 37 ilköğretim okulu(okullardan 8 tanesi bağımsız.)bulunmaktadır. İlçe merkezinde sosyal yaşam deniz mevsiminin başlamasıyla hareketlilik kazanır. Sahiller ve plajlar gece geç saatlere kadar dinlenen ve eğlene insanlarla doludur. Bu zamanın boşa harcanması anlamında değildir. Yaşadığı dünyaya her zaman penceresi açık insanlar topluluğudur Gerze. Yaşamını farkındadır. Çağdaş, eğitime önem veren, düşünen, üreten, hoşgörülü, sanat ve sever insanlardır. Ancak, iş sahasının sınırlı oluşu büyük kentlere göçe neden olmaktadır. Bu kentlerin başında İstanbul, Ankara ve İzmir gelmektedir.
İlin kuzey doğu kıyısında aynı adlı burun üzerine kurulan Gerze, 1901 de kaza haline gelmiştir. İlk adının “Carusa “ olduğu tahmin edilen Gerze’de Ayancık gibi tarih sahnesine Antik Çağda çıkmış bir yerleşim yeridir. 13 Şubat 1956 yılında lodos fırtınasının desteklediği ve bir evin mangalından çıkan yangın ilçenin bütününü yakarken, 1000 ev yanmış ve bu yangından 100-150 ev kurtulabilmiştir.Bu felaket her 13 Şubat’ta yangını yaşayanlarla anılırken, yangında hayatını kaybeden 21 vatandaşımız için de Saygı Duruşu yapılmaktadır.

Kastamonu KaradenizTiwi
00:23:14
karadeniztiwi
7 Views · 9 months ago

Kastamonu KaradenizTiwi
KASTAMONU

GENEL BİLGİLER



Yüzölçümü : 13.108 km²
Nüfus : 372.373
Köy Sayısı : 1071
İl Trafik No : 37


Türkiye'nin cennet köşelerinden biri olan Kastamonu, büyük şehirlerin gürültüsünden kaçmak isteyenlerin sığınabilecekleri bir huzur bölgesi, panoramik dağlarıyla, yemyeşil ovalarıyla, zümrüt sahilleriyle, zengin kültürel varlıklarıyla bir çok alternatifler sunan bir tatil beldesidir.

Eski bir yerleşim alanı olduğu bilinen Kastamonu yöresi MÖ.18.yy.da Gas'ların yurdu olmuş, zamanla Hititler, Firigler, Kimmerler, Lidyalı'lar, Pers'ler, Pontuslular, Romalılar ve Bizanslıların yönetimine geçmiştir. Romalıların bu yörede kurduğu Paflagonia isimli eyaletin merkezi olan pompei-polis höyüğü bugünkü Taşköprü ilçesinde bulunmaktadır. Bizans hanedanı komenoslar tarafından yapılan ve Kastamonu şehrinin tarihsel çekirdeğini oluşturan Kastamonu kalesi görkemli görüntüsüyle ziyaretçileri asırlardır selamlamaktadır.

Kastamonu geleneksel Türk evi ve yakın dönem Osmanlı mimarisi örneklerinin yoğun olarak bulunduğu ender illerdendir. Kentsel sit kapsamına alınmış olan Kastamonu, Taşköprü, İnebolu, Küre ve Abana'nın eski mahalleleri ve yapıları ziyaretçilerde nostalji ve hayranlık uyandırır.

Milli mücadele sırasında lojistik destek açısından en güvenilir bölge olan Kastamonu İnebolu limanından Ankara'ya erzak, cephane ve insan akışında büyük yararlılıklar göstermiştir. Kurtuluş savaşında en fazla şehit veren üçüncü il olan Kastamonu 'nun Araç ilçesi ise nüfus bazında en çok şehit veren yurdumuzun tek ilçesi olarak tarihin altın sayfalarında yerini almıştır.

Kastamonu'nun sahip olduğu bu zengin tarihi ve kültürel mirası kadar bir diğer zenginliği de harikulade tabiatıdır. Başta Ilgaz Dağı Milli Parkı dağcılık sporları için mükemmel bir merkezdir. Zengin orman örtüsü, çeşitli yaban hayvanları ile görenlerin unutamayacağı özelliklere sahiptir. Kastamonu'nun 40 km. güneyindeki Ilgaz Dağı kayak merkezi kış aylarında büyük ilgi görmektedir.

Kastamonu'nun bitki örtüsü ve peyzaj açısından çok zengin yaylaları da vardır. Daha ziyade Araç, Çatalzeytin ve Bozkurt ilçelerinde bulunan bu yaylalar yaz aylarında tatillerini şehir dışında geçirmek isteyenler için önemli bir turizm kaynağıdır. Pınarbaşı ilçesinde vahşi doğasıyla Valla Kanyonu ve Türkiye'nin en derin dördüncü mağarası olan Ilgarini, kampçılar ve maceracılar tarafından keşfedilmeyi beklemektedir.

Kastamonu Karadeniz'de kirlenmemiş, betonlaşmamış 170 km. kıyı bandıyla deniz, kum ve güneş arayanlara da hitap etmektedir. Bu yılı bandında çok sayıda doğal kumsal ve bunların ardından yoğun bir orman örtüsü bulunmaktadır. Çatalzeytin'deki Ginolu ile Cide'deki Giderus koyları Karadeniz'in en güzel koylarıdır.

Hopa Artvin KaradenizTiwi
00:04:48
karadeniztiwi
11 Views · 9 months ago

Hopa Artvin KaradenizTiwi
HOPA TARİHİ



Hopa’nın bugünkü adı Yavuz Sultan Selim tarafından verilmiştir. Kendisi Trabzon’da Vali iken Batum Sancağını ele geçirmek üzere düzenlediği seferde Hopa’nın arkasında bulunan dağlarda konakladığı bu dağlardan sahil şeridinde bulunan şehre, Yavuz Sultan Selim Acemce’yi iyi bildiğinden bu dilde güzel anlamına gelen Hop ismini koyar. Daha sonra Hop ismi günümüzde Hopa’ya dönüşmüştür.

Hopa (Gürcüce:ხოფა, khopa; Hemşince: Xopa; Lazca: Xopa), Türkiye Cumhuriyeti'nin Karadeniz Bölgesi'nde bulunan Artvin iline bağlı bir ilçe ve ilçenin merkezi olan kasabadır.

Türkiye - Gürcistan Sınırı olan Sarp Sınır Kapısı'na yaklaşık 20 kilometre uzaklıktadır. Kuzeydoğuda Sarp, doğuda Borçka, güneydoğuda Murgul, güneybatıda Arhavi ve kuzeybatıda Karadeniz ile çevrilidir.


Roma dönemindeki adı Anaxoupê'dir.

Tarih

M.S. ilk yüzyıllarda Hopa bölgesi, Kolhis Krallığı'na aitti. Ardından Halife Osman döneminde Müslümanlar Hopa'yı ele geçirdi. 853 ve 1023 yılları arasında bölge Müslüman Halifeliği'nin altında kaldı. 1023'te bölgeyi Bizanslılar ele geçirdiyse de, 1064'te Selçuklu egemenliğine girdi.

Yavuz Sultan Selim'in Kırım Seferi sırasında (1490-1512), Artvin bölgesi Osmanlı denetimine girdi. 1509 yılında, bugün sınırlarımız dışında kalan Gönye kalesinin fethi ve Sancak haline getirilmesi ile Hopa bu sancağa bağlanmıştır. Lala Mustafa Paşa tarafından 1578 yılında fetih sonucu merkezi Ahıska olmak üzere Çıldır Eyaleti'nin kurulması ile buraya bağlanan ilçe, 1829 yılında Çarlık Rusya’sı ile imzalanan Edirne Antlaşması sonucu Ahıska’nın elimizden çıkması ile Trabzon Eyaletinin bir Sancağı olan Batum’a bağlanmıştır.

1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi neticesinde Kars ve Ardahan’la birlikte İlçemiz Kemalpaşa Bucağına kadar Batum'da dahil olmak üzere Ruslar’a terk edilince Hopa ve çevresi 1878 yılından itibaren Rize Sancağı'na bağlanmıştır. 1883 yılında ilçe teşkilatı kurulduktan sonra 1. Dünya Savaşında 23 Şubat 1915 tarihinde Ruslar tarafından işgal edilmiştir. 31 Mart 1917 tarihli Brest-Litovsk Antlaşması ile Hopa, milli sınırlarımız içerisinde kalmıştır. 14 Mart 1918 tarihinde birliklerimiz Hopa’ya girerek ilçemizi tekrar Türk topraklarına katmıştır.

İlçemiz 1936 yılına kadar Rize iline bağlı iken bu tarihten sonra Artvin'e bağlanmıştır. Bu tarihte 3 bucağı ve 71 Köyü bulunmakta iken; bu bucaklardan Fındıklı 5071 sayılı kanunla ilçemizden ayrılarak 1 Ocak 1948 tarihinde İlçe olmuştur. Daha sonra da 1 Haziran 1954 tarih ve 6324 sayılı kanunla Arhavi bucağı da ilçemizden ayrılarak ayrı bir ilçe haline getirilmiştir.

Doğal Güzellikler: Hopa, doğal güzellikleri ile tipik bir Karadeniz ilçesi. Yemyeşil ormanları, tertemiz havası ve doğası ile Hopa'nın görülmeye değer pek çok doğal güzelliği var. Çamburnu Tabiat Koruma Alanı da bunların başında geliyor. Koruma alanı olarak belirlenen bu doğal parkta keyifli geziler yapabilir, tabiat ile iç içe doğanın tadını çıkarabilirsiniz. Eğer yaz aylarında Hopa'da bulunuyorsanız Hopa plajlarını da gezmenizi öneriyoruz. Karadeniz'in masmavi ve tertemiz denizinin keyfini çıkarabileceğiniz plajların başında Kopmuş Plajı geliyor.

Hopa Müzesi : Hopa Belediyesi tarafından yaptırılan Hopa Kültür Evi ve Müzesi’nde, yaklaşık 2 bin adet eser sergilenmektedir. Eserler, bölgenin geleneksel yaşam kültürünü yansıtan etnografik eserlerdir.

Ciha Tepesi (Ciha Kalesi) İlçemizin zirvesinde yer alan, kayalara oturtulmuş bu kale Cenevizlilerden bugüne tarihi miras olarak bize kalmıştır. Ciha Kalesi hem sahil tarafına hem de iç kesimlere hâkim bir konumdadır ve Hopa’ nın en büyük değerlerindendir.

Çağçağan Şelalesi: Hopa’nın önemli doğal güzelliklerinden biri olan Çağçağan Şelalesi tabiat park ilan edilerek koruma altına alınarak doğa severlerin ilgisini çekiyor.
Orta Hopa Camii: Hopa geziniz sırasında tarihi bir durakta soluklanmak isterseniz Orta Hopa Camii'ni gezebilirsiniz. 19. yy'dan kalan bu yapının özellikle kubbesi ve tavan döşemeleri oldukça dikkat çekici.

Hopa Limanı: Karadeniz'in dünyaya açılan kapısı olarak bilinen Hopa Limanı, ilçede gezebileceğiniz yerler arasında. 1997 yılında özelleştirilmiş olan Hopa Limanı, ilçenin en hareketli yerlerinden biri.

Artvin : Hopa'nın bağlı olduğu Artvin, doğal ve tarihi gezi noktaları ile uzun ve keyifli bir rota çiziyor tatilcilere. Eğer vaktiniz varsa Hopa'yı gezdikten sonra Artvin'in diğer güzelliklerini de keşfedebilirsiniz. Milli parklar, yaylalar, vadiler, kanyonlar, tarihi kaleler, kilise ve manastırlar ve plajları ile Artvin her köşesinde farklı bir güzellik barındıran bir şehir.

Ordu KaradenizTiwi
00:07:40
karadeniztiwi
5 Views · 9 months ago

Ordu KaradenizTiwi
Genel Bilgiler

Yüzölçümü : 5.952 km²



Nüfus : 750.588



İl Trafik No : 52



Doğu Karadeniz Bölgesinin kapısı konumundaki Ordu ili, doğa güzellikleri, bitki örtüsü, mavi ve yeşilin kucaklaştığı kıyıları, koy ve kumsalları, hemen kıyı şeridinden başlayan dağları, yükseltilerindeki uçsuz bucaksız ve birbirinden güzel yaylaları ile tarihin yanı sıra kültür ve doğa turizminde de geleceği parlak bir şehirdir. 100 km.lik kıyı şeridi bulunan Ordu ili’nin 60 km.lik kıyı bölümü kumsallardan oluşmaktadır. Bu özelliği ile diğer Karadeniz illerinden farklı bir yapıya sahiptir. Yörenin dağlar ve ormanlar ile kaplı olması, zengin florası ve sukuneti ziyaretçiler için çekici bir özellik olarak kabul edilmektedir. Ordu ilinin sosyal ve kültürel yapısı, turizmin gelişmesi için de oldukça uygundur. Henüz doğallığını koruyan ve diğer illere göre bozulmamış kıyılarımız, deniz turizmi potansiyelimizi oluşturmaktadır.

Zengin turizm potansiyeline sahip ilde kıyı turizmi, yayla turizmi, trekking, yamaç paraşütü gibi etkinliklere imkan sağlayacak unsurlar mevcuttur. Yöresel mutfağını tanımak ve Karadeniz’in lezzetli balıklarını tatmak için Ordu’yu mutlaka gezip görmelisiniz.





ORDU'YA



Ben Ordu'yu anlatırken bütün şiirler susar

Elvan elvan bir sis alır başımı

Tenim yağmur olur gökyüzünde

Tenim yosun tutar sahil boyu

Tenim çocuklaşır ninni ninni

Dalgalanır bu masal denizinde.



Alem sevdasını,

Ben Ordu'yu anlatırım Tabyabaşında...

Üç kız beni dinler biri onüç, biri ondört biri onbeş yaşında.

Onüçlük daha çocuk ondörlük tozpembe,

Kimse bilmez onbeşliğin durgunluğunu....

Ama türküler bilir benim şu yokuş yüklü sokaklara vurgunluğumu.



Peştamalın moru kıskanır diye

Ben Ordu'yu anlatırken söyleyemem

Binbir tonda o yemyeşil kuşağı

İncir dalında yosun kuytuda Emine kız gözlerinde söyler

Oysa yedi ton yeşil kokar Ordu'da gökkuşağı



Ben Ordu'yu anlatırım rüzgarları efil efil bahçelerde

Elleri potak potak bebeleri

Sabah vakti ben taşırım "yama'dan"

Gah günü kovalarım yevmiyede

Gah geceyi kollarım harman vakti

Gah dellenirim uykuya

Yinede uyumam o uyumadan.

Terme - Samsun KaradenizTiwi
00:06:15
karadeniztiwi
5 Views · 9 months ago

Terme - Samsun KaradenizTiwi
Tarihi

Bu günkü Terme'nin tarihte ilçe olarak yer alması; yaklaşık yetmişbeş yıl öncesine dayanmaktadır. Ancak tarihte Terme çok eski bir yerleşim yeri olarak kendini kabul ettirmiş olup bir çok efsaneyi bünyesinde barındırmaktadır. Termesus veya Termedon adı bunun en güzel delilidir. Yine Terme'yi tarihi seyri içinde incelerken Samsun, Çarşamba, Amasya ve Trabzon tarihleriyle birlikte incelemek en doğru olanıdır. Terme ilçemizin tarihi M.O. 1000 yılına kadar dayanmaktadır. İlçemizin en eski kavminin Gaşkalar olduğu sanılmaktadır. Hititler; Samsun'a kadar yayılınca Gaşkaları da yönetimleri altına aldılar. Daha sonra Firigler; Hititler'i yenerek bu bölgeye hakim olmuşlardır.
Firigler'den sonra Anadoluya, doğudan Kimmerler girdi. İskitler'in önünden çekilerek Anadolu'ya giren Kimmerler de Firigler'i yıktı. Bu kavmin kadınlardan ibaret topluluğu olan Amazonlar da Termeye gelip konakladılar. Hatta Terme suyu (Termedon) yanındaki dağların adı bazı yabancı harita ve ansiklopedilerde

Amazonius Mous (Amazon Dağları)" olarak geçer.

Aynı yıllarda Karadeniz kıyılarında kolonizatör olarak bulunan eski Yunanlılar da Termedon'da yalnız kadınlardan ibaret bir toplum olduğundan bahsediyor.

Yunanlı tüccarlar tarafından M.Ö. 750'lerde Trabzon, M.Ö. 562'lerde Samsun kurulurken Termedon (Terme) şehri mevcuttu.

Amazon Efsaneleri

Amazonlar denilen kadın savaşçı kavim Kimmerler'in kadın grubu olarak gösterildiği gibi İskeletlerden de gösterilmektedir. Ermeni yazar Trabzonlu Minas Bıjışkyan'a göre eski zamanda Terme meşhur bir yer, prensi de Solimos adlı bir kahraman idi. Bunun sikkelerinin bir yüzünde kendi adı, diğer yüzünde ise Termesseun yazılıdır. Biz burada göze çarpan bir şey göremedikse de vaktiyle amazon kadınlarından dolayı çok meşhur bir yer olmuştur.

Bunların başşehirleri, o zaman Termedon denilen çayın kenarında olup Temiskor adını taşırdı. Çay, Amazon adı ile de zikredilmiştir. Amazonlar cesur, muharip kadınlardı ve eski tarihçilerin dediklerine göre, Terme yakınında bağım­sız bir devlet kurarak Fars'a (Poti) kadar Karadeniz sahiline hakim olmuşlardır. Bunlar İskit menşeli olup, Termeye sürülen İğin ve Skolopit adlı iki kralzade den ileri gelmiş ve zamanla çoğalmışlardır.

Fakat uysal bir kavim olmadıkları için komşu milletler; büyük bir savaşın sonunda birçoklarını esir etmişlerdir. Kalan erkekler ise devleti kadınlara tevdi ederek kendileri düşmanlara karşı savaşa gitmişlerdir. Kadınlar bu vaziyet içinde o kadar çok gurura kapılıp, erkekleri tahkir etmeğe başlamış ve gitgide azıt­malardır. Bunların biri, orduyu, diğeri de hükümeti idare eden iki kraliçeleri vardı. Son kraliçeleri Antiop ve Oridie olmuşlardır.

Amazonlar rivayete göre yabancı koca ile evlenirler, erkek çocuk sahibi olurlarsa onu öldürürler, kız olursa iyi yay kullanabilmesi için sağ memesini keserler veya dağlarlardı. O yüzden bu kadınlara tek memeli anlamına "Amazon" denilmiştir. (Mezos meme, amazos memesiz demekti.)

Ahmet Hikmet Dağlıoğlu bir makalesinde Amazonların, Etiler (Hitit) olması lazım geldiğini söylüyor. Karadeniz kıyılarına ticaret için gelen Yunanlılar, Etiler'i sakalsız, bıyıksız görünce kadınlardan ibaret bir zümre sandılar. Memleketlerine böylece bilgi götürüp, yaydılar ve bu cazip bilgileri sonradan mübalağalarda naklettiler.



Resim-3:AmazonIar'ın esir almışını gösteren temsili resim.

Herodot'ta Amazonlar ve Terme:

Herodot'un bildirdiğine göre de İskitler, Amazonlar'a "Oiorpata" derlerdi. Bu kelimenin Yunanca karşılığı "Erkek öldüren" demekti.

Herodot, Yunanlılar'ın, Amazonlar'la Termedon (Terme) savaşından sonra canlı olarak yakalandıkları Amazonlar'ı yanlarına alarak üç gemi ile denize açıldıklarından bahseder.

Yunanlı gemiciler, doğuda altın yapağılı koyunları yahut altın yapağıyı ara­maya gidiyorlardı. Kızılırmak ve Yeşilırmak deltasını gördüler. Sahil düz, sisli ve bataklık idi. Sahildeki insanlar silahlı ve savaşmaya hazır idiler. Hepsi de sakalsız ve bıyıksız oldukları için onları kadın zannettiler. Toplu halde Termedon çayı (Terme) havalesinde onları gördüklerinden, burasını onların başkenti saydılar. Onlarla savaşı göze alamayıp, doğuya doğru yollarına devam edip altın yapağıyı aradılar. Yunanlılar altın yapağılı koyun bulamayıp memleketlerine dönünce, herkesi hayrete düşürmek için kadınlardan ibaret ve başkenti Terme havalesinde bulunan bir Amazon devletinden söz açtılar ve buna uygun olarak o topluluğun çoğalması, adetleri, vücutları hakkında hayal dünyası geliştirdiler.

Bayburt Belgeseli 3 KaradenizTiwi
00:28:50
karadeniztiwi
10 Views · 9 months ago

Bayburt Belgeseli 3 KaradenizTiwi

Bayburt Doğu Anadolu'yu Karadeniz'e bağlayan Erzurum-Trabzon tarihi İpek Yolu üzerindedir. Marco Polo ve Türk seyyah Evliya Çelebi bu yoldan geçmişlerdir. Çoruh nehrinin kıyısında bulunan şehrin tarihi M.Ö. 3000'lere kadar uzanır.

Şehrin adı ve ne zaman kurulduğu hakkında ki bilgiler çok kesin değildir. Bu gün bilinen isminin Ortaçağ Ermeni kaynaklarında; Payberd, Bizans kaynaklarında; Payper, Baberd, Paypert. XIII. Yüzyıl sonlarında bu bölgeden geçen Marko Polo’nun seyhatnâme’sinde; Paipurth, Baiburt. Arap kaynaklarında; Bâbirt, II. Mesud adına 1291’de basılan bir parada Baypırt. Akkoyunlu tarihinden bahseden çağdaş eserlerde Pâpîrt şeklinde geçen kelimenin son hecesi Berd’in ”yüksek kale” anlamına geldiği bilinmekteyse de ilk hecesine bir mâna verilememektedir.
1647 yılında şehri ziyaret eden Evliya Çelebi Bayburt adının zengin manasına gelen “Bay” belde manasına gelen “yurt” gibi iki kelime ile izah eder. Osmanlı dönemine ait kaynaklar ise ismi bu günkü söylenişine uygun olarak Bayburt şeklinde kaydederler.

Bayburt şehrinin tarihi M.Ö.3000’li yıllara kadar uzanmaktadır. Şehir Azziler tarafından kurulmuştur. M.Ö 770-665 yılları arasında Kimmer ve İskitlerin akınına uğramıştır. İskitlerin (Saka TürTkleri) hakimiyetine giren Bayburt 2500 yıllık Türk şehridir. Daha sonra bölge sırasıyla Haldi’ler, Med’ler ve Pers’lerin hakimiyetine girmiştir.

M.Ö. 2. Yy.dan itibaren Pontus Krallığına bağlı olan Bayburt M.Ö. 40 yıllarında Roma hakimiyetine girmiştir.Bayburt ve yöresi Türk’lerin Anadolu da ilk yerleştikleri bölgelerdendir. Kesin Türk hâkimiyeti Malazgirt Zaferi’nden sonra gerçekleşti. Şehir, 1072’den 1202’ye kadar bazen Erzurum yöresinde hüküm süren Saltuklular’ın bazen de Danışmendiler’in hakimiyetinde kaldı Bayburt’un asıl gelişmesi, Süleyman Şahın kardeşi Erzurum Meliki Mugîsüddin Tuğrul Şah ve oğlu Cihan Şah Döneminde oldu.
Bayburt Anadolu Selçuklu Devleti’nin merkezi olan Konya’ya bağlandı. 1243 Kösedağ savaşının ardından Moğulların Anadolu’yu istilası sırasında, şehir yapılan antlaşma gereği Selçuk’lu idaresinde kaldı. Bu durum 1291’de burada II. Gıyâseddin Mesud adına para basılmasından anlaşılmaktadır.
İlhanlılar devrinde gelişen Bayburt, Ceneviz ve Venedik kervanlarının konakladığı bir yerdi. Moğolistan’a giderken buraya uğrayan Marko Polo şehirde zengin Gümüş madenlerinin bulunduğunu belirtir. Burada Mahmudiye ve Yakudiye medreseleri kurulmuş, Mevlevilik gelişme göstermiş, ayrıca Ahilik teşkilatı oldukça yayılmıştı. Uzun süre Akkoyunluların elinde kalan Bayburt ve yöresi 1501’de Safevîler tarafından alındı. Daha sonra Osmanlı kuvvetleri, Sah İsmail’in emirlerinden Kara Maksut-i Sultanının müdafaa ettiği Bayburt’u aldılar (Ekim l5l4).
Bayburt Erzincan ile birlikte Trabzon Beyi Bıyıklı Mehmet Paşa’ya verildi ve bir sancak merkezi haline getirildi. Osmanlı idaresinde Bayburt doğu sınırına yakın bir kale şehir olarak stratejik önemini korudu. Kanûnî’nin İran seferi sırasında önemi daha da artan Bayburt kalesi 1541’de esaslı bir tamir gördü. 1553’te Şah Tahmasb’ın akınlarına marûz kalan şehir XIX. Yüzyıla kadar önemli bir olaya şahit olmadı.
1828-1829 Osmanlı-Rus savaşı sırasında Rus birliklerinin işgaline uğradı. 1878 ve 1916’da Ruslar tarafından işgal edilen Bayburt bu işgaller sırasında geniş ölçüde tahrip edildi.
1927 ‘ye kadar Erzurum’a bağlı olan Bayburt bu tarihte Gümüşhane’ye bağlandı. 21.06.1989 tarihinden itibaren 3578 sayılı yasa ile il statüsüne kavuştu.

Tekkeköy / Samsun  KaradenizTiwi
00:03:35
karadeniztiwi
5 Views · 9 months ago

Tekkeköy / Samsun KaradenizTiwi

Tekkeköy ve civarında yapılan araştırmalar sonucunda paleolitik dönemden itibaren yerleşimin var olduğu öğrenilmiştir. Tekkeköy’ ün güneyinde yer alan bu yerleşimin tarihi M.Ö. 600.000-10.000 ‘li yıllara dayanmaktadır.

İlçedeki araştırmalarda Hitit dönemine ait katmanlara rastlanmıştır. Frigler ‘e ait kalıntılar da bulunmuştur.

Yöre M.Ö. 3.yy ortalarında Pontus devletinin sınırları içine girmiş, daha sonra sırasıyla Roma, Bizans ve Anadolu Selçuklu devletinin eline geçmiştir.

Selçuklular Anadolu’ya yerleşmeye başladığı zaman Bizans devletinin egemenliği altında olan yöreyi Türklere ve İslamiyet e açmak için, bölgenin önemini de dikkate alarak büyük Türk velisi Şeyh Zeynüddin’i buraya göndermiş ve bir tekke kurdurmuşlardır. Tahminen 1250-1330 yılları arasında yaşayan Şeyh Zeynüddin Kurduğu tekkede yolcuları, düşkünleri, fakir fukarayı kazan kurarak doyurmuştur. TEKKEKÖY adının buradan geldiği söylenmektedir.

1399’da Tekkeköy Osmanlı egemenliğine girmiştir. 1402 Ankara savaşından sonra Kubat oğullarının eline geçmiştir.1419’da çelebi Mehmet Tekkeköy’ü tekrar Osmanlı topraklarına katmıştır.

Osmanlılar döneminde burada Türkler ve Bizans döneminden kalma Rum halkı barış içerisinde yaşamışlardır. Ancak I.Dünya savaşı sırasında Türk ve Rum halkı arasındaki barış bozulmuştur. Kurtuluş savaşı sonrasında yapılan Lozan antlaşması gereği buradaki Rum halkı Batı Trakya Türkleriyle yer değiştirmiştir.

Trabzon Belgeseli
00:39:41
karadeniztiwi
12 Views · 9 months ago

Trabzon Belgeseli KaradenizTiwi
Kent merkezi kuzeyde denizden, güneyde Boztepe'nin üzerine kadar düzgün olmayan teraslar halinde yükselir. Değirmendere, Kuzgundere (ya da Tabakhane) ve Zağnos dereleri yerleşimi güneyden kuzeye derin boğazlarla bölmüştür. Tabakhane ve Zağnos dereleri arasında kalan ve düzgün olmayan yüksek bir masa formundaki alan üzerinde, kentin bilinen eneski yerleşim kalıntıları tespit edilmiştir. İşte bu nedenle Trabzon adının eski Grekçe masa ya da trapez/yamuk biçimi karşılığı olarak "trapezos” kelimesinden geldiği görüşü ağırlık kazanmaktadır. Trabzon adına, Trapezos olarak ilk kez, Yunanlı komutan Kesnophon tarafından kaleme alınan, M.Ö. 4. Yüzyılda geçen olayların anlatıldığı "Anabasis” adlı antik kaynakta rastlanmaktadır.

İyon kökenli Miletoslular Batı Anadolu'dan sonra M.Ö. 7. Yüzyılda Karadeniz'e de gelerek kıyılarda koloni kentleri kurmuşlardır. Trabzon da, merkezi Sinop olan bu kolonilerin arasında sayılmaktadır ve birçok araştırmacı, kentin ilk kuruluşu olarak bu dönemi göstermektedir. Oysa Kolkhlar, Driller, Makronlar gibi yerli kavimler Trabzon civarında çok daha önceden beri yaşamaktaydılar.

Aynı yüzyılda Karadeniz Bölgesi Kafkasya'dan gelen Kimmerler ve onların ardından İskitlerin akınlarına uğramıştır. Ancak bu akımların kolonilerin kuruluşundan önce mi yoksa sonra mı olduğu konusu tartışmalıdır. M.Ö. 6. Yüzyılda ise Trabzon Perslerin egemenliğine girerek, Pont Kapadokyası adı verilen satraplık içinde kalmıştır.

Makedonya Kralı Büyük İskender M.Ö. 334 yılında tüm Anadolu'da Pers hakimiyetine son vermiştir. İskender'in ani ölümünden sonra oluşan karışıklık sırasında Pont satrabı II. Ariantes'in oğlu Mithridates, yerli halkın desteğiyle Karadeniz'de Pontus Devletini kurmuştur. Trabzon, M.Ö. 280 yılında merkezi Amasya olan Pontus devletinin sınırları içinde kalmıştır.

M.Ö. I. Yüzyılda batıda güçlenen Romalılar Anadolu'yu da işgal etmeye başlamışlardır. Roma kralı Pompeius'un Pontus Kralı V. Mithridates'i Kelkit vadisinde bozguna uğratması üzerine Pontus Krallığı dağılmıştır. Böylece Trabzon , M.Ö. 66 yılında Roma yönetimine girmiştir. Roma'da Avgustus'la birlikte M.Ö. 27 yılındanitibaren imparatorluk dönemi başlamıştır. Avgustus'un idari düzenlemesi sonucu Trabzon, Pontus Polemoniacus adı verilen vasallık içinde yer almış, İmparator Tiberius zamanında (M.S. 14-37), diğer bir idare bölüm olan Kapadokya Eyaleti sınırları içinde kalmıştır. İmparator Nero döneminde ise (54-68) serbest kent olma ayrıcalığına kavuşturulmuştur. Trabzon bu dönemde "ünlü” ve "zengin” kent tanımlamasıyla tarihçilerin kitaplarında yer alır. Roma İmparatorluğunun doğu sınırının savunmasına önem veren Vespasian zamanında (69-79) Trabzon, Kapadokya -Galatya Eyaletine dahil edilmiştir.

Ünlü Roma İmparatoru Hadrian Döneminde (117-138) tüm imparatorlukta olduğu gibi Trabzon'da da önemli imar etkinliklerinde bulunulmuş, birçok dini ve askeri binalar ile yollar, su kemerleri ve yakın zamana kadar kalıntıları görülebilen yapay bir liman inşa edilmiştir Hadrian'dan sonra Trabzon'un parlak dönemi sona ermiş, 244 yılında para basma yetkisi elinden alınmıştır. Roma Döneminde basılan Trabzon sikkelerinin ön yüzlerindeRoma İmparatorlarının büstü olmakla birlikte, arka yüzlerinde Pontus Krallığı döneminden beri süregelen kendi mitolojik figürlerine yer verilmiş ve Grekçe yazı kullanılmıştır.

Trabzon, 276 yılında tüm Doğu Karadeniz Bölgesine akınlar yapan Gotların saldırısına uğramış, bu saldırıda tüm kent yakılıp yıkılmıştır. Roma İmparatorluğunun son dönemlerinde 4. Yüzyılın başında Diocletian Maximian, Constantinius ve Galerius'tan oluşan dörtlü idare zamanında Trabzon'da yeniden bir takım imar etkinliklerinde bulunulduğunu Trabzon Müzesindeki Latince bir kitabeden anlıyoruz.

Roma İmparatorluğu 395 yılında ikiye ayrılınca Trabzon, merkezi İstanbul olan Doğu Roma / Bizans İmparatorluğunun sınırları içinde kalmıştır. Bizans İmparatoru Justinianus (527-564) Trabzon'da kent surlarını restore ettirerek yeni bir imar etkinliğini başlatmıştır. Heraclius zamanında (610-641) imparatorluk askeri bölgelere ayrılmaya başlanmış, Trabzon, Teophilos zamanında (829-842) kurulan Khaldia Temasının merkezi olmuştur.

Müslüman Araplar 8. Yüzyılın başlarından itibaren Anadolu'ya düzenledikleri baskınlarda Doğu Karadeniz ve Trabzon'a gelmişlerdir.

Bizans İmparatorluğunun 1204 de IV. Haçlı seferleriyle gelen Latinlerin eline geçmesi üzerine, imparator I. Andronikos Komnenos'un İstanbul'dan kaçan torunları Alexios ve David, Gürcü Kraliçesi Tamara'nın da yardımıyla Trabzon'da 1204 yılında bağımsız olarak Komnenos Krallığını kurmuşlardır. Anadolu Selçukluları ile evlilik bağı oluşturarak ve vergi ödeyerek siyasi varlıklarını sürdürebilen Komnenos Krallığı, I. Manuel Komnenos zamanında (1238-1265) en parlak dönemini yaşamıştır. Gümüşhane'deki gümüş madenlerinin etkisiyle de ekonomik olarak güçlenen Manuel I'in sikkeleri üzerinde "en mutlu” ünvanı yer almaktadır.

KaradenizTiwi  Çayeli Marbudam Yaylası
00:26:25
karadeniztiwi
12 Views · 9 months ago

KaradenizTiwi Çayeli Marbudam Yaylası
Yöredeki herkesin Marbudam ismiyle bildiği İncesu Köyü Çayeli ilçesi sınırlarındadır. Ancak ilçeye oldukça uzak (45 km.) ve tüm Rize yaylaları gibi yüksek; 2280 rakımdadır.


Çayeli-Kaptanpaşa-Çataldere yolundan devam ederek İncesu (Marbudam) Yaylası’na ulaşılır. Manzaralı ve binek araçla gidilebilecek bir yoldur. İncesu’dan 3km. kadar daha devam edilirse Marbudam Orta Yayla’ya varılır. Küçük ve otantik bir yayladır.

Köyde kışın pek kalan olmuyor. Köy sakinleri genelde hayvancılıkla uğraşıyor. Hayvanların otlaması için geniş düzlükler vardır. Birçok köy gibi köy meydanında bir çeşme var ama biraz büyükçe bir çeşmedir. İklim şartlarından korunmak için evler birbirine çok yakındır. Taş ve ahşaptan yapılan evler arasında dar sokaklar bulunuyor.

KaradenizTiwi ZONGULDAK EREGLI BELGESELI
00:08:04
karadeniztiwi
12 Views · 9 months ago

KaradenizTiwi ZONGULDAK EREGLI BELGESELI
Karadeniz Ereğli Türkiye'nin kuzeyinde Batı Karadeniz Bölgesi'nde Zonguldak il sınırları içerisinde; 41 derece 17 dakika kuzey- 31 derece 24 dakika güney enlem ve boylamları arasında yer almaktadır. Şehir; kuzeybatıda Keştepe (Keşif Tepesi) ve Maltepe, kuzeyde Kaletepe (Heraklea Tepesi), kuzeydoğu da Örencik ve Hacıhasan Tepesi, doğuda Göztepe (Gözetleme Tepesi) ve Elmatepe olmak üzere yedi tepeyle çevrilidir. Bu tepelerden; Elmatepe 1960’lı yıllarda Ereğli-Düzce karayolu yapımı sırasında ortadan ikiye bölünerek yol güzergahına dahil edilmiş, ERDEMİR sahası içinde kalan bölümü 1992 yılındaki büyüme çalışmaları kapsamında tamamen kaldırılmıştır.

1961 yılında yapımına başlanan Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları’nın kurulabilmesi için Göztepe’nin arkasından Gülüç Irmağı’na kadar uzanan alanda, o zamanki adıyla Filtepe düzlenerek molozlarla denize doldurulmuş ve çok büyük alan elde edilmiştir. Denize dik yamaçlarla inen bu tepeler arasındaki vadilerden; Handeresi, Kemer, Tabakhane ve Kabasakal Dereleri akmaktadır.

Kaletepe 150 metre ile şehrin en yüksek tepesidir. Hemen altından başlayan bir yelpazeyle kıyıya doğru genişleyen eski Ereğli bu tepenin eteklerine kurulmuştur. Katip Çelebi’nin “Cihan Nüma” adlı eserinde “Liman kent” anlamına gelen “Bender-Ereğli” olarak anılan şehir; sanayi kimliğine karşın güzelliğinden, estetiğinden ve doğallığından bir şey kaybetmemiştir. İstanbul Anadolu Kavağı’na 105 deniz mili mesafesinde olan ve Pontus Heraklesi Harebeleri üzerine kurulu şehir; Alaca ve Bababurnu’nun oluşturduğu doğal dalga kıranla yıldız ve poyraz rüzgarlarına kapalı eşsiz bir limana sahip olması nedeniyle çevrenin en eski yerleşim yeridir.

Ereğli’nin büyümesi, ülke ekonomisinde önemli bir yer tutması ve dış dünyaya açılması Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları’nın ilçeye kurulması ile mümkün olmuştur. Ereğli ilçesinin bilinen en eski iki mahallesi Orhanlar ve Süleymanlar Mahalleleri olup, isimleri Osmanlı döneminde verilmiştir. Kale Tepe eteklerindeki bu iki mahalle eski Ereğli’ye yetmekteyken, Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları’nın kuruluş çalışmaları, 15 Mayıs 1965 tarihinde işletmeye alınması iç ve dış göçü gündeme getirmiş ve beraberinde nüfus patlaması yaşanmıştır.

İlçede 2 adet müze bulunmaktadır. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Karadeniz Ereğli müzesinde 3 bini aşkın arkeolojik eser sergilenmektedir. Karadeniz Ereğli Belediyesi Kent Müzesi 2014 yılında hizmete girmiş olup bu müze bilgi kaynaklıdır.

Karadeniz Ereğli sınırları boyunca 120 kilometrelik kıyı şeridine sahiptir. Karadeniz Ereğli'nin kıyaları boyunca, birçok doğal plajın yanı sıra; Karadeniz Ereğli Belediyesi, Erdemir Fabrikaları ve Karadeniz Bölge Komutanlığı'na ait kamp ve plaj tesisleri bulunmaktadır.

Karadeniz Ereğli’de ünü dünyaca meşhur “Osmanlı Çileği” yetiştirilmektedir. Osmanlı Çileği, Türkiye’de ve dünyada sadece Ereğli’de yetiştirilmekte olup her Mayıs ayının sonlarında meyvesini vermektedir. Kokusu, aroması ve tadıyla benzersiz özelliklere sahip olan Osmanlı Çileği adına ilçede festival düzenlenerek çilek yetiştiriciliğini teşvik etmek amacıyla ödüllü özendirme yarışmaları organize edilmektedir.

Ereğli’de, “Elpek Bezi” dokumacılığı da yapılmaktadır. Balıkçılık ilçenin belirli geçim kaynakları arasında yer almaktadır. Son yıllarda; ilçeye bağlı köylerde organik tarıma ilgi giderek artış göstermektedir. Kivi, ahududu ve aşılı böğürtlen gibi alternatif ürün yetiştiriciliği yaygınlaşmaya başlamıştır.

Karadeniz Ereğli'de Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı ilköğretim ve liseler ile özel okullarda 40 bin öğrenci öğrenim görmektedir. Ayrıca; Bülent Ecevit Üniversitesi’ne bağlı 2 adet fakülte yer almaktadır. Yaklaşık olarak 4.500 öğrencinin eğitim gördüğü Eğitim Fakültesi ile Denizcilik Fakültesi, Ereğli’nin gelecekte güçlü bir üniversite kenti olmasına katkı yapmaktadır. Denizcilik Fakültesi’ne bağlı Denizcilik İşletmeleri Yönetimi, Gemi Makineleri İşletme Mühendisliği, Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği ve Lojistik Yönetimi bölümlerinin başarılı gençler yetiştirerek ülke ekonomisinin ihtiyacı olan insan kaynaklarını kazandırmaktadır.

Karadeniz Ereğli'ye ulaşım büyük ölçüde karayoluyla sağlanmaktadır. Karadeniz Ereğli Organize Sanayi Bölgesi (OSB) 1.980,657 metrekarelik alanda kurulmuş olup, altyapı yatırımlarının yüzde 90'lık bölümü tamamlanmıştır. Karadeniz Ereğli OSB diğer bölge OSB'lerine göre şu avantajlara sahiptir; Birçok sanayi sektörünün ana girdisi olan yassı mamul demir çelik ürününün tek üreticisi ERDEMİR ile yan yana olması. Modern Tersaneler bölgesi ile her türlü doğal güzelliğin bir arada bulunduğu Karadeniz Ereğli, Ankara'ya 300 km. İstanbul'a 280 km. uzaklıktadır.

Alan: 782 kilometre

Şehir Nüfusu: 115.987 (2016 yılı verilerine göre)

Ereğli'ye bağlı Beldeler: Armutçuk, Ormanlı, Gülüç

Köy sayısı 94 Mahalle: 31

KaradenizTiwi Trabzon Çarşıbaşı
00:08:15
karadeniztiwi
6 Views · 9 months ago

KaradenizTiwi Trabzon Çarşıbaşı
Çarşıbaşı İlçesi Doğu Karadeniz Bölgesi ' nde Trabzon - Giresun sahil yolu üzerinde , Trabzon ilinin 34 km. batısında kurulmuş güzel bir yerleşim merkezidir .Çarşıbaşı'nın eski adı İskefiye olup 1962 yılında değiştirilmiştir . Bunun yanında , Vakfıkebir ' de kurulan pazara gidecek olan insanların konaklama yeri olduğu için Çarşıbaşı ' na Pazarönü de denilmekteydi .Çarşıbaşı Trabzon ' dan ayrı olarak düşünülemez . Bu bakımdan Çarşıbaşı ' nın Trabzon tarihi içerisinde incelemek gerekir . Zaten Çarşıbaşı Tarihi ' ni aydınlatacak araştırmalar da henüz yapılmış değildir .

Trabzon ' a ve Çarşıbaşı ' na ilk yerleşenlerin kimler oldukları tam olarak bilinemiyor . Ancak Milet ' lilerin Trabzon çevresine yerleşmelerinden çok önceleri bu yörede yerli toplulukların yaşadıkları , hatta Türk oldukları bilim adamlarınca kabul edilen İskit ' lerin buraya yerleştikleri ileri sürülmektedir .Miletliler ekonomik amaçlarla Karadeniz ' e açılmış , önce Sinop ' ta koloni kurup bundan sonra Doğu Karadeniz ' e doğru gelişmelerini sürdürmüşler , Trabzon ve çevresine hakim olmuşlardır . Miletliler Trabzon ' da koloni kurup etrafınıda kontrol altına almışlardır . Trabzon ' da Milet egemenliği 700 yıl devam etmiştir . Bu süre içerisinde Sinop ' tan gönderdikleri valiler aracılığı ile Trabzon ve çevresini yönetmişlerdir .Miletliler ekonomik amaçlarla Karadeniz ' e açılmış , önce Sinop ' ta koloni kurup bundan sonra Doğu Karadeniz ' e doğru gelişmelerini sürdürmüşler , Trabzon ve çevresine hakim olmuşlardır . Miletliler Trabzon ' da koloni kurup etrafınıda kontrol altına almışlardır . Trabzon ' da Milet egemenliği 700 yıl devam etmiştir . Bu süre içerisinde Sinop ' tan gönderdikleri valiler aracılığı ile Trabzon ve çevresini yönetmişlerdir .

Bundan sonra Pers ' ler Trabzon ' a hakim olmuşlar ve Hellenistik Döneme kadar hakimiyeti ellerinde tutmuşlardır . Hellenistik Dönemin sonunda Trabzon ve çevresi Pont krallığına bağlanmıştır . Daha sonra Romalılar Trabzon ' a hakim olmuşlar ve 395 yılına kadar roma hakimiyeti devam etmiştir . Bu tarihte Roma ikiye ayrıldığı için Tranzon ve çevresi Doğu Roma İmparatorluğu ' nun kontrolü altına girmiştir . Doğu Roma İmparatorluğu zamanında Trabzon ' un kale dışındaki yerleşim merkezlerine Bayburt üzerinden Çepni ve Yüreğir Türkleri göç ederek yerleşmeye başlamışlardır . Daha sonra Bizans ' ı hakimiyeti altına alan Latinler ' den kaçan bir kısım Rumlar Gürcüler ' den aldıkları yardımla Trabzon ' a gelerek burada Pontus Rum İmparatorluğu ' nu kurmuşlardır . Pontus Rum hakimiyeti Fatih Sultan Mehmet ' in Trabzon ' u fethine kadar devam etmiştir . Pontus Rumları son zamanlarında Akkoyunlular ile yakınlık kurarak güçlenmeye çalışmışlardır . Sultan II. Mahmut zamanında , denizden bir Rus baskınını önlemek , memleket savunmasını kolaylaştırmak amacı ile Trabzon kıyılarına top tabyaları yerleştirilmeye başlanmıştır . Bunlardan birisi de Çarşıbaı ' na kurulmuştur . Bu top tabyalarının görevini tam olarak yerine getirebilmesi için asker ve malzeme yönünden eksikleri giderilmiş ve bu hususta emirler yayınlanmıştır . Bunun yanısıra , devam eden Osmanlı-Rus harbi için bu yöreden asker alınması amacı ile bir emir çıkarılmış ( 1828 ) ve Vakfıkebir ' den 140 kişinin alınacağı belirtilmiştir .

Tanzimat sonrasında Trabzon vilayet olunca etrafındaki merkezler Trabzon ' dan yönetilmeye başlanmıştır . Çarşıbaşı ise Vakfıkebir ' e bağlanmış ve bu bağlılık uzun süre devam etmiştir .

Fatih Sultan Mehmet 1461 yılında karadan ve denizden Trabzon ' u muhasara ederek , buradaki Pontus Rum hakimiyetine son vermiştir . Trabzon 'un kısa sürede Türkleşmesi ve müslüman bir şehir statüsüne kavuşması için diğer fethedilen yerlerde uygulanan iskan politikası burada uygulanır . Samsun , Niksar , Ladik , Bafra , Osmancık , Çorum , Tokat ve Torul ' dan Türk aileler getirilip Trabzon ve çevresine yerleştirilir . Böylece Trabzon ve çevresi Türk nüfusunun yerleşimine açılmış olur .Osmanlı Devleti zamanında sancak olan Trabzon ' a etrafındaki yerleşim merkezleri bağlanır . Bu durum Kanuni Sultan Süleyman ' ın tahta geçişine kadar devam etmiştir . Kanuni Sultan Süleyman zamanında Trabzon ve çevresi erzurum ' a bağlanır .

Karadeniz Çamlıhemşin ÇAT Köyü  Dokadakla Doğa Yürüyüşü
00:58:01
karadeniztiwi
11 Views · 9 months ago

KaradenizTiwi Dokadakla Doğa Yürüyüşü Çamlıhemşin ÇAT Köyü

Yaylaya Ulaşım ve Genel Özellikleri: Fırtına vadisi köprüsünden sağdan devam edilerek Fırtına deresi boyunca Çamlıhemşin ilçesine varılır. İlçenin çıkışından iki dereninin birleşimi olan Zil kale- Çat ve Ayder vadisi olmak üzere yol ikiye ayrılır. Yol ayrımından sağdan Zil kale –Çat vadisine devam edilerek Sırasıyla; Konaklar mahallesi, Ortan, Çinçiva(Şenyuva) Mollaveyis, Zilkale, Omokta, Zilkale Köyü, Goluna, Meydan, Goboca geçilerek Çat Düzü ne ulaşılır.
Çat düzüne girişte çok eskilerden kalma sağlık ocağı ve yanındaki Toşi pansiyon geçilerek solda balık çiftliği ve Kaçkar dağları milli parkının evi geçilir, Çat düzünün çıkışından Elevit-Trevit Vadisi ve Hemşin Sıraköy - Kale- Başyayla-Çiçekli vadilerinin iki derenin birleşiminde olan köprünün solundan Cancık pansiyonun önünden geçilerek Çilanç köprü ve Lakubar geçilerek soldan kuzeye doğru dönen yolla devam edilerek Çat Köyüne (Yaylasına) ulaşılır. Ayrıca Cancık pansiyonun solundan dereden aşağıya doğru düzlükte Bilaloğlu ailelerinin yayla evleri vardır.

KaradenizTiwi Rize Fındıklı
00:03:35
karadeniztiwi
5 Views · 9 months ago

KaradenizTiwi Rize Fındıklı
FINDIKLI İLÇESİNİN YAKIN TARİHİ

Orhan Naci Ak tarafından yazılan Rize tarihi adlı eserde belirtildiğine göre :1876-1877 Osmanlı-Rus savaşından sonra imzalanan Berlin anlaşması ile 3 Mart 1878’den sonra Batum Ruslara bırakılmıştır.Batum’da yaşanan bu gelişme sancak merkezinin Batım’dan Rize ye taşınmasına neden olmuştur. 1867 yılında belediye teşkilatı kurulan Rize sancağın yeni merkezi olmuştur. Bu statüsünü 1. Dünya savaşı ve Kurtuluş savaşı yıllarında sürdüren Rize bu yıllarda ülkenin geneli de yaşanan büyük sorunlarla boğuştu. Uğradığı Rus işgali ve muhacirlik adı verilen göçler bölgenin gelişmesinin önündeki en önemli gelişme olmuştur.

Cumhuriyetin ilanını takip eden yıllarda ülke düzeyinde yeni bir idari teşkilatlanmaya gidildi.1924 çıkarılan yeni bir kanunla sancak teşkilatı kaldırılıp yerine vilayetler kuruldu. Rize Vilayeti eskiden olduğu gibi Atina ve Hopa Kazalarından oluşmaktaydı. Rize merkez ilçeye bağlı olarak Mapavri (Çayeli), Kurayiseba (İkizdere) Karadere (Kalkandere) nahiyeleri bağlanmıştır. Atina kazasına : Ardeşen ve Hemşin nahiyeleri bağlanmıştı. Hopa Kazasına ise:Viçe , Arhavi ,Kemalpaşa nahiyeleri bağlanmıştı.bu durum 1933 yılına kadar devam etti. 1933 yılında yeni bir düzenlemeye girildi. Bu tarihte Rize ili ile Artvin birleştirilerek Çoruh adı ile yeni bir vilayet kuruldu. Bu durum Rize vilayetinin sınırlarını genişlettiği için büyük bir memnuniyetle karşılandı. O tarihlerde Rize adıyla çıkarılan yerel gazetede ‘İki vilayeti birleştiren ÇORUH ismi,yeni bir inkişaf sahası açmış oluyor’ denilerek duyulan sevinç ifade edilmiştir. Ancak bu durum çok uzun sürmedi. 1936 da Artvin, hopa kazasını da yanına alarak eski statüsüne kavuşturuldu. Böylece Hopa’ya bağlı bir nahiye olan Viçe (fındıklı) de tekrar Artvin iline bağlanmış oldu.1486 tarihli tapu tahrir defterlerinde adına rastladığımız Viçe bu yıllarda Arhavi kazasının sahip olduğu iki zeametten biri olarak adlandırılmaktadır.(Osmanlı tımar sisteminde geliri 20,000 ile 99,999 akçe arasında olan dirliklere zeamet ismi veriliyordu.)

Bu yıllarda Arhavi kazasının Nahiyesine ait iki zeamet belgesi bulunmaktaydı. Bu zeametlerden biri viçe zeameti idi. Viçe zeametinin Zaimi Hüsrev Çelebioğlu Bali Bey idi. Viçe zeametinin Seraskerliğini de İskender paçova’nın tımarı ise Çınarlı köyü idi.

Viçe vahiyesi 1886 yılında kuruldu. Bu yıllara kadar Gavra adı ile bir köy staüsünde olan Viçe’de Jandarma teşkilatı da 26 Mart 1887 de kuruldu. Yeni kurulan bu nahiyeye atanan ilk nahiye müdürü Tuzcuoğlu Mehmet Efendi olmuştur.Yine bu yılki kayıtlara göre Rize de ilk rüştiye mektebi 1876 yılında açıldı.Pazar,Arhavi ve Fındıklı’da ise 1887 yılında birer Rüştiye mektebi açıldı.

Viçe nahiye olduktan sonra Hopa ilçesine bağlandı. Tek hakimli bir mahkeme kuruldu. Bunların yanında Nüfus idaresi ve tapu teşkilatı da kurulmuştur. Viçe’nin Hopa ile idari ilişkisi Fındıklı ilçe teşkilatının kurulduğu 1948 yılına kadar devam etti.

KaradenizTiwi Artvin Arhavi
00:05:18
karadeniztiwi
14 Views · 9 months ago

KaradenizTiwi Artvin Arhavi

Arhavi (Lazca: Arǩabi, Gürcüce: არქაბი/Arkabi); Türkiye Cumhuriyeti'nin Karadeniz Bölgesi'nde bulunan Artvin iline bağlı bir ilçe ve ilçenin merkezi olan şehir.

2014 yılında 20.306 ilçe nüfusuyla Artvin ilinin en büyük 5. ilçesidir. 15.901 şehir nüfusu ise Türkiye'de 308. ve Artvin ilinde Artvin ve Hopa'dan sonra en büyük 3. şehirdir.[4] Arhavi nüfusunun büyük bir bölümünü Lazlar oluşturur.[5]

Arazi yapısı engebeli ve dağlıktır. İlçe merkezinin alanı yaklaşık 6 km², toplam ilçe alanı ise 314 km²'dir. 9.69 km sahil uzunluğuna sahiptir.[6] Kapisre Deresi ilçedeki en büyük akarsudur.

Arhavi 1973 yılından beri düzenlenen Arhavi Kültür ve Sanat Festivali ile ünlüdür.


Arhavi MÖ 8. yüzyıla dayanan geçmişi ile Taş Devri'nde insan yaşamının olduğu Kolhis uygarlığının içinde yer alan bir yerdir.[8] MS 3. yüzyılda Lazika Krallığı'nın sınırları içinde yer alan Arhavi MS 6. yüzyılda Roma-Pers Savaşları'na sahne olmuştur. MS 8. yüzyılda Lazika Krallığı'nın yıkılması ile Doğu Roma'ya daha sonra da Trabzon İmparatorluğu'na bağlanmıştır. Arhavi bu dönemde imparatorluğa bağlı Ulu Lazia eyaletinin yönetim merkezi konumundaydı. Tüm Lazi kabilesinin şefi ve dolayısıyla eyaletin yöneticisi Sidere köyünde oturmaktaydı. Aynı devirde kayıtlara geçen önde gelen Arhavili yerel vergi mükellefleri; Elakri, Varank ve Tzaği aileleriydi.[9]

Osmanlı dönemi
Arhavi civarı 1486 yılında Osmanlı İmparatorluğu'na katılmıştır.[10] Osmanlı İmparatorluğu'na katıldıktan sonra Arhavi kazasına 6 hane Müslüman yerleştirilmiştir.[11] 1486 ve 1515 tarihli yazımlarda "Laz" veya "Lâz-ı Magal", 1520 ve 1554 tarihli yazımlarda "Arhavi" olarak kayıtlara geçmiştir.[12] 1486 tarihinde Lazistan kazasının merkezi olarak kabul edilen Arhavi köyünün nüfusunun tamamı Hristiyan olup, yaklaşık 181 kişiden oluşmaktaydı.

Arhavi kazası 1 Nisan 1566' da Batum sancağına bağlıydı. Kazanın Batum sancağına tam olarak ne zaman bağlandığı konusunda kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Muhtemelen 1 Şubat 1561-10 Mayıs 1562 tarihleri arasındaki bir tarihte bu sancağa bağlanmıştır.

10 Mayıs 1562 tarihli bir kayıtta Arhavi'nin Batum sancağına bağlı olduğu görülmektedir. 1583 yılında Arhavi kazası kendisine bağlı Arhavi ve Eksanos nahiyeleriyle Batum sancağına bağlı bulunuyordu. 1515'te Arhavi kazasının merkezi olan Arhavi köyünün nüfusu 421'i Hıristiyan ve 54'ü Müslüman olmak üzere 475'ti. 1520'de ise 411 Hıristiyan, 125 Müslüman vardı.

1874’te bölgeyi gezen Rus ordusunda görevli Gürcü general Giorgi Kazbegi Peroniti köyünden iki saatlik bir yolculuktan sona Arhavi’ye ulaşmıştır. Kazbegi’nin verdiği bilgiye göre, bu tarihte Arhavi bölgesi Hopa kazasına bağlı bir nahiye ve Arhavi kasabası de bu nahiyenin merkeziydi. Bu tarihte Arhavi kasabasının nüfusu 200 haneden oluşuyordu. Arhavi nahiyesi ise, 40 köyü kapsıyordu ve toplam 3.890 hanede 20-24 bin civarında insan yaşıyordu. Arhavi nahiyesi köylerinin büyük bir bölümü Arhavi ve Vitse (Viçe) vadilerinde toplanmıştı.[13]

1877 yılına kadar Gönye Sancağına bağlı kaldı. 93 Harbinden sonra Gönye bölgesinin Rusların eline geçmesi ile Lazistan Sancağı Trabzon'a taşındı ve Arhavi Rize'ye ilçe olarak bağlandı. Fındıklı ve Hopa ise Arhavi'ye bucak olarak bağlandı. 1900 yılında Hopa ilçe oldu ve Arhavi bucak olarak Hopa'ya bağlandı[10].

Rüşdiye mektebinde 1898 yılında 1 muallim 86 talebe, 1903 yılında 3 muallim 81 talebe bulunmaktaydı.[14][15]

23 Şubat 1915'te Hopa’yı işgal eden Rus kuvvetleri Hopa–Arhavi arasındaki uzaklığı 20 günde geçebilmiş ve 15 Mart 1915'te Arhavi’nin doğu kısmını ele geçirmişlerdi. 5 şubat 1916'da Kapisre Deresi Rus birliklerine geçilmiş ve Arhavi tamamen işgal edilmişti. Çarlık Rusya’nın yıkılması ve iç işlerinin karışıp bozulması Rusları geri çekilmek zorunda bırakmıştı. Böylece 2 yıllık bir işgalden sonra 12 Mart 1918 yılında Arhavi düşman işgalinden kurtulmuştu. Bu tarih Arhavi'de Kurtuluş Günü olarak kutlanır.

1916 yılında İttihat ve Terakki yönetimi Arhavi adı yerine Teşkilat adını önermiştir. Ancak uygulamaya geçilmemiştir.[16]

Cumhuriyet dönemi
1 Haziran 1933’te 2197 sayılı kanunun ikinci maddesine göre merkezi Rize olmak üzere Artvin ve Rize birleştirilerek Çoruh vilayeti teşkil edilmiştir. 4 Kasım 1936’da kabul edilen 2885 sayılı kanun ile merkezi Rize olan Çoruh vilayeti kaldırıldı ve Hopa merkezi Artvin olan Çoruh İline bağlandı. Böylece Arhavi'de Çoruh İli'ne bağlanmış oldu. 1946'da Musazade köyü ile Hacılar ve Çarnavut köyleri birleştirilerek bucak merkezinde Arhavi Belediyesi kuruldu.[17] 1954'te Aşağı Kapisre ve Yemişlik köyleri Arhavi Belediyesi sınırları içine alındı.[17]

Bu tarihte Arhavi bucağı 30 köyden oluşmaktaydı. Arhavi 6324 sayılı kanunla 1 Haziran 1954 tarihinde tekrar ilçe olmuştur. Çoruh adı 15 Şubat 1956 tarih ve 6668 sayılı kanunla Artvin olarak değiştirildi. Bunun sonucu olarak Arhavi, Artvin ilinin ilçesi oldu.

KaradenizTiwi Tranbzon Çaykara Uzungöl
00:06:45
karadeniztiwi
6 Views · 9 months ago

KaradenizTiwi Tranbzon Çaykara Uzungöl
Uzungöl Tarihi


Trabzon’un merkezinden 99 kilometre uzaklıkta olan Uzungöl, Türkiye’nin doğa harikası olabilecek yerlerinden biridir. Yerli ve yabancı turistlerin ilgisini her geçen gün daha fazla çeken Uzungöl, 1100 metrelik bir rakıma sahiptir. Uzungöl, Kaçkar Dağları ile Soğanlı Dağları’nın birleştiği alanda yer almaktadır. Trabzon ilinin turistik cenneti olarak görülen Uzungöl, yemyeşil bitki örtüsüne sahip bir yayla köyüdür.

Trabzon Pontus İmparatorluğu’nun kuruluşu günümüzden 2250 yıl öncesine dayanmaktadır. Konu Uzungöl olunca Of tarihinden de kısaca bahsetmemiz gerekmektedir. Bunun nedeni ise Uzungöl’ün 1948 yılına kadar Of ilçesine bağlı bir köy olmasıdır. Trabzon’da meydana gelen her bir değişimden Of ve Çaykara’da etkilenmiştir. Günümüzde ise Uzungöl Trabzon’un Çaykara ilçesinin sınırları içerisinde yer almaktadır.

Asıl adı Saraho olan Uzungöl’ün Osmanlı kayıtları başbakanlık arşivinde yer alan 991 tarihli tahrir defterinde, 12 hane yer almakta ve Müslüman nüfusun olmadığı anlaşılmaktadır (miladı 1586). Kurulduğu yer ise günümüzdeki yer değildir. Tsıran Dağı meziresi ile Haldızen, Yente üçgeninde bulunan eski adı Saraho olan yerin aşağısında harabeler ve evlerin duvar kalıntılarının bulunduğu alandır. Harabeler ve evlerin temel taşları ise günümüze kadar gelebilmişlerdir. 991 tarihli tahrir defterinde ise Uzungöl’ün adı Karye-i Saraho olarak geçmektedir.

Tsiran Dağı: Uzungöl ’de bir mezire
Saraho: Uzungöl’ün eski adı
Haldızen: Uzungöl’e bağlı bir köy
Yente: Uzungöl’e bağlı bir köy
Uzungöl resmi kayıtlara 1586 yıllarına denk gelmektedir. Fakat kuruluş tarihinin de 1586 yılından daha eski olduğunu dile getirebiliriz. Bu yüzden ilk kurulduğu yer resmi kayıtlarda yer almamaktadır. O yüzden de bugün yer aldığı yerleşim düzenine taşındıktan sonra kayıt altına alınmaya başlanmıştır. Ayrıca Saraho’da bulunan harabelere bakıldığında Saraho’nun da bu tarihlerde kurulduğunu söyleyebiliriz. Küçük bir köy olduğundan dolayı ulaşımın da biraz zor olduğunu düşünebiliriz. İşte bu yüzden de Uzungöl’ün tarihi çok eski yıllara dayanmaktadır. Çünkü buradan göç eden topluluklar veya insanlar Uzungöl’e yerleşince resmi kayıt altına alınmaktadır. Bu tarihlerde de nüfus hareketliliğine bakıldığında da Müslüman nüfusun buralarda yerleştiğini görebiliriz. 961 tarihli başbakanlık tahrir defterinde komşu köy olan Yente’de Müslüman hane 17 ile sınırlıyken 991 tarihli tahrir defterinde ise 128 hanedir. 30 yıl gibi kısa bir sürede bu kadar Müslüman nüfusun buraya yerleşmesi biraz şüphe uyandırabilir. Bu durum içerisinde çevre köyleri de baz aldığımızda biraz daha açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Yoğun nüfusu barındıracak bir tarım alanının olmayışı da insanlar arasında toprak ve arazi anlaşmazlıklarını beraberinde getirmiştir. Yente ve çevre köylerle de başlayan arazi anlaşmazlıkları günümüze kadar gelmiş ve yargı ile intikal etmişlerdir. Bu gibi durumlar geçmiş dönemlerde de görülmekteydi. Bunun en iyi kanıtı ise fermanlardır. Of ile ilgili fermanları tarihte görebiliriz. Bu ferman da Lale Devri’ne denk gelmektedir. Dönemin padişahı olan III. Sultan Ahmet sarayda zevk ve sefa içerisinde olduğundan memlekette olan bitenlerden de haberi olmamıştır. Eşkıya ve fırsatçı işbirlikçiler tüm Anadolu’da olduğu gibi Of ve Çaykara yöresinde diledikleri gibi hareket etmişlerdir. Devlete baş kaldıracak seviye gelmiş ve halka zulmetmeye devam etmişlerdir. Of ilçesinde 500’e yakın fermanın uygulanması da zulmün açık bir kanıtı diyebiliriz. Bu durum Müslüman olmayan köyleri de etkilemiş bazıları başka yerlere göç etmiş bazıları da vergi adaletsizliğinden şikayetçi olarak kayıt dışı kalmaya çalışmıştır. Bu durum da cezasız kalmamış Hicri 1122 yılında Miladi 1716 tarihinde Of ve Çaykara’nın aşağısındaki köyler padişah fermanıyla sürgün edilmişlerdir.

KaradenizTiwi Kastamonu Cide
00:05:28
karadeniztiwi
33 Views · 9 months ago

KaradenizTiwi Kastamonu Cide
KÜLTÜR VE TURİZM

Cide İlçesi kilometrelerce uzanan sahili, kıyıya dimdik inen dağların önünde muhteşem güzellikteki koylar ve her yanı yemyeşil ormanlarıyla Rıfat ILGAZ' a ilham kaynağı olmuştur. RIFAT ILGAZ, 1911 yılında Cide'de doğdu. Şiir yazmaya ortaokul öğrencilik yıllarında başladı. Cide' yi çok seven Rıfat ILGAZ "Hababam Sınıfı" adlı eserin yazarıdır.

Yerel kıyafetler ulusal ölçekte değerlendirildiğinde özellikle kadın kıyafetlerinde farklılıklar gözlenmektedir. Bu kadın kıyafetinde en belirgin nokta Rıfat ILGAZ'IN şiirlerine ve romanlarına da konu olan Sarı Yazma'dır. Kadınlar başörtüsü olarak kullandıkları sarı renkli bu yazma sembol haline gelmiştir. Fabrikasyon üretimin henüz gelişmediği dönemlerde Sarı Yazma



Cide'nin Başköy adlı köyünde yaşayan Mehmet GENÇ tarafından doğal ahşap baskı kalıpları kullanılarak yapılmakta idi. Halen çok az da olsa aynı kişi tarafından üretim yapılmaktadır. Kıyafetin diğer bölümleri ise şöyledir; Uzun bol etekli elbise (göynek), Kırmızı paçalı şalvar (don) ve Belde kuşak şeklindedir.

İlçenin 90 km uzunluğunda denize kıyısıve kesintisiz 11km plajı bulunmaktadır. Bunlar;Fakaz Yalısı (İlyasbey), Girivli Yalısı (Akbayır), Guble Yalısı (Çayyaka), Timne Yalısı (Uğurlu), Gayva Yalısı (Denizkonak), Bedi Yalısı (Çamaltı), Aydos Yalısı (Sakallı), Çoşnaraltı, Gazallıaltı, Köselialtı, Değirmenağzı, Gökçekale ve Kapısuyu’dur. Bu plajlar denizin mavisiyle, yeşilin her tonunun buluştuğu noktadır.

Küre dağları Karadeniz bölgesinin batısında yer almaktadır. Kastamonu ve Bartın sınırlarını kapsamaktadır. Milli park çevresindeki ilçe merkezleri içinde Cide önemli bir yere sahiptir.

Avrupa’da yok olmaya başlayan tabi alanlar, 20 sıcak nokta başlığı altında bir listeye alındı. Türkiye’de bu listeye giren ilk yer Küre Dağları Milli Parkıdır.

Milli Park içerisinde yer alan karstik kuşağı benzerlerinden ayıran en önemli yanı nemli bir iklim kuşağına sahip olmasıdır. Milli Park fauna ve yaban yaşamı yönünden de zengin bir potansiyele sahiptir; zeytin, mersin, kestane, kocayemiş, kızılçam, göknar, kayın, akça ağaç en çok rastlanılan ağaç türleridir. Türkiye’de varlığı bilinen 132 memeli türünün 40ına bu bölgede rastlanılmaktadır; tilki, su samuru, karaca ve geyik gibi nadir ve tehlike altında olan türlerde bu bölgede yaşamaktadır. Ayrıca; yaban kedisi, bozayı, ulu geyik Milli Park içerisinde yaşamını sürdürmektedir. Milli Park kültürel kaynak değerleri yönünden zengin çeşitlenmiş folklorik değerlere sahiptir. Ayrca; parkta planlanmış bölümlerde ve güzergahlarda çeşitli regreasyonel kullanım alanları bulunmaktadır; doğa yürüyüşleri, tırmanma alanları, eğitsel amaçlı doğa turları, regreasyonel olanakları başlılacaları arasında yer alır. Küre Dağları Milli Parkını en uygun ziyaret dönemleri genellikle yaz aylarıdır. Milli park alanına yakın mesafelerde konaklama imkanları bulunmaktadır. Bu eşsiz doğa harikaları içerisinde Armutlu Çayırı, Valla Kalyonu, Gömeren Şelalesi, Gömeren Kanyonu, Malyas Kaynyonu, Evken Şelalesi, Haçlı Mağara, Kısık, Aydos Kanyonu, Muna Deresi, Poyracık Şelalesi ve Kılıçlı Mağarası yer almaktadır.

Türkiye’nin tartışmasız en güzel koylarından biridir. Yolu düşüpte görenleri hayran bırakan doğa harikasıdır. Cide ilçe merkezine 11km uzaklıkta yer alır. İsmi Cenevizli’lerden kalma Gideros (Kytoros) koyunun çevresi kestane, meşe, kayın, şimşir ve çam ağaçlarıyla örtülüdür. Bu ağaçların renklerini yansımalar halinde koyun üzerinde hayranlıkla seyretmek mümkündür.

Gideros’a Homeros’un metinlerinde de rastlanır. Bu muhteşem koy kurtuluş savaşında üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirmiştir. Günümüzde birinci derece doğal, ikinci derece arkeolojik sit alanı olarak el değmemiş doğası korunmaktadır.

Küre dağları Milliparkı Avrupa’nın en önemli korunan ağı olan PanParks içerisindedir.PanParks sertifikası kar amacı gütmeyen bir vakıf tarafından verilmektedir. Bu vakıf Avrupa’nın olağanüstü doğal güzellikleri ile turzim arasında dengeye ve uyuma dayalı koruma alanları ağı oluşturmaktadır. Korunan alanların yönetiminde kalitenin artırılmasını teşfik etmektedir.

Küre dağları “bir dünya” mirası olarak koruma altına alınmıştır. Küre dağları milli parkı Avrupa’nın 13. Türkiye’nin ise ilk PanParks sertifikalı korunan alanıdır.

KaradenizTiwi Trabzon Yomra
00:06:54
karadeniztiwi
3 Views · 9 months ago

KaradenizTiwi Trabzon Yomra

Yomra, Karadeniz Bölgesi’nin Doğu Karadeniz Bölümü sınırları içerisinde yer alan güzel bir sahil kentidir. Konumu gereği sahip olduğu doğal güzellikleri ve ılıman iklim yapısıyla, tipik bir Karadeniz sahil şeridini içermektedir. Trabzon’un 15 km. doğusunda 7,5 km ‘lik dar bir koyda kurulmuştur. Kuşbakışı olarak; kuzey-güney doğrultudaki panoraması ile alan kazanmıştır.

Yomra’nın Genel Görünümü
Doğusunda yer alan Arsin ilçesi ile sınırı Harmanlı Deresi’nin 200 m doğusundan geçer. Batı sınırı ise; Zil Deresi‘nin batısından başlayıp merkez ilçe Yalıncak’tan güneye doğru Maçka ilçesi sınırlarıyla devam eder. Hemen güneyinde yer alan Gümüşhane sınırları üzerindeki bazı yaylalar Yomralılar ’ın yazlık mekânlarıdır.

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ
Kuzey güney doğrultudaki kıyı alanları çok dar olup hemen güneyinde yükselen dağları, Yomra’yı engebeli bir araziye sahip kılmıştır. Batıda yer alan ve jeolojik devirler boyunca deniz gerilemesiyle oluşan Kaşüstü kıyı düzlükleriyle, doğuda Harmanlı Deresi’nin denize döküldüğü aşağı çığırını içine alan düzlükler dışında engebesiz arazisi yoktur.
Yomra’daki Dağlık Arazilerin Görünümü
Dağlar arasında oluşturdukları derin vadilerle denize ulaşan derelerin yatakları boyunca iç kesimlere ulaşan çökekler oluşmuştur. Engebeli oluşumun nedeni; ilçenin, Alp Orojenezi sırasında yükselen genç kıvrım dağlarının Türkiye uzantıları üzerinde yer almasıdır. Yükseltisi 1500–2000 m. olan ve hemen kıyıdan başlayan dağlar üzerinde, Gümüşhane sınırındaki bereketli otlak ve meralarıyla yaylalar uzanır.

Yaylalardan Görüntüler
Yomra’da kıyı tipi “boyuna kıyı “ şeklindedir. Kıvrım dağlarının oluşumu bütün Doğu Karadeniz boyunca aynı paralel uzanışı gösterir. Bu nedenle küçük bir koy olan Yomra kıyılarında girinti ve çıkıntılar bulunmaz. Dalgaların aşındırıcı etkisiyle batıda Yalıncak kıyı sınırının bulunduğu yerde yalıyar (falez) oluşmuştur. Falezli kıyılar Doğu Karadeniz’in tipik oluşumlarıdır. Denize dik inen bu yüksek kayalıklar doğal güzellikler oluştururlar.

İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ
Karadeniz kıyıları boyunca, ılıman iklimin okyanusal tipi görülür. Bu sahilde yer alan Yomra’da yağışlar her mevsime dağılmıştır. Burası ülkemizin en fazla yağış alan yörelerinden biridir. Yaz ve kış; gece ile gündüz arasındaki ısı farkı azdır. İlçemizin bütün alanı dağlarla deniz arasında uzandığından iklimde kıyıdan iç kesimlere doğru çok fazla değişiklik görülmez. Yani şehrin tamamı denizin ılımanlaştırıcı, bol nemli etkisinden yararlanır. Buna rağmen kıyıdan iç kesimlere doğru ısı azalır. Çünkü yükselti hızla artmaktadır. Yükselti artarken orografik yağışlarda da artış görülür.

Yomra’nın Kıyıdan Uzak Arazileri
Kıyı kesiminde kar yağışının görüldüğü günler 1-3 günle, karın yerde kalma süresi 1 günle sınırlıdır. İç kesimlere gidildikçe, ısının azalması nedeniyle bu süreler uzar. Nemin ve yağışın bol olması, güneşli günlerin sayısını da azaltmıştır. Yıllık ortalama nem oranının % 70 ’in üzerinde seyretmesi, özellikle sıcak geçen yaz aylarında hayatı zorlaştırmaktadır.Yağışların fazla olması, özellikle bitki örtüsünün tahrip edildiği alanlarda, erozyona neden olmaktadır. Aşırı yıkanan toprağın üst tabakasındaki mineral maddeler ve kireç alt tabakalara sızar. Bunlar toprakta verimi düşüren etkenlerdir. Bu nedenle, doğal bitki örtüsünü ve kültür bitkilerini oluşturan türler, nadir rastlanan türlerdir.

Endemik Tür
Yomra’nın doğal bitki örtüsü; orman ve halk arasında “meşe” olarak adlandırılan, Karadeniz Makisi’dir.Kıyı kesiminde 200-300m.’ye kadar olan yamaçlarda yer yer makilikler bulunur. Ormanların uzun yıllar yakacak odun elde etmek için tahrip edilmesi, bozuk makilerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bunlar uzun boylu ağaçlarla bodur türlerin karışması neticesinde oluşmuştur. Bu topluluklarda; kumar-zifin ağaçları, kuşburnu, şimşir, ayı yemişi, defne, süpürge çalısı gibi türler vardır. Makinin asıl elemanları olan bitkiler, kışın da yapraklarını dökmezler. Bu nedenle, makiler kış mevsiminde de kıyı boyunca yeşil görünüşü ile belli olur. Kıyı alanının gerisinde uzanan dağlar boyunca yukarı doğru çıkıldıkça, geniş yapraklı ağaç türleri arasına karışmış çam soyları görülür. Geniş yapraklı türler arasında, günümüzde nesli tükenmekte olan karaağaç da vardır. Kızılağaç, kestane, meşe, gürgen, kavak, ıhlamur, incir ve zeytin, diğer yayvan yapraklılardan bazılarıdır. Yayvan yapraklı türlerin seyreldiği yerde çam türleri başlar. 1200 m.’den itibaren görülen çam türleri arasında; karaçam, sarıçam, köknar ve ladin yer alır. Ne yazık ki bu türler günümüzde tahribatın etkisiyle nadir görülen koruluklar halini almıştır.

KaradenizTiwi Bayburt 2
00:20:26
karadeniztiwi
5 Views · 9 months ago

KaradenizTiwi Bayburt Belgeseli 2

Bayburt Doğu Anadolu'yu Karadeniz'e bağlayan Erzurum-Trabzon tarihi İpek Yolu üzerindedir. Marco Polo ve Türk seyyah Evliya Çelebi bu yoldan geçmişlerdir. Çoruh nehrinin kıyısında bulunan şehrin tarihi M.Ö. 3000'lere kadar uzanır.

Şehrin adı ve ne zaman kurulduğu hakkında ki bilgiler çok kesin değildir. Bu gün bilinen isminin Ortaçağ Ermeni kaynaklarında; Payberd, Bizans kaynaklarında; Payper, Baberd, Paypert. XIII. Yüzyıl sonlarında bu bölgeden geçen Marko Polo’nun seyhatnâme’sinde; Paipurth, Baiburt. Arap kaynaklarında; Bâbirt, II. Mesud adına 1291’de basılan bir parada Baypırt. Akkoyunlu tarihinden bahseden çağdaş eserlerde Pâpîrt şeklinde geçen kelimenin son hecesi Berd’in ”yüksek kale” anlamına geldiği bilinmekteyse de ilk hecesine bir mâna verilememektedir.
1647 yılında şehri ziyaret eden Evliya Çelebi Bayburt adının zengin manasına gelen “Bay” belde manasına gelen “yurt” gibi iki kelime ile izah eder. Osmanlı dönemine ait kaynaklar ise ismi bu günkü söylenişine uygun olarak Bayburt şeklinde kaydederler.

Bayburt şehrinin tarihi M.Ö.3000’li yıllara kadar uzanmaktadır. Şehir Azziler tarafından kurulmuştur. M.Ö 770-665 yılları arasında Kimmer ve İskitlerin akınına uğramıştır. İskitlerin (Saka TürTkleri) hakimiyetine giren Bayburt 2500 yıllık Türk şehridir. Daha sonra bölge sırasıyla Haldi’ler, Med’ler ve Pers’lerin hakimiyetine girmiştir.

M.Ö. 2. Yy.dan itibaren Pontus Krallığına bağlı olan Bayburt M.Ö. 40 yıllarında Roma hakimiyetine girmiştir.Bayburt ve yöresi Türk’lerin Anadolu da ilk yerleştikleri bölgelerdendir. Kesin Türk hâkimiyeti Malazgirt Zaferi’nden sonra gerçekleşti. Şehir, 1072’den 1202’ye kadar bazen Erzurum yöresinde hüküm süren Saltuklular’ın bazen de Danışmendiler’in hakimiyetinde kaldı Bayburt’un asıl gelişmesi, Süleyman Şahın kardeşi Erzurum Meliki Mugîsüddin Tuğrul Şah ve oğlu Cihan Şah Döneminde oldu.
Bayburt Anadolu Selçuklu Devleti’nin merkezi olan Konya’ya bağlandı. 1243 Kösedağ savaşının ardından Moğulların Anadolu’yu istilası sırasında, şehir yapılan antlaşma gereği Selçuk’lu idaresinde kaldı. Bu durum 1291’de burada II. Gıyâseddin Mesud adına para basılmasından anlaşılmaktadır.
İlhanlılar devrinde gelişen Bayburt, Ceneviz ve Venedik kervanlarının konakladığı bir yerdi. Moğolistan’a giderken buraya uğrayan Marko Polo şehirde zengin Gümüş madenlerinin bulunduğunu belirtir. Burada Mahmudiye ve Yakudiye medreseleri kurulmuş, Mevlevilik gelişme göstermiş, ayrıca Ahilik teşkilatı oldukça yayılmıştı. Uzun süre Akkoyunluların elinde kalan Bayburt ve yöresi 1501’de Safevîler tarafından alındı. Daha sonra Osmanlı kuvvetleri, Sah İsmail’in emirlerinden Kara Maksut-i Sultanının müdafaa ettiği Bayburt’u aldılar (Ekim l5l4).
Bayburt Erzincan ile birlikte Trabzon Beyi Bıyıklı Mehmet Paşa’ya verildi ve bir sancak merkezi haline getirildi. Osmanlı idaresinde Bayburt doğu sınırına yakın bir kale şehir olarak stratejik önemini korudu. Kanûnî’nin İran seferi sırasında önemi daha da artan Bayburt kalesi 1541’de esaslı bir tamir gördü. 1553’te Şah Tahmasb’ın akınlarına marûz kalan şehir XIX. Yüzyıla kadar önemli bir olaya şahit olmadı.
1828-1829 Osmanlı-Rus savaşı sırasında Rus birliklerinin işgaline uğradı. 1878 ve 1916’da Ruslar tarafından işgal edilen Bayburt bu işgaller sırasında geniş ölçüde tahrip edildi.
1927 ‘ye kadar Erzurum’a bağlı olan Bayburt bu tarihte Gümüşhane’ye bağlandı. 21.06.1989 tarihinden itibaren 3578 sayılı yasa ile il statüsüne kavuştu.

KaradenizTiwi Bolu Dağı Bedavradan
00:03:38
karadeniztiwi
4 Views · 9 months ago

KaradenizTiwi Bolu Dağı Bedavradan

Bedavradan Evceğizin
Bedavradan evceğizin nenni
Paçavradan doncuvazın nenni
Tarhanadan cincüvezin nenni
Nenni de benim yavruma nenni

Haydi de gidelim bahçalara nenni
Zerdali goyalım bohçalara nenni
Okuturam hocalara nenni
Nenni de benim yavruma nenni

Bebek beni deletti nenni
Yaktı beni kül etti nenni
Her kapıya kul etti nenni
Nenni de benim yavruma nenni


Bolu Dağı, Bolu ilinde bulunan dağdır. Düzce Ovası ile Bolu Ovasını birbirinden ayırır. 1993 yılında başlayan 2007 yılında bitirilen Bolu Dağı Tüneli bu dağdan geçmektedir. Ankara-İstanbul arasında geçiş noktası konumunda olduğundan stratejik öneme sahiptir.

Bolu
Coğrafya :
Bolu ili Yurdumuzun Batı Karadeniz Bölgesinde, 30º 32’ ve 32º 36’ doğu boylamları, 40º 06’ ve 41º 01’ kuzey enlemleri arasında yer almaktadır. Yüzölçümü 8.323,39 km² olan İlimizin batısında; Sakarya ve Düzce, güneybatısında; Bilecik ve Eskişehir, güneyinde; Ankara, doğusunda; Çankırı ve Karabük, kuzeyinde; Zonguldak illeri vardır.
İlin merkez ilçe haricinde 8 İlçesi, 3 beldesi ve 487 köyü vardır.

Nüfus Yapısı: 2019 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verilerine göre ilin genel nüfusu 316.126 olup kentsel nüfus 233.379, kırsal nüfus 82.747’dir. İlimizde şehirde yaşayan nüfusun toplam nüfusa oranı % 73,8 iken, kırsalda yaşayan nüfusun toplam nüfusa oranı % 26,2’dir. Bolu Şehir Merkezi Nüfusu 180.197’dir.

Bolu İl Merkezine göre; Dörtdivan, Yeniçağa ve Gerede İlçeleri doğuda, Mengen kuzeydoğuda, Göynük ve Mudurnu İlçeleri Güneybatıda, Seben ve Kıbrıscık İlçeleri ise güneyde yer almaktadır. Bolu'nun Batısında Düzce ve Sakarya, Güneybatısında Bilecik ve Eskişehir, güneyinde Ankara, doğusunda Çankırı, kuzeyinde Zonguldak ve kuzeydoğusunda Karabük İlleri yer alır. İl sınır uzunluğu 621,4 km. dir.

Dağlar: İl topraklarının % 56’ sını kaplamaktadır. lin güneybatı - kuzeydoğu istikametinde Bolu Dağları; en yüksek yeri 1980 m. ile Çele Doruğu, ve Abant Dağları (1748 m.), Gerede'nin kuzeyinde Arkot (1877 m.) ve Göl Dağları (1112 m.)dır. En güneyde ilk iki sıradan daha yüksek olan ve genel olarak Köroğlu Dağları (en yüksek yeri 2499 m.) adı verilen volkanik dağlar uzanır. Bolu'nun güneyindeki uzantısı Seben Dağları 1854 m. Mudurnu civarında Ardıç Dağları 1443 m. Güneydeki Çal Tepesi ise 1640 m. yüksekliğindedir.

Ovalar: İl Yüzölçümünün % 8’ini kaplayan ovalar genel olarak batı – doğu istikametinde uzanırlar. 725 m. yükseltideki Bolu Ovası ve 1300 m. yükseltideki Gerede Ovaları en genişleridir. Diğer ovalar ise Yeniçağa Ovası, Mudurnu Ovası ve Göynük ilçesinin güneyinde Himmetoğlu Ovasıdır.

Akarsular: Bolu’da en önemli akarsular Büyüksu, Mengen Çayı, Aladağ Çayı, Mudurnu Çayı , Göynük Suyu, Çatak Suyu ve Gerede Çayıdır.

Göller : Yörede morfolojik yapının karmaşıklığı, akarsu sayısının çokluğu, yükselti farklılıkları ve eğimin fazlalığı gibi faktörler çok sayıda gölün oluşmasına neden olmuştur. Havzaların ve çanakların yüzölçümlerinin küçüklüğü göllerin de küçük alanlı olması sonucunu doğurmuştur. Abant Gölü, Yeniçağa, Çubuk, Sünnet, Yedigöller, Karagöl, Sülüklügöl, Karamurat en önemli göllerdir.

İklim : Bolu genellikle Batı Karadeniz ve Karadeniz iklim tiplerinin içinde yer almaktadır. Bunun yanında güneybatı bölümlerinde Marmara ve İç Anadolu iklim tipleri de görülmektedir. Son 52 yıllık verilere göre ortalama günlük güneşlenme süresi 5 saat 49 dakika, yıllık yağış 536 mm. yıllık ortalama yağışlı gün sayısı ise 137 gündür.

Bitki Örtüsü :Bolu'da hakim bitki örtüsü ormanlardır. İl topraklarının %65'i ormanlarla kaplıdır. Karadere, Seben ve Aladağ Ormanları yurdumuzun en zengin ormanlarıdır. Hakim ağaç türleri kayın, gürgen, ıhlamur, dişbudak, meşe, kızılağaç, karaağaç, kavak, köknar ve sarıçamdır.

Ulaşım:

Ankara–İstanbul karayolu üzerinde bulunan Bolu’ya sadece kara yolu ile ulaşım sağlanabilmektedir.

KaradenizTiwi Giresun Bulancak
00:05:53
karadeniztiwi
13 Views · 10 months ago

KaradenizTiwi Giresun Bulancak
Bulancak
BULANCAK TARİHİ

Günümüzde resmi rakamlara göre; toplam nüfusu 61 bin 833 olan ve 39 bin 160 şehir nüfusuna (1), sahip olan Bulancak ilçesinin yüz ölçümü 608 km2’dir.

16 Mahalle (2), ve 61 Köyü (3), bulunan Bulancak, Giresun’un gerek nüfus gerekse ekonomik olarak en büyük ilçesidir. Karadeniz Sahil şeridinde kurulu olan ilçenin sınırları, Giresun şehir merkezi, Dereli ilçesi, Ordu ili ve Piraziz ilçe sınırları ile çevrilidir.

Günümüze ait bu genel bilgilendirmeden sonra, Giresun ve Ordu arasında ki en önemli yerleşim merkezi olarak dikkat çeken Bulancak’ın tarihine göz attığımızda inebildiğimiz en eski bilgiler Hititlere kadar inmektedir. M.Ö.l400-l200 yıllarında bölge Hititlerin yönetiminde iken, Trabzon-Erzurum-Giresun yörelerine AZZİ ülkesi denilmekte idi. Bu yöreler, M.Ö.l200 yıllarından sonra Deniz kavimleri göçleriyle çeşitli kavimlerin egemenliğine girmiştir. Hitit Devletinin yıkılmasından sonra bölge Frigya Krallığının yönetimine girmiştir. Doğudan gelen İskit ile Kimmerler (Kırım) tarafından Frigler yıkılınca, bölge M.Ö. 7.YY.larda Ege bölgesinde hüküm süren, ticaret yapan ve Koloni şehirler kuran Miletosluların hakimiyetine girmiştir.

M.Ö. 4.yüzyılda gezgin bir Yunan tarihçisi olan Ksenephon’un, Yunan ordusuyla katıldığı bir Anadolu seferi sırasında kaleme aldığı Anabasis (Onbinlerin dönüşü) adlı eserinde bu dönemde yörede yaşayan kavimler hakkında ayrıntılı bilgilere yer verilmiştir. Ksenephon’un Anabasis’inde, o yıllarda Bulancak ve çevresinde Kalibler, Tibarenler ve Mosinekler isimleriyle anılan eski Anadolu kavimlerinin yaşadıklarını öğreniyoruz. Bunlardan Kalibler ve Tibarenler’in orta Asya’da yaşayan eski Türk kavimleri olmaları ve bölgeye geleneksel Türk madenciliğini getirmeleri önemlidir.

Giresun ve Bulancak yöresi yine M.Ö. 4.Yüzyıllarda Pers Devletinin yönetimine girmiş. M.Ö.3.Yüzyılda bir süre Kapadokya Krallığının yönetiminde kalmış, daha sonra Makedonyalıların iradesine geçmiştir.

M.Ö. 2. ve I.Yüzyıllarda bölgeye Pontuslular hakim oldu. M.Ö. 6l.inci yılda Pontus Kralı Midridates Roma Komutanı Luculus’a yenilince yöre Roma yönetimine girmiştir. M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye ayrılınca, Bulancak Doğu Roma İmparatorluğunun sınırları içinde kalmıştır. M.S.11.Yüzyılda Doğu Roma Devletinin Başkenti İstanbul, Haçlılar tarafından istila edilince, İmparator Kommenus’un çocukları Trabzon’a gelerek M.S. l204 yılında Trabzon Başkent olmak üzere Trabzon Rum (4) Devletini kurdular. Bulancak’ta bu devletin sınırları içinde kaldı.

Bilindiği gibi Türkler, 1071’lerden itibaren Anadolu’ya hakim olmaya başlamışlardır. Fakat, Ordu ve Giresun yöresi, Türkler tarafından ancak 14. yy sonlarından itibaren fethedilmeye başlanmıştır. 26 Ağustos 1071’de Malazgirt Meydan Savaşı’ndan sonra Anadolu’nun fethine başlayan, akın akın Anadolu’ya gelen Selçuklu Türkleri Karadeniz sahillerini de Türk hakimiyeti altına almıştır. Haçlı Seferleri sırasında Anadolu Selçuklu Devleti’nin zayıflaması sonunda sahil şeridi Türklerin elinden çıkmış, M.S.l204 yılında kurulan Trabzon Pontus Devletinin eline geçmiştir.

M.S. l277 yılında Oğuzların bir kolu olan ve Anadolu’ya gelen Çepni Türkleri, önce Sinop’u aldı. Bu sırada Anadolu’da Moğol baskısı da zayıflıyordu. Daha sonra Çepni Türkleri bütün Canik (5) Bölgesine hakim olmaya başladılar.
Niksar’ın doğu taraflarındaki bölgede kurulmuş olan ve bir Çepni Türk Beyliği olan Hacı Emirli Beyliği, faaliyetlerini 14. yy sonlarında doğuya doğru geliştirmiş ve bu Türk beyliğinin en büyük beylerinden biri olan Süleyman Bey 1397’de Ordu ve Giresun şehirlerini fethetmiştir.
Süleyman Bey’in bu fethiyle birlikte bölgeye; Çepni, Döğer, Eymir, Karkın, Ala-Yuntlu, Bayındır, İğdir gibi Oğuz boyları gelip yerleşmişlerdir. Bu boyların isimleri, bazı yer adlarında hala yaşatılmaktadır. Böylece Trabzon Rum Devletinin toprakları Trabzon ve çevresi olarak kalmıştır. Artık yöre Osmanlı İmparatorluğunun hâkimiyetine geçmiş ve Türk yurdu olmuştur. Buradaki “yurd” kelimesi önemlidir. Çünkü buraya gelen Türkler bölgeyi istila için değil, yurd edinmek için gelmişlerdir.

KaradenizTiwi Giresun Görele
00:08:23
karadeniztiwi
4 Views · 10 months ago

KaradenizTiwi Giresun Görele
Görele
Görele adı antik çağda bugünkü Eynesil kasabası çıkışında 'Görele Burnu' diye anılan, harabe halinde kalıntılarına rastlanan "Coralla / Koralla" şehrinden gelmektedir. Görele Burnu'nda Bizans döneminden kalma dört kale harabesi vardır. Kale harabeleri üzerinde yapılan arkeolojik çalışmalar buranın Ortaçağ Bizans kalesi olduğuna işaret eder ve en geç XIV. Yüzyılda yapılmış olabileceği ihtimalini ortaya koyar. Bu bilgilerden yola çıkarak eski Görele'nin İtalyanca mercan anlamına gelen Coralla olduğu ve Cenevizliler tarafından oluşturulduğu şeklindeki yaygın kanaatin doğru olmadığı anlaşılmaktadır. Şu halde bu adın, Cenevizliler'in Karadeniz'e gelmelerinden önce de var olduğu açıktır.Coralla'nın anlamını Bilge Umar 'Çıkıntılık-çık' olarak tarif eder.
Halkın birbirine 'haydi görelim', yahut 'git gör hele' demelerinden dolayı Görele adının 'Görhele' sözlerinden çıktığı ise yakıştırmadan ibarettir. 'Coralla/Koralla' Türk telaffuzuna uygun olarak 'Görele' şekline dönüşmüştür.

Görele kalesinin bu günkü verilere göre Orta Çağ'da bir Bizans kalesi olarak kurulduğu belirli olmakla beraber yerleşmesinin bundan daha önceki tarihlere gittiği de düşünülebilir. Bugüne kadar ulaşan rivayetlere göre eski Görele, 1741'de mamur bir yer ve müstahkem bir kale idi.

I.Mahmud (1699-1754) tarafından çıkan bir ayaklanma sırasında gönderilen donanma ile yakıldı ve geriye kalan halk da şimdiki Görele'ye (Elegü) yerleşti. Gerek I.Mahmud, gerekse II. Mahmud zamanında çıkan olaylar sebebiyle eski Görele dağılmış ve geriye kalan halk da şimdiki Görele'ye (Elegü) yerleşmiştir.

1851'de buradan geçen Alman alim A.d.Mortdmann ''60 yıl önce yakıldığı belirtilen hisar ve köyün harabelerinin bulunduğu Koralla burnunu geçtik" der. Buna göre Koralla'nın yanması takriben 1790-91 yıllarına tekabül eder.

Eski Görele, Trabzon Rum Devleti'nin kurulmasından sonra onların sınırları içinde önemli bir stratejik mevkii özelliği kazandı. 1404 yılında Trabzon kralı İmparotor III.Manuel'in (1390-1412) memleketinin sınırları batı sahil boyunu takiben Giresun'u geçiyordu. Bu eyalette Korilla(Görele) da batı Trabzon imparatorluğuna aitti.

Görele'nin Osmanlı egemenliğine kesin olarak geçmesi Fatih Sultan Mehmed tarafından sadece kıyıdaki Giresun, Tirebolu, Görele kalelerinde yaşıyor, köylerde yerli halktan zümrelere rast gelinmiyordu. Kırlık kesim Oğuzlar'ın Çepni boyuna mensup olanların elinde bulunuyordu.

Osmanlı idaresi altındaki Görele hakkında en eski bilgiler XV. yüzyıla kadar iner. XV. ve XVI. yüzyıllara ait Trabzon sancağı tahrir defterlerinde yer alan bilgilerden en eskisi 1486 tarihlidir. 1486'da Akçaabad nahiyesine tâbi olan Görele kasabası 9 nefer Müslüman kale görevlisi, 60 hane, 6 biye (dul), Hristiyan nüfusa sahip idi. Buna göre Görele kalesinde 33'ü Müslüman, 334'ü Hristiyan olmak üzere 357 kişinin yaşadığı tahmin edilebilir.
Görele'nin Osmanlı egemenliğine kesin olarak geçmesi Fatih Sultan Mehmed tarafından sadece kıyıdaki Giresun, Tirebolu, Görele kalelerinde yaşıyor, köylerde yerli halktan zümrelere rast gelinmiyordu. Kırlık kesim Oğuzlar'ın Çepni boyuna mensup olanların elinde bulunuyordu.

Osmanlı idaresi altındaki Görele hakkında en eski bilgiler XV. yüzyıla kadar iner. XV. ve XVI. yüzyıllara ait Trabzon sancağı tahrir defterlerinde yer alan bilgilerden en eskisi 1486 tarihlidir. 1486'da Akçaabad nahiyesine tâbi olan Görele kasabası 9 nefer Müslüman kale görevlisi, 60 hane, 6 biye (dul), Hristiyan nüfusa sahip idi. Buna göre Görele kalesinde 33'ü Müslüman, 334'ü Hristiyan olmak üzere 357 kişinin yaşadığı tahmin edilebilir.
1788'den önce devam Trabzon valiliğine getirilen Canikli ailesinden Battal Hüseyin Paşa, savaşın bir kuvvetle gittiği Anapa üzerine gönderildi ise de gitmedi. Ertesi yıl az bir kuvvetle gittiği Anapa'da Ruslara yenildi ve esir düştü (Ekim 1790). Bunun üzerine Anapa seraskerliğine babasının kethüdası olan Sarı Abdullah Paşa getirildi. Abdullah Paşa da cepheye gitme işini ağırdan alınca Anapa Ruslar'ın eline geçti (1791). Bu duruma çok içerleyen padişah III.Selim Anapa'nın Ruslar'ın eline geçmesine Sarı Abdullah Paşa'nın sebebiyet verdiğini düşündüğünden onu azlederek yerine Kuğu-zade Süleyman Paşa'yı Trabzon Valisi tayin etti ve Sarı Abdullah Paşa'nın katlini ona havale etti.

1800 yılı sonlarında Görele ile Tirebolu kazalar arasında bir arazi ihtilafı söz konusu oldu.Eynebe tabir edilen yer Kuğu-oğlu Ömer tarfından Görele toprağıdır diye zapt edilince, yapılan itiraz sonunda Eynebe'nin öteden beri Tirebolu toprağı olduğuna karar verildi (10 Aralık 1800).

1811'de Görele Kuğu-oğullarının, Tirebolu Kel Ali-oğullarının, Giresun Laçin-oğullarının idaresinde idi.

1811'den itibaren Görele nüfus bakımından giderek dağılmış, buradaki halk yakınlardaki köylerde oturmaya ve bir bölümü de daha sonra Elevi denilen yerde yeni Görele'ye yerleşmeye başlamış olmalıdır.

KaradenizTiwi Gümüşhane
00:08:58
karadeniztiwi
16 Views · 10 months ago

KaradenizTiwi Gümüşhane
Merkez ile birlikte 6 adet ilçesi, 14 adet belediyesi ve 322 adet köyü bulunan Gümüşhane ilinin nüfusu, 2018 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre 162.748 kişidir. Söz konusu nüfusun %49,4’ ünü oluşturan 80.306 kişi il/ilçe merkezlerinde yaşarken, 82.442 (%50,6) kişi belde ve köylerde yaşamaktadır. Nüfus yoğunluğu km² başına 25 kişidir. Gümüşhane’de 15-64 yaş grubunda bulunan çalışma çağındaki nüfus (114.368 kişi), 0-14 yaş grubunda (29.404 kişi), 65 ve daha yukarı yaş grubunda ise (18.973 kişi) bulunmaktadır.


İlin işgücüne katılım oranı % 49,9’dur (Türkiye ortalaması % 50,8). İstihdam oranı %46,3 olarak gerçekleşmiştir. TÜİK verilerine göre ildeki işsizlik oranı ise %7,2 seviyesindedir (2013 yılı). Aynı dönemde Türkiye ortalaması %9,7’dir. İŞKUR 2017 yılı verilerine göre ilimizde küçük ve orta ölçekli işletmelerde toplam 7.641 kişi istihdam edilmektedir. Kayıtlı işsiz sayısı 3.383’tür.

Gümüşhane’de yer alan okul öncesi, ilköğretim, genel orta öğretim ve mesleki ve teknik orta öğretim kurumlarının toplam sayısı 202’dir. Söz konusu okullarda toplam 1.661 derslikte 2.031 öğretmen tarafından 28.767 adet öğrenciye eğitim verilmektedir. İldeki okullaşma oranlarına bakıldığında ilköğretim okullaşma oranı % 61, ortaöğretim okullaşma oranı % 57,07’dir. İlde derslik başına düşen öğrenci sayıları bakımından Türkiye ortalamasının altında küçük sınıflarda eğitim verilmektedir.

İlde ayrıca 6 adet Halk Eğitim Merkezi ve bir adet Mesleki Eğitim Merkezi bulunmaktadır. Bu kurumlarda yer alan toplam 28 adet derslikte, 79 öğretmenle 17.115 adet kursiyere kurs verilmiştir.

2008 yılında kurulan üniversitenin Gümüşhane Üniversitesi bünyesinde 2 Enstitüsü, 7 Fakültesi, 1 Yüksekokul, 10 Meslek Yüksekokulu ve 8 Araştırma ve Uygulama Merkezi bulunmaktadır. YÖK’e ait 2017-2018 Öğretim Yılı verilerine göre öğrenci sayısı 18.285 olup toplam 631 adet öğretim elemanı görev yapmaktadır.
İlde 6 adet devlet hastanesi bulunmaktadır. İldeki sağlık kurumlarında toplam 189 adet hekim, 45 adet diş hekimi, 292 hemşire ve 82 ebe görev yapmaktadır. İlde 900 kişiye bir hekim düşmektedir.

Gümüşhane’de 1 adet müze, 9 adet halk kütüphanesi bulunmaktadır. Gümüşhane’de Kültür Merkezi bünyesinde yer alan sahnede gösteriler yapılmakta olup salonlardaki koltuk sayısı toplam 350’e ulaşmıştır. 2018 yılında 62 adet gösteri sahne almış olup söz konusu etkinliklere toplam 14.035 seyirci katılmıştır.
Adını sahip olduğu maden varlığından alan Gümüşhane ili, maden yatakları potansiyeli açısından Doğu Karadeniz Bölgesinin en önemli illerinden olup tespit edilen 22 adet metalik maden ve 17 adet endüstriyel hammadde yatak ve zuhuru mevcuttur. Özellikle altın ve bakır-kurşun-çinko bölgede önemli yataklar oluşturan başlıca metalik madenlerdir. Gümüşhane granitleri ve onlarla temas halindeki kayaçlar, gümüş, bakır, kurşun hatta altın gibi sadece metalik madenler yönünden değil, beril, safir, turmalin, topaz, ametist ve akik gibi değerli taşlar yönünden de zengindir. İlde endüstriyel hammaddeler olarak çimento hammaddeleri, feldispat, kil, kaolen, kireçtaşı ve barit oluşumları bulunmaktadır.

İlde toplam 149.007 hektar tarım arazisi mevcut olup bunun %28,64’ünde tarla tarımı yapılmaktadır. Kullanılmayan tarım arazilerinin oranı %55,93 gibi yüksek bir rakamdır. Gümüşhane ilinde 42.678 ha. alan da tarla bitkileri ekimi yapılmakta olup tarım arazileri içerisindeki oranı ise % 28,64’dür. Gümüşhane ili genelinde endüstri bitkilerinin tarım arazileri içerisindeki payı ekiliş alanı olarak %0,73’tür. Gümüşhane genelinde tarım arazileri içerisinde baklagil tarımının payı %4,97’dir. Hayvansal üretimin gelişmiş olduğu ülkelerde yem bitkileri tarımı, ekili alanların %25-30’unu teşkil ederken bu oran ilimizde %28,56’dır. Türkiye genelinde meyve üretimi yapılan alanlar tarım alanlarının %8,39’unu oluşturmaktadır. Gümüşhane’de ise bu oran %1,13’dür. İlde genel olarak vişne, elma, armut, dut üretimi yapılmaktadır. Son yıllarda ceviz üretimi de yaygınlaşmaya başlamıştır. İlde vişne, elma ve ceviz yetiştiriciliğinin geliştirilmesi için uygun potansiyel vardır. Meyve üretimi daha çok öz tüketime yönelik olarak yapılmaktadır. Türkiye genelinde tarım alanlarının %2,08’inde sebze üretimi yapılırken, Gümüşhane’de sebze tarımı yapılan alan %0,56’da kalmaktadır. Sebze tarımının gelişmesini engelleyen en büyük faktör iklimdir. Ancak, mikro klima özelliği gösteren alanlarda sebze yetiştiriciliği yoğunlaşmıştır. İlin genel konumu, kirlenmemiş yapısı, iklim özellikleri, tarım ilacı kullanımının düşüklüğü, özellikle insan müdahaleleri olmadan doğal olarak yetişen çayır ve mera bitkileri Gümüşhane ilinde önemli bir organik tarım potansiyeli oluşturmaktadır. Gümüşhane, hububat, bakliyat, yem bitkileri, ıtri bitkileri, pestil-köme-dut pekmezi ve balıkçılık alanlarında organik tarım yapmaya elverişlidir.

KaradenizTiwi Samsun Ayvacık
00:05:36
karadeniztiwi
21 Views · 10 months ago

KaradenizTiwi Samsun Ayvacık
Samsun'un yeşil ilçesi Ayvacık.
1990 tarihinde Ayvacık Köyü ve Keskinoğlu Köyü’nün birleşmesi ile Ayvacık ilçesi kurulmuştur. Samsun’a 62 km uzaklıktaki Ayvacık Tokat, Amasya ve Ordu illeri ile Asarcık, Çarşamba ve Salıpazarı ilçelerine komşudur.Canik Dağları’nın kuzey eteklerinde, Suat Uğurlu Baraj Gölü’nün kıyısında yer alan Ayvacık’a ulaşım, Samsun'dan Çarşamba'ya kadar Samsun-Ordu devlet karayolu ve Çarşamba'dan sonra 28 km’lik il yolu ile sağlanmaktadır. Eski tapular incelendiğinde Ayvacık’tan gezi yeri olarak bahsedildiği görülüyor.
Ayvacık'a bağlı Yeşilpınar Köyü'nde yer alır. 50 metreden dökülen şelaleye araç ile ulaşmak imkansızdır. Köy içerisinde bir noktaya kadar araç ile gidilip daha sonra dere yatağından şelaleye doğru yarım saatlik bir tırmanış gerçekleştirilerek ulaşılabilir. Ancak güzergah zorlayıcı olduğundan kesinlikle dağcı yada bölgede yaşayan ve güzergahı bilenlerden destek alınarak tırmanış gerçekleştirilmelidir.
Kirazlık ilçede kullanılan ismi ile Zevgar adası Koçyurdu köyü'ne bağlı iken Suat Uğurlu Barajı sularının bölgeyi kaplaması sonucu oluşan bir adadır. Adada insan yaşamaz yabani hayvanlar bulunmaktadır. Eşsiz bir manzaraya ev sahipliği yapan ada ilçeye gelen turistlerin de yoğun ilgisini çekmektedir.
Kızlar Kalesi Ayvacık'a bağlı Çamlıkale Köyü'nde bulunuyor. Yapım tarihi tam olarak bilinemediğinden yaşı ile ilgili kesin bir bilgi yok. Ancak rivayet edildiğine göre çok eski bir geçmişi var. Herhangi bir restorasyon çalışması henüz başlatılmış değil. Ziyaret etmek isteyenler köye giderek istedikleri zaman kale ve tarihi kalıntıları görebilir.
Samsun İl özel İdaresi Yönetiminde, Samsun-Ayvacık Köylere Hizmet Götürme Birliği tarafından Suat Uğurlu baraj sularının ayırmış bulunduğu köylere ulaşımı sağlamak üzere baraj göleti üzerinde inşa edilen köprü Türkiye`de kırsal kalkınma projeleri içerisinde tek kalemde yapılan en büyük bütçeli proje olma özelliğine sahip.
İlçemizde elektrik üretimi yaparak sanayinin ana girdisi olan enerjiyi sağlayan Hasan Uğurlu Yeraltı Santrali ile Suat Uğurlu Hidro elektrik santrali yer almaktadır. Bu barajlar 1981-82 yıllarında hizmete girmişlerdir.

Hasan Uğurlu Barajı: Yeşilırmak üzerinde, 135 m. talveg yüksekliği olan baraj, 1.080.000.000 m3 su tutma hacmine sahiptir. Ortalama su derinliği 54m dır dır. Baraj enerji üretimi amacıyla yapılmış, Türkiye'nin ilk yeraltı santralinin kurulduğu yerdir. Arkasındaki gölün alanı 20 km2 dır dır. Barajın Ayvacık’a uzaklığı 8 km. Çarşamba’ya uzaklığı ise 36 km'dir.

Suat Uğurlu Barajı : Yeşilırmak üzerinde, Hasan Uğurlu Barajının altında, Balahor köyü civarında yaralan barajın talvegden yüksekliği 38 metredir. 175.000.000 m3 su tutma hacmine sahip olan barajda ortalama su derinliği 18 m olup, enerji üretimi yapılmaktadır. ayrıca yapımında Çarşamba ovasının düzenli olarak sulanması da amaçlanmıştır. Baraj Çarşamba ovasındaki tarım alanlarının yaklaşık %85'ini sulayabilecek kapasitededir. Barajın Çarşamba’ya uzaklığı 15 km kadardır.

Samsun Gazi Müzesi olarak hizmet veren bina, 1902 yılında Jean İonnis Mantika tarafından 509 metre kare alan üzerine, altında dört mağazası bulunan otel olarak inşa edilmiştir.
Mustafa Kemal Paşa 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919 Pazartesi günü sabahı saat 8’de çalışma arkadaşlarıyla birlikte Samsun’a çıktığında kaldığı ilk yer burasıdır. Otelin adı zamanla Mıntıka Palas Oteli’ne dönüşmüştür.

O tarihte kullanılmayan ve dolayısıyla içi boş olan bina Mutasarrıf Ethem Bey ve Muhasebe-i Hususiye Müdürü Osman (Atlı) Bey tarafından Askeri Hastaneden karyola, komşulardan yatak ve yorgan, daireden masa, sandalye, yazı takımı gibi eşyalar getirtilerek Ulu Önder’in hizmetine sunulmuştur. Samsun’a eşi Latife Hanım’la ikinci gelişlerinde (20-24 Eylül 1924) Şahinzade Remzi Bey’in evinde konuk olmuşlardır.

12 Haziran 1926 yılında İstanbul’a vapurla hareket eden bir heyet ile de Atatürk’e Mıntıka Palas Oteli’nin anahtarı,19 Mayıs 1919’un anısı olarak teslim edilir. Samsun’a üçüncü (16-18 Eylül 1928) ve dördüncü (22-26 Kasım 1930) gelişlerinde Samsun halkı tarafından kendisine armağan edilen bu binada kalır.

Tapuya Mustafa Kemal Atatürk adına kaydedilen bu bina 1939 yılından itibaren Müze olarak değerlendirilmek üzere Samsun Belediyesi bünyesine katılmış, 1997 tarihinden itibaren de Kültür Bakanlığına devredilmiştir. Ankara Anıtkabir Müzesi’nden getirilen Atatürk’e ait 105 parça eserin teşhir ve tanzimi yapıldıktan sonra 1 Temmuz 1968’de fuar ile birlikte ziyarete açılmıştır.

KaradenizTiwi Samsun Bir Mektup Yazayım
00:03:30
karadeniztiwi
25 Views · 10 months ago

KaradenizTiwi

Bir Mektup Yazayım Gül Yüzlü Yare

Samsun/Ladik-Sadık Güvener-Salih Çağlar-Muzaffer Sarısözen

Bir Mektup Yazayım Gül Yüzlü Yâre (Efendim Sultanım)
Gelsin Arzeyleyim (De) Halimi Benim (Efendim Gül Yüzlüm, Efendim Sultanım)
Derdine Düşeli (De) Oldum Divane (Divane Divane)
Ölürsem Yâre Çevirin Yönümü Benim (Efendim Gül Yüzlüm, Efendim Sultanım)

Bellerin Çektiği Garın Elinden (Elinden, Elinden)
Güllerin Çektiği (De) Harın Elinden (Efendim Gül Yüzlüm,
Gül Yüzlüm Gel Sultanım)
Başım Alıp Giderim Yârın Elinden (Elinden)
Encamı Terkettirir (De) Elimi Benim (Efendim Gül Yüzlüm,
Efendim Sultanım)

Rakiplerle Yoktur Benim Pazarım (Efendim Bir Tanem)
Yârimin Gittiği Yolu Sezerim (Efendim Gül Yüzlüm,
Gül Yüzlüm Gel Sultanım)
Haçan Yollarını (Da) Döner Gezerim (Gezerim)
Ecel (De) Çevirmeden Yolumu Benim (Efendim Gül Yüzlüm, Efendim Sultanım)

Samsun
Kızılırmak Deltası

Alan Tanımı

Kızılırmak Nehri, Sivas’ın İmranlı İlçesinde 3.000 metre yükseklikteki Kızıldağ’ dan doğar. Bir süre, geniş vadiler arasında bulduğu yolu izleyerek batıya doğru akar. Kayseri ve Nevşehir’ i geçtikten sonra Kırşehir dolaylarında kuzeye yönelen Kızılırmak 1.355 kilometrelik yolculuğun sonunda Samsun’ un Bafra İlçesinde denize döküleceği Karadeniz ile buluşur.

Hitit öncesi Anadolu Uygarlıklarından Luviler’in, günümüzden 4.000 yıl önce Puara (ulu ırmak/Su) dedikleri Kızılırmak, denize doğru sürdürdüğü yolculuğu sırasında, bünyesine aldığı kil, kum, toprak, çakıl gibi malzemeleri Kara Deniz’ e kadar itina ile taşımıştır.

Bu emeğin, bu sabrın ve özenin sonucunda, bereketiyle ün salmış Bafra Ovasını, birçok canlıya ev sahipliği yapan gölleri, sazlık-bataklık alanları, kumulları, su basar ormanlar gibi zengin yaşam alanlarını oluşturmuştur.

Yani, bugün hayatımıza zenginlik katan Kızılırmak Deltası sulak alan ekosistemi, bir akarsuyun, binlerce yıl boyu taşıdığı malzemelerle işleyerek dokuduğu, olağanüstü bir değerdir.

Samsun’un İlçeleri; Alaçam, Asarcık, Atakum, Ayvacık, Bafra, Çarşamba, Canik, Havza, Kavak, Ladik, 19Mayıs, Salıpazarı, Tekkeköy, Terme, İlkadım, Vezirköprü, Yakakent olmak üzere 17 İlçesi vardır.
Samsun'un Kısa Tarihi

Samsun M.Ö.750-760 yılları arasında İon şehir devletlerinden Miletoslular (Millet) tarafından Amisos adı ile kurulmuş küçük bir yerleşim merkezidir. Samsun, daha sonra Pers, Makedonya, Pontus, Roma, Bizans, Danişment, Selçuklu ve Osmanlı hakimiyetinde kalmıştır.

Samsun'un Coğrafi Özellikleri

Karadeniz Bölgesi'nde yer alan Samsun, doğal tarihi ve kültürel zenginlikleri, deniz, kara, hava, demiryolu ulaşım olanakları ile bölgenin turizm potansiyeli en yüksek kentlerinden biridir.

Çarşamba ve Bafra Ovaları ile bu ovalara hayat veren Yeşilırmak ve Kızılırmak Samsun için önemli yere sahiptir.

Samsun’un % 46.87'si tarım alanı olup, bu alanlarda başta tütün, buğday, pirinç, şekerpancarı, mısır, fındık, ayçiçeği gibi çok çeşitli ürün yetişmektedir.
Samsun'un Gelenek ve Görenekleri

Doğum, sünnet, düğün, ölüm gibi hayatın farklı aşamalarında Samsun'da yer alan gelenek ve görenekler diğer illere göre farklılık göstermektedir.

Doğum'dan sonra bebek görmeye gelenler yiyecek ya da giyecek getirirler. Kırkı çıkan anne ve bebeğin gittiği yerlerde genelde yumurta yedirilir. Yumurta gibi tutasın derler. Annenin yüzüne bahtı açık olsun diye un sürerler.

Sünnet olan erkek çocuğu için verilen yemek, düğün sahibinin maddi durumu ile orantılıdır. Maddi durumu iyi olanlar kurban keserek etli sulu yemeğin yanı sıra pirinç ve bulgur pilavı, makarna ve tatlı gibi ikramda bulunulur. Maddi durumu iyi olmayanlar mevlit esnasında sadece şeker veya şerbet ikram ederler.

Askere gidecek gencin evine göz aydınlığına ve asker görmeye gidilir. Akrabalar, komşular ve yakın dostlar hediyelerle gelirler, yerler içerler ve helalleşirler. Asker dünüşü de asker görme tekrar edilir. Adaklar varsa kesilir. İkramda bulunulur. Yemek davetini bazen askere gidenler ortaklaşa gerçekleştirirler.

lÖüm, Kavak, Lâdik ve Havza’nın bazı köylerinde ölünün kapısında bir kurban keserek etini komşuların getirdiği yemeklerle beraber misafirlere ikram ederler. Cenaze defnedildikten sonra yedisi, kırkı, elli ikisi gibi günler sayılarak bu günlerin tamamlandığı günlerde komşulara ve akrabalara yemekler verilir. Ölenin ruhu için Kuran’ı Kerim ve mevlit okutulur.

KaradenizTiwi Bartın Amasra
00:07:56
karadeniztiwi
26 Views · 10 months ago

KaradenizTiwi Bartın Amasra
Batı Karadeniz Bölgesinde, Bartın iline bağlı bir ilçe olan Amasra, denizden alınıp karaya verilen balıkların, doğadan alınıp insana verilen nimetlerin kapısını hep açık tutmaya çalışan insanların kentidir.

Denize doğru uzanmış bir burun, burnun iki yanında korunaklı birer liman görevi gören iki koy ve ana karaya bağlı bağımsız adalarına sahip, 3000 yıllık tarihi, ağaç işçiliği ve balıkçılığa dayanan yerel sanatları ile Batı Karadeniz bölgesinin en gözde turizm mekanlarından biridir.
Ev pansiyonculuğunun Türkiye’de ilk başladığı yer olan Amasra’da oteller ve apart pansiyonlar ile birlikte 3000’e yakın yatak kapasitesi bulunmaktadır. Restaurant larında kendine has balık pişirme yöntemiyle lezzette kaliteli olmuş, aynı zamanda yörede yetişen sebzeleriyle hazırlanan Amasra Salatası ile de marka haline gelmiştir.

Bugüne kadar özellikle yaz sezonunda oluşan aşırı yoğunluğu başarılı bir şekilde karşılayan ilçe, aynı zamanda denize girebilecek doğal plajları ile de ünlüdür. Özellikle kalabalıkların tatil yaptığı günlerin öncesinde Amasra’da konaklamanız için özenli bir araştırma ile yer ayırtarak gelmeniz uygun olacaktır. Ayrıca yerinde ve görerek karar vermeyi de bir seçenek olarak tutunuz.

Beş Yoldan Amasra
Amasra öyle kolay varılan, ana yolların hemen yakınında bir turizm kenti değil. Ona ulaşmak için seyahat sever olmak gerekiyor. Onu görebilmek için Batı Karadeniz’ in kıyılarını aşmak gerekiyor. O, yarımadalarıyla, nasıl denizi kucaklıyorsa, ona öyle yaklaşmak ve kucaklaşmak gerekiyor.

İki adası, bir yarımadası, burunları ve mendirekleriyle denize doğru kulaç atarken, o ismi kara kendi yeşil Denizde, iki koy ve kıvrımlarıyla sanki karaya sığınmak ister gibidir.

İşte bu iç içe geçişin içtenliğinin tadına varmak için AMASRA’YA BEŞ YOL VARDIR. Bu beş yolun her birinin gizemli zenginlikleri daha ilk seyahatinizde sizi iyi bir SEYYAH yapıverecektir.

Birinci Yol; GÖLLER YOLU,
İkinci Yol; SAFRAN YOLU,
Üçüncü Yol; DOĞU ve DOĞA YOLU,
Dördüncü Yol; BATI KIYI YOLU,
Beşinci Yol; DENİZ YOLU
Bu beş yol da Amasra’ya çıkıyor ve Amasra’lılar bu beş yolun yolcusunu da her zaman sevgi ile karşılıyor.

Amasra’da Nerede Denize Girilir?
Amasra’da Nerede Denize Girilir? Büyük Liman plajı, Küçük Liman plajı, Mendirek, Direkli Kaya. Amasra küçük bir yarımadadır. Bu yarımadanın doğu ve batı kıyıları size nefis denize girme mekanları sunmaktadır.
Büyük Liman Plajı
Amasra’nın en kalabalık plajı Amasra Büyük Liman Plajı. Hatta yaz aylarında o kadar çok insanla dolup taşıyor ki plaj, kimi zaman bu yoğunluğu kaldırmakta zorlanıyor desek yeridir. Amasra Büyük Liman Plajı’nda güneşlenmek ve denize girmek için en uygun zaman Temmuz başlangıcı ve yaz sonu. Yaz ortası oluşan aşırı yoğunluktan dolayı zaman zaman deniz kirliliği artabiliyor ne yazık ki. Kumsal boyu yaklaşık 300 mt olan plajda şezlong ve şemsiye hizmeti (ücretli) verilmektedir.

Akşamları limandan plaja doğru yürüyüş yapmak ise fazlasıyla keyifli bir aktivite. Ayrıca Amasra Yelken Kulübü’nün de içinde bulunduğu Amasra Büyük Liman Plajı, Amasra’ya yolunuz düştüğünde mutlaka görmeniz gereken bir yer.
Küçük Liman Plajı
Bir yarımada üzerine kurulmuş iki adalı, iki limanlı Amasra kentinde batıya bakan doğal koyda tatilcilerin denize girmeyi tercih ettikleri Küçük Liman Plajı bulunmaktadır. Plajda şemsiye ve şezlong hizmeti (ücretli) bulunmaktadır.

Mendirek
Amasra Büyük Liman’da 1900 lü yılların başlarında yapımına başlanan dalgakıranın uzatılarak yapılan bölümünde denize girme olanağınız vardır. Kayalık bir yer ve derinliği olduğu için iyi yüzme bilenlerin tercih etmesi gerekmektedir. Amasra yerlisi ve bilen misafirler burayı çok tercih etmektedir.

Direkli Kaya
Küçük Limanın kuzey tarafında direkli kaya denilen 7 metre uzunluğunda olup; buradan denizle bağlantılı bir havuz ve kayaya oyulmuş basamaklar ile mermerden bir iskele görülmektedir. Aslında denizi aydınlatmak ve gözetlemek için yapılmıştır Direkli Kaya ve Cenevizliler tarafından inşa edildiği bilinmektedir. Amasra yerlilerinin ve misafirlerin denize girmek için tercih ettikleri bir yerdir. Kayalık olduğu için dikkat edilmesinde fayda vardır.

Karadeniz kıyılarına özgü her mevsim yağışlı orta kuşak iklimi görülür. Yıllık sıcaklık farkları azdır. Yazları serin, kışları ılık geçer. En yağışlı mevsim sonbahardır. En soğuk ay Şubat, en sıcak ay Ağustos”tur. Bir yılın 250 günü tamamen açık veya parçalı bulutlu,115 günü çok bulutlu ve yağışlı geçmektedir. Ortalama bağıl nem oranı % 72,3 tür. Hakim rüzgar Poyraz olup, Yıldız, Karayel ve Lodos rüzgarlarına da açıktır. Deniz suyu sıcaklığı yaz aylarında ortalama 20,8 derecedir.

KaradenizTiwi Amasya
00:07:22
karadeniztiwi
31 Views · 10 months ago

KaradenizTiwi Amasya
Amasya Kalesi - Amasya
Amasya Kalesi, Amasya il merkezinin kuzeyini kaplayan Harşena Dağı üzerindedir. Harşena Kalesi adıyla da bilinir. Amasya Kalesi’nin üzerinde inşa edildiği kaya denizden 700 metre Yeşilırmak’tan ise 300 metre yüksekte bulunmaktadır. Bazı tarihçilere göre kaleyi Pontus Kralı Mithridates yaptırmıştır. Bazılarına göre ise Kumandan Karsan veya Harsana yaptırdığı için kale Harşana/Harşena ismini almıştır.

Amasya Kalesi, tarihi mücadeleler içinde birçok kez el değiştirmiş ve bunların çoğunda tahrip olmuştur. Persler, Romalılar, Pontus ve Bizanslıların egemenlikleri döneminde birçok saldırıya uğrayan kale her seferinde yeniden inşa edilmiştir. Kale 1075’te Türklerin Amasya’yı fethetmesinden sonra önemli bir onarım görmüştür. 18'inci yüzyıla kadar kullanılan kale, bu yüzyıldan sonra askeri önemini kaybetmiştir.
Kalenin tepe noktası kesme, sur duvarları moloz taşlardan yapılmıştır. Yeşilırmak’ın kıyısına kadar sekiz savunma kademesine sahip olan kalede Cilanbolu adı verilen ve kalenin orta yerinde yüksekçe bir yerden kayaya oyulmuş 150 basamakla aşağıya inilen 8 metre çapında bir dehliz vardır. Kalede sarnıçlar, su depoları, Osmanlı Dönemi'ne ait hamam kalıntıları ve kayaya oyulmuş Pontus Kral Mezarları bulunmaktadır. Sur duvarlarının önemli bir kısmı ayakta kalmıştır. Kale, İçeri Şehir (Hatuniye Mahallesi), Kızlar Sarayı ve Yukarı Kale olmak üzere üç bölümden oluşur.

Yeşilırmak kıyısı boyunca, İstasyon Köprüsü ile Hükümet köprüsü arasında uzanan yaklaşık 800 metrelik bir alanı kaplayan Hatuniye Mahallesi’nde Yeşilırmak’ın kuzeyinden yükselen antik sur duvarları üzerinde Amasya Evleri, hamamlar ve camiler inşa edilmiştir. Aşağı Kale olarak da adlandırılan bu bölüme Alçak Köprü’den, İstasyon Köprüsü’nden, Sultan Bayezid Camii karşısında bulunan Madenüs Köprüsü’nden ve Hükümet Köprüsü’nden girilebilmektedir. Kızlar Sarayı demiryolu ile İçeri Şehir’den (Hatuniye Mahallesi) ayrılmıştır.
II. Bayezid Külliyesi - Amasya
II. Bayezid Külliyesi 1485-1486 yılları arasında Osmanlı Sultanı II. Bâyezid’in talimatıyla Amasya Sancak Beyi Şehzade Ahmed tarafından yaptırılmıştır. Eldeki mevcut 1496 tarihli vakfiyede belirtildiği üzere külliye birimleri; cami, medrese, imaret, mektep ve köprüden ibarettir. Külliyenin bir birimi olarak sözü edilen köprü ise Çorum’un Osmancık İlçesinde Kızılırmak üzerinde yer almaktadır. Külliye birimlerinden olan cami, medrese ve imaret mevcut olup külliyenin doğusunda olduğu ifade edilen mektep ise günümüze ulaşamamıştır. Ayrıca sonradan külliyeye Şehzade Osman Çelebi Türbesi ile Muvakkithane eklenmiştir. Külliye birimleri hakkında bilgi veren Topkapı Sarayı Müzesi arşivindeki bir belgede; imaret olarak bilinen yapının, mut’ime-hâne (yemekhane), matbah (mutfak), kiler, fırın ve ahır olmak üzere beş ayrı birimden oluştuğu anlatılmaktadır.

Cami
Yan mekânlı ya da zaviyeli cami mimarisinin seçkin örneklerinden biri olan cami, ortada büyük bir kemerle ayrılan iki kare mekânla, doğu ve batı yanlarda üçer kubbeli yan mekânlardan oluşur. Orta mekânı, sekizgen kasnaklarında 16’şar pencere bulunan iki büyük kubbe örter. Kubbe içi ve pencere kemerlerinin üzeri zengin kalem işleri ile süslenmiştir. Ahşap pencere kanatları 15'inci yüzyıl ahşap kündekârî tekniğinin güzel örneklerindendir. Kuzeydeki son cemaat yeri, beş sivri kemerin taşıdığı beş kubbe ile örtülüdür. Son cemaat yerindeki pencere üstleri mavi beyaz çini panolarla süslenmiştir. Buranın iki ucunda yükselen tek şerefeli iki minareden doğudakinin gövdesi dikine yivli, batıdakinin gövdesi ise zikzak taş dekorludur. Caminin mukarnas süslemeli, ihtişamlı taç kapısı üzerindeki üç satırlık mermer kitabe Hattat Ali bin Mezid’in eseridir. Avlu ortasında yer alan 12 kenarlı şadırvan, 12 sütunun taşıdığı, 12 yüzlü sivri piramit bir çatıyla örtülüdür.
Medrese
Caminin batı yanında U planlı medrese bulunur. Külliyeyi çevreleyen avlunun batı duvarına bitişik olarak inşa edilmiş olan medrese, ortada genişçe bir avlu, avlunun etrafında kubbeli revaklar ve bunların arkasındaki öğrenci hücrelerinden oluşur. Kuzeydeki giriş kapısının karşısında, sekizgen kasnaklı bir kubbeyle örtülü, kare planlı dersane bölümü vardır.

İmaret
L planlı İmaret caminin doğusundadır. İmaret’in dikdörtgen olan mekânlarının üzeri tonozlarla örtülüdür. Bu mekânların önünde, İmaret’in camiye bakan yüzlerinde küçük kubbelerle örtülü revak kısmı bulunur.

Türbe
1513 tarihli olan türbe kare planlı ve tek kubbelidir. Özgün inşa kitabesi bulunan türbe, düzgün kesme taş malzeme ile inşa edilmiştir. Türbe Şehzade Ahmed’in oğlu Şehzade Osman Çelebi için yapılmıştır.

Muvakkithane
Caminin kuzeybatısında, medreseye yakın bir yerde bulunan tek katlı, kare planlı küçük yapı ise namaz vakitlerinin belirlendiği muvakkithanedir. İç mekân duvarları ve tavanı kalem işi bezemelerle süslü olan Muvakkithane, 1842 yılında Kapancı-zade Hacı Hüseyin Efendi tarafından yaptırılmıştır.
Kaynak: Muzaffer DOĞANBAŞ, Amasya II. Bâyezid Külliyesi, Amasya Valiliği Yay. Ankara 2010

KaradenizTiwi ZONGULDAK Türkmen Kızı
00:03:15
karadeniztiwi
27 Views · 10 months ago

KaradenizTiwi ZONGULDAK Türkmen Kızı Çimene bak Çimene

Çimene bak çimene
Yeşil örtüye benzer
Gece gelmez hayale
Gündüz düşümde gezer
Ceylan ceylan ceylan ceylan

Sürme çekmiş gözüne
Ceylan salınır gezer
Kına yakmış eline
Nice canları ezer
Ceylan ceylan ceylan ceylan

Güzeller yaylasında
Aşık oldum ben sana
Ceylan gitme bir yana
Bu anım kurban sana
Ceylan ceylan ceylan ceylan

Ceylan dağlar maralı
Gezer bağrı yaralı
Yarımdan ayrılalı
Oldum bahtı karalı
Ceylan ceylan ceylan ceylan

Zonguldak
Zonguldak, Ülke ekonomisinin en dinamik sektörlerinden biri olan turizm, son yıllarda ilimizde de önemli bir gelişme çizgisi yakalamış, gerek özel, gerekse kamu girişimleriyle kayda değer bir istihdam ve hizmet alanı durumuna gelmiştir.

İlimizin iklim koşulları, deniz kum-güneş üçgenine dayalı seçeneğe uzun süreli fırsat tanımamakta; ancak il coğrafyasının önemli kısmını oluşturan ormanlık alanlar, yaylalar, mağaralar ve su- yeşil kombinasyonun oluşturduğu doğal güzellikler Zonguldak'ı doğa severlerin gözünde önemli bir çekim odağı kılmakta ve bu nedenle ilin turizm alanındaki geleceğe yönelik tüm planlamaları bu çerçevede düşünülmektedir.



Zonguldak ilinin merkez ilçesi ve aynı isme sahip şehri. Karadeniz kıyısında bulunan şehir, özellikle limanıyla Türkiye'nin Karadeniz ülkeleriyle arasındaki deniz ticaretinde önemli bir yere sahiptir. Ayrıca Türkiye'nin en zengin taşkömürü madenlerini barındırır.
Zonguldak ismi Fransızca "zone" ve Türkçe "Göldağı" sözcüklerinin birleşimiyle oluşmuştur.

Zonguldak ve civarındaki kömür ocakları ilk kez Fransızlar tarafından işletilmiştir. Bu dönemde Fransızlar, kömür havzasını belirtmek için bölgede rakımı en yüksek yer olan Göldağı'nı seçmiş ve başına "alan, bölge" anlamına gelen "zone" sözcüğü eklemiştir. "Zone Göldağı" sözü halk arasında zamanla Zonguldak halini almıştır.
Bölgede çeşitli zaman aralıklarında tarih yazarlarının ve arkeolojik yüzey incelemelerinin sonucundaki ortak görüş Zonguldak, Bartın,Kastamonu illerini kapsayan bölgenin tarih öncesi adı Paflagonya.2010 yılında Zonguldak Filyos ve Paflagonya kentlerini araştırma yapan belgesel yönetmeni Tekin Gün notları arasında Tarihi izlerinin 4 bin yıl öncesine kadar giden kdz.ereğli ve çevresinden söz eden en eski kaynak, homeros'un ilyada'sıdır,(iliada). homeros, troya savaşlarına (i.ö.1200'ler) katılan paflagonyalıların (paphlagonia) bir bölümünün pathenios (Bartın) çayı çevresinde sesamos (amasra),kromna (kurucaşile), parthenios gibi kentler kurduklarını anlatmaktadır.[1] Ayrıca Zonguldak Filyos'ta Tieion Antik Kent kalıntıları bir Milet yerleşiminin antik temelleri üzerine inşa edildiğini işaret etmekte olduğu sanılmaktadır.[2] Arkeolojik kanıtlara göre MÖ 2500'lere uzanan bir geçmişi bulunan bölgeye ilk yerleşenler Hattiler, daha sonra ise Hititler olmuştur. Yörenin ilk sakinleri Frig boylarından oluşan Bitinler, Mariandin ve Migdon adlı göç topluluklarıdır. MÖ 7. yüzyılda başlayan Batı Anadolu'dan Karadeniz'e Yunan kolonizasyonu sürecinde yörede de ticaret amaçlı limanlar kurulmuştur. MÖ 334'e kadar Perslerin egemenliğinde kalan bölge, Büyük İskender'in Anadolu seferinin ardından kısa bir süre için Makedonyalı subaylarca yönetilmiştir. Pers şatrapı Mithridates'in yöre halkının desteğiyle Batı Karadeniz Bölgesi'nde kurduğu Pontus Devleti'nin parçası olan Zonguldak, Roma İmparatorluğu'nun bu devleti MS 1. yüzyılda yıkmasına dek sürmüş, Roma'nın ikiye bölünmesinin ardından sonra da Doğu Roma toprağı olmuştur. Zonguldak Ereğli bölgesi Hristiyanlığın ilk yayıldığı yerlerden biri olma özelliği kazanmış, bu dönemde İsa'nın havarilerinden Adreas bugün de görülebilen Kutsal İbadet Mağaraları'nda ilk ayinleri düzenlemiştir.

Yöreye Anadolu Selçuklu ordusu 1084 yılında gelmiş ve yöreyi fethetmiştir. Daha sonra ise yöreyi Cenevizliler ele geçirmiştir, beylikler döneminde ise Candaroğulları bölgede hakimiyet kurmuştur. 1460 yılında Fatih Sultan Mehmet’in Amasra’yı almasıyla birlikte Zonguldak ve çevresi tamamen Osmanlıların eline geçmiştir.

II. Mahmut döneminde, 1829 yılında bölgede ilk kömür bulunmuştur. 1848'de ise ilk kömür ocakları açılmıştır. Bu ocakları Belçikalı ve Fransız şirketler işletmiştir.

Zonguldak limanı I. Dünya Savaşı'nda Sarıkamış'a gidecek malzemelere ev sahipliği yapmış, Türk Kurtuluş Savaşı'nda ise SSCB ile ilişkilerde önemli bir rol oynamıştır.

I. Dünya Savaşı'ndan sonra 1919 yılında Fransız şirketlerinin haklarını korumak bahanesiyle Fransız askerleri önce Zonguldak’ı, ardından da Karadeniz Ereğli’yi işgal etmiştir; ancak Zonguldak ve çevresindeki Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerine bağlı güçlerin karşı koymasıyla tehlikeye düşmüşler ve 21 Haziran 1920'de de bölgeyi terketmişlerdir.

KaradenizTiwi Bayburt 1
00:28:45
karadeniztiwi
20 Views · 10 months ago

⁣KaradenizTiwi Bayburt Belgeseli 1



Bayburt Doğu Anadolu'yu Karadeniz'e bağlayan Erzurum-Trabzon tarihi İpek Yolu üzerindedir. Marco Polo ve Türk seyyah Evliya Çelebi bu yoldan geçmişlerdir. Çoruh nehrinin kıyısında bulunan şehrin tarihi M.Ö. 3000'lere kadar uzanır.

Şehrin adı ve ne zaman kurulduğu hakkında ki bilgiler çok kesin değildir. Bu gün bilinen isminin Ortaçağ Ermeni kaynaklarında; Payberd, Bizans kaynaklarında; Payper, Baberd, Paypert. XIII. Yüzyıl sonlarında bu bölgeden geçen Marko Polo’nun seyhatnâme’sinde; Paipurth, Baiburt. Arap kaynaklarında; Bâbirt, II. Mesud adına 1291’de basılan bir parada Baypırt. Akkoyunlu tarihinden bahseden çağdaş eserlerde Pâpîrt şeklinde geçen kelimenin son hecesi Berd’in ”yüksek kale” anlamına geldiği bilinmekteyse de ilk hecesine bir mâna verilememektedir.
1647 yılında şehri ziyaret eden Evliya Çelebi Bayburt adının zengin manasına gelen “Bay” belde manasına gelen “yurt” gibi iki kelime ile izah eder. Osmanlı dönemine ait kaynaklar ise ismi bu günkü söylenişine uygun olarak Bayburt şeklinde kaydederler.

Bayburt şehrinin tarihi M.Ö.3000’li yıllara kadar uzanmaktadır. Şehir Azziler tarafından kurulmuştur. M.Ö 770-665 yılları arasında Kimmer ve İskitlerin akınına uğramıştır. İskitlerin (Saka TürTkleri) hakimiyetine giren Bayburt 2500 yıllık Türk şehridir. Daha sonra bölge sırasıyla Haldi’ler, Med’ler ve Pers’lerin hakimiyetine girmiştir.

M.Ö. 2. Yy.dan itibaren Pontus Krallığına bağlı olan Bayburt M.Ö. 40 yıllarında Roma hakimiyetine girmiştir.Bayburt ve yöresi Türk’lerin Anadolu da ilk yerleştikleri bölgelerdendir. Kesin Türk hâkimiyeti Malazgirt Zaferi’nden sonra gerçekleşti. Şehir, 1072’den 1202’ye kadar bazen Erzurum yöresinde hüküm süren Saltuklular’ın bazen de Danışmendiler’in hakimiyetinde kaldı Bayburt’un asıl gelişmesi, Süleyman Şahın kardeşi Erzurum Meliki Mugîsüddin Tuğrul Şah ve oğlu Cihan Şah Döneminde oldu.
Bayburt Anadolu Selçuklu Devleti’nin merkezi olan Konya’ya bağlandı. 1243 Kösedağ savaşının ardından Moğulların Anadolu’yu istilası sırasında, şehir yapılan antlaşma gereği Selçuk’lu idaresinde kaldı. Bu durum 1291’de burada II. Gıyâseddin Mesud adına para basılmasından anlaşılmaktadır.
İlhanlılar devrinde gelişen Bayburt, Ceneviz ve Venedik kervanlarının konakladığı bir yerdi. Moğolistan’a giderken buraya uğrayan Marko Polo şehirde zengin Gümüş madenlerinin bulunduğunu belirtir. Burada Mahmudiye ve Yakudiye medreseleri kurulmuş, Mevlevilik gelişme göstermiş, ayrıca Ahilik teşkilatı oldukça yayılmıştı. Uzun süre Akkoyunluların elinde kalan Bayburt ve yöresi 1501’de Safevîler tarafından alındı. Daha sonra Osmanlı kuvvetleri, Sah İsmail’in emirlerinden Kara Maksut-i Sultanının müdafaa ettiği Bayburt’u aldılar (Ekim l5l4).
Bayburt Erzincan ile birlikte Trabzon Beyi Bıyıklı Mehmet Paşa’ya verildi ve bir sancak merkezi haline getirildi. Osmanlı idaresinde Bayburt doğu sınırına yakın bir kale şehir olarak stratejik önemini korudu. Kanûnî’nin İran seferi sırasında önemi daha da artan Bayburt kalesi 1541’de esaslı bir tamir gördü. 1553’te Şah Tahmasb’ın akınlarına marûz kalan şehir XIX. Yüzyıla kadar önemli bir olaya şahit olmadı.
1828-1829 Osmanlı-Rus savaşı sırasında Rus birliklerinin işgaline uğradı. 1878 ve 1916’da Ruslar tarafından işgal edilen Bayburt bu işgaller sırasında geniş ölçüde tahrip edildi.
1927 ‘ye kadar Erzurum’a bağlı olan Bayburt bu tarihte Gümüşhane’ye bağlandı. 21.06.1989 tarihinden itibaren 3578 sayılı yasa ile il statüsüne kavuştu.

KaradenizTiwi Ordu Fatsa
00:09:51
karadeniztiwi
28 Views · 10 months ago

⁣KaradenizTiwi Ordu Fatsa
Kuruluş Yılı :1876
Nüfusu :107.031 (İlçe M
erkez Nufusu: 74.602)
Yüz Ölçümü :195 km2,
Belediye Sayısı :9,
Köy Sayısı:59

BELEDİYELER

1-Bolaman Belediyesi
2-Hatipli Belediyesi
3-Ilıca Belediyesi
4-Yalıköy Belediyesi
5-İslamdağ Belediyesi
6-Geyikçeli Belediyesi
7-Kösebucağı Belediyesi
8-Aslancami Belediyesi

TARİHÇESİ

M.Ö. 400 yılında Fatsa ve Çevresinde “KOLHLAR, DRILLER, HALİPLER, MOSSİNOİKLER ve TİBARENLER” gibi Yunan asıllı olmayan yerli kabileler yaşamışlardır. M.Ö. 675’lerden itibaren sırası ile “KIMMERLER, PERSLER ( M.Ö. 547 ), MAKEDONYALI İSKENDER ( M.Ö. 334 ) ve komutanları ( M.Ö. 312 - 208 )” Fatsa ve çevresine hakim olmuştur. Fatsa' da İlk Çağ dönemlerinden en dikkat çekeni ise PONTUS devridir.( M.Ö. 280 -M.S. 263). Fatsa' nın tarih sahnesinde önemli bir yer alması miladi 1.yy'da başlar.Türklerin Fatsa yöresine kesin olarak yerleşmelerini Malazgirt ( 1071 ) sonrası Akınlar sağlamıştır. Danışmet Gazi' nin beylerinden SEVLİ Bey, Ladik taraflarından harekete geçerek az zamanda Samsun, Ünye, Fatsa ve Giresun taraflarını elde edip Trabzon' a kadar ilerlemeyi başarmıştır.Osmanlı Dönemi (1427-1922) Fatsa idari olarak Canik Sancağına bağlıdır. Osmanlı kayıtlarında Fatsa yöresinin adı "Satılmış - ı Mezid Bey" veya "Nahiye-i Satılmış-ı Ferid Bey" dir. 15 yy kayıtlarında Nahiye statüsündeki Satılmış, 16 . ve 17 . yy kayıtlarında kaza olarak geçmektedir.Fatsa 4 Aralık 1920 ' de Ordu'ya bağlı bir Kaza olmuştur. COĞRAFİ KONUM Fatsa 41 ' kuzey paraleli ile 37-38 ' doğu meridyenleri üzerinde yer almaktadır. Doğusunda Perşembe, Batısında Ünye,Güneyinde Korgan, Çamaş, Çatalpınar ve Kumru İlçeleri Kuzeyinde ise Karadeniz yer almaktadır. İklim :Tipik Karadeniz iklimi hakim olup, kışlar ılık geçer, Yaz aylarında bunaltıcı sıcaklar olmaz. Isı farkları azdır.

GEZİLECEK YERLER

YEŞİL, MAVİ, BİR DE TARİHİN RENGİ Bilinir,Karadeniz’in incisi çoktur.Ama Fatsa bunların irilerinden birisi.Kimmerler, Persler, Büyük İskender, Pontus egemenliği, Roma- Bizans, Peçenek ve Kuman Türkleri, Osmanlı ve Cumhuriyet... Fatsa insanlık tarihinin önemli bir bölümünü tek başına anlatabilen bir coğrafya. Anadolu tarihinin Ege ve Akdeniz’de ortaya çıkarılan antik kentlerden ibaret ol- madığının yaşayan kanıtı. Fatsa’ya gelin; Gaga Gölü’nü Cıngırt Kalesini görün.GAGA GÖLÜ Fatsa ilçesinin 10 km. güneyinde Fatsa - Aybastı karayolu üzerinde 80 dönümlük bir alanı kaplamaktadır. Dinlenme ve mesire alanıdır, gölde balık bulunmaktadır. 1. ve 3. derecede doğal SİT alanıdır. BOLAMAN KALESİ VE HAZİNEDAROĞLU KONAĞI Fatsa ilçesi Bolaman beldesinde denize doğru hafifçe sokulan burun üzerinde, zincirleme bir şekilde inşa edilmiş kaledir. Gözetleme ve karakol görevi için iç ve dış olmak üzere iki bölümden oluşmuştur. İç kale kalenin batı ucunda yer almakta, çok yüksek duvarlardan oluşmuş, kesme taşlar kullanılmıştır. KABAKDAĞ KÖYÜ:Fatsa’ya 9 km. mesafededir. Organik tarımla beraber eko turizm çalışması olan tek köydür. 1877 Osmanlı - Rus savaşından sonra Batum civarından göç edenler tarafından kurulan köyde 180 hane kayıtlıdır. 20 ev tescillidir. CINGIRT KALESİ : Yapraklı köyü sınırları içerisinde yer alan ‘’Cıngırt Kalesi‘’ Fatsa'ya 5 km. mesafe- Yapılan litreratür çalışmaları , M.Ö. 301-63 yılları arasında tek ya da çok sayıda kayaya oyulmuş tünel şeklinde , güvenli olarak suya ulaşabilen basamaklı tünellerin, bu tip kale yerleşmeleri için karakteristik olduğunu göstermektedir.1.Derece arkeolojik sit alanıdır.

TESCİLLİ ÜRÜN

Fatsa Yalıköy Köftesi Türk Patent Enstitüsü tarafından tescillenmiştir.

TESCİLLİ KÜLTÜR VARLIKLARI LİSTESİ

Fatsa ilçemizde 38 adet tescilli 43 adet Tescilli Kültür Varlığı mevcuttur.

ULAŞIM

Ordu merkeze uzaklığımız:39 km,SAMSUN iline uzaklığımız:112 km dir.Trabzon ve Çarşamba havalimanı’ndan Fatsa'ya ulaşılabilmektedir.

KaradenizTiwi Trabzon Şalpazarı
00:06:12
karadeniztiwi
21 Views · 10 months ago

KaradenizTiwi Trabzon Şalpazarı
İLÇEMİZİN TARİHİ GEÇMİŞİ
Şalpazar’lının soyu, kökü Oğuz Türklerinin Çepni boyuna dayanır.

Şalpazarı, Trabzon’un bir ilçesidir.Trabzon’a 69 km uzaklıktadır. Osmanlı Devleti yönetimindeki Karadeniz Bölgesi’nde o devirde Trabzon’a bağlı olan olan Görele Kazası’na dahil iken 1798 de Vakfıkebir Kazası’na bağlandı. Halkının çok önemli bir bölümü Türkmen/Çepnilerden oluşur.

KURULUŞU
Şalpazarı ilçesinde yerleşimin çok eski tarihlere dayandığı bilinmektedir. Yörede yaşayan insanlar Oğuzların Üçoklar boyundan olan Çepni’lerdir. Çepni’lerin bu bölgeye Trabzon’un fethinden önce Akkoyunlu Hükümdarı ve Safavi Türkmen İmparatorur Şah İsmail’in Dayısı Uzun Hasan zamanında kafileler halinde geldikleri bilinmektedir. Çepni kelimesinin anlamı; Düşmana karşı gözü pek, Asi, mazlumlara karşı merhametli, mert, sınır bekçiliği yapan manasına gelmekte olup, yöre insanı bu özelliklerin tümünü taşımaktadır. İlçede yaşayan çepniler; Horasan Orta Asya’dan göç ettikten sonra Doğu Anadolu’nun Doğu kesimleri ile İran’a yerleşmiş oldukları, buralarda yaşadıkları sırada yönetime karşı ayaklanma faaliyetlerine karıştıkları bilahare yönetim tarafından çıkarılan bir fermanla Anadolu’ya sürgün edildikleri tarihçilerin yapıtlarından anlaşılmaktadır.

Buradan sürgün edilen Çepni Türklerinden 100.000 kadarı Doğu Karadeniz’de Gürgentepe-Koyulhisar-Dereli Görele, Tirebolu, Şebinkarahisar, Torul, Kürtün ve Ağasar (Şalpazarı) yörelerine yerleşmişlerdir. Şalpazarı ile ilgili ulaşılan en eski belge (H.921 – M.1515) tarihli Trabzon Tahrir Defteri’dir. Belgede Şalpazarı’nın İsmi “Akhisar Deresi” olarak zikredilmektedir. Daha sonraki kayıtlarda da yine ya Akhisar Deresi veya Akhisar Deresi Nahiyesi olarak kaydedilmiştir. Halk arasında bilinen ismi ile Ağasar kelimesinin kökeni budur.

İlçe Osmanlı döneminde Trabzon Sancağı Görele kazasına bağlı iken 1798 tarihinde çıkarılan bir fermanla Trabzon sancağına bağlı Vakfıhatuniye (Vakfıkebir) kazasına bağlandığı yöre halkının elinde bulunan belgelerden anlaşılmıştır.
Trabzon 1320-1902 Salnamesi’nde ilçenin adı “Şar pazarı” olarak geçmektedir. Şar-şal yünden dokunan bir kumaş çeşidi olup aba, zıpka, peştamal gibi dış kıyafetlerin yapımında kullanılırdı. İlçe merkezi de bu kumaşların alınıp satıldığı bir pazar yeri olarak gelişti. Şalpazarı İlçesi, 1914 yılında Vakfıkebir kazasına bağlı nahiye haline getirilmiş, 1987 yılında çıkarılan bir kanunla ilçe olmuş ve 02.08.1988 tarihinde teşkilatlanıp fiilen faaliyete geçmiştir.
EKONOMİ
İlçede yaşayan insanların % 10’i aile işletmeciliği şeklinde ziraat ve hayvancılık, % 35’i gurbet işçiliği, % 20’si de diğer mesleklerde iştigal etmektedir.

KÜLTÜR
Geleneksel olarak Türkmen/Çepniler okumaya meraklı, kültürlü, daima mazlumun yanında hoşgörülü kimselerdir.İlçemizde birçok kültürel faaliyet yapılmaktadır. Gazete, dergi, kitap okuma oranı çok yüksektir.

Okuma-yazma oranı % 95 civarında olup, okuma yazma bilmeyenler genelde 60 yaş ve üzeri insanlardır.

Müzik Ve Halk Oyunları: Yörede temel müzik aleti kemençedir. Bunun yanında davul, zurna ve kaval da kullanılır. Kemençe temel müzik ensturmanı olmakla beraber davul-zurna düğün ve şenliklerde kullanılır. Kaval ise bireysel zevk için çalınır.Ali ÇİNKAYA, Kazım GÜLBAHAR (Aluğun Kazım), Süleyman YAŞAR, Çangaloğlu, Bekiroğlu, Yanıklı Ali önde gelen kemençecilerdir.

Yörede oynanan tek halk oyunu türü horondur. Horonlar sadece erkekler veya kadın erkek karışık olarak oynanır. Eski devirlerde kadınlar kesinlikle horon oynamazken günümüzde bu durum ortadan kalkmıştır. Dik horon başlıca erkek horonu çeşididir. Bütün vücudun titretildiği, son derece zor bir horon çeşididir. Kız horonu, yan horon(yayma horon, Ağasar sallaması) başlıca horon çeşitleridir.

Giyim Kuşam: Yöresel kadın kıyafetleri eski yıllardan beri çeşitliliğini kaybederken gösterişi artan şekilde günlük hayatta kullanılmaya devam etmektedir. Fistan, yelek, kuşak, peştamal, şalvar, bağlar ve başörtüden oluşur.Erkek kıyafeti ise günümüzde terk edilmiş olup zıpka, aba, yelek, göynek,ve kabalak denen başlıktan oluşurdu.

MÜLKİ İDARE
Şalpazarı ilçe merkezinde belediye teşkilatı mevcuttur. Trabzon’un büyükşehir olması dolayısıyla Geyikli Beldesi kapanmıştır. İlçeye bağlı 24 mahalle bulunmaktadır. Ayrıca yaz aylarında mezra hüviyeti kazanan (10) kadar yayla vardır. Arazi yapısı nedeniyle mahallelerin yerleşim durumu dağınıktır. Köylerde mevcut evler birbirinden uzaktır. İlçe merkezine en uzak mahalle (kuzuluk mahallesi) 26 km, en yakın mahalle ise 4 km mesafededir.

KaradenizTiwi Ordu Sevdiğime varamadım.
00:03:35
karadeniztiwi
15 Views · 10 months ago

KaradenizTiwi Ordu Sevdiğime varamadım.

Sevdiğime Varamadım

Ordu/Aybastı-Ramadan Çetin-Tuğrul Şan


Sevdiğime Varamadım
İpek Çorap Giyemedim
Muradıma Eremedim

Abum Abum Gız Abum
Sebebim Sensin Abum
Muradım Olsun Abum

Beni Çoban Ettiniz
On Binimi Yediniz
Günahıma Girdiniz

Abum Abum Gız Abum
Sebebim Sensin Abum
Muradım Olsun Abum

Şu Niksar’a Varsalar
Sevdiğimi Bulsalar
Su Halimi Sorsalar

Abum Abum Gız Abum
Sebebim Sensin Abum
Muradım Olsun Abum

KaradenizTiwi Saklı Cennet Maçahel
00:21:47
karadeniztiwi
21 Views · 10 months ago

KaradenizTiwi Saklı Cennet Maçahel

Macahel'in yaylalarına eşsiz yolculuk
UNESCO'nun koruması altındaki Türkiye'nin ilk ve tek biyosfer rezerv alanı Macahel, doğal yaşlı ormanları, endemik bitkileri, tarihi camileri, saf Kafkas Arısı ve kendine özgü kültürünün yanı sıra el değmemiş yaylalarıyla büyülüyor.

Macahel'in yaylalarına eşsiz yolculuk
Camili, Düzenli, Efeler, Kayalar, Maral ve Uğur köylerini bünyesinde barındıran, 25 bin 395 hektardan oluşan Macahel'in en önemli yaylarından Lekoban; zorlu coğrafi yapısı, endemik bitki türleri, buzul gölleri ve büyüleyici gün batımıyla son yıllarda yerli ve yabancı turistlerin gözdesi haline geldi.

Şavşat ve Borçka olmak üzere iki ayrı yol güzergahından ulaşılabilen Lekoban Yaylası, masmavi gökyüzü ve yeşilin her tonuyla, teknolojiden uzak, doğal yaşamın en doğal haliyle yaşanılabileceği bir yapıya sahip.
Yüksekliği 3 bin 450 metreyi bulan Karçal Dağları'nın, Gürcistan sınırındaki 3 bin 100 rakımlı eteklerinde bulunan yayla, zorlu ulaşım koşullarına rağmen zengin biyolojik çeşitliliği, berrak kaynak suları, buzul gölleri ve insan eli değmemiş doğasıyla özellikle trekking, fotoğraf ve doğa tutkunu turistlerin uğrak merkezlerinden oldu.

Karçal Dağları'nın en önemli özelliklerinden olan, ani yükseklik değişimleriyle ortaya çıkan ekosistem çeşitliliği, bölgeyi doğa turizmi noktasında cazibe merkezine dönüştürüyor.

Yaylayı gezen vatandaşlar, temiz kaynak sularından içip, endemik bitki türlerini fotoğraflarken bir taraftan da 3 bin 100 metredeki "Naçadire" adı verilen buzul gölüne girerek doğanın tadını çıkarıyor.

İstanbul'dan Macahele gelerek Lekoban Yaylası'nı gezen Silva Ontu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Karadeniz'in bu bölgesinde ilk defa geldikleri Macahel ve yaylarına hayran kaldıklarını söyledi.

Ontu, "Buradaki doğayı çok sevdik. İnanılmaz sürprizlerle dolu. Doğası, çiçekleri inanılmaz, insanları inanılmaz güzellikte. Hiçbir yerde göremeyeceğiniz çiçekler var. Fotoğrafçılar, botaniğe merakı olan insanlar kesinlikle gelip bu dağlardaki, güzelliği yeşilliği görmeliler çünkü burada yeşilin bin bir türü mevcut." diye konuştu.
Kendisinin bir gezgin olduğu kaydeden Ontu, Macahel’in mutlaka görülmesi gerektiğini ifade ederek, şunları söyledi:

"Türkiye'nin her köşesi, her tarafı çok özel. Dört dörtlük bir bir ülkede, 4 mevsimi bir arada yaşıyoruz. Burası da ülkemizin o cennet köşelerinden en nadidelerinden bir yer. İnsanlarımız tatil için Avrupa'ya Amerika'ya gidiyor. İnsanlarımız hiç düşünmeden gelsinler, buraları görsünler."

Nazan Kılınç da İstanbul'dan, doğayı seven arkadaşlarıyla yoga kampı için Borçka Macahel’i tercih ettiklerini dile getirdi.

Kılınç, "Bugün bölgedeki beşinci günümüz. Her şey çok güzel gidiyor. Her gün yeni bir mucize ile karşılaşıyoruz. Doğa muhteşem, endemik bitki örtüsü muhteşem. Yoga kampıyla birlikte ekolojik tatil yapıyoruz. Burada şunu gördüm ki asıl terapi doğada." dedi.
Kayalar Köy Muhtarı Murat Yavuz da UNESCO'nun koruması altındaki Macahel’in nadide bir bölge olduğunu ifade etti.

Bölgede bitki çeşitliliğinin çok fazla olduğunu anlatan Yavuz, "Bu çiçekleri, gölleri, gelip görmeden izah etmek yeterli olmaz. En güzel fotoğraf, göz fotoğrafıdır. Buraya gelen vatandaşlar 3 bin 100 metrede buzul gölüne giriyor ve doğanın tadını çıkarıyor. Herkesi tatil için Macahel’e bekleriz." diye konuştu.

KaradenizTiwi Samsun Çarşamba
00:05:32
karadeniztiwi
25 Views · 10 months ago

KaradenizTiwi Samsun Çarşamba

ÇARŞAMBA TARİHİ

Çarşamba İlçesi; M.Ö. 4000 yılından bu yana kullanılan bir yerleşim merkezidir.

Hititlerin (M.Ö.1650-1200) hâkimiyetinden sonra, M.Ö.7.yy’da Miletoslu denizcilerin İris adını verdikleri Yeşilırmak kıyısında şimdiki Ordu köyü civarında Miskire adında koloni kurdukları bilinmektedir.

M.Ö. 8.yy’da yörede Amazonların yaşadığı rivayet edilmektedir. Ancak bunların İskit kadınları olma ihtimali daha yüksektir. Daha sonra Amasya merkezli Pontus Krallığı (M.Ö.302-71) hâkimiyeti yaşayan yöre, Roma İmparatorluğu (M.Ö.71 M.S. 395) ve Bizans (395-1086) gibi devletlerin hâkimiyetinde kalmıştır. Ayvacık çevresinde yerleşik İtilbaşı ve Tuna oymağını oluşturan Türklerin 750-925 yılları arasında Kafkasya ve Tuna üzerinden buraya gelmeleri muhtemeldir. 1071 Malazgirt zaferinin ardından Danişmentliler zamanında, 1158 yılında Yağıbasan’ın, Yeşilırmak ve Kızılırmak ağızları arasındaki alanı ele geçirmesine karşın, Bizanslılar yeniden yöreye hakim oldular. Yöre daha sonra Anadolu Selçukluları Moğol İlhanlı Devleti, Trabzon Rum Devleti ve Taceddinoğulları Beyliği yönetiminde kalmıştır. Taceddinoğulları Canik-i Göl, yani Terme ve Arım (Bugünkü Çarşamba ve Ayvacık ile Salıpazarı, Tekkeköy ve Asarcık’ın bir kısmı,)ın yanında Niksar çevresini yönetmekteydi.

Osmanlı Devleti yöreyi ilk kez Yıldırım Bayezıd (1389-1402) zamanında ele geçirmişti. Ankara savaşında Timur’un Yıldırım Bayezid’i yenmesinden sonra Taceddinoğulları yörede yeniden hakim oldular. Fetret Devrinde(1402-1413) Amasya’yı merkez edinen Çelebi Mehmet Osmanlı Ülkesini yeniden birleştirmeye çalışırken, beylikler arasındaki iktidar mücadelesi devam ediyordu. Çarşamba yöresini ellerinde bulunduran Tâceddinoglu Alpaslanoğlu Gazi Hasan Bey ve kardeşi Mehmet Yavuz Bey’dir. Mehmet Yavuz Osmanlının Çarşamba Beyi iken 1422’den sonraki bir tarihte burada öldü. 1422 tarihli vakfı mevcuttur. Hasan Bey 1423-1425 yıllarında Osmanlının Canik Sancak Beyi olarak Taceddinoğulları’nın son temsilcisidir.

Taceddinoğulları Trabzon Rum devleti ile savaşmış, yörenin Türkleşmesi ve İslamlaşmasında en önemli güç olmuşlardır. Taceddinoğulları Karadeniz sahilindeki en büyük beyliklerden biridir. O sıralarda bazılarının imparatorluk diye adlandırdığı Trabzon Rum Devletinin 4000 askeri varken Taceddinoğulları’nın 12000 askeri vardı. Taceddinoğulları zaman zaman Trabzon Rum Devleti ile zaman zamanda doğu komşusu Hacıemiroğulları Beyliği ile mücadele etmişlerdir.

Taceddinoğulları daha sonra Osmanlı hâkimiyetini tanıdılar. Osmanlıların bir müddet Canik (Samsun) Sancak beyliğini yaptılar. Tacettinoğulları’nın yönetim merkezi Niksar’dan sonra Ordu Köyü daha sonrada Eskiyurt denilen bugünkü Sarıcalı Mahallesi olmuştur. Daha sonra Canik Sancak Beyleri merkezden atanmaya başlayınca Taceddin oğulları’nın yöredeki etkinliği azalmıştır.

Yöre Osmanlı döneminde başlangıçtan itibaren Amasya-Tokat-Sivas merkezi etrafında kurulan Rum Beylerbeyliği (eyaleti) içinde yer almıştır. 19.yüzyılın ikinci yarısındaki düzenleme ile Trabzon Vilayeti’ne bağlanıncaya kadar Rum, daha sonraki adıyla Sivas vilayetine bağlı kalmıştır.

Bugünkü Çarşamba ile Terme çevresi yakın zamanda onlardan ayrılarak kaza olan Salıpazarı, Ayvacık, Tekkeköy ve Asarcık 15.yy’da Canik-i Göl ya da Gölcanik olarak bilinmekteydi. Tarihçi Bıjışkyan Çarşamba’nın bulunduğu yerin göl olduğu ve daha sonra nehrin yatak değiştirerek denize ulaştığı bilgisini vermektedir. 16. asırda bu yöre Arım ve Terme kazaları olarak bilinmektedir. 1300 yıllarda kurulduğu rivayet edilen Çarşamba pazarı 1455 tarihli tahrir defterlerinde mevcuttur. Çarşamba ( ilk zamanlar söylenişi Ceharşenbe: Farsca haftanın 4.günü) günleri kurulan pazar daha sonra etrafında oluşan kasabanın ve kazanın (ilçenin) adı olacaktır. Çarşamba pazarı etrafında Hasbahçe, Kücelü, Kuştoğanlı, Sarıcalı ve Sungurlu köyleri mevcuttu. Buralar daha sonra mahalle olmuşlardır. Bugünkü Çarşamba, Ayvacık, Salıpazarı, Asarcık ve Tekkeköy ilçelerini kapsayan alan 15. ve 16. yy’da Osmanlı Devleti’nin Canik sancağına bağlı Arım kazasını oluşturuyordu. Çarşamba Arım kazasına bağlı bir kasabadır.

KaradenizTiwi Sinop Ayancık
00:07:24
karadeniztiwi
30 Views · 10 months ago

KaradenizTiwi Sinop Ayancık

Ayandon, şimdiki Türkeli ilçesine bağlı Hamamlı köyünün eski adıdır. Tarihi kayıtlarda bir balıkçı köyü olduğu yazılıdır. O zamanlar bir kıyı köyü olan yer, daha sonraları gelişmiş, önce nahiye, ardından da ilçe merkezi olmuştur.



Ayancık İlçesinin tarihi ilk çağlara kadar uzanır. Ayancık ve çevresinde yaşayan ilk kavimler Paflogonyalılar, Amazonlar, Akalar ve Dorlardır. İlk çağda Paflogonya Batı Karadeniz bölümünde Biritanya, Pontusya ve Galatya arasında kalan yerdir. Pafogonyalılar bu bölgede bilinen ilk yerli halktır. M.Ö. 1200 yıllarına kadar Etiler'e bağlı, onların korumaları altında yaşamışlardır.

Ayancık ve çevresi 11. yüzyılın sonlarında ilk kez Danışmentoğullarının egemenliğine girmiştir. Bölge 1204 te Anadolu Selçuklularının, 1259 da Pervaneoğullarının, 1292 de Candaroğullarının eline geçmiştir. 1460 yılında Fatih Sultan Mehmet Trabzon seferine giderken Sinop ve çevresini Osmanlı Devletine bağlamıştır. Tanzimat Devrine kadar Ayancık ve Çevresi Kastamonu' ya bağlı dört kadılıktan birinin yönetimi alanı içinde kalmıştır. Tanzimat ile başlayan, daha sonra devam eden yenileşme hareketleri sırasında Ayancık ve çevresinde (Sancak-Kaza) İlçe yönetimi kurulması düşünülmüş, İlçe merkezi olarak da Ayandon (Türkeli İlçesine bağlı Ayazköyü) kabul edilmiştir.
Ayancık ve Ayancık Çayının doğusundaki köylere egemen olan Şükrüoğulları 1860 yıllarda Çaylıoğulları ile anlaşarak İlçe merkezinin Ayancık' a taşınmasını kendi çıkarları ile uygun görmüşler ve 1860' lı yıllarda bir değirmen ve birkaç önemsiz yapıdan oluşmuş küçük bir yerleşim yeri olan Ayancık, zaman içinde Kaymakamlık ve Askerlik Şubesi gibi resmi kurumların ve bir çok konut ve ticaret yapılarının kurulması ile hızla gelişmiştir. Alman ve Belçika sermayeli kereste fabrikasının 1929 yılında işletilmeye başlanması, bölge ekonomisi ve sosyal hayatında dönüm noktası olmuştur.

Ayancık, Cumhuriyetin ilanına kadar Kastamonu İline bağlı iken, Cumhuriyetin ilanından sonra yapılan idari düzenlemede Sinop İline bağlı İlçe olmuştur

Ayancık Milli Mücadele yıllarında da adını kahramanlıkla duyurmuştur. Her 89 şehitten birinin Ayancıklı olduğu düşünülürse, Ermeni harekatından Büyük Taarruza kadar uzanan 4 yıllık muharebenin en ağır kaybının Ayancık’ta olduğu görülür. En çok şehit veren yerler arasında 404 şehidi ile Ayancık, Antalya
(716 ), Kastamonu (484) ve Konya’nın ( 459) ardından 4. sıradadır. Nüfus oranı dikkate alınırsa Ayancık en çok şehit veren yurt köşesidir.

Coğrafi Yapısı
Batı Karadeniz coğrafi bölgesinde yer alan Ayancık İlçesi; Kuzeyde Karadeniz, Güneyde Sinop İli Boyabat İlçesi ve Kastamonu İli Taşköprü İlçeleri, Batıda Sinop İli Türkeli İlçesi ve Doğuda ise Sinop İli Erfelek İlçesi ile çevrilidir. İlçemizin İl'e olan bağlantısı 55 Km.' lik sahil karayolu ile sağlanır.
İlçenin toplam arazisi 86.600 (Ha) olup, Yüzölçümü 866 km2 ve Rakım 10 m.' dir. İlçe merkezi 202 metre yükseklikteki "Maltepe" ve "Ayantepe" ile deniz arasında Ayancık Çayı Vadisinde kurulmuştur. İlçe adını Ayan tepesinden almıştır.
İlçemiz sınırlı ve toplam 86.600 (Ha) büyüklükte tarım arazisine sahiptir. Ancak, % 71.86 gibi büyük bir kısmı tarım dışı arazidir. Tarım arazisi olarak tanımladığımız arazinin sadece % 28.14 lük kısmından ibaret olan arazilerin de, büyük bir kısmını eğimli araziler teşkil etmektedir. Çok az bir kısım arazi ise vadi yataklarındaki küçük düzlüklerden ibarettir.
Buna karşılık, toprak yapısı itibari ile killi ve kalkerli bir karaktere sahip bulunduğundan orman ürünlerinin yetişmesine son derece elverişlidir. Bölgede 59.058 (Ha) ağaçlı, 2.883 (Ha) ağaçsız olmak üzere toplam 61.941 (Ha) ormanlık saha bulunmaktadır. Çok zengin çam, köknar, meşe, gürgen, kayın, dişbudak, karaağaç, kavak türleri ile özellikle Çangal Ormanları "ağaç denizi" olarak nitelendirilir.
Yeşilin her tonunu bu ormanlarda görmek mümkündür. Kıyı şeridindeki çeşitli ağaç türlerinden oluşan bitki örtüsü içine yer yer Akdeniz bitkilerine de rastlanır. Güneye doğru inildikçe iklim kuraklaşmaya başlar ve bozkır bitkileri görülür.
Akgöl yapay bir orman gölüdür. Bunun dışında doğal ya da yapay gölü bulunmamaktadır.
Uzunluğu 90 Km. civarında olan ve çok sayıda küçük derenin birleşmesinden oluşan Ayancık Çayı, geniş bir alanın sularını toplayıp tek kol halinde İlçe merkezinden denize dökülür.
Bölgenin en yüksek dağlarına sahip bulunan Ayancık' ın, Kuzey Anadolu sıra dağları üzerindeki Zindan 1.750 ve Çangal 1.605 metre yükseklikteki dağlarıdır
Ayancık İlçesi deprem bölgesi sınıflandırılmasında 4. bölgede bulunulmaktadır.
Ayancık 55 km.' lik sahil yolu ile Sinop İli' ne bağlanmıştır. İç kesimlerle olan bağlantısı Çangal yolu üzerinden Kastamonu yolu ile sağlanmaktadır. Bazı İl Merkezleri ile İlçelere olan uzaklıkları: Samsun: 218 km., Kastamonu: 140 km., Ankara: 435 km., İstanbul: 630 km., Türkeli: 35 km., Boyabat: 72 km., Gerze: 94 km., Erfelek 46 km.' dir. İlçeler arası ulaşım minibüslerle sağlanmaktadır.

Karadeniz Samsun Eymeleri
00:03:32
karadeniztiwi
16 Views · 10 months ago

Karadeniz Samsun Eymeleri

eymeleri eymeleri
gönül de sevmez deymeleri
çez göğsünün düğmeleri

kız seni gayet sevdi canım
severim yoktur yalanım

bak şu kaşın karesine
elif de çekmiş aresine
düştü gönül çaresine

kız seni gayet sevdi canım
severim yoktur yalanım

KaradenizTiwi Rize iyidere
00:04:51
karadeniztiwi
16 Views · 10 months ago

KaradenizTiwi Rize iyidere

Pileki Park Mesire alanı

Doğa ile iç içe sahilden 2 km uzaklıkta beton araç yoluyla ulaşımı sağlanan, tarihi değirmenler çevresindeki mesire piknik alanları, nayla evi restaurant, adrenalin sporu zepline ve 2 km yürüyüş parkuru güzergâhı boyunca kayrak taşlara basarak yürürken, tahta asma köprülerden geçen ziyaretçiler buradan İlçemiz turizminin göz bebeği Pileki Mağarasına ulaşırlar.
Hafta sonu işlerin yoğun temposundan uzaklaşmak, şehrin gürültüsünden uzak vakit geçirmek, şırıl şırıl akan derenin sesiyle büyülenip aile ve arkadaşlarla mangal keyfini çıkarmak, yazın yeşilin sonbaharda ise sarının tonlarını çekmek isteyen doğaseverlerin ziyadesiyle faydalanabileceği Pileki Park Mesire Alanı yöre halkına ve turizme hizmet vermektedir.

Yeme İçme
Rize mutfak kültürü son dönemlerde, halk kültürünün genelinde olduğu gibi dönüşümler geçirse de, özellikle köylerde geleneksel yapısını korumayı sürdürür. Bölgedeki tarım alanlarının darlığı ve iklim koşulları nedeniyle sınırlı sayıda sebze ve meyve yetiştirilmektedir ( Tarım alanları daha çok “çay” ve 1990’larla birlikte kısmen “kivi” yetiştiriciliğine ayrılmış durumdadır.). Arıcılık ve bal üretimi (Anzer Balı, Deli Bal) hala yaygınlığını sürdürürken, pekmez üreticiliği de (üzüm pekmezi, armut pekmezi/balı) devam etmektedir.
Pekmezli Kabak:

Büyük pekmez tavasında pekmez yapılacak şıra saatlerce kaynatılır, bu haşlanarak şıra siner ve tatlanmaya başlar. Artık pekmez olması için yarım saat kadar bir zaman kalmıştır. İşte o zaman daha önce beyaz tatlı kabağından hazırlanmış olan kabak felileri ( uzunluğuna kesilmiş bir kabağın ikiye üçe ayrılmış parçaları) pekmez tavasına atılır. Kabaklar tatlılaşmakta olan şıra ile birlikte pişer, giderek kahverengi bir renk alarak tadlaşır. Uzun saplı bir süzgeçle pekmez tavasından toplanır. Sıcak veya soğuk olarak yenebilirler.

Hamsikoli (Hamsili Ekmek) :

En az bir yıllık ayıklanmış salamura hamsiden yapılır. Kılçığı alınmış hamsi, elenmiş mısır unu ve bol yeşillik (pırasa, lahana, pazı, soğan, maydanoz…) birlikte yoğrulur. Karışıma içyağı veya tereyağı da konulabilir. Hazırlanan hamur tepsiye (eskiden “pleki”ye ) konularak pişirilir.


Hamsili Pilav:

Hamsinin kılıçları ayıklanır. Ayrı bir yerde pirinç, nane, karabiber, kuşüzümü karıştırılır ve hamur haline getirilir. Tepsinin bir kısmına önce bir sıra hamsi dizilir, ortaya hazırlanan karışım serilir. Üste yine hamsi dizilerek, fırına verilir.


Muhlama:

Bazı yörelerde kuymak da denilen muhlama; mısır unu, tereyağı ve tel veren peynirden yapılır. Tereyağında kavrulan mısır ununa doğranmış peynir ve su ilave edilerek peynir eriyinceye kadar pişirilir. Sıcak olarak servis yapılır.


Turşu Tavalı:

Turşu tavalisi, fasulye turşusundan yapılır. Soğan zeytinyağında pembeleşinceye kadar kavrulur. Küpten çıkartılan salamura fasulyeler, suda bekletildikten sonra, sıkılarak kavrulmuş soğanın içine bırakılır. Birlikte kavrulup arzu edilirse baharat eklenir, bir müddet daha pişirilir. Soğuk ve sıcak servis yapılabilir.

Lahana Sarması:

Malzeme olarak pirinç, soğan ve lahana yaprakları kullanılır. Pirinç yağda kavrulur, içerisine soğan eklenir ve kavurmaya devam edilir, ardından arzu edilirse baharat eklenir. Hazırlanan iç, haşlanmış lahana yapraklarına sarılır. Ayrıca sarmalara korkota (mısır tanesinin parçalanmış hali, mısır yarması) da ilave edilebilir.

Laz Böreği:

Rize’de sevilerek yenilen ve yıllardır özel günlerin, düğünlerin, festivallerin ve çeşitli kutlamaların olmazsa olmaz tatlılarındandır.Bir hamur tatlısı olan Laz Böreğinin içine konulacak muhallebi, buğday unu, şeker, az tuz, yumurta ve süt karıştırılıp kaynatılarak hazırlanır. Sonra buğday unundan baklava yufkası gibi yufkalar açılır.Tepsiye önce dört adet yufka serilir, hazırlanan muhallebi üstüne yayılır,altı adet yufka daha serilir,tereyağı eritilip üstüne dökülür,kesilip fırına verilir,çıkarıldıktan sonra üzerine şerbeti verilir.

Enişte Lokumu:

Rize genelinde yapılan evlenme gelenekleri içinde kaynanaların damatları için yaptıkları ve kızlarını her ziyaret edişlerinde bir bohça yapıp damat evine gönderdikleri bir pasta türüdür. Şeker, yumurta ve yoğurt bir kaba konur, şeker eriyinceye kadar karıştırılır, üzerine eritilmiş ılık tereyağı ilave edilir. Bu karışıma limon suyu ve karbonat da katıldıktan sonra un eklenir ve kulak mememsi kıvamında bir hamur elde edilir. Yumurta büyüklüğündeki hamur parçaları elle şekil verilerek lokum gibi uzatılır ve yağlanmış bir tepsiye dizilerek pilekide veya fırında pişirilir.

KaradenizTiwi Giresun Eynesil
00:08:23
karadeniztiwi
6 Views · 10 months ago

KaradenizTiwi Giresun Eynesil

Eynesil’in Tarihçesi
Eynesil’in bilinen tarihi İsa’dan önce 1500 yıllarına kadar dayanmaktadır. Bu dönemde Büyük Hitit İmparatorluğu egemenliğinde olan Eynesil, 300 yıl kadar bu imparatorluğun yönetiminde kaldıktan sonra I.Ö. 1200 yıllarında Phrygia Konfederasyonu emrine girmiştir.
Yunanlıların yöreye gelişleri I.Ö. 756 yılına kadar dayanmaktadır. Yunanlılar dan sonra I.Ö. 670 yılında yöre Miletoslular’la tanışmıştır. Miletoslular Eynesil’in de içinde yer aldığı Karadeniz kıyılarında 90 civarında ticaret kolonisi kurmuştur. Eynesil’de ki metruk ve büyük bir bölümü yıkılmış olan kalenin de, (Görele Kalesi) ilk olarak bu dönemde inşa edildiği sanılıyor.

I.Ö 520 yılında, Eynesil Pontus Satraplığı içinde bulunmuştur. Bu dönemde Pers İmparatorluğu’nun 19. Eyaleti olan Pontos Satraplığı, 200 yıl kadar sonra Kapodokya Kralığı egemenliğine girmiştir. Ancak Pontos satraplığında çıkan karışıklıklar bitmek bilmemiş, I.Ö.298 yılında Büyük Pontos Krallığı kurulmuştur. Bu devlet I.Ö.91 yılında Anadolu’daki en güçlü krallık haline gelmiştir. Bu durum, Romalılar’ın Pontos ülkesine saldırmasına kadar sürmüş, ne yazık ki, Romalılar’ın saldırıları sonucu, I.Ö.63 yılında Pontos Krallığı ortadan kalkmıştır. Pontos’un yıkılması ile yöre Roma’ya bağlı Galatia egemenliği altına girmiştir. Eynesil ve tüm Doğu Karadeniz sahillerinin Roma Imparatorlugu egemenliği altındaki dönemi I.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılması ile sona ermiş gibi görünse de, Doğu Roma İmparatorluğu’nun ilçedeki egemenliği 1204 yılına kadar devam etmiştir.

1204 yılında Eynesil, Megalon Kommenon İmparatorluğu egemenliğine girdi. Diğer adıyla Trabzon imparatorluğu olarak bilinen bu devlet, Ekim 1461’de yöreye Osmanlıların gelişiyle son buldu.

Eynesil’in Osmanlı İmparatorluğu Egemenliğine Girmesi

Ekim 1461 tarihinde, Trabzon’un Osmanlı İmparatorluğu tarafından alınmasından iki ay kadar sonra Aralık 1461 tarihinde Eynesil de Osmanlı İmparatorluğu egemenliğine girmiştir.

Yöreye ilk gelen Türk boyu olan Çepnilerdir. Çepniler, ayni zamanda Alevilikleri ve Hacı Bektaşi Veli’nin de müritleri olması ile bilinen bir Türk boyudur. Çepnilerin Aleviliği ve yöredeki Alevilik olgusuyla ilgili olarak, Avukat Halil İbrahim Türkyılmaz tarafından yazılan Dünden Yarına Tüm Yönleriyle Eynesil isimli kitap hayli ayrıntılı bilgi vermektedir.

Eynesil uzun bir süre Trabzon’a bağlı bir köy olarak kalmıştır. Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte Görele’ye bağlı bir köy olan Eynesil, 1953 yılında yine bu ilçeye bağlı bir bucak olmuş, 1 Nisan 1960 tarihinde de ilçe olmuştur.
Eynesil Adı Nereden Gelmektedir?
Kimilerince Eynesil adı, Iyi Nesil kelimesinden dönüşerek bu güne kadar gelmiştir. Ancak gerçeğe daha yakin olan görüş ; Türklerin “Ine” yahut “Eyne” isimli bir bey öncülüğünde Eynesil’e geldikleri, bu nedenle de yerleştikleri bu yere Ine Bey’in yeri anlamında “İnesi” adini verdikleridir.

Eynesil, Görele ilçesine bağlı bir bucak iken, 1960 yılında ilçe olmuştur. İlçenin adının nerden geldiğine dair yazılı bir kaynak yoktur. Sadece ilçenin bu adı Türklerin bölgeye yerleşmesinden sonra aldığı sanılmaktadır.
16.yüzyıl sonlarında yaşamış olan Osmanlı Coğrafyacılarından Mehmet Aşık, eserinde, Trabzon ve Giresun arasındaki bölgede Türk halkından mühim bir kısmının Çepnilerden meydana geldiğini ve bölgenin batı ile güney tarafındaki dağların Çepni dağları adını taşıdığını yazmaktadır. Halen sahil halkına, Giresun’un iç kesimlerinde yaşayan halk Çepni demektedir.

Yine Yavuz Sultan devrine ait Trabzon tarih defteri, Giresun bölgesindeki halkın çoğunluğunun Türk olduğunu açık bir şekilde göstermektedir. 1515 yılında yazılan bu deftere göre, Ordu-Giresun, Giresun-Torul, Görele -Eynesil arasındaki yörede çok yoğun bir Türk nüfusu görülmekte ve Vilayet-i Çepni adı taşımaktadır.

Turizm ve Yaylacılık
Doğa turizmi yönünden büyük bir potansiyele sahip olan ilçede güzel kumsal sahiller bulunmasına rağmen, İlçede Turizm çok gelişmemiş olup ekonomiye bir katkısı yoktur. Daha çok iç turizm hakimdir. Yayla turizmi gelştirmek için yayla şenlikleri düzenlenmektedir.

İlçenin önemli tarihi eserleri arasında, Eynesil kalesi en göze çarpanıdır.

Yaylacılık

İlçede yaylacılık çok gelişmiştir. Eskiden bölge halkı hayvan otlatmak için yaylaya göç etmekte iken son yıllarda, Temiz dağ havası alarak dinlenmek ve çeşitli yayla şenliklerine katılarak eğlenmek için yaylaya çıkmaktadır.

Önceden yaylaya yürüyerek gidilirken; ulaşımın sağlanması ile otomobiller ile bu yaylalara üç-dört saatte gidilip gelinmektedir. Yöre halkının çıktığı yaylalarda Haziran, Temmuz aylarında çeşitli şenlikler düzenlenmektedir.

Örf ve Adetler

İlçe Örf ve Adet bakımından Giresun yöresine benzerlik gösterse de daha çok Trabzon yöresini andırır. Geleneksel giysiler halk tarafından özel günlerde giyilmekte. Eski geleneklere göre yaylacılık ve yayla şenlikleri sürdürülmektedir.

Keşan ve Peştamal yöre kadınlarının geleneksel giysileri arasındadır.

KaradenizTiwi Sinop
00:08:19
karadeniztiwi
4 Views · 10 months ago

KaradenizTiwi Sinop

Sinop Şehri
Sinop Şehri, Anadolu 'nun kuzey yönde uç noktası olan İnce Burun 'a doğu yönde bağlanan Boztepe Burnu berzahında bir kale-şehir olarak kurulmuş ve tarih boyunca doğu yönde gelişmiştir. Tarih boyunca kale dışına pek taşmayan şehir bir liman kenti özelliği taşır. Berzahın kuzey doğusundaki dış liman fırtınalara açık olduğu ve denizcilik bakımından kullanışlı sayılmadığı halde, Antikçağ 'da daha çok bu limanın kullanıldığı bilinir. Zamanla kum dolan ve kullanılamaz hale gelen bu limanı berzanın güney-doğusundaki iç limana aynı dönemde bir kanal bağlardı. Bu kanal, Selçuklular döneminde kapatılmıştır.

Yarımadanın güney yönündeki içliman ise rüzgarlara kapalı konumuyla ve sakin deniziyle güney Karadeniz 'in en önemli limanıydı. Bu özellikleri yüzünden "Akdeniz" ismini almıştır. Tarih boyunca işlek bir liman yaşantısı ve tersane faaliyeti bu limanda gerçekleşmiştir. XIX. Yüzyıla kadar tamamen ayakta duran surlardan ise günümüze büyük bir kısmı kalmıştır ve yıkıntılarından rekonstrüksiyonu yapılabilir. Şehir, doğu yönünde Boztepe Burnuna doğru daha yoğun olarak gelişmiştir. Aynı burundaki Hıdırlık tepesinin, 187 metreye kadar yükseltisi bulunmakta ve nihayet deniz yönünde dik yarlar ile kuşatılmaktadır. Bu durumda, şehrin deniz yönünden ve berzahtan zaptedilmesi imkansız hale gelmektedir.

Antik çağdan beri parlak ve yoğun bir ticari ve kültürel yaşantıya sahip olan Sinop, bu niteliğini Bizans, Selçuklu, Candaroğlu ve Osmanlı yönetimlerinde de sürdürmüş, ayrıca kale ve tersanesi ile bölgenin en önemli askeri üslerinden biri olmuştur. Bu durumunu Sinop Baskını'ndan sonra kaybetmeye başlayan kentteki gelişim süreci, güneydoğu ve batı yönündeki kentleşme ile surların dışına taşmıştır. Ulaşım şebekesi olarak Antikçağ'dan beri geometrik yapısını koruyan Sinop'un ulaşım omurgasını, Boyabat yolu ile bu yolun şehir içindeki devamı olan Sakarya, Cumhuriyet ve Fatih caddeleri oluşturur. Bu eksendeki en önemli dikey bağlantı, Valilik ve Belediye önünden geçen Gazi Caddesidir.



İklim
Sinop İli, Doğu ve Batı Karadeniz iklim özelliklerinin iç içe geçtiği bir yöredir. İlde mevsimler arası sıcaklık farkları pek büyük değildir. İlde, yıl boyunca esen sürekli rüzgarlar etkili olmaktadır. Yazın belli bir dönem dışında, bütün yıl nemli ve yağışlı geçer. Sinop’un kuzey kesiminde Karadeniz iklim tipi egemendir. İlin güney kesiminde ise kıyıya koşut olarak uzanan dağlar nedeniyle, Karadeniz ikliminin giderek etkisi azalmaktadır. Bu bölgede yağışlar ve sıcaklık düşer, bozkır ikliminin etkileri görülür.

Sinop’ta yağışlar, aylara göre oldukça düzenlidir. En çok Aralık ve Ocak aylarında, en az Temmuz ve Ağustos aylarında yağış alan İlimizde yağışlı gün sayısı ortalama 125-135 gün arasındadır.Yıllık yağış miktarı ortalaması 56,79 kg/m²’dir. İlimizde görülmüş olan en yüksek sıcaklık 34,4oC, en düşük sıcaklık -7,5 oC’dir. (1954-2013 arası veriler)

Sinop İli, kuzey rüzgârlarına açık olduğundan, sürekli rüzgâr alır. İlin konumu, kuzey (yıldız) rüzgârlarının zaman zaman çok şiddetli esmesine yol açar. Ortalama deniz suyu sıcaklığı 15.90C olan Sinop’ta ortalama güneşlenme süresi ise 5,46 saat/gündür.Nisbi nem yönünden sahil kesimleri % 75 nem ortalamasının üzerinde, iç kesimler ise %60 nem oranın altındadır.

Sinop Adı Nereden Geliyor ?
Sinop adının ilk kez nereden türediği ve son biçimini nasıl aldığı üzerinde çok şeyler söylenmiş, değişik görüşler ileri sürülmüştür. Bu söylenti ve yazılı yorumlar zamanla çoğalmış, birkaç harf değişikliği ile birbirine benzer sözcükler ortaya çıkmıştır.

1. Sinope Irmak Tanrısı Osopos'un güzeller güzeli kızıymış. Rivayete göre mutlu bir hayatı varmış. Birgün Tanrılar Tanrısı Zeus kendisini görmüş ve o anda aşık oluvermiş. Zeus bu, gönlünü kaptırdığını elde etmek için yapmadığı üçkağıtçılık yokmuş . Ama Sinope, Zeus'un bile başını döndürecek bir güzellikteymiş. Eli ayağı, dili dudağı dolaşmış Tanrılar Tanrısının, Sinope'ye aşkına karşılık her istediğini yapacağını söylemiş. Korku içindeki genç kız, kendisine dokunmamasını, kız oğlan kız almak istediğini söylemiş heybetli Zeus'a. Tanrılar Tanrısı, sözüne sadık kalmış ve Sinope'yi alıp en sevdiği yerlerden olan Karadeniz'in cennete benzeyen yemyeşil kıyılarına bırakmış. (Yani bugün Sinop ilimizin bulunduğu yere)
2. Sinop'un ilk kez Hititçe Sinova adı ile anıldığını Hitit kaynaklarından öğreniyoruz.
3. Prof. Yusuf Kemal Tengirşenk'in eşi Nazlı Tengirşenk, Sinop Halkevi yayınlarından Dıranaz dergisinde "American Journal of Phylology" adli, David M. Robinson'ın yapıtından çevirilerinde, Sinop adinin Asurların ay ilâhı olan "Sin"den geldiğini bildirmektedir.
4. Bazı kaynaklar Sinop adının ilk söylenişini Sinavur olarak ileri sürmektedir.
5. M.Ö. 200 yıllarında yaşayan Skymnos, şiirlerinde Sinop adının Sinope adlı bir Amazon kraliçesinin adından geldiğini dile getirir.
6. Suyun göğsü anlamında Farsça (Sine-i âb) dan Sınap şekline çevrilmiş ve böyle konuşulmuş deniliyor.

KaradenizTiwi Samsun Yakakent
00:04:57
karadeniztiwi
7 Views · 10 months ago

KaradenizTiwi Samsun Yakakent

Yakakent 1800 yıllarında Gerze’den gelen 3 – 4 aile ile kurulmuş, 1893 – 1895 yıllarında Rus işgalinden kaçan Doğu Karadenizlilerin ve 1922 yılında Selanik’ten gelen göçmenlerin yerleşmesiyle büyümüştür. 1896 yılında muhtarlık, 1 Mart 1963 yılında Belediye Teşkilatı kurulmuştur. Aynı yıl Gümenez olan ismi, kıyı şehri anlamına gelen Yakakent olarak değiştirilmiştir. 1963 yılından sonra “Kıyı Şehri” anlamına gelen “YAKAKENT” ismini almıştır. Yakakent 09.05.1990 gün ve 20523 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 3644 sayılı 130 İlçe Kurulması hakkında kanun ile kurulmuş, ancak 1991 yılında İlçe teşkilatlanmıştır

Yakakent Karadeniz kıyısında Sinop il sınırı arasındaki geçit noktasındadır. Samsun iline bağlı ilçenin Samsun 'a uzaklığı 84 km dir. Doğusunda Alaçam, Batısında Gerze, Güneyinde Canik Dağları, Kuzeyinde Karadeniz yer almaktadır. Kıyılar denize bazı yerlerde yatay, bazı yerlerde diktir. İlçenin 14 Km. kıyı şeridi ve 4 Km. Sahil Bandı vardır. Köylerle birlikte yüzölçümü 204 Km2.’dir. İlçe Merkezinin ortalama yüksekliği 3 m. İlçenin rakımı ortalama 690 m.’dir
Dağlar; İlçenin güneyinde Canik Dağları bulunmakta olup; Uzunkız’da Köse Osman Tepesi 1397 m., Uzunkız - Karaaba arasında Sivri Tepe 1298 m, Mutaflı Gökyar Mahallesi Kaşbaşı Tepesi 1136 m.’dir.
Akarsular; İlçenin önemli akarsuları Yakakent Çayı ve Celevit Çaylarıdır.
İlçenin 103 Km2 ormanlık sahası mevcuttur. Ormanlarımızda çoğunlukla çam, meşe, kayın, köknar ağaçları bulunmakla birlikte defne alanı olarak da zengindir.
İlçeye 7 km. uzaklıkta Samsun - Sinop karayolu üzerinde bulunan Çamgölü mevkii denizin, ormanla iç içe olduğu bir doğa harikasıdır. Çam ağaçlarının denizle kucaklaştığı bu eşsiz sahil maviyle yeşilin en güzel uyumunu yaratmıştır. Bu yöre Orman İşletme Müdürlüğü tarafından piknik yeri olarak düzenlenmiştir
Kozköy Mahallesi mevkiinde sahil şeridi ise kumsal ve doğal plajı ile ilçeye ayrı bir güzellik katmaktadır.
Kayalıköyü mevkiindeki kunduz (Balık) gölü özellikle ilkbahar ve yaz aylarında kamp yeri olarak kullanılmaktadır.
En önemli yemek içli mantıdır. Kıymalı ve cevizli olarak yapılan mantı sarımsaklı yoğurtla yenir. Ördek ve Tavuk etinden tirit de yapılır. İlçe nüfusu 9000 civarıdır.

Yakakent, the mostwest town of Samsun was established by 3-4 families migrated from neighbour town of Sinop. Later, the population of the town increased by people migrated from Russian invasion during 1893-1895 war and from Selanik-Greece in 1922. Yakakent is the border town of Samsun that stands nearby Sinop/Gerze. It is 84km away from town centre. Population of the town is about 9.000. The town has an intact nature and clean sea and visited mostly during summmer days.

KaradenizTiwi Düzce  Akçakoca
00:08:12
karadeniztiwi
4 Views · 10 months ago

KaradenizTiwi Düzce Akçakoca
Akçakoca - Düzce
1950’li yıllarda deniz ve karavan turizmi ile ülkemizde ilk turizm hareketinin başladığı Düzce’nin denize kıyısı Akçakoca; denizi, kumu, balıkçı barınağı, mevsimin özelliğine göre balık çeşitleri, gün batımı, sivil ve dini mimarisi, dağ çileği, kestane balı, fındığı, mavi bayraklı plajları, yemyeşil bitki dokusu, piknik ve mesire alanları, tarihi anıt ağaçları, Ceneviz Kalesi, mağarası, şelaleleri, ve yöresel ağız tatları ile yerli ve yabancı turistler için dikkat çekicidir.
Akçakoca, Karadeniz Bölgesi'nin batı ucunda, Orta Anadolu’nun denize açılan en yakın penceresi konumunda olup, İstanbul ve Ankara gibi iki metropolün arasında yeşil ve mavinin kaynaştığı şirin bir tatil beldesidir. Düzce iline 37 kilometre mesafede bulunan bölge, aynı zamanda Düzce'nin en büyük ilçesidir.

Nasıl Gidilir: Batı Karadeniz bölgesinin önemli turizm merkezlerinden biri alan Akçakoca; İstanbul, Ankara, Bursa ve Kocaeli gibi metropollere 2.5 – 3 saat uzaklıkta olup otoyolla kolay bir ulaşıma sahiptir. Hangi yönden gelinirse gelinsin D.100 otoyolunun Düzce turnikelerinden çıkış yapılarak Akçakoca yoluna girilir. 35 kilometrelik şehirler arası yolu yeşillikler içinde kat ederek Akçakoca’ya varılır. İl merkezinden ilçe ulaşım araçları ile de ulaşım sağlanabilmektedir.

Aktaş Şelalesi - Düzce
Aktaş Şelalesi, Akçakoca ilçemiz Aktaş köyünde bulunmaktadır. Şelale, doğası ve çevresindeki zengin bitki örtüsüyle dikkat çeker. Bölgeye gelen turistlerin önemli keşif noktalarından biri olan Aktaş Şelalesi, 50 m yüksekten düşen suyun sesi ve etrafını saran yeşillikler arasında trekking, foto-safari vb. doğa aktiviteleri yapmaya uygundur.
Fakıllı Mağarası - Düzce
Fakıllı Mağarası, Düzce’nin Akçakoca ilçesinin 8 km güneydoğusundaki Fakıllı köyünde bulunmaktadır. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü tarafından I. derece sit alanı olarak tescillenmiştir. Bulunduğu köyden ismini alan mağaranın toplam uzunluğu 1.017 m ziyarete açık alanı ise 350 m’dir.

Doğal özellikler taşıyan mağaranın içinde çeşitli yönlere giden galeriler, sarkıt ve dikitler vardır. Özellikle beyaz oda olarak anılan bölgeler damlataş bakımından zengindir. Mağaraya yağışlı dönemlerde düden girişler ile önemli oranda su girişi vardır. Çok dönemli gelişimi karakterize eden şekil ve yapılara sahip olan Fakıllı Mağarası yarı aktif bir mağaradır. Yüzeye yakın bir noktada bulunması nedeniyle yaz ve kış mevsimlerinde büyük farklılıklar gösteren nemli, sıcak ve serin bir havaya sahiptir. Mağaranın havasının astım ve nefes darlığı hastalığına iyi geldiği söylenmektedir. Mağaranın çevresi yapılan düzenlemeyle piknik alanı olarak kullanılmaktadır.

Ceneviz Kalesi - Düzce
Ceneviz Kalesi Düzce Akçakoca İlçesinin 2,5 kilometre batısında, iki koy arasında bulunan bir falez üzerinde kurulmuştur. Kalenin güneyinde, doğu ve batı doğrultusunda, surların ortasında yüksek bir kulesi, iç avluda bir de su sarnıcı bulunmaktadır. Kalede kullanılan tuğla ve harç diğer Ceneviz Kalelerinde kullanılan tuğla ve harçla benzerlikler göstermektedir.

Hemşin Köyü Camii - Düzce
Akçakoca’ya 15 km mesafede bulunan ve 1877 yılında Osmanlı-Rus Savaşı ardından Artvin’den gelen Hemşinlilerin yaptığı tarihi Hemşin Köyü Camii çantı tipi camilerin en iyi örneklerden biridir. Birinci katında taş işçiliği örneği, ikinci katında ise çantı tekniği kullanılarak inşa edilen cami, 150 yıla yaklaşan bir geçmişe sahiptir. Minaresi de ahşap olan Hemşin Camii, tavan işçiliği, mihrap ve minberi ile dikkat çekmektedir.

Orhangazi Camii - Düzce
Osmanlı Devleti’nin kurucularından Orhan Gazi’nin gelip konakladığı (Miladi 1323) ve kendi adı ile anılan bir de cami yaptırdığı bilinmektedir. Sultan Orhan Camii Şerifi olarak kayıtlara geçmiş bulunan bu kültür mirasımız, 2007 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce restore edilerek, tekrar ibadet ve ziyarete açılmıştır. Bundan 687 yıl evvel çantı tekniği ile uzun kütüklerin birbirine geçirilmesiyle, çivisiz olarak inşa olunan, Osmanlı Mescidi’nin kurulu bulunduğu alanda sarıklı mezar taşları da ayrıca dikkat çeker.

Ahşap mimaride tomrukların veya kerestelerin içine derin çentikler açılarak, çandı tekniği ile oluşturulan dörtgen kasnak, bir çeşit temel oluşturur. Temeli olmadan inşa edilen yapılar, iri taşların üzerine kasnakların yerleştirilmesiyle sağlamlaştırılır. Hiç çivi kullanılmaması, bu yapıların en büyük özelliği olarak biliniyor. Çandı yönteminde kerestelerin daha dayanıklı ve uzun ömürlü olması amacıyla çivi tercih edilmiyor.


Akçakoca İlçemiz Akkaya Köyünde bulunan Akkaya Köyü piknik ve mesire alanı Akçakoca’nın 7 km doğusunda Karadeniz Ereğli Yolu üzerindedir. Bölge piknik ve mesire alanı olmasının dışında orman içi yürüyüş alanından kısa bir mesafeden ulaşılan Akkaya plajı ile de dikkat çekmektedir. Muazzam bir doğal güzelliğe sahip olan piknik alanı, ortasından geçen dere ile de görülmeye değerdir. Bölge doğa yürüyüşü, fotoğrafçılık, çadır kampı yapmak için uygun özelliktedir.

KaradenizTiwi Dokadak Avusor Yaylası
00:48:24
karadeniztiwi
4 Views · 10 months ago

KaradenizTiwi Dokadak Avusor Yaylası

Karadeniz yaylalarındaki turumuzun bu seferki durağı Avusor Yaylası ve Avusor Gölü.

Doğa tutkunları ve yükseklerden vazgeçemeyenlerin yeni keşfi Avusor yaylası. İsteğiniz zorlu olmayan bir doğa yürüyüşü ve heybetli dağların eteğinde bir tatil ise doğru notayı buldunuz diyebiliriz. Avusor yaylası, Rize ilinin Çamlıhemşin ilçesine bağlı bir yaylasıdır. Yayla bir vadi içerisinde kurulmuştur. Gösterişli Kaçkar dağlarının devamı olan altıparmak dağlarının eteklerindedir.

Yaylada hala hayvancılıkla uğraşılmaktadır. Yayla da konaklayabileceğiniz iki pansiyon bulunmaktadır. benim tavsiyem ise eğer çadır kurmayacaksanız gitmeden önce bu pansiyonlarla iletişim kurmanız sizin faydanıza olur. Genel olarak yaylalar arasında trans geçit yapan dağcıların ortak buluşma dilenme noktasıdır.

Avusor’da ne yapılır?
Avusor yaylasına gidilirse kesinlikle yapılacak nedir diye içinizden geçirirseniz tabi ki Avusor Gölü’ne ortalama 1 saat sürecek bir patika yürüyüş ile ziyaret etmek derim. Bunu siz siz olun sakın yapmamazlık etmeyin biraz tepeden bakılınca bir kalp şekli oluşturan göle biraz cesursanız ve soğuktan çekinmezseniz girebilirsiniz.


Göl yaylanın kuzeydoğusunda kalmaktadır. Yayladan birilerine sorarsanız size patikayı tarif ederler. Şehre ve bölgeye yabancıysanız sakın siste bu yürüyüşü yapmayın geçen hafta ben siste kayboldum tecrübe ile sabittir yani. Göle yürürken yanınıza su ve atıştırmalık bir şeyler alabilirsiniz kuru yemiş veya meyve olabilir. Eğer birkaç saat kalacaksanız. Ufak bir kumanya da yapabilirsiniz. Doğada iken yaban hayatin varlığını hatırlatmama gerek yok sanırız.

Elif Omput

KaradenizTiwi Kümbet Yaylası - Giresun
00:04:39
karadeniztiwi
6 Views · 10 months ago

KaradenizTiwi Kümbet Yaylası - Giresun

Kümbet Yaylası - Giresun
Giresun'a yaklaşık 60 km. mesafede bulunan Kümbet Yaylası,çevredeki bazı yaylalar ve Aymaç Mevkiinden oluşmaktadır.Merkeze adını veren Kümbet Yaylası Turizm Merkezi olup,Giresun'un en popüler yaylalarındandır. Kümbet Yaylasına Giresun -Dereli- Şebinkarahisar yolu üzerinden iki şekilde ulaşmak mümkündür. Dereli'den sonra Güdül - Yüceköy üzerinden gidildiğinde 60 km.lik asfalt yol ile ulaşılır. Şebinkarahisar yolundan devam edilince İkisu - Uzundere üzerinden de ulaşmak mümkündür.Kümbet Yaylasında elektrik,su ve telefon mevcut olup,ilkokul ve sağlık ocağı hizmet vermektedir. Yayla çevresi gür ormanlarla çevrili çiçeklerle dolu çayırlarla kaplı geniş bir alana yayılmıştır.Yaylada bakkal, kasap, fırın, manav, kır kahveleri bulunmaktadır. Günübirlik gelenler için bol miktarda kuzu eti ızgara ,ocak başında kendin pişir kendin ye şeklinde takdim edilmektedir.Yaylanın önemli mesire yeri olan Aymaç Mevkii yayla merkezinin yaklaşık 2 km. kuzeybatısındadır.Kümbet Yayla Şenliklerinin kutlandığı bu mevkii doğal güzellikler bakımından zengin çevre manzarasına hakim bir tepedir. Yayla çimenlerle kaplı ve orman içine serpilmiş düzlüklerden oluşmaktadır.Giresun'da genellikle temmuz ayının ikinci yansında yayla şenlikleri tertiplenir.O günçevredeki diğer yaylalardan ve obalarda bulunan aileler ile il ve ilçeler ile diğer illerden gelen halk şenliklerin yapılacağı yaylada büyük kalabalıklar oluştururlar Bu şenliklerde yenir, içilir, oyunlar oynanır, yarışmalar tertiplenir, hayvansal ürünler pazarlanır. Tertiplenen bu şenliklerin en ünlüsü temmuz ayının ikinci haftasına rastlayan Cumartesi ve Pazar günleri kutlanan Kümbet Yayla Şenlikleridir. Aymaç Mevkii:Aymaç mevkii Kümbet Yayla Merkezinin yaklaşık 2 km. kuzeybatısındadır.Her sene temmuz ayının ikinci Pazar gününe rastlayan Kümbet Yayla Şenliklerinin kutlandığı Aymaç mevkii doğal güzellikler yönünden zengin,çevre manzarasına hakim bir tepedir.Yol boyunca ladin ormanları ve kır çiçekleri etrafı süsleyerek güzel bir peyzaj oluşturmaktadır. Salon Çayırı Piknik Alanı: Giresun'dan Kümbet Yaylasına gelişte ,yayla merkezine yaklaşık 1 km. mesafede Orman Bölge Müdürlüğünce tesis edilmiş olan Salon Çayırı Piknik Alanına ulaşılır. Sık orman dokusu içinde günübirlik kullanım talebine hizmet verecek şekilde düzenli ve teçhizatlıdır.Su,wc gibi altyapının yanı sıra piknik masaları,et pişirme ocakları yağmur barınakları ve her biri 5'er yataklı 3 adet dinlenme evi bulunmaktadır.

KaradenizTiwi Giresun Tirebolu
00:11:22
karadeniztiwi
4 Views · 10 months ago

KaradenizTiwi Giresun Tirebolu

Tirebolu, Giresun iline bağlı bir ilçedir. İl merkezi olan Giresun'un doğu yönünde, Karadeniz kıyısında, Doğankent, Espiye, Görele ve Güce ilçeleriyle sınırları bulunmakta olup il merkezi Giresun'a 45 km. uzaklıktadır.

En önemli geçim kaynağı fındık ve çay tarımıdır. Dünyanın en kaliteli fındık çeşidi olan Giresun kalite fındığın en güzel örnekleri bu şirin ilçede yetiştirilmektedir. Bunun dışında Karalahana, Mısır gibi bitkiler de miktarları çok olmamakla birlikte yaygın olarak yetiştirilmektedir.

İlçe bölgenin en turistik merkezlerinden birisidir. Tarihi kaleleri, Rumlardan kalan eski binalar ve kilise kalıntıları görülmeye değerdir. Yaz mevsiminde binlerce yerli ve yabancı turist ilçe plajlarını doldurmaktadır. Karadeniz'in diğer yerlerinde pek görülmeyen plaj manzaraları Tirebolu'da görülür.
Tirebolu’nun adı, üç sehir demek olan Tripolis'ten gelmiştir. Sehir bu adı,yan yana bulunan üç çıkıntı, yahut burun üzerinde ve onların arkasında kurulmuş olmasından dolayı almıştır.
Tirebolu, Tripolis seklinde ilk defa MS. I. yüzyılda yazılmış olan Pliny'in Natura History adlı eserinde kaydedilmiştir. Pliny (23-79), eserinde Tirebolu kalesi ile Tripolis Çay; olarak Harsit Çayı'ndan bahsetmiştir.
Tirebolu'nun M.Ö. VII. yüzyılda (takriben MÖ. 656) Karadeniz'de kolonicik hareketine girişen Miletoslular tarafindan kurulduğu rivayet edilir.
Yakınında bulunan Argyria'daki (Halkaova) gümüs yatakları Gümüşhane'deki gümüs yataklarından, önce işletilen Tirebolu, İskender ve halefleri, Portus Krallığı, Roma ve Bizans devirlerini yaşamıştır.
Haçlı ordularının İstanbul'u işgal etmeleri üzerine Trabzon'a kaçan Alexios'un 1204 yılında Trabzon İmparatorluğu'nu kurmasından sonra, Tirebolu da bu devletin sınırları içinde kalmıştır. Trabzon İmparatorluğu devrinde asillerin mücadelesi sırasında bir üs ve hükümdarların en güzel ikamet ve sayfiye yeri olarak seçmelerinden dolayı şöhret kazanan Tirebolu, Çepniler'in Rumlarla yaptıkları mücadeleye sahne oldu ve böylece tarihi kayıtlara yansıdığı kadarıyla ilk olarak Türkmenlerle karsı karsıya kaldı (1380).
1397 yılında Giresun sehrini fetheden Haci Emiroğlu Süleyman Bey, 1358 yılında Osmanlı hakimiyetine girince Tirebolu, Trabzon İmparatorluğu, ile Osmanlı Devleti arasında sınır teşkil etmiştir.
Fatih Sultan Mehmed'in Trabzon'u fethi sırasında Tirebolu, İmparatorluğun elinde bir kale durumunda idi. Muhtemelen Fatih, 1461'de Trabzon'u alışının ardından kıyıyı takiben geri dönüşü sırasında burayı da teslim almıştı. Fetih sırasında Giresun ve Tirebolu, gibi sahil sehirleri dışındaki kırlık kesim hemen hemen tamamiyle Çepniler'ce iskân edilmisti.
Osmanlı idaresi altında sakin bir hayat geçiren Tirebolu, bir liman sehri olarak gelişme gösterdi. Bu dönemde bazı olaylara sahne oldu. XIX. yüzyılın ilk çeyreğinde Tuzcu-oğulları isyanı Tirebolu'nun da içinde bulunduğu bölgeyi etkiledi. Bunlara, 1809'daki isyanda kaçtığı Erzurum'dan Tirebolu'ya gelerek katılan Kel Ali-oğlu Ali Ağa, 1816'da Tirebolu'ya hakim olmuş, sonra da Keşab'ı ele geçirmişti. Az sonra, II. Mahmûd'un gönderdiği iki firkateyn ile bir korvet Tirebolu'ya gelerek yeniden kontrolü sağladı (26 Ekim 1816).

Sehir asıl önemli olayları Birinci Dünya Savası ve Millî Mücadele döneminde yasadı. İşgale uğramamasına karsılık Ruslar'ın Harsit'e kadar ilerlemesi (1916) sehirde büyük bu endiseye yol açtı. Ruslar Türk savunmasını kırıp Harsit deresini aşamayınca bütün hırslarını Tirebolu kasabasından ve halkından aldılar. Rus dretnotu Maria zırhlısı büyük topları ile kasabayı döve döve Tirebolu'yu yakıp yıktı.
Ruslar'ın 12 Subat 1918'den itibaren çekilmesinden sonra Millî Mücadele döneminde Rum çetecilerinin faaliyetleri ve bunlara karsı direniş pek çok karışıklığa sebep oldu. İzmir'in 15 Mayıs 1919 da Yunanlılar tarafından işgali üzerine Tirebolular 19 Mayıs 1919 da bir miting tertip ederek isgali protesto etmişler, İstanbul'a çektikleri telgrafta vatanlarını son nefeslerine kadar koruyacaklarını ve bu hususta her türlü fedakarlığa hazır olduklarını bildirmişlerdir. Giresunlu Osman Ağa ve Giresun Askerlik Subesi Baskanı Tirebolulu Hüseyin Avni [Alparslan] Bey bu mücadelede büyük rol oynadılar. Tirebolular Milli Mücadelede 248 sehit verdiler. Osmanlı döneminde Tirebolu'nun idari yapısı incelendiğinde 1515 yılında Trabzon sancağına bağlı, Kürtün kazasındaki dört kaleden ikincisi olduğu görülür. Evliya Çelebi, Tirebolu'yu Trabzon'un bir nahiyesi (1640), Katib Çelebi de kazası olarak gösterir (1732). Bu idari yapısını uzun müddet devam ettiren Tirebolu, iktisadî şartların bir gereği olarak bazen Gümüşhane sancağına bağlanmışsa da, Trabzon'un kazası iken 1920 yılının sonlarında mutasarrıflık haline getirilen Giresun'a bağlanmıştır.


1874 yılında kaza olan Görele, 1957 yılında kaza olan Espiye, 1987'de kaza olan Yağlıdere, 1990 yılında kaza olan Doğankent ve Güce daha önce Tirebolu'ya baglı nahiye ve köy merkezi idiler.

KaradenizTiwi Yare Selam Söyleyin Hacı Kahveci
00:03:40
karadeniztiwi
4 Views · 10 months ago

KaradenizTiwi KaradenizTiwi Yare Selam Söyleyin Hacı Kahveci

Yare Selam Söyleyin

"avuçlarımdan içti suyuni kana kana
çiselendi gözleri komar yapraklarına
ayrılırken son defa döndü de bakti bana
sarılıp da ağladık onunla kana kana

yare selam söyleyin gurbet elin kuşları
sildi mi kuruttu mi gözündeki yaşları
yare selam söyleyin anadolu kuşları
sildi mi kuruttu mi gözündeki yaşları

bakarken uzaklara gözleri dalayimi
onun da benim gibi yüreği yanayimi
her kapı çaldığında yar geldi sanayimi
ben onu unutmadım o beni arayimi

yare selam söyleyin gurbet elin kuşları
sildi mi kuruttu mi gözündeki yaşları
yare selam söyleyin anadolu kuşları
sildi mi kuruttu mi gözündeki yaşları

çaya indim çay susuz yeduğum yemek tuzsuz
çaya indim çay susuz yeduğum ekmek tuzsuz
gündüzlerim karanlık gecelerim uykusuz
yarsız malı neyleyim ha açım hada susuz
yaşamaz bu dünyada o bensiz bende onsuz

yare selam söyleyin gurbet elin kuşları
sildi mi kuruttu mi gözündeki yaşları
yare selam söyleyin anadolu kuşları
sildi mi kuruttu mi gözündeki yaşları"
Hacı Kahveci trabzonlu bir kemençeci. otantik ile popüler arası bir tarzı vardır. türkülerinde genelde aşk, hasret ve gurbet temalıdır.

Hacı Kahveci, Karadeniz müziğinin önemli seslerinden biriydi. Kemençe üstadı olarak da biliniyordu.
Çok sayıda albüm yapan sanatçının şarkıları ve klipleri, milyonlarca kişi tarafından takip ediliyordu. Hacı Kahveci, sanat yaşamı boyunca çok sayıda konser verdi ve televizyon programlarına katıldı.

KARADENİZ'li kemençe sanatçısı Hacı Kahveci (67), kanser tedavisi gördüğü İstanbul Süreyya Paşa Araştırma Hastanesi'nde, hayatını kaybetti.

KaradenizTiwi Trabzon  Yol Gider Mi Gider Mi Bizim Böyük Limana
00:03:34
karadeniztiwi
7 Views · 10 months ago

KaradenizTiwi Trabzon Yol Gider Mi Gider Mi Bizim Böyük Limana

Trabzon/Vakfıkebir-Cemile Cevher-Cemile Cevher


Yol Gider Mi Gider Mi (De)
Bizim Böyük Limana
Ne Ben Öldüm Kurtuldum (Da)
Ne Sen Geldin İmana

Oy Liman Böyük Liman (Da)
Yok Mu Yârimi Bulan
Alacaksan Al Beni (De)
Sonra Olursun Pişman

Böyük Liman İçina (Da)
Pazar Kurulur Pazar
Eli Kalem Tutanlar (Da)
Yârine Mektup Yazar

Oy Şeytan Kara Şeytan (Da)
Düştüm Senin Eline
Bir Çift Çarık Yaptırdım (Da)
Kız Senin Sebebinei

KaradenizTiwi  Samsun Yamadan gel yamadan
00:03:25
karadeniztiwi
7 Views · 10 months ago

KaradenizTiwi

Yamadan gel yamadan (Ah güzel oğlan)
Kan damlıyor kamadan (Yandım şeker oğlan)

Böyle sevda mı olur (Ah hüzel oğlan)
Beni iste babamdan (Yandım şeker oğlan)

Yiğidim yiğit olsun (Ah güzel oğlan)
Ağzın şeker bal olsun (Yandım şeker oğlan)

Karadeniz  Dağlara Yağayi Kar Soğuk Yuzumi Yakar
00:03:02
karadeniztiwi
3 Views · 10 months ago

KaradenizTiwi

Kız
Dağlara Yağayi Kar
Soğuk Yuzumi Yakar
Erkek
Kız Sen Orda Ben Burda
Ayrılık Yürek Yakar
Kız
Çıktım Yayla Düzüne
Gittim Yârin İzine
Erkek
Al Ha O Peştemali
Bir Bakayım Yüzüne
Kız
Kayuğumun Sereni
Tanumadım Geleni
Erkek
Acap Nereye Gorlar
Sevdaluktan Öleni
Kız
Kalk Gidelum Gidelum
Biz Burda Durmayalum
Erkek
Gözden Irak Olduksa
Gönülden Olmayalım
Kız
Derede Ala Balık
Düşti Canıma Darlık
Erkek
Bu Sevdaluğun Soni
Mezarlıktır Mezarlık

KaradenizTiwi Kastamonu  Gır Çeşmeden Sular İçtim Ganmadım
00:03:46
karadeniztiwi
6 Views · 10 months ago

KaradenizTiwi Kastamonu görüntüleri ile ile

Gır Çeşmeden Sular İçtim Ganmadım


Gır Çeşmeden Sular İçtim Ganmadım
Dokuz Dirhem Kurşun Yedim Ölmedim
Şu Dünyada Bir Murada Ermedim

Aman Allah Al Başımdan Sevdayı
Şu Genç Yaşta Zindan Ettin Dünyayı

Şu Gayayu Delik Delik Delmelü
Galbimizde Neler Varsa Bilmelü
Nazlı Yâri Nerelerde Görmelü

Aman Allah Al Başımdan Sevdayı
Şu Genç Yaşta Zindan Ettin Dünyayı

Varın Bakın Sanduğunda Nesi Var
Üç Yazmaynan Sim Püsküllü Mesi Var
Nazlı Yârin Benden Gayri Nesi Var

Aman Allah Al Başımdan Sevdayı
Şu Genç Yaşta Zindan Ettin Dünyayı



Kastamonu
Yüzölçümü : 13.108 km²
Nüfus : 372.373
Köy Sayısı : 1071
İl Trafik No : 37

Kastamonu şehri, Karadeniz Bölgesi'nde bulunan yüzölçümü 13064 km2 olan ve bu bakımdan Türkiye'nin 18. büyük ilidir. Plaka kodu 37 olan ve 20 adet ilçeye sahip Kastamonu, bu sayı ile de Türkiye'deki 6. ildir.

Kastamonu İlçeleri
Kastamonu ilinin ilçeleri Abana, Ağlı, Araç, Azdavay, Bozkurt, Çatalzeytin, Cide, Daday, Devrekani, Doğanyurt, Hanönü(Gökçeağaç), İhsangazi, İnebolu, Kastamonu, Küre, Pınarbaşı, Şenpazar, Seydiler, Taşköprü, Tosya ilçeleridir.

Frigya, Roma, Bizans, Hititler, Lidyalılar, Selçuklu ve Osmanlı'ya ev sahipliği yapmıştır.


Kastomunu’ da iki çeşit iklim görülmektedir. Karadeniz ve kara iklimi hüküm sürmektedir.


Kastamonu ekonomisi, tarım, hayvancılık, ormancılık, madencilik ve sanayi ile ilerlemektedir. Sanayi, tarım kaynaklı bir şekilde sürmektedir. Madencilikte bakır ve bakırlı pirit bakımından oldukça zengindir.


Kastamonu’ da el sanatları halen devam etmekte ve yapılmaktadır. Bu ilde dokumacılık, çarşaf bağcılığı, ağaç oymacılığı ve iğne oyacılığı yapılmaktadır.

Türkiye'nin cennet köşelerinden biri olan Kastamonu, büyük şehirlerin gürültüsünden kaçmak isteyenlerin sığınabilecekleri bir huzur bölgesi, panoramik dağlarıyla, yemyeşil ovalarıyla, zümrüt sahilleriyle, zengin kültürel varlıklarıyla bir çok alternatifler sunan bir tatil beldesidir.

Eski bir yerleşim alanı olduğu bilinen Kastamonu yöresi MÖ.18.yy.da Gas'ların yurdu olmuş, zamanla Hititler, Firigler, Kimmerler, Lidyalı'lar, Pers'ler, Pontuslular, Romalılar ve Bizanslıların yönetimine geçmiştir. Romalıların bu yörede kurduğu Paflagonia isimli eyaletin merkezi olan pompei-polis höyüğü bugünkü Taşköprü ilçesinde bulunmaktadır. Bizans hanedanı komenoslar tarafından yapılan ve Kastamonu şehrinin tarihsel çekirdeğini oluşturan Kastamonu kalesi görkemli görüntüsüyle ziyaretçileri asırlardır selamlamaktadır.

Kastamonu geleneksel Türk evi ve yakın dönem Osmanlı mimarisi örneklerinin yoğun olarak bulunduğu ender illerdendir. Kentsel sit kapsamına alınmış olan Kastamonu, Taşköprü, İnebolu, Küre ve Abana'nın eski mahalleleri ve yapıları ziyaretçilerde nostalji ve hayranlık uyandırır.

Milli mücadele sırasında lojistik destek açısından en güvenilir bölge olan Kastamonu İnebolu limanından Ankara'ya erzak, cephane ve insan akışında büyük yararlılıklar göstermiştir. Kurtuluş savaşında en fazla şehit veren üçüncü il olan Kastamonu 'nun Araç ilçesi ise nüfus bazında en çok şehit veren yurdumuzun tek ilçesi olarak tarihin altın sayfalarında yerini almıştır.

Kastamonu'nun sahip olduğu bu zengin tarihi ve kültürel mirası kadar bir diğer zenginliği de harikulade tabiatıdır. Başta Ilgaz Dağı Milli Parkı dağcılık sporları için mükemmel bir merkezdir. Zengin orman örtüsü, çeşitli yaban hayvanları ile görenlerin unutamayacağı özelliklere sahiptir. Kastamonu'nun 40 km. güneyindeki Ilgaz Dağı kayak merkezi kış aylarında büyük ilgi görmektedir.

Kastamonu'nun bitki örtüsü ve peyzaj açısından çok zengin yaylaları da vardır. Daha ziyade Araç, Çatalzeytin ve Bozkurt ilçelerinde bulunan bu yaylalar yaz aylarında tatillerini şehir dışında geçirmek isteyenler için önemli bir turizm kaynağıdır. Pınarbaşı ilçesinde vahşi doğasıyla Valla Kanyonu ve Türkiye'nin en derin dördüncü mağarası olan Ilgarini, kampçılar ve maceracılar tarafından keşfedilmeyi beklemektedir.

Kastamonu Karadeniz'de kirlenmemiş, betonlaşmamış 170 km. kıyı bandıyla deniz, kum ve güneş arayanlara da hitap etmektedir. Bu yılı bandında çok sayıda doğal kumsal ve bunların ardından yoğun bir orman örtüsü bulunmaktadır. Çatalzeytin'deki Ginolu ile Cide'deki Giderus koyları Karadeniz'in en güzel koylarıdır.

KaradenizTiwi Amasya Hayden Memlekete
00:00:36
karadeniztiwi
19 Views · 10 months ago

KaradenizTiwi


Amasya İli
Türkiye’nin 81 ilinden birisi olan Amasya ili Kardeniz bölgesinde yer almaktadır. İlin merkezi Amasya’dır. Amasya ilinde 7 ilçe, 20 belde ve 349 köy bulunmaktadır.
Amasya’nın bilinen ilk adı “Amaseia“‘dır. Bu isim dünyanın ilk coğrafyacısı olarak bilenen Strabon tarafından verilmiştir. “Amaseia” amozonlardaki yaşayan halkın kraliçelerine verdikleri isimdir

Amasya Adının Kökeni : Eskiçağda bir çok Anadolu şehrinin kurucu (ktistes) tanrısı veya kahramanının olduğu bilinmektedir. Bu mitolojik kuruluş Amasya içinde geçerlidir. Roma İmparatoru Septimius Severus (M.S. 193-211) dönemine ait bir Amasya sikkesi üzerinde yer alan ERMHC KTICAC THN POLIN yazıtından hareketle Hermes’in Amasya kentinin kurucu tanrısı olduğu kabul edilmektedir. Bu kısa açıklamadan sonra Amasya adının tarihçesine gelecek olursak; Hitit belgelerine göre Amasya’nın bilinen ilk adının Hakmiş [Khakm(p)is] olduğu sanılmaktadır. Bu isim olasılıkla Perslerin Amasya’yı fethine kadar devam etmiştir. Amasya’nın Pontus dönemindeki adı “Amasseia” dır. Özellikle M. Ö. II. yüzyıldan itibaren darp edilen Amasya şehir sikkelerinde AMASSEİA ibaresi açıkça görülmektedir.
PAYLAŞ TWEET PAYLAŞ EPOSTA YORUMLAR
Yurt içi gezisi yaparak keşfedeceğiniz o kadar harika yerler var ki… Kimi zaman Cenevre, kimi zaman Venedik, kimi zamansa İsviçre’nin dağ kasabasında hissedeceğiniz pek çok güzellik bizim ülkemizde de mevcut. Hiç o kadar uzaklara gitmeye gerek yok. Karadeniz gezisi yapacağınız, Samsun’un hemen altında Çorum ve Tokat’ın arasında güzeller güzeli bir şehirdir Amasya. Bir gelin gibi nazlı, genç bir kız gibi asaletli ve yılların verdiği bilgelik, ustalık, deneyimle bir öğretmen gibi bilgili şehir Amasya…

Yeşilırmak Nehri’nin içinden geçtiği şehirde kendinizi bir masalın içindeymiş gibi hissetmeniz çok normal. Çünkü mimarisi, yüzyıllar öncesinden kalma eser ve kalıntıları, nehri, köprüleri ve dağlarıyla Amasya hakkında muhtemelen daha önce hiçbir yerde görmediğiniz ve duymadığınız 7 bilgiyi sizinle paylaşmak istiyoruz.

1. Amasya’nın tarihteki bilinen ilk adı ‘Amaseia’ imiş.Amaseia, Amasya’ya dünyada Coğrafya alanında ilklerin sahibi Strabon tarafından verilmiş.2. Sadece şehzadelerin değil, kralların da şehri Amasya’ymış.
amasya-isik

Amasya’nın 7 bin yıl öncesine dayanan tarihi ile değil şehzadelere krallara bile başkentlik yaptığını biliyor muydunuz? Harşena Dağları’nın eteklerine kurulu olan şehir, yüzyıllarca birçok krala, bilim adamına, sanatçıya ve şaire ev sahipliği yapmış.

3. Birçok türkü Amasya içinde ya da Amasya’ya ithafen yazılmış.
amasya-gezisi

Barış Manço’nun “Dağlar Dağlar” şarkısını Amasya’da askerlik yaptığı sırada, bu şehri saran dağlara ithafen yazdığını eminiz ki bilmiyordunuz ve şimdi öğrendiniz. Evet, bu doğru. Üstelik “Kara Tren” türküsü de bir Amasya türküsüdür.

4. Amasya’daki mumyalardan haberiniz var mı?
mumya-zelisin-gezi-defteri

Daha önce Amasya Müzesi’ne gitmediyseniz elbette ki haberiniz yok. Ölülerin iç organlarıyla beraber mumyalandığı ve bu mumyaları bizzat görebileceğiniz Amasya Müzesi’ni mutlaka gezmelisiniz.

5. Saat Kulesi’nin hikayesini öğrenin.
amasya-kalesi
Anadolu’nun işgal edildiği yıllarda Merzifon’daki İngiliz birlikleri Amasya şehrini karıştırmak isterler ve halkı tahrik etmek için her şeyi denerler. Bazı İngiliz askerleri Saat Kulesi’nden içeriy girerek kuledeki Türk bayrağını indirir ve İngiliz bayrağını asar ancak bunu gören halk isyan noktasına gelir ve tam isyan edecekken bir anda fırtına çıkar, İngiliz bayrağı direkten koparak nehire doğru uçar gider.

6. Amasya’nın görkemli Kaya Mezarları…
amasya-kaya-mezar

Pontus Kralları’na ait Kral Kaya Mezarları, Harşena Dağları’nın yamacına ve kayalıklara oyularak inşa edilmiş.

7. Gecesinin gündüzünden daha güzel olduğu ender şehirlerden biri…
amasya-kopru

Eğer Amasya’yı sadece gündüz saatlerinde gezip ayrılıyorsanız çok yanlış yapıyorsunuz demektir. Amasya geceleri tam bir ışık şöleni ve masalsı bir romana dönüşüyor. Nehrin suyu üzerine vuran Amasya evlerinin ışıkları görülmeye değer bir manzara sunuyor.

NOT: 4. ve 6. maddedeki görseller “Zeliş’in Gezi Defteri” blogundan alınmıştır.

KaradenizTiwi  Trabzon Çaykara
00:08:23
karadeniztiwi
17 Views · 10 months ago

KaradenizTiwi

Trabzon Çaykara

İlçenin Tarihi, genelde Trabzon'un Tarihi ile ilişkilidir. Tarihi bilgilere göre İlçemiz, Eti'lerden itibaren bir çok Kavimlerin uğrağı olmuştur. Peçeneklerin ve Bizanslıların hakimiyeti altına girmiştir. En son olarak 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet'in Trabzon'u Pontus Devletinden alması ile kesin olarak Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetimine geçmiştir.

1915 yılında Birinci Dünya Savaşı sırasında İlçemiz Rus Ordusunun işgaline uğrar. İlçemizin 27 km güneyindeki Sultan Murat yaylasında bulunan "Şehitler Tepesi" bu savaşta şehit düşen Türk Askerlerinin ölümsüz anıtıdır.

İlçemiz 1925 yılına kadar Of ilçesine bağlı bir köy iken, 1925 yılında Bucak, 01.06.1947 yılında 5071 sayılı kanunla İlçe statüsüne kavuşmuş, 01.01.1948 tarihinde de fiilen teşkilatlandırılmıştır. 27 Şubat İlçemizin Kurtuluş Günü olarak kutlanmaktadır.

İlçe " Çaykara" adını Solaklı ve Yeşilalan derelerinin birleştiği yere yakın taşların arasından çıkan "Çaykara Suyu"'ndan almıştır.

İlçemiz, dağlık ve kayalık bir yapıya sahiptir. Trabzon iline 76 km uzaklıktadır. İlçe merkezi denizden 280 m yükseklikte ve 25 km içeridedir. Of ilçesinden Bayburt ili İstikametine uzanan vadinin içinde kurulmuştur.

Soğanlı Dağları ve Uzungöl beldesinin doğu ve güneyinde bulunan dağlardan çıkan sular, Ataköy Kasabası yakınında birleşerek Solaklı Çayı adını alır ve Of ilçesinde denize dökülür. Solaklı Çayı'nın yatağı dar olduğundan, bu çayın kenarında bulunan İlçemizin yerleşim alanı da dardır. Çaykara, Trabzon'un deniz sahilinden içeride olan 6 ilçesinden biridir.

İlçenin 420 km2. lik bir yerleşim alanı vardır. Of -Dernekpazarı-Çaykara-Bayburt Devlet Karayolu, Solaklı Çayı'nı takip eder. Bayburt ili sınırları içinde bulunan Soğanlı Dağlarının yüksekliği yer yer 3.000 metre yi geçer.

Diğer anlamları
Çaykara
(Türkçe). - Küçük akarsu, yazın kuruyan küçük akarsu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Hava durumu: 8 °C, Rüzgar yönü: Kuzeydoğu, Rüzgar hızı: 5 km/s, Nem: %87
Rakım: 280 m (910 ft)
Belediye başkanı: Hanefi Tok
İl: Trabzon
Zaman dilimi: UTC+03.00 (UDAZD)
İl alan kodu: 0462

KaradenizTiwi  Kastamonu Tosya
00:06:06
karadeniztiwi
12 Views · 10 months ago

KaradenizTiwi Kastamonu Tosya
Tosya
Tarihi:

Tosya; Gaska, Hitit, Firigya, Kimmer, Lidya, İran, Roma, Bizans, Danişment, Çobanlar, Candarogulları Beyliği, Osmanlı, Moğol ve Selçuklu medeniyetleri sınırları içinde kalmış “Paflogonya” (Kastamonu) bölgesinin eski bir kazasıdır. Tosya halkının tarih içerisinde zaman zaman Orta Asya'dan Ana¬dolu'nun diğer bölgelerine göç edip yerleşmiş Türkler olduğu belirlenmiştir.

Tosya, tarihi süreç içerisinde “Kuzeybatı Anadolu”’da önemli bir kültür ve ticaret merkezi olarak bilinmektedir. Tosya adı ilk defa Prehistorik dönemlerde “Zoaka”, Bizans İmparatorluğu döneminde “Doccia” olarak kullanılmış, Türk fethinden sonra da “Tukıya” adıyla kullanılagelmiştir. Tosya adını, Bizans döneminde kullanılan adı “Doceia”dan almıştır.

Tosya'nın kuruluş tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte arkeolojik kazılardan elde edilen bulgulara göre yaklaşık dört bin senelik bir geçmişe sahiptir. Bulunduğu bölgeye (doğuda Kızılırmak, batıda Bartın Çayı, güneyde Aydost Dağları'nın Kızılırmak ile birleştiği saha) M.Ö. 7. yüzyılda hüküm sürmüş Yunan hükümdarı Homeros döneminde “Paflagonya” denildiği bilinmektedir. Tosya adını Bizans İmparatorluğu döneminde kullanılan adı “Doceia”dan almıştır.

1830 (Rumî 1250) tarihli nüfus kayıtlarına göre bu günkü Tosya Kazası hudutları dâhilinde Tosya ve Saz olmak üzere iki kazaya rastlanmaktadır. “Tosya”, Kastamonu vilayetine bağlı 30 mahalle 41 köy, “Saz” kazası ise Çorum'a bağlı 9 köyden ibaret olup, ilçenin yeri “Kuşçular” ve “Çakal köyü” arasında kaydedilmiştir.

1880 (Rumî 1300) tarihine ait kayıtlarda yalnız Tosya kazası görülmekte, Saz kazasından bahsedilmemektedir. Saz kazasına bağlı köylerin de Tosya kazasına bağlı olduğu görülmekte-dir. Bundan da Saz kazasının 1830 ile 1880 yılları arasında Tosya kazasına bağlandığı anlaşılmaktadır. Bu kayıtlarda, Tosya 16 mahalle ve 41 köyden oluşmaktadır.

1904 (Rumî 1320) yılından sonra “Yerkuyu köyü” Ilgaz kazasına, “Arak”, “Beygircioglu” ve “Ügüz” köyleri “Kargı kaza”sına bağlanmış; “Musa”, “Keçeli” köyleri “Taşköprü kaza”sından, “Gövdecik” ve “Bürük” köyleri Kastamonu vilayetinden Tosya kazasına geçmiş; bazı köy parçaları da müstakil köy haline gelmiştir.

“Ortalıca” ve “Karaköy” köyleri 1935 yıllarında “Kargı” kazasına, 1948 yılında da Kargı kazasından tekrar Tosya kazasına bağlanmıştır. Bu günkü durumda Tosya ilçesi 23 Mahalle, 53 köyden ibarettir.

Milli Mücadele yıllarında eli silah tutan Tosya’lılar cephede savaşırken geriye kalanlar cepheye silah ve mühimmat sevkıyatında bulunmuşlardır. Tosya, işgale uğramamış olmasına rağmen, Kuva-i Milliye’ye her türlü desteği sağlamış; Sakarya ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi savaşlarında resmi kayıtlara göre 310 şehit vermiştir.

Coğrafi Yapısı:

İlin Güneydoğu ucunda yer alan Tosya İlçesininyüz ölçümü 1197 Km2 ile il alanı içinde %9.13’lük yer işgal eder. Il merkezine uzaklığı 77 km’dir.

Tosya ilçesi Karadeniz bölgesinin Bati Karadeniz bölümünde, Kastamonu iline bağlı bir ilçedir. İlçenin enlem ve boylamı 41 01 N. 34 03 E. dereceleridir.

Güneyi İskilip (Çorum), Güneybatısı Çankırı, Güneydoğusu Çorum Merkez, Doğusu Kargı (Çorum), Kuzeyi Taşköprü (Kastamonu), Kuzeybatısı Kastamonu Merkez, Batisi Ilgaz (Çankırı) ile çevrilidir.

Tosya ilçesinin orta kesimi Ilgaz dağları eteklerinden çıkarak Kargı ilçesinde Kızılırmak nehrine karışan Devrez çayı çevresindeki Alüvyonlu düzlükler kaplar. Bu ovanın kuzeyindeki dağlar Ilgaz dağlarının devamıdır. Ovanın güneyindeki dağlar, yüksek tepeler ve bu tepeler arasındaki düzlükler seklindedir.

İklim ve Bitki Örtüsü:

Kastamonu ili sınırları içerisinde iklim genellikle birbirinden ayrılan iki özellik gösterir. Karadeniz sahil kesiminde mutedil olmasına karşılık, iç kesimlerde (Tosya ve civarı) sert ve karasaldır. Buna sebep denize paralel yükseklikleri fazla olan İsfendiyar dağ silsilesinin iç bölge ile irtibatı kesmesindedir.

Kıs mevsimi her iki kesimde de yağışlı geçer. Senelik yağan yağmurun ortalama miktarı 460 mm.dir. Yıllık ortalama rutubeti % 61’dir. Don olayı bir ay kadar devam etmekte olup, toprağa nüfus derecesi ortalama 150 cm. dir.

Kuzey ve doğu rüzgarlarının etkisi altındadır. Yıldız, lodos ve poyrazdır. En soğuk günler Ocak ayında, en sıcak günler Temmuz ayında görülmektedir. Bu tarihe kadar en fazla sıcaklık 35,5 Maksimum, en soğuk gün ise - 18,4 minimum olarak tespit olunmuştur. Kış mevsimi genellikle kar yağışlı geçer. En çok Aralık, Ocak, Şubat aylarında yağmaktadır. Yağmur yağışı ise en fazla yağış Nisan - Mayıs aylarında, en az yağış Ağustos ayında görülmektedir.

Bitki örtüsü olarak 750-1000 metreler arasında yaprağını kışın döken geniş yapraklı ağaçlar, çalı şeklini almış dikenli bitkiler bunlar arasında meşe, dağ fındığı, karaağaç dere ve çay kenarında kavak, söğüt düz kurak yerlerde ardıç, geven karaçalı gibi çeşitli bitkiler 1000-1700 metre arasındaki iğne yapraklı ağaçlar bitki örtüsünü oluşturmaktadır.

KaradenizTiwi Ordu Ünye
00:06:59
karadeniztiwi
14 Views · 10 months ago

KaradenizTiwi Ordu Ünye
TARİH ÖNCESİ DÖNEMDE ÜNYE ÇEVRESİ

Yapılan araştırmalarda Ünye çevresinin Anadolu'daki en eski yerleşim yerleri arasında olduğunu göstermiştir. 1944-45 yıllarında ve 1963 yılında Cevizdere vadisinde yapılan kazılar sonucu, bu yörede milattan önce Kazılarda yontma ve cilalı taş devirlerine ait aletler ve silahlarla toprak kapların yanı sıra, insan ve evcil hayvanlara ait iskelet parçaları da bulunmuştur. Araştırmalar esnasında bulunan çakmaktaşından bir el baltası, Alt Paleolitik döneme aittir ve Karadeniz kıyılarında elde edilen en eski buluntu olma özelliğini taşımaktadır. Ünye çevresinde milattan önce (MÖ) XV. Bin yıla kadar uzanan bir yerleşik hayat olduğu kesin olarak anlaşılmıştır. Ünye ilçemizin tarih boyunca geçtiği dönemler; TÜRK FETİHLERİNDEN ÖNCE ÜNYE, İLK TÜRK FETİHLERDEN OSMANLILARA KADAR ÜNYE , ANADOLU SELÇUKLULARI DÖNEMİ, BEYLİKLER DÖNEMİ ,OSMANLI DÖNEMİNDE ÜNYE, AYANLAR DÖNEMİ,SEFERBERLİK İSTİKLAL HARBİ VE CUMHURİYET DÖNEMİNDE ÜNYE COĞRAFYA: Ünye 41-09 Kuzey Paralelleri ile 37-88 Doğu Meridyenleri arasında, Ünye sahil şeridinde Fatsa ve Terme ilçelerine, içerde Akkuş, İkizce ve Çaybaşı ilçeleriyle komşudur. Eğimin sıfıra yaklaştığı bir yerde kurulmuştur ki bu onu Doğu Karadeniz den tümüyle ayırmaktadır.İklimi: Ünye ve civarında Karadeniz iklimi etkilidir. Her mevsim yağış almasından dolayı, bulutlu gün sayısı ile yıllık yağış miktarı fazladır.

GEZİLECEK YERLER

ÜNYE KALESİ: İlimiz Ünye ilçesinde Ünye - Niksar karayolunun 7. kilometresinde yolun solunda kalan, bir tepenin üzerinde kurulu, ilçenin 5 km. güney doğusunda, 2500 yıllık bir kaledir. Kale köyü sınırları içindedir. UZUNKUM PLAJI: Ünye ilçesine 3 km. mesafede bulunan Uzunkum Plajı üzerinde birçok otel, motel, pansiyon ve kamp alanları bulunmaktadır. ÜNYE MÜZE EV: Restorasyonu yapılan tarihi Ünye evi 16.yy Mimar Sinan’la başlayan Osmanlı mimarisini yansıtmaktadır. Geleneksel Türk Ahşap işçiliğinin tüm özelliklerini taşımaktadır. YUNUS EMRE TÜRBESİ; Şiirlerinde insan sevgisini ve barışı ön plana çıkaran büyük tasavvuf Şairi Yunus Emre'nin mezarı Ünye'dedir. İlçeye 2 km uzaklıkta, Kiraztepe mevkiinde bulunmaktadır. AYA NİKOLA; Halk arasında Ayanikola olarak bilinen, Ünye'nin kuzeybatısında, şehir çıkışında bulunan küçük bir yarımadadır. Üstünde, çevre duvarlarının kalıntıları ile kilise olduğu bilinen eski bir yapının kalıntıları vardır. ESKİ ÜNYE EVLERİ; Tipik Karadeniz mimarisinin en güzel örnekleri eski Ünye evleridir. Şehir merkezinde bulunan tarihi evlerden yaklaşık 80 tanesi günümüze kadar ayakta kalabilmiştir. KADILAR YOKUŞU; Osmanlı İmparatorluğu döneminde Ünye'den çok sayıda ünlü kadı (hakim) yetişmiş ve çoğunluğu bu kadılardan oluşan sakinlerinden dolayı bir sokağa "Kadılar Yokuşu" denilmiştir. KİLİSE; Ortayılmazlar Mahallesi sınırları içinde Yalı Mevkiindeki Kilise Kesme taştan yapılmış, çatısı kiremit örtülü, süsleme ve resim bulunmayan sade bir yapıdır.HAMAMLAR; İlçede şehir merkezinde biri faal 3 tane tarihi hamam vardır. Şehir merkezinde Saray Caddesinde bulunan Eski Hamam ve Bakırcılar Arastası arkasında bulunan Çifte Hamam kullanılmamaktadır. SARAY SURLARI; Cumhuriyet Meydanında Anıt çınarın önünden kuzeye giden yolun sol tarafında yükselen surlar bir saraya aittir.ANIT AĞAÇLAR; Ünye şehir merkezinde çok sayıda yaşlı çınar ağacı vardır. Bu ağaçlardan iki tanesi ise anıt ağaç statüsündedir.

TESCİLLİ ÜRÜNLER

Ünye Taşı,Ünye Beyaz Bentoniti,Ünye Pidesi,Ünye Su Böreği,Ünye Köy Peyniri, Ünye BiberTuzu,tescillenmek üzere Türk Patent Enstitüsüne gönderilmiştir.

KÜLTÜR VARLIKLARI LİSTESİ

Ünye ilçemizde toplam 108 adet Tescilli Kültür Varlığı bulunmaktadır.

ULAŞIM

Ünye-Ordu : 55 km , Ünye-Fatsa : 23 km dir.

Karadeniz Tiwi Çorum Hem Okudum, Hemi Yazdım,
00:03:42
karadeniztiwi
26 Views · 10 months ago

Karadeniz Tiwi Çorum Hem Okudum, Hemi Yazdım,
Çorum-Ali Ciyez-Muzaffer Sarısözen


Hem Okudum, Hemi Yazdım,
Yalan Dünya Senden Bezdim...Of
Dağlar Koyağını Gezdim,
Yiten Yavru Bulunur Mu...Of

El Yazıya, El Yazıya
Duman Çökmüş Gölyazıya...Of
Kurban Olam, Kurban Olam
Beşikte Yatan Kuzuya Vay.

El Veriyor El Veriyor
Orta Direk Bel Veriyor...Of
Döndüm Baktım Sağ Yanıma,
Mehemmedim Can Veriyor Vay.
1. “Şu uzun gecenin gecesi olsam” — ONUR ŞAN
2. “İğdenin dalları yerdedir” — GÜLŞEN KUTLU
3. “Hem okudum hem de yazdım” — KUBAT
4. “Bugün bize hoşgeldiniz erenler” — NAZLI ÖKSÜZ
5. “Gayrı dayanamam ben bu hasrete” — GÖKHAN ERTEK
6. “Gezsem de dünyanın dört bucağını” — SEVCAN ORHAN
7. “Kara kaş boyanır mı” — HÜSEYİN TURAN
8. “Kader seninle bir mahkemem var” — TÜLAY ÖRTEN YILDIZ
9. “Kayayı gırcı tuttu(ilvanlım)” — SÜMER EZGÜ
10. “Halimi arzettim dağlara taşa” — EMEL TAŞÇIOĞLU
11. “Bağdat ellerinden gelen turnalar” — ERDAL ERZİNCAN
12. “Ne elmadır ne de nar” — CEMALETTİN KURTOĞLU
13. “Çorum Halayı”
14. “Çorum Çiftetellisi”

– Anadolu’nun her yerinde kültürel mirası ve yapıtlarıyla hala yaşayan zamanın en büyük askeri ve politik gücü; Mısır’ın güçlü firavunlarının en zorlu rakibi, yakındoğunun çehresini daimi olarak değiştirmiş 3500 yıllık bir uygarlık olan Hititler ve onlara 450 yıl başkentlik yapmış Boğazkale-Hattuşa, Alacahöyük ve Ortaköy-Şapinuva arkeolojik alanları,

– Kazılardan çıkan eşiz eserlerin tarihi mekanlarda 7000 yıllık gelişiminin sergilendiği Çorum, Alacahöyük ve Boğazköy Müzelerinde tarihsel bir yolculuğa çıkmadan,

– 94 yıl aradan sonra asli vatanı Boğazköy Müzesi’ne dönen Tarihi “Boğazköy Sfenksi” ile tanışmadan,

– İskilip ilçesinin tarihi sokakları ve arastasını gezmeden,

– Kargı ve İskilip’in çam kokulu yaylalarını görmeden,

– Masmavi göletlerde kano keyfi yapmadan,

– Hitit Yolu rotalarını adımlamadan,

– Kızılırmak Havzası Yürüyüş Yolu’nu keşfetmeden,

– Kızılırmak Havzası boyunca çeltik tarlalarının izini sürmeden,

– Osmancık Kunduz ormanlarında jip safari yapmadan,

– Özellikle sonbahar döneminde Kargı ve Osmancık yaylalarında renklerin dansını fotoğraflamadan,

– Çorum yöresel yemeklerini tatmadan,

– İskilip’te ünlü İskilip Dolması yemeden,

– Leblebi, pirinç, Kargı bezi, Yoncalı yolluğu, Eskialibey dokumaları satın almadan



…DÖNMEYİNİZ.

Çorum yemek kültürü, zengin ve çeşitlilik gösteren yapısıyla ayrı bir yere sahiptir. Özellikle “Çorum beşlisi” olarak bilinen ve düğünlerde yapılan; düğün çorbası, yahni, pilav, su böreği ve baklava gibi başlıca lezzetlerin yanı sıra, il merkezinde, ilçelerde ve köylerde, kendine mahsus özellik gösteren yemek türleri ve pişirme çeşitleri vardır.

Yapıldığı bölgenin coğrafi, ekonomik ve tarımsal özelliklerini yansıtan yemekler, iletişimin ve teknolojinin gelişmesiyle zamanla herhangi bir yöreye ya da şehre ait olmaktan çıkmış; aynı malzemeyle yapılan yemek farklı bir ad veya sunumla Türkiye’nin değişik yörelerinde yapılır hale gelmiştir. Bu da yaygınlık kazanarak bir tanınmayı beraberinde getirmiştir.

Çorum halk kültüründe, geçmişte, mutfak tabiri kullanımı kadar, daha yaygın olarak “aşevi” veya “aşocağı” söyleyişi tercih edilmekteydi. İlin, geleneksel mimarisine uygun olarak, bu mutfak-aşevi-aşocağı müstakil bir yerde teşkilatlanmıştır. İki katlı yapıların alt kısmında, tek katlı yapıların da yan tarafları genelde bu amaç için kullanılmaktaydı. Yemeğin pişirildiği bu mekânın, tamamlayıcı diğer unsurları da olmakla birlikte, doğal olarak en önemli yerini “ocak” “ocakbaşı”, “ocakeşiği” tutmaktadır. Ocağın iki yanında ufak tefek eşya koymak için duvar içlerine gömülmüş “medine” “terece” denilen, alçıdan yapılmış hücrecikler, bunların yanlarında yine duvarların içine girmiş, tahtalarla üst üste gözlere bölünmüş “bucaklık”lar bulunur. Rafların üstüne, büyüklü küçüklü, kalaylanmış pırıl pırıl görünen ve “kapaklık” denilen bakır sahanlar, “masaf” denilen bakır tepsiler dizilidir. Ayrıca, hemen her evde, üstü tuğla ile örtülmüş, ekseriya etrafı açık bir hangar-depo “haymalık” bulunur. Bu hangarın uygun bir yerinde, dört beş metre uzunluk, iki metre derinliğinde çok geniş bir ocak vardır. Bu ocağın içinde pekmez kaynatmaya yarayan, hususî tarzda yapılmış “küre” denilen diğer bir ocak, yufka ekmeği pişirmek için “tandır”, şıra kestirmeye, çamaşır suyunu kaynatmaya yarayan büyük kazan koyulabilecek başka bir ocak daha vardır. Haymalıkta bağ zamanında üzümler ezilir şıra yapılır. Reçeller, pekmezler pişirilir ve çarpılır, çamaşır yıkanır, boş köşelere odun yığınları istif edilir. Bir tarafında da bağdan üzüm getirmeye mahsus, “şınavat” denilen tahtadan yapılmış oluk, “şapşal” adı verilen üzüm taşımaya yarayan küfe ve üzüm sıkmaya yarayan “cendere” bulunur77.

KaradenizTiwi Bolu Seherde deryaya dalsam
00:03:26
karadeniztiwi
8 Views · 10 months ago

KaradenizTiwi Bolu Seherde deryaya dalsam

Seherde deryaya dalsam
Elini elime alsam
Nur cemalini ben de görsem
Allah de kalbim Allah de

Seherlerde kalkmaz mısın
Nur çırağın(ı) yakmaz mısın
Sen Mevla'dan (Allah'dan) korkmaz mısın
Allah de kalbim Allah de

Seherlerde bir nur çıkar
Hep aşıklar ona bakar
Allah ismi kalbim yakar
Allah de kalbim Allah de

Seherde açılır cennet
Aleme saçılır rahmet
Kıl şefaat ya Muhammed
Allah de kalbim Allah de

Sen kendini özendirme
Altınlara bezendirme
Sen rabbini gücendirme
Allah de kalbim Allah de

Seherlerde kalk da otur
Bir elini kalbine götür
Dilin ile salavat getir
Allah de kalbim Allah de

Nur dağının ağacıyım
Hem tatlıyım hem acıyım
Ben rabbimin muhtacıyım
Allah de kalbim Allah de

İL TRAFİK KODU : 14

Yüzölçümü : 8323 km ²

Nüfus : 299.896 (İl Geneli)

Coğrafya :
Bolu ili Yurdumuzun Batı Karadeniz Bölgesinde, 30º 32’ ve 32º 36’ doğu boylamları, 40º 06’ ve 41º 01’ kuzey enlemleri arasında yer almaktadır. İlimizin batısında; Sakarya ve Düzce, güneybatısında; Bilecik ve Eskişehir, güneyinde; Ankara, doğusunda; Çankırı ve Karabük, kuzeyinde; Zonguldak illeri vardır.

İlin merkez ilçe haricinde 8 İlçesi, 4 beldesi ve 511 köyü vardır.



Coğrafi Konumu

Bolu’nun doğusunda Çankırı, kuzeydoğusunda Karabük, kuzeyinde Zonguldak ve Karadeniz, batısında Düzce, güneyinde Ankara bulunmaktadır.

Dağlar: İl topraklarının % 56’ sını kaplamaktadır. lin güneybatı – kuzeydoğu istikametinde Bolu Dağları; en yüksek yeri 1980 m. ile Çele Doruğu, ve Abant Dağları (1748 m.), Gerede’nin kuzeyinde Arkot (1877 m.) ve Göl Dağları (1112 m.)dır. En güneyde ilk iki sıradan daha yüksek olan ve genel olarak Köroğlu Dağları (en yüksek yeri 2499 m.) adı verilen volkanik dağlar uzanır. Bolu’nun güneyindeki uzantısı Seben Dağları 1854 m. Mudurnu civarında Ardıç Dağları 1443 m. Güneydeki Çal Tepesi ise 1640 m. yüksekliğindedir.

Ovalar: İl Yüzölçümünün % 8’ini kaplayan ovalar genel olarak batı – doğu istikametinde uzanırlar. 725 m. yükseltideki Bolu Ovası ve 1300 m. yükseltideki Gerede Ovaları en genişleridir. Diğer ovalar ise Yeniçağa Ovası, Mudurnu Ovası ve Göynük ilçesinin güneyinde Himmetoğlu Ovasıdır.

Akarsular: Bolu’da en önemli akarsular Büyüksu, Mengen Çayı, Aladağ Çayı, Mudurnu Çayı , Göynük Suyu, Çatak Suyu ve Gerede Çayıdır.

Göller : Yörede morfolojik yapının karmaşıklığı, akarsu sayısının çokluğu, yükselti farklılıkları ve eğimin fazlalığı gibi faktörler çok sayıda gölün oluşmasına neden olmuştur. Havzaların ve çanakların yüzölçümlerinin küçüklüğü göllerin de küçük alanlı olması sonucunu doğurmuştur. Abant Gölü, Yeniçağa, Çubuk, Sünnet, Yedigöller, Karagöl, Sülüklügöl, Karamurat en önemli göllerdir.

İklim: Bolu genellikle Batı Karadeniz ve Karadeniz iklim tiplerinin içinde yer almaktadır. Bunun yanında güneybatı bölümlerinde Marmara ve İç Anadolu iklim tipleri de görülmektedir. Son 52 yıllık verilere göre ortalama günlük güneşlenme süresi 5 saat 49 dakika, yıllık yağış 536 mm. yıllık ortalama yağışlı gün sayısı ise 137 gündür.

Bitki Örtüsü: Bolu’da hakim bitki örtüsü ormanlardır. İl topraklarının %55’i ormanlarla kaplıdır. Karadere, Seben ve Aladağ Ormanları yurdumuzun en zengin ormanlarıdır. Hakim ağaç türleri kayın, gürgen, ıhlamur, dişbudak, meşe, kızılağaç, karaağaç, kavak, köknar ve sarıçamdır.

Ulaşım : Ankara–İstanbul karayolu üzerinde bulunan Bolu’ya sadece kara yolu ile ulaşım sağlanabilmektedir.

Tarihçe :M.Ö. 1200’lü yıllarda bütün Hitit toprakları gibi Bolu da Friglerin elindeydi. M.Ö. 6. asırda Persler bölgeye hakim oldular. M.Ö. 336’da Büyük İskender Persleri yenerek Anadolu’nun bir çok yeri gibi Bolu’yu da ele geçirdi. Büyük İskender’in ölümü üzerine Makedonya yıkılınca Bolu bölgesinde Bitinya Krallığı kuruldu. Yazılı belgeler, o dönemlerden kalan arkeolojik eserler ve tarih kaynaklarına göre, Trak göçleri sonunda Sakarya ve Filyos Nehrinin yayı içine yerleşen halk “Bithyn” ismi ile anılıyordu. Bu yüzden Bolu’nun da içinde bulunduğu Kuzeybatı Anadolu’ya “Bithynia” denilmiştir. Bithynler tarafından Salonia Campus denilen Bolu Ovası ve çevresinin adı Romalılar tarafından “Claudio Polis” olarak değiştirilmiştir. Bolu isminin de “Polis”ten geldiği sanılmaktadır. Üç tepe üzerinde kurulmuş olan şehir içte ve dışta surlara sahipti. Şehrin kuzeyinde Halı Hisarı bölgesinde bu surların kalıntıları görülebilmektedir. 1071 Malazgirt zaferinden sonra batıya yayılan Türkmenler 3 yıl sonra Bolu’ya yerleştiler. Selçuklu Devleti’nin komutanları Artuk, Tutuk, Danişmend, Karateki ve Saltuk Beyler Süleyman Şah’ın emrinde İstanbul sınırına dayandılar. Bu akınlar sırasında Bolu, Horasanlı Aslahaddin tarafından fethedilmiştir.

Karadeniz UZUNGÖL
00:00:49
karadeniztiwi
15 Views · 10 months ago

KaradenizTiwi
Uzungöl Tarihi


Trabzon’un merkezinden 99 kilometre uzaklıkta olan Uzungöl, Türkiye’nin doğa harikası olabilecek yerlerinden biridir. Yerli ve yabancı turistlerin ilgisini her geçen gün daha fazla çeken Uzungöl, 1100 metrelik bir rakıma sahiptir. Uzungöl, Kaçkar Dağları ile Soğanlı Dağları’nın birleştiği alanda yer almaktadır. Trabzon ilinin turistik cenneti olarak görülen Uzungöl, yemyeşil bitki örtüsüne sahip bir yayla köyüdür.

Trabzon Pontus İmparatorluğu’nun kuruluşu günümüzden 2250 yıl öncesine dayanmaktadır. Konu Uzungöl olunca Of tarihinden de kısaca bahsetmemiz gerekmektedir. Bunun nedeni ise Uzungöl’ün 1948 yılına kadar Of ilçesine bağlı bir köy olmasıdır. Trabzon’da meydana gelen her bir değişimden Of ve Çaykara’da etkilenmiştir. Günümüzde ise Uzungöl Trabzon’un Çaykara ilçesinin sınırları içerisinde yer almaktadır.

Asıl adı Saraho olan Uzungöl’ün Osmanlı kayıtları başbakanlık arşivinde yer alan 991 tarihli tahrir defterinde, 12 hane yer almakta ve Müslüman nüfusun olmadığı anlaşılmaktadır (miladı 1586). Kurulduğu yer ise günümüzdeki yer değildir. Tsıran Dağı meziresi ile Haldızen, Yente üçgeninde bulunan eski adı Saraho olan yerin aşağısında harabeler ve evlerin duvar kalıntılarının bulunduğu alandır. Harabeler ve evlerin temel taşları ise günümüze kadar gelebilmişlerdir. 991 tarihli tahrir defterinde ise Uzungöl’ün adı Karye-i Saraho olarak geçmektedir.

Tsiran Dağı: Uzungöl ’de bir mezire
Saraho: Uzungöl’ün eski adı
Haldızen: Uzungöl’e bağlı bir köy
Yente: Uzungöl’e bağlı bir köy
Uzungöl resmi kayıtlara 1586 yıllarına denk gelmektedir. Fakat kuruluş tarihinin de 1586 yılından daha eski olduğunu dile getirebiliriz. Bu yüzden ilk kurulduğu yer resmi kayıtlarda yer almamaktadır. O yüzden de bugün yer aldığı yerleşim düzenine taşındıktan sonra kayıt altına alınmaya başlanmıştır. Ayrıca Saraho’da bulunan harabelere bakıldığında Saraho’nun da bu tarihlerde kurulduğunu söyleyebiliriz. Küçük bir köy olduğundan dolayı ulaşımın da biraz zor olduğunu düşünebiliriz. İşte bu yüzden de Uzungöl’ün tarihi çok eski yıllara dayanmaktadır. Çünkü buradan göç eden topluluklar veya insanlar Uzungöl’e yerleşince resmi kayıt altına alınmaktadır. Bu tarihlerde de nüfus hareketliliğine bakıldığında da Müslüman nüfusun buralarda yerleştiğini görebiliriz. 961 tarihli başbakanlık tahrir defterinde komşu köy olan Yente’de Müslüman hane 17 ile sınırlıyken 991 tarihli tahrir defterinde ise 128 hanedir. 30 yıl gibi kısa bir sürede bu kadar Müslüman nüfusun buraya yerleşmesi biraz şüphe uyandırabilir. Bu durum içerisinde çevre köyleri de baz aldığımızda biraz daha açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Yoğun nüfusu barındıracak bir tarım alanının olmayışı da insanlar arasında toprak ve arazi anlaşmazlıklarını beraberinde getirmiştir. Yente ve çevre köylerle de başlayan arazi anlaşmazlıkları günümüze kadar gelmiş ve yargı ile intikal etmişlerdir. Bu gibi durumlar geçmiş dönemlerde de görülmekteydi. Bunun en iyi kanıtı ise fermanlardır. Of ile ilgili fermanları tarihte görebiliriz. Bu ferman da Lale Devri’ne denk gelmektedir. Dönemin padişahı olan III. Sultan Ahmet sarayda zevk ve sefa içerisinde olduğundan memlekette olan bitenlerden de haberi olmamıştır. Eşkıya ve fırsatçı işbirlikçiler tüm Anadolu’da olduğu gibi Of ve Çaykara yöresinde diledikleri gibi hareket etmişlerdir. Devlete baş kaldıracak seviye gelmiş ve halka zulmetmeye devam etmişlerdir. Of ilçesinde 500’e yakın fermanın uygulanması da zulmün açık bir kanıtı diyebiliriz. Bu durum Müslüman olmayan köyleri de etkilemiş bazıları başka yerlere göç etmiş bazıları da vergi adaletsizliğinden şikayetçi olarak kayıt dışı kalmaya çalışmıştır. Bu durum da cezasız kalmamış Hicri 1122 yılında Miladi 1716 tarihinde Of ve Çaykara’nın aşağısındaki köyler padişah fermanıyla sürgün edilmişlerdir.